| Çal Dağı Nikel Madeni ve Gediz Ovası'nın Geleceği |
|
|
|
| Engin OK tarafından yazıldı. | |||
|
ÇAL DAĞI NİKEL MADENİ VE GEDİZ OVASI’NIN GELECEĞİ
NİKEL: Yer kabuğunun belli başlı elementlerinden olan nikel doğada çoğunlukla demirle birlikte olmak üzere sülfürler, arsenürler ve silikatlar şeklinde bulunur. Önemli nikel mineralleri arasında nikelin kloantit , pendlandit , millerit annabergit garnierit yer almaktadır. İşletilebilir limit tenörler lateritik yataklar için %1 Ni, sülfit yataklar için %0,2-0,3 Ni dir. Co/Ni oranlarının 1/30 olması durumunda aynı yataktan kobalt üretimi de yapılabilmektedir.
KULLANIM ALANLARI: Arı ya da düşük alaşımlı nikel pek çok kimyasal etkene karşı iyi bir direnç gösterir. Parlaklığının atmosfer korozyonu altında da yitirmemesi nedeniyle geniş ölçüde tüketilir. Nikel cevheri, başlıca paslanmaz ve alaşım çeliği üretiminde, demirsiz alaşımlarda, elektro kaplamada kullanılır. Nikelin uç ürünleri ise uçak, gemi ve kara taşıtlarının korozyona maruz parçalarının üretiminde, kimya sanayinde, elektrikli aletlerde, petrol sanayinde ve mutfak aletleri yapımında kullanılır. Çelik parçaların, bakır ve alüminyum alaşımlarının elektrolitik olarak kaplanmasında ve nikel kadminyum pillerin üretiminde kullanılır. Nikel alternatifi olmayan stratejik bir hammaddedir.Artan talebe bağlı olarak son 3 yıl içerisinde fiyatı üç kat artmıştır. Hurdadan nikel kazanımı yapılabilmektedir. ABD’de 2001 yılında bu bu şekilde 75 000 ton nikel kazanıldığı ve bunun 2001 yılında ABD’de tüketilen nikelin %45’ini oluşturduğu görülmektedir.
TÜRKİYE’DE NİKEL CEVHERİ Ülkemizde rezerv açısından ekonomik olarak nitelendirilebilecek tek nikel yatağı Manisa-Çaldağ’ında bulunmaktadır. Bu yatak yurdumuzdaki en önemli nikel yatağıdır. Yataklar lâteritik kabuklar halindedir yaklaşık 40–50 milyon ton (tahmini) rezerve sahiptir. Ülkemizde 10 kadar nikel yatağı bulunmaktadır, bunların bazıları: Çaldağ (Turgutlu – Manisa) Yunusemre-Mihalıçcık (Eskisehir), Muratdağı (Kütahya), Güneş (Divriği, Sivas), Pancarlı(Tatvan) Yapköy(Bursa) Mudurnu-Akçaalan(Bursa) Yörelerinde bulunmaktadır.
Ülkemizin 1500–2000 ton/yıl düzeyinde olan nikel ihtiyacı nikel ürünleri ithalatı yoluyla karşılanmaktadır. İthalat karşılığı 15–20 milyon$/yıl döviz ödenmektedir.
Dünya Nikel Rezervleri Üretim ve Tüketim Miktarları: %1 veya daha fazla nikel tenörüne sahip nikel yataklarının en az 130 milyon ton nikel içerdiği bilinmektedir. Bunun %60 kadarı lateritik yataklarda, %40 kadarı da sülfitli yataklardadır. Ayrıca okyanus tabanlarında, özellikle de pasifik okyanusunda, geniş alanlar kaplayan manganez kabuk ve nodüllerinde yaygın nikel kaynaklarının varlığı bilinmektedir.
Dünya nikel rezervlerinin toplamı (metal İçeriği) 62 milyon ton, baz rezervleri toplamı 140 milyon tondur. Rusya, Avustralya, Kanada, Yeni Kaledonya, Endonezya Dünya nikel rezervlerinin %70’ine sahiptirler. Bu ülkeler, 2000–2003 yıllarında Dünya toplam nikel üretiminin %70’e yakınını karşılamışlardır.
GEDİZ OVASI VE ÇAL DAĞI NİKEL MADENİ Ülkemizde rezerv açısından ekonomik olarak nitelendirilebilecek tek nikel yatağı Manisa-Çaldağ’da bulunmaktadır. Bu yatak yurdumuzdaki en önemli nikel yatağıdır. Yataklar lâteritik kabuklar halindedir.
Manisa-Turgutlu-Çal dağ nikel madeninin işletme hakları 2002 yılında İngiliz Şirketi Bosphorus Nickel Madencilik Ticaret Aş. Tarafından elde edilmiştir. 2003 yılından itibaren Bosphorus Nickel Madencilik Ticaret A.Ş.unvanı ile çalışmalarını yürüten şirket daha sonra adını Sardes Nikel Madencilik A.Ş.olarak değiştirmiştir.
Firma 4000 ton ve 9000 ton’luk yığınlarda deneme üretimi yapmış, tam ölçekli çalışmalara 15.000 tonluk yığınlarla yakın dönemde geçmeyi planlamaktadır. ÇED Raporu’na göre: İşletmede %1,28 Nikel ve %0,07 Kobalt kapsayan 36 milyon ton cevher çıkarılıp işleneceği belirtilmekte ise de, bu değerin son bulgularla 45 milyon tona yükseldiği vurgulanmaktadır. Madenin ekonomik ömrünün 16 yıl olacağı öngörülmektedir.
İşletmede üretim için kullanılacak yöntem ‘Sülfürik asit liçi’ (basınçlı asit liçi-BAL) Yöntemidir. Bilim adamları asit liçi yöntemini özellikle üçüncü dünya ülkelerinde bakır üretiminde kullanılan bir metod olarak belirtip, çevresel felaketlere yol açtığını vurgulamaktadırlar. Şirket açıklamalarına göre Çal dağı işletmesi bu yöntemi Nikel üretiminde uygulamak için bir takım çalışmalar yürütmüş ve başarılı olmuştur. Bu yöntemde( asit liçi) yapılan işlem cevheri küçük parçalara kırarak büyük cevher yığınları oluşturmak ve bu yığınların içinden asit geçirip cevheri çözerek cevher bakımından zengin bir çözelti oluşturmaktır. Daha sonra yapılan işlem bu çözeltide bulunan cevheri geri kazanmaktır. Asit liçinde işlem açık alanda yapılmakta olup cevher yığınlarının altına sadece polietilen örtü serilerek yığınların geçirimsizliği arttırılmaktadır. Asit liçinden geçirilen cevher çözelti halinde tanklara alınarak, çeşitli kimyasal süreçler sonucunda NiCoOH olarak çöktürülmektedir.
Farklı kaynaklarda özellikle Çal Dağı modelinde olduğu gibi sülfürik asit liçi uygulamasının nedeni olarak, basit bir süreç olması ve konvansiyonel nikel üretim metotlarına göre ¼ oranında ucuz olması olarak açıklanmaktadır. Aynı kaynaklarda bu yöntemin düşük maliyetine rağmen önemli çevresel sorunlara yol açacağı belirtilmektedir. Bu yöntemin uygulandığı tesislerin bulunduğu ülkelerde geride milyonlarca ton sülfürik asit içeren atık madde ile tamamen kirletilmiş bir doğa ve tüketilmiş kaynaklar sonucunda çevre felaketleri ortaya çıkmıştır.
Tesiste Kullanılacak Kimyasallar: Yılda: 1.000.000 ton H2SO4 46000 ton soda külü 51000 ton sönmemiş kireç 17 ton köpürtücü kimyasal 15.000 ton vanadyum pentoksit katalizör olacaktır. ÇED Raporu’na göre, tesiste kullanılacak kimyasallar: Kalsiyum Karbonat Hydrazinium Hydroxide Magnafloc LT27 Nalco Optimer Plus Tri Sodium Phosphate Dodecahydrate Sodium Carbonate Anhydrous Sönmemiş Kireç Calcium Hydroxide Vanadium (V) Oxide
İşletmede cevherin metal içeriğini alabilmek için sülfürik asit kullanılacaktır. İhtiyaç duyulacak asidin karşılanması amacıyla yurtdışından kükürt getirilerek burada kurulacak bir fabrikada asit üretilecektir. Asit fabrikasından açığa çıkan ısının kullanılmasıyla 30 MW elektrik elde edilip işletme ihtiyacı karşılandıktan sonra bunun satılacağı iddia edilmektedir. Çeşitli kaynaklarda toplam yatırım ve işletme giderinin 1–1,5 milyar dolar olacağı buna karşılık 25 milyar dolarlık metal elde edileceği vurgulanmaktadır.
Maden işletmesinin bulunduğu Turgutlu’da toprak çok yönlü bir zenginlik kaynağıdır.Turgutlu İlçesinin % 54'ünde tarım yapılmaktadır. Toplam tarım alanı miktarı 269.760 dekardır. Sulanabilir tarım arazisi 234.530 dekar civarındadır.İlçede, Gediz Havzasının verimli topraklarının bulunması ve Akdeniz İkliminin olumlu etkileri sayesinde polikültür tarım yapılmaktadır. Başta çekirdeksiz üzüm, pamuk, tütün, domates, buğday, kiraz, şeftali, erik ve zeytin ziraati yapılan başlıca ürünlerdir. Üretilen çekirdeksiz üzümün % 85'i kurutulmakta, % 15'i ise taze olarak tüketilmektedir.
Tarım arazilerinin: 48.800 dekarı hububat, 43.000 dekarı Endüstri Bitkileri, 1.650 dekarı Yem Bitkileri, 81.100 dekarı Bağ (77.000 dekar Çekirdeksiz, 4.100 dekar Çekirdekli), 13.015 dekarı Meyvelik, 7.060 dekarı zeytinlik, 800 dekarı bakliyat, 51.504 dekarı da sebze Olmak üzere 247.329 dekar ekili ve dikili alan bulunmaktadır.Sofralık üzüm üretimi önem kazandığından yayla bağcılığı gelişmektedir. Turgutlu, özellikle sultaniye çekirdeksiz üzümü ile ünlüdür 81.100 dekar bağ alanı ile Gediz Havzası’nda 3. verim yönünden ise 6. sırada yer almaktadır. Sonuç olarak söz konusu alan Dünya’nın en önemli 7 tarım havzasından birini meydana getirmektedir. Konuyla İlgili Olarak Yapılan Çeşitli Açıklamalar
Yrd. Doç. Dr. Görkem AKINCI (Ege Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi): Demir, nikel ve kobalt gibi ağır metallerin rüzgârla yayılarak, Gediz Ovası’ndaki tarım arazilerini tehdit edebileceğini belirterek, "Burada kabul edilebilir sınırın ötesinde bir risk söz konusu. Yine, liç yığınlarının altındaki izolasyonun sürekli en sıkı takibi yapılmalıdır. Aksi halde yeraltına sızıntı olabilir. Buradaki en önemli husus denetimlerin çok sık ve etkin şekilde yapılmasıdır"
Hasan NAMAK (Gediz Havzası Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma Çevre ve Kalkınma Vakfı (GEMA) Üyesi: İngilizler, madencilik faaliyeti ile 1,2 milyar doları Türkiye’de bırakacak, 20 milyar doları alıp götürecekler. Bunun karşılığında, dünyanın en değerli ovalarından biri olan Gediz Ovası’nı yok edecekler.
Hasan ÖREN (CHP Manisa Milletvekili): Dünyanın hiçbir yerinde sülfürik asit liç yöntemiyle Turgutlu'dakine benzer bir proje uygulanmamaktadır. Dünyanın en geri ülkelerinde bile bu tip bir nikel işletmeye şimdiye kadar izin verilmemişken, neden ilk defa Turgutlu'da böyle bir proje gerçekleştirilmek isteniyor? Bu proje için Turgutlu Çaldağı'nın seçilmesinin nedeni sülfürik asit liçinde yatıyor. Basit bir uygulama ve şirket için çok ucuza gelecek bir yatırım olması nedenine dayanıyor. Ancak, elde ettiğimiz yeni bilgiler, bunun sonucunda karşı karşıya kaldığımız felaketin sanılandan vahim olduğunu gösteriyor. Eğer bu tip bir nikel işletme engellenemezse, tüm Gediz Havzası'nı bekleyen çevre felaketinin yanı sıra, insanlarımızı bekleyen kanser tehdidi için de davetiye çıkarılacak. Ulaştığımız bilgi ve elde ettiğimiz belgeler, Turgutlu'nun durumunun Bergama'dan da daha vahim olduğunu ortaya koyuyor. Çünkü siyanür bir süre sonra etkisini kaybedebiliyor ama nikel ve nikel bileşimlerinin doğadaki varlığı ve zararlı etkileri yüzyıllar sürebiliyor. Nikel tozları ve nikel bileşimlerinin toksit ve kanserojen etkisi nedeniyle, bir bebek daha anne karnındayken bile etkilenerek, kanser ve diğer sağlık sorunlarına maruz, kalabiliyor. (Egeli Haber Gazetesi 1–8 EYLÜL 2007)
Serhat ORHAN (Turgutlu Belediye Başkanı): Sardes Nikel Madenciliğin çeşitli sosyal sorumluluk projeleri ile "belediyeye maddi yardım yaptığı" iddialarına Turgutlu Güç birliği Platformu toplantısında yanıt veren Belediye Başkanı Serhat Orhan, bugüne kadar madenden belediye adına alınmış maddi ve manevi destek olmadığım söyledi. Orhan, "Kesinlikle verme-alma algılaması içinde değiliz. Orman kesilmeyecek, sülfürik asit toprağımızı, havamızı, suyumuzu kirletmeyecek. Gelen eleştirileri de dikkate alarak Turgutlu'nun istediği olacak" dedi.(Egeli Haber Gazetesi 1–8 EYLÜL 2007) Turgutlu Güç Birliği Platformu: Turgutlu Belediye Başkanı Serhat ORHAN başkanlığında CHP Eski Milletvekili Hasan ÖREN, Eski Belediye Başkanı Arif PEKTAŞ, oda başkanları, Tema Vakfı üyeleri, muhtarlar, bazı siyasi parti temsilcilerinin yanı sıra belediye şehir meclis üyeleri ve vatandaşların katılımıyla yapılan toplantı sonunda hazırlanan bildiri yeni Çevre ve Orman Bakanı Veysel EROĞLU’na gönderildi.
Gönderilen Mektup: "Turgutlu'muzun İzmir K 19 CI ve İzmir Kİ 9 C4 üzerinde Çaldağı Mevkii'nde bulunan Sardes Nikel Madencilik şirketi, nikel madeni deneme üretimi faaliyeti göstermektedir. Nikel madeni sülfürik asit liçiile üretilmektedir. Bir ton nikel madeni üretebilmek için 700 kg sülfürik asit kullanımına ihtiyaç vardır. Söz konusu bölgede sülfürik asit fabrikası kurma çalışmalarına başlandığını ve maden alanına yakın orman arazisinde 2400 dönümlük içerisinde 30 -35 yaşında 287 bin çam ağacının bulunduğu ormanlık alanın maden alanına dâhil edilme talebini öğrenmiş bulunmaktayız. Türkiye'mizde bulunan üç büyük tarım havzalarından birinci sınıf tarım arazilerine sahip olan Gediz Havzamızda 287 bin çam ağacının kesilerek sülfürik asit fabrikası kurulması, küresel ısınmanın ülkemizde meydana getirmekte olduğu sorunları bölgemizde de daha fazla bir şekilde meydana getireceği zararlar kaçınılmazdır. Kurulacak sülfürik asit fabrikası ile doğanın dengesinin tamamen bozulacağı ve asit fabrikası ile üç alanında yılda 5 milyon metreküp su kullanılacağı, bu su kullanımı da tarım arazilerimizde zaten yetersiz olan su kaynaklarımızı tamamen kurutacağı da malumlarınızdır. Bunun yanı şıra 5–10 yıl içerisinde meydana gelecek olan asit yağmurları ile bölgedeki tarım arazilerinin olumsuz yönde etkilenerek insan ve çevresağlığı açısından tehlike arz edeceğinden gerekli önlemlerin alınmasınıbilgi ve takdirlerinize saygıyla arz ederiz." (Egeli Haber Gazetesi 1–8 EYLÜL 2007)
Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP): Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) tarafından yaptığı yazılı açıklamada, madenin bir an önce kapatılmasını islendi. Sardes Madencilik'in sülfürik asit kullanarak, 460 bin 800 ton saf nikel ve 25 bin 200 ton saf kobalt elde edip bunu yurtdışına götüreceği belirtildi. Bu işlemin kullanılmasının sülfürik asidin ucuz olmasından kaynaklandığının belirtildi. Dağın eteklerine sülfürik asit fabrikası kurulması için Çinli firmalarla anlaşıldığı savunulan açıklamada, şöyle denildi; "Bu asit fabrikasında günde 3 bin, bir yılda bir milyon ton. 15 yılda 15 milyon ton kükürt yakılacak. Bu işlemler sonucu üretilen sülfürik asit suda seyreltilip açık havada 30 milimetreden küçük öğütülmüş cevher yığınlarına plastik damlama hortumları ile bir buçuk yıl boyunca devamlı olarak, her bir ton cevhere 400 kilogram asit damlatılacak. İşletme de yılda 20 bin 400 ton, işletme süresince de toplam 306 bin ton zenginleştirilmiş nikel çamuru elde edip yurtdışına gönderecek. Bu metal çamurunun içinde bir gram bile kükürt bulunmayacak. Demek ki, yakılarak asit haline getirilmiş yaklaşık 15 milyon ton kükürdün tamamı, Çal Dağı'nda maden atığı olan toprakla bırakılacaktır." Madenin işletilmesi halinde başka bölgede yetişmeyen 20 bitki türünün ortadan kalkacağı, 287 bin ağaçtan oluşan orman alanının yok edileceği belirtilerek, madenin derhal kapatılması gerektiği ifade edildi. (Egeli Haber Gazetesi 1–8 EYLÜL 2007)
Mehmet ÜSTÜNKAYA: (Turgutlu Toplumsal Dayanışma ve Kültür Merkezi Derneği Yönetim Kurulu üyesi) Madenlerin bu ülkenin öz kaynaklarıdır. Madenlerin yenilenen kaynaklar değil. Bir madeni bir yerden çıkarıp götürdüğünüzde artık oradan yeniden madeni elde etme şansınız yok. Madenler aslında bu ülkenin, bu halkın malıdır. Dolayısı ile halka ait olan öz kaynakları, bu ülkenin kaynaklarını halka dahi sormadan birilerine peşkeş çekmek amacıyla böyle bir yapılanmayı doğru bulmuyoruz. Her ne kadar bazı şeyler yasalara uygun olsa da ama maden konusunu bunlardan ayırmak gerek. Ne götürdüğüne bakmak lazım. Madenin halka şirin görünmek için, fidan dikip, okullara yardımda bulunduğunu belirterek, "Biz bu bölgede, bu ülkede yaşayan insanlarız. Bu topraklarda büyüdük, buranı suyunu içtik, buranın ekmeğini yedik, Şimdi bir İngiliz firması geliyor, buradaki kaynakları bir şekilde tüketiyor. Yani İngiliz eğer buruya ağaç dikiyorsa, sosyal anlamda faaliyetlerde bulunmaya çalışıyorsa bunları karakaşımız, kara gözü müz, için yapmıyor. Bu bir aldatmaca. Bunun altında uluslararası bir sömürü var. Yeraltı kaynakları halkın malıdır. Halkımızın da bu konuda duyarlı olmasını istiyoruz. Duruşumuz net, açık, "geldikleri gibi gidecekler" diyoruz ve onlar gidinceye kadar bu mücadelemiz sürecek Turgutlu Kurtuluş Şenliklerinde 5 bin bildiri dağıtacağız.(Egeli Haber Gazetesi 1–8 EYLÜL 2007)
Yılmaz ORCAN (Turgutlu Ticaret Odası Başkanı): "Nikel madeni nedeni ile kurulan Turgutlu Güç birliği Platformu'nda; ilçemiz belediye başkanı, belde belediye başkanları, il genel meclisi üyeleri, belediye meclisi üyeleri, bütün siyasi partilerin ilçe başkanları, mahalle muhtarları, köy muhtarları, sivil toplum örgütleri temsilcileri yer alıyor. Platform, madene karşı bir platform değil, madenin çıkarılış şekline karşı oluşturulmuş bir platform. Madenin işlenişi, asit fabrikasının kurulacak olması, bu fabrikada kullanılacak kükürdün kimyasal etkileri ile çevre ve insan sağlığı açısından olumsuzluklar yaşanacağı bilgisiyle harekete geçtik. Madenin işlenişiyle ilgili teknik konularda önceleri hiç bir bilgimiz yoktu. Yaptığımız araştırmalarda ve bu işin uzmanlarından aldığımız bilgiler doğrultusunda, sülfürik asitle liç metodunun dünyada ilk kez nikelde ve burada uygulandığını, bunun da çevre ve insan sağlığında kalıtsal zararlara meydan gelebileceğini öğrendik. Biz de madendeki arkadaşlara, madene karşı olmadığımızı ancak bu madenin çıkarılış şekline karşı olduğumuzu söyledik, "Ya daha pahalı olan kapalı sistemi kurun, ya sadece nikeli ayrıştırmadan ham madde olarak götürün ya da alternatif arayışlara girin" dedik. Çevre ve insan sağlığını tehdit eden bu ucuz yöntemin terk edilmesini istedik. Şöyle bir teklifimiz oldu; "Bu madenin çıkarılışında çevre ve insan sağlığına zarar verilmeyeceğine dair, bizi ikna edin. Biz de size tehlikeli olacağını söyleyen akademisyenlerimizi getirelim, sizin projeyi yürütenlerle onları tartıştıralım. Ve kim kimi ikna ederse, bir taraf vazgeçsin" dedik. Ancak maden bizim bu teklifimize olumlu bakıyormuş gibi görünmesine rağmen, bununla ilgili girişimde bulunmadı" (Egeli Haber Gazetesi 1–8 EYLÜL 2007)
Mehmet ORHAN (Üretici): "Tesise en yakın olan Çampınar Köyü'ndenim. Önceleri maden ve yapılacaklarla ilgili hiçbir bilgimiz yoktu. ÇED raporunun ne olduğunu bilmiyorduk, sonradan öğrendik. ÇED raporunun hazırlanması sırasında halkı bilgilendirme toplantısına katıldım. Orada yapılan açıklamalar tatmin edici değildi. "Büyük tesis" diyorlar, biz buranın neresi olacağını bilmiyoruz. Oradaki binlerce çam ağacının da kesileceğini söylemediler. Toplantıda, "Madenin çevreye zarar verip vermediğini kim denetleyecek?" diye sordum. "Çevre Bakanlığı Çevre İl Müdürlüğü denetleyecek" dediler. Turgutlu'da kum ocaklarından çok çektik ve onların da nasıl denetimlere tabi tutulduğunu gördük. Sağlığımızın parayla satın alınmasını istemiyoruz. Ayrıca, madenin olduğu yerde şirket tarafından yapılan çalışmalar sonucu çıkan pasa atıkları, iki yıl önce yağan bir yağmur sonrası depo alanından Yılanlı Deresi'ne doğru aktı. Köye bir damla yağmur düşmemesine rağmen, köyü çamur bastı. Yağmur 20 dakikadan fazla sürseydi felaket olacaktı. DSİ’ye dilekçe verdim, gelip rapor tuttular. Dere yataklarına yerleşim yapılmış. Gediz ıslah edilmeden oradan bir kepçe toprak alınması, çok büyük tehlikedir, suçtur. Bununla ilgili maden hangi önlemi almış? (Egeli Haber Gazetesi 1–8 EYLÜL 2007)
İşletmenin ihtiyaç duyduğu su ihtiyacının bir bölümünün Gediz’den diğer bölümünün ise yer altı sularından karşılanacağına dönük raporlar, mevcut kuraklık göz önüne alındığında gerçekçi bulunmamaktadır. Bu durumda yoğun olarak yer altı sularının kullanılacağı düşünülmektedir. Mevcut durumda ovada bulunan yer altı su seviyesinin büyük oranda düştüğü dile getirilerek, tuzlu su oranının artarak çoraklaşmaya neden olabileceği endişeleri dile getirilmektedir.
Üretimde yılda 4.200.000 m3 su kullanılacağı hesaplanmaktadır. Bunun 2.000.000 m3'ü asit fabrikasında kullanılacaktır. Sonuç olarak sürekli biçimde 135 lt/sn su tüketilecek ve bu su Gediz'den karşılanacaktır.
Ancak mevcut durumda Gediz’in bunu karşılaması mümkün görülmemektedir. ÇED Raporu ekindeki DSİ yazısında yazın Gediz'den su verilemeyeceği belirtiliyor. Hidroloji Raporu'nda da olağan bir yılda dört ay boyunca Gediz'den su çekilemeyeceği vurgulanmaktadır. Kurak dönemlerde bu sürenin daha da uzun olacağı ortaya çıkmaktadır. Bu durumda işletmenin çalışabilmesi için 4 ay süre ile yeraltı suyundan 135 lt/sn su çekmesi gerekmektedir. Sonuç olarak bu durumun çevrede sulama ve köy kullanımları için yararlanılan kuyu ve Akiferlere büyük oranda olumsuz etkiler yapacağı kuyuları verimsizleştirip kurutacağı düşünülmektedir. Öte yandan maden işletmesinin kurulduğu alan ormanlarla kaplı durumdadır. Bu ağaçların Turgutlu İklimi üzerinde özellikle yağış oranları üzerinde çok etkili olduğu bilinmektedir. İşletmenin tam olarak faaliyete geçmesi ile birlikte büyük oranda ağaç kesiminin söz konusu olacağı ( 220.000–287.000 arası ağaç) bizzat şirket tarafından açıklanmaktadır.
Şirketin Çal Dağı’ndaki ağaçlar için, "Her türlü izni aldık. Buna kimse engel olamaz. Şu an, madeni çıkarıp zenginleştirmeden hammadde olarak, alıp götürebiliriz. Hatta şu an bile, bir miktar hammaddeyi alıp satıyoruz" "Bakanlıktan izin aldık, keseceğiz" açıklaması eski Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe tarafından sert biçimde yalanlanması ve "Tek bir ağaca bile dokundurmam" açıklaması kafaların daha da karışmasına sebep olmuştur.
İşletmenin kamuoyunu bilgilendirmesine dönük istekler yeterli biçimde cevaplanamadığı gibi yapılan bazı girişimler kamuoyundaki mevcut kaygıları arttırmaktadır. İşletmeye dönük olarak Turgutlu kamuoyunda oluşan temel kaygı tesisin çevresel sonuçlarının bu önemli alanı tahrip edeceği, insan ve diğer canlı yaşamının geri dönülemez zararlara uğrayacağı hususunda yoğunlaşmaktadır. Bu endişelerin artması sonucunda Turgutlu kamuoyu ‘’Turgutlu Güç Birliği Platformu’’ adı altında örgütlenmiştir. Platformun birçok defa şirketin kamuoyunu bilgilendirmesi gerektiği ve yapılacak tartışmaların bağımsız bilim adamlarının katılımı ile yapılması gerektiği yönündeki çağrıları bu güne kadar cevapsız kalmıştır.
Konuya ilişkin olarak Turgutlu Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından yapılan çeşitli çalışmalarda kamuoyu tarafından takdir ve ilgiyle izlenmektedir. Kalkınmış bir ülke olmanın en önemli noktalarından biride en ufak noktasına kadar mevcut yerüstü ve yer altı kaynaklarının tespit edilerek ekonomiye kazandırılmasıdır. Ancak diğer tüm ekonomik faaliyetlerde olduğu gibi madencilik sektöründe de çevreye duyarlı, yaşam alanlarını daraltmayan yöntemlerin izlenmesi her şeyden önce hukuksal bir zorunluluktur. Ekonominin temel prensibi kar ve zarar esasına dayanabilir, ancak unutulmamalıdır ki hayat yaşanılabilir bir çevre içerisinde sürdürülebilir. İnsan ve diğer tüm canlılar için temel hedef yaşanılabilir bir çevre yaratmaktır.
Ülkemizin büyük miktarda ihtiyaç duyduğu ve ithal etmek zorunda kaldığı bir maden ile en önemli tarımsal alanlarımızdan biri arasında tercih yapmak durumuna getiriliyoruz. Böylece yanlışlardan daha az yanlış olanını seçmek zorunda bırakılmak istendiğimizi düşünüyorum. Madenin ekonomik olarak işletilebilir olmasını sağlayan durumun üretim maliyetlerini ¼ oranında azaltan ‘Sülfürik asit liçi’ yönteminden kaynaklandığı görülmektedir. Üretici firmanın bu kar oranı yanında kullanılacak yöntemin çevresel sonuçları konusunda da aynı duyarlılığı gösterdiğini düşünmek şu an için çok zor görünüyor.
Çeşitli ortamlarda yetkililere sorulan bu soruların bir tarafa bırakılarak elde edilecek parasal kazancın, çevre köylere yapılacak yardımların, okullara verilecek bilgisayarların ve kesilecek ağaçların yerine yenilerinin başka alanlara dikileceği gibi cevapların verilmesi oldukça düşündürücüdür. Tekrar tekrar vurgulanması gereken temel konu, Turgutlu ve Türkiye kamuoyunun işletmenin çevresel etkileri konusunda aydınlatılmasının gerekliliğidir. Ancak bu daha önce yapıldığı gibi taraflı olduğu düşünülen ve konunun uzmanı olmayan kişilerce değil, konunun uzmanı olan bağımsız bilim insanları tarafından yapılmalıdır.
Bu çalışmalar aşağıdaki sorulara hiçbir endişeye yer bırakmayacak şekilde cevap vermelidir: 1. İşletmenin ekonomik ömrünün 16 yıl olduğu ifade edilmektedir. Bu süre sonunda oluşacak milyonlarca ton sülfürik asit içeren maden atığının, tarım arazilerinde oluşacak tahribatın ve kurulacağı iddia edilen sülfürik asit fabrikasına ait enkaz hangi yöntemlerle temizlenecektir? İşletmenin bu konuda da bulduğu yeni ve maliyeti düşük bir yöntemi var? 2.İşletme, Çal Dağını bugünkü ekolojik yapısıyla tekrar yöre insanına aldığı biçimde teslim edecek mi? 3.Bu konuları içeren teminat mektupları resmi olarak oluşturulup yetkili kurumlara verilmiş midir?
4.Çevreye zarar verilmeyeceği ısrarla ifade edilmektedir. Bölgede geçimini tarımsal faaliyetlerle sağlayan yöre insanına bunun garantisi ve samimiyetlerinin göstergesi olarak tarımsal zararları karşılama garantisi vermeyi düşünüyorlar mı? 6.Kullanılan suyu hangi şartlardan geçirerek tekrar geriye verecekler? 7.İşletmenin ÇED Raporunda vurgulanan basında projeye ilişkin olarak çıkan haberleri kontrol altında tutmak ve bunun için medya ajanslarıyla işbirliği yapılması gerektiğine ilişkin madde ne anlama gelmektedir? Bu kontrolü nasıl sağlamayı düşünüyorlar? 8.Çal Dağı’ndaki ağaçların kesilmesi konusunda, "Bakanlıktan her türlü izni aldık. Buna kimse engel olamaz " açıklamasına rağmen, eski Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe’nin bunu yalanlanması ve "Tek bir ağaca bile dokundurmam" açıklaması nasıl açıklanabilir? 9.Mevcut yatağın rezervi ne kadardır? Bu konuda neden sürekli olarak farklı rakamlar ifade edilmektedir? 10.İşletme bölgedeki yatırımlar için ne kadar para ayırmıştır? 11. Yurt dışından getirilecek olan kükürt(Asit tesisinin kapasitesi günde 3.000 ton. Bunun için yılda 330.000 ton granül kükürt kullanılacak.) burada sülfürik aside dönüştürülerek, suyla seyreltilip cevher yığınları açık havada bununla yıkanacak. Sülfürik asidin çevreye yayılmasını ve yeraltı suyuna karışmasını hangi yöntemlerle engelleyeceksiniz? Yaşanan iklim değişikliklerine bağlı olarak ortalamaların dışına çıkan rüzgâr hızı ve yönü konusundaki raporları güvenilir olarak görebilir miyiz? 12.Kullanılacak kükürtten kaynaklanan gazların atmosfer üzerinde ne gibi etkileri olacak? Olmayacaksa bunu nasıl sağlayacaklar? 13.Liçi tamamlanmış olan yığınlara tehlikeli atık işlemi yapılacak mı? 14. Liç sıvısından ne kadar sülfirik asitsisi ya da buharı çıkacak? 15.Olası durumda sülfirik asidin çevreye yayılıp yayılmadığı nasıl kontrol edilecek? Bu amaçla hangi önlemler alınmaktadır? 16.Kapanma sırasında Liç yığınını yıkamada kullanılan su ne olacak? Buharlaştırılacaksa suyla alınan asidin buharlaşıp, çevreye sis, asit buharı ve kükürt dioksit olarak yayılma riski var mı?
Engin OK Turgutlu Lisesi Coğrafya Öğretmeni
KAYNAKLAR: http://www.jmo.org.tr Enerji Bakanlığı web sitesi http://www.teknolojikarastirmalar.com Hürriyet Gazetesi-- Tarih: 4 Temmuz 2007 Yazan: Çilem Kaya Turgutlu Toplumsal Dayanışma ve Kültür Derneği Raporları Egeli Haber Gazetesi 1-8 EYLÜL 2007
|




Yorumlar