Coğrafya Konularımızdan Seçtiklerimiz

Previous Next
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 11
  • 12
  • 13
Pafta Nedir ? PAFTA NEDİR ? Belirli ölçekteki büyük harita, plan veya modeli oluşturan ayrı parçalardan her birine pafta denir. PAFTA BÖLÜMLEMESİ • Yeryüzünün tümünün ya da bir bölgesinin haritaları yapılırken, ölçeğe bağlı kalarak tüm harita bölgesinin bir paftada göstermek çoğu kez olanaksızdır. • Bu nedenle haritası yapılacak bölgenin paftalara ayrılması gerekir. • Paftalara ayırma ise rasgele değil, belli bir sisteme göre yapılır. • Böyle bir sistem pafta bölümlemesi ya da pafta indeksi olarak adlandırılır. • Pafta boyutları ölçeğe göre belirlenen sabit enlem ve boylam farkları olarak alınır. • Pafta boyutları enlem ve boylam farkı olarak küre yüzeyinde sabittir. • Harita düzleminde pafta boyutları, projeksiyon türüne göre ve yerdeki konuma bağlı olarak farklı boyutlarda olur. PAFTA BÖLÜMLEME SİSTEMLERİ • 1:1 000 000-1:250 000 arası ölçekli paftalar uluslararası sisteme göre; • 1:250 000’den daha büyük ölçekli harita takım paftaları ise ulusal sisteme göre bölümlendirilir.   UTM ve UPS Projeksiyonlarının Kullanıldığı Bölgeler Uluslararası Pafta Bölümleme Sistemi Ulusal Pafta Bölümleme Sistemi UTM (Universal Transverse Mercator) UPS (Universal Polar Stereographic) • Türkiye’de ülke nirengi ağına dayalı 1/25000 ölçekli temel haritalarda düzlem koordinatlar 6º’lik dilim genişlikli Gauss- Krüger sistemine göre üretilmiştir UTM projeksiyonunda, 180º meridyeninden başlamak üzere dünya, 6º boylam aralıklı 60 dilime ayrılmıştır. • 1 / 5.000 ölçekli Standart Topografik (ST) ve Standart Topografik Kadastral Haritalar (STK) 3º’lik dilimler halinde Gauss-Krüger sistemine göre üretilmiştir. • Türkiye 35, 36, 37, 38 zonlarda yer alır.   ULUSLARARASI PAFTA BÖLÜMLEMESİ Bölümleme • 8ºx6º boyutlu bir coğrafi grid bölgesi kuzey-güney yönünde ikiye ayrılırsa 4ºx6º boyutlarında 1:1 000 000 ölçekli pafta oluşur. • 1:1 000 000 ölçekli paftanın dörde bölünmesiyle de 2ºx3º boyutlu 1:500 000 ölçekli pafta oluşur. 1/250 000 Ölçekli Paftalar • Türkiye için, orta boylamı 27° olan birinci dilimin doğusunda ve batısındaki 1° ve 30’ (bir derece 30 dakika)’lık boyutla, her tam dereceli enlemler arasında kalan 1° (bir derece)’lik boyutlu pafta, 1/250 000 ölçekli paftadır. • 1/250 000 ölçekli paftalar, içinde bulunan en büyük il ya da ilçenin adı ile adlandırılır. 1/100 000 Ölçekli Paftalar • 1/250 000 ölçekli paftanın 1° 30’ lık kenarının üç eşit kısma, 1° ‘lik kenarının iki eşit kısma bölünmesi ile elde edilir. 1/100 000 ölçekli bir pafta, 30 dakikalık enlemler ile 30 dakikalık boylamlar arasında kalan alanı kaplar. • Türkiye, kuzeyden güneye 30 dakikalık enlemler, batıdan doğuya 30 dakikalık boylamlara ayrılarak her bir 1/100 000 ölçekli 30’ x 30’lık paftalar bir büyük harf ve rakamla numaralanır. • Numaralamada, harfler kuzeyden güneye sırası ile ve rakamlar batıdan doğuya artarak verilir. 1/50 000 Ölçekli Paftalar • Bu paftalar, 1/100 000 ölçekli paftaların dört eşit parçaya bölünmesi ile elde edilir. Her bir parçaya kuzey batıdaki paftadan başlamak ve saat ibresi yönünde devam etmek üzere a, b, c ve d harfleri verilir. Bu harfler, 1/100 000 ölçekli pafta numarasının arkasına (-) işaretinden sonra yazılarak 1/50 000 ölçekli pafta numaralanır. • 1/50 000 ölçekli bir pafta, 15’ x 15’ lık bir alanı kaplamaktadır. 1/25 000 Ölçekli Paftalar 1/25 000 ölçekli paftalar, 1/50 000 ölçekli paftanın dört eşit parçaya bölünmesi ile elde edilir. Her oluşan paftaya, 1,2,3 ve 4 rakamları sırası ile verilir. Bu rakamlar 1/50 000 ölçekli pafta numarasının hemen arkasına yazılmak suretiyle 1/25 000 ölçekli paftaların numaraları elde edilir. (M28-b3 gibi) Soru: Güney kenarının enlemi 41º, batı kenarının boylamı 27º olan 1:250 000 ölçekli bir paftanın; köşelerinin koordinatlarını bulunuz? • 1: 250 000 ölçekli paftalar 1ºx1,5º (??=1º, ??=1º30’) boyutlarında olduğundan, • Paftanın güneybatı köşesinin koordinatları: 1= 41º, 1= 27º, Paftanın güneydoğu köşesinin koordinatları: 2= 41º, 2= 28º30’’ - Paftanın kuzeydoğu köşesinin koordinatları: 3= 42º, 3= 28º30’’ - Paftanın kuzeybatı köşesinin koordinatları: 4= 42º, 4= 27º     Kaynak:cografya.gen.tr
Uluslararası Kuruluşlar ULUSLARARASI KURULUŞLAR   TÜRKİYE'NİN ÜYESİ OLDUĞU KURULUŞLAR   KURUCUSU OLDUĞU: Asya Kalkınma Bankası (ASDB) Uluslararası İmar Bankası (BIS) Karadeniz Ekonomik İşbirliği Konseyi (KEI) Gümrük İşbirliği Konseyi (CCC) Avrupa Konseyi (CE) Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı (CERN) Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Avrupa Ekonomik Konseyi (ECE) Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO) Gıda ve Tarım Teşkilatı (FAO) Ticaret ve Gümrük Tarifeleri Genel Anlaşması (GATT) Uluslararası Atom Enerji,Kurulu (IAEA) Uluslararası Ekonomik İşbirliği Bankası (IBRD) Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı (ICAO) Uluslararası Ticaret Odası (ICC) Uluslararası Serbest Ticaret Sendikaları Konfederasyonu (ICFTU) Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi (ICRM) Uluslararası Kalkınma Birliği (IDA) İslam Kalkınma Bankası (IDB) Uluslararası Enerji Kuruluşu (IEA) Uluslararası Tarım Gelişimi Fonu (IFAD) Uluslararası Finans Teşekkülü (IFC) Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu (IFRCS) Uluslararası Çalışma Teşkilatı (ILO) Uluslararası Para Fonu (IMF) Uluslararası Denizcilik Teşkilatı (IMO) Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı (INMARSAT) Uluslararası Telekomünikasyon Uydu Teşkilatı (INTELSAT) Uluslararası Polis Teşkilatı (INTERPOL) Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) Uluslararası Göçmen Teşkilatı (IOM) Uluslararası Standartlaşma Teşkilatı (ISO) Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITO) Kuzey Atlantik İşbirliği Konseyi (NACC) Kuzey Atlantik Savunma Parkı (NATO) Nükleer Enerji Kurulu (NEA) Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı (OECD) İslam Konseyi (ICO) Avrupa İşbirliği ve Güvenlik Teşkilatı (OSCE) Daimi Hakemlik Mahkemesi (PCA) Birleşmiş Milletler (BM) BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) (1964 DE Cenevre’de toplandı) BM Eğitim, Bitim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO) BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) BM Endüstri ve Gelişme Teşkilatı (UNIDO) BM Irak-Kuveyt Gözlem Misyonu (UNIKOM) BM Filistin Mültecileri Yardım Komisyonu (UNRWA) Evrensel Posta Sendikası (UPU) Batı Avrupa Konseyi (WEU) Dünya Ticaret Sendikası Federasyonu Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WPO) Dünya Meteoroloji Teşkilatı (WMO) Dünya Ticaret Teşkilatı (WTO)   KURUCUSU OLMADIĞI: Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Avrupa Güvenlik ve işbirliği Teşkilatı (AGİT) Batı Avrupa Birliği (BAB) Avrupa Ödemeler Birliği (EPU) Dünya Ekonomik Forumu (WEF) İnterpol   TÜRKİYE'NİN ÜYESİ OLMADIĞI KURULUŞLAR: Avrupa Birliği (AB) Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) Arap Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OAPEC) Kuzey Amerika Serbest Ticaret Bölgesi (NAFTA) Latin Amerika Serbest Ticaret Bölgesi (LAFTA) Gelişmiş 8 Ülke (G-8 Ülkeleri) Avrupa Serbest Mübadele Birliği (EFTA) Nordik Konseyi Arap Para Fonu (AMF)    
İklim İKLİM   KLİMATOLOJİ (İKLİM BİLİMİ): İklim elemanlarının yeryüzünde dağılışını, iklim elemanlarının oluşumunu sağlayan temel faktörleri ,iklim tiplerini ve bunların çevre ile ilişkilerini ele alarak açıklayan fiziki coğrafya dalıdır. İKLİM :Geniş bir alan içerisinde,uzun yıllar boyunca (en az 35 yıl) değişmeyen hava koşullarının genel ortalamasını ifade eder. İKLİM ELEMANLARI: Birleşerek herhangi bir yerin iklimini meydana getiren,sıcaklık, yağış, rüzgar,nem ve basınç gibi unsurlara iklim elemanı denir. İKLİM ETMENLERİ: İklim elemanını etkileyen,iklimi şekillendiren,enlem,yükselti,kara ve denizlerin dağılışı,okyanus akıntıları ve yer şekillerinin uzanışı gibi unsurlara iklim etmeni denir. HAVA DURUMU: Belirli ve dar bir alan içerisinde,etkili olan atmosfer şartlarını ifade eder. METEOROLOJİ: Jeofizik biliminin dalıdır. Yunanca’da “meteoron” kelimesinden adını almıştır ve gökyüzünde olan olaylar anlamına gelmektedir.Meteoroloji,hava olaylarının oluşumunu fizik bilimi açısından inceleyerek ,elde ettiği sonuçları sayısal veriler haline getirir.Mevcut bilgileri kullanarak,kısa süreli hava olaylarına (hava durumu) ilişkin tahminler yapar. Bu bilimle uğraşan uzmanlara meteorolog denir. HAVA KÜTLESİ: Sıcaklık ve nem miktarı açısından benzer özellikler gösteren, atmosfer parçalarına hava kütlesi denir. Geldikleri yere göre,deniz yüzeyinde oluşanlara denizel hava kütlesi,kara üzerinde oluşanlara karasal hava kütlesi denir. Hava kütleleri oluştukları yere göre, tropikal ve kutup hava kütleleri gibi isimler alırlar. CEPHE: Hava kütlelerinin karşılaştıkları alanlarda,aralarında oluşan hatta cephe denir.Karşılaşan iki hava kütlesinden, sıcak olan hava kütlesi soğuk olan hava kütlesinin üzerine doğru yükselir.Yükselme sonucunda soğuma buda bulutların,sislerin ve yağışların oluşmasına neden olur. İKLİMİN COĞRAFİ ÇEVRENİN ŞEKİLLENMESİNE VE İNSAN YAŞAMINA ETKİLERİ 1.Doğal bitki örtüsünün tür,miktar ve dağılışında temel etkendir 2.Tarım ürünlerin yetişme koşullarını belirler ve dağılış sınırlarını çizer. 3.Nüfusun dağılışında ve yerleşme alanlarının seçilmesinde temel etkenlerden biridir. 4.Ulaşım sistemlerini etkileyerek ekonomik ve sosyal yaşamda etkili olmaktadır. 5.Taşların parçalanma şeklini belirleyerek,toprak oluşumunda ve temel özelliklerinin şekillenmesinde en önemli rolü oynar. 6.Dış kuvvetlerin oluşumunu,etki süresini ve dağılışını sağlayarak yeryüzünün şekillenmesinde etkili olur 7.Çeşitli turizm kollarının oluşumunu sağlar. 8.Konut tipi ve kullanılan malzeme üzerinde belirleyici olmaktadır. 9.İnsanların psikolojik yapılarını,sosyal yaşamlarını,yemek kültürü ve giyinme biçimlerini büyük ölçüde etkiler. 10.Ekonomik faaliyet kollarının( Sanayi-Tarım-Hizmetler) dağılışında etkili olur. 11.Akarsuların rejim ve debi özelliklerini belirler. Okyanus akıntılarının oluşumunu sağlar. 12.Denizlerin tuzluluk oranında,kalıcı kar sınırı ve orman üst sınırının belirlenmesinde etkili olur.
Türkiye'de Ulaşım TÜRKİYE’DE ULAŞIM   Çeşitli ham veya işlenmiş maddelerin, insanların ve haberlerin bir yerden başka bir yere taşınmasına ulaşım( ulaştırma) denir.                     ULAŞIMIN TARİHSEL GELİŞİMİ VE ÖNEMİ   Kalkınmanın gerçekleşmesinde en önemli etken ulaşım sistemlerinin geliştirilmesidir. Ulaşım günümüzde, sadece malların bir yerden bir yere taşınması değil, bilginin, paranın ve çeşitli hizmetlerinde taşınmasını kapsayacak şekilde genişlemiştir. Ulaşım faaliyetleri şehirsel gelişim açısından büyük önem taşır herhangi bir şehrin kapladığı alanın, çoğu zaman 1/3 -1/4 arasındaki miktarını cadde, sokak yani yollar meydana getirir.   Ulaşım coğrafyası konusundaki ilk çalışmalar;   *1895 yılında ‘’Kara Ulaşımında Taşıt Araçları’’ ve ‘’1897 yılında ‘’Ulaşım Coğrafyasının Bugünkü Durumu’’adlı makaleleriyle Hettner, Ulaşım coğrafyasını ekonomik coğrafyadan ayrı bir disiplin olarak ele almıştır.   *1952 yılında yayınlanan ‘’Allgemeine Geographie Des Menschen’’adlı eserinin 3.cildini Verkehrsgeographie (Ulaşım Coğrafyası) oluşturmaktadır.   *Fransız, De la Blache tarafından 1922 yılında yayınlanan "Beşeri Coğrafyanın İlkeleri" adlı eserinin (üç bölüm) son bölümünü bu konuya ayırmıştır.   * Gustav Fochler Hauke'nin eseri, ulaşım coğraf­isinin yapı, yöntem ve çeşitli hususlarla olan ilişkisini açık bir şekil­le ortaya koymaktadır.   * Fransız coğrafyacısı Capot Rey'in (1946) eseri daha genel özellikleriyle ulaşımı ele almıştır.   * Lartilleux'nün Fransız Demiryolları. (1947)   * Mckilliam'ın Dünya Karayolları (1938)   * Van Zandt'ın Dünya Havayolları (1944)   * Fransız coğrafyacısı Clozier'in (1940) Paris'in bir garı üze­rine yaptığı çalışma.   * Hurst ‘Ulaşım coğrafyası’ (1974)   * White ve Senior ‘Ulaşım coğrafyası’ (1983)   * Owen ‘’Ulaşım ve Dünya’da Kalkınma’’ (1987)   * Hoyle ‘’Afrika’da Kalkınma ve Ulaşım’’ (1995)   * Hanson ‘’Şehir Ulaşımının Coğrafyası’’ (1996)   ULAŞIMI ETKİLEYEN FAKTÖRLER   Genel olarak olumlu etkenler:   —Önemli ticaret yolları üzerinde yer alması   —Boğazların sahip olduğu stratejik önem   —Üç tarafının denizlerle çevrili olması ve okyanuslara bağlanabilmesi.   —Gelişmiş sanayi merkezleri ve hammadde kaynakları arasındaki en güvenli geçiş   merkezinde yer alması.   Genel olarak olumsuz etkenler:   —Yer şekillerinin olumsuz etkileri(Yükselti, dağların uzanış biçimi, engebeli sahaların   fazla oluşu)   —Olumsuz iklim koşullarının etkisi(kar, buzlanma, sis)   —Yurdumuz koşullarına ve kaynaklarına uygun ulaşım sistemlerinin tercih edilmemiş olması     1.Yeryüzü Şekillerinin Etkileri:   Ülkemizde ortalama yükselti, engebeli sahaların fazla olması ve dağların uzanış yönü ulaşımı etkilemektedir. Kuzey Anadolu, Toros ve büyük oranda diğer dağlarımızın doğu-batı yönünde uzanması, kuzey-güney doğrultusunda ulaşım hizmetlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu durum kuzey-güney yönünde yapılan yol yapım maliyetlerinin artmasına neden olmaktadır. Karayolu ve demiryolu ağlarımız büyük oranda bu dağlar arasındaki çöküntü ovaları ve vadilerin içinden geçmektedir. Kuzey ve güney sıradağlarımızın büyük oranda kıyıya paralel uzanması, kıyı ile iç kesimler arasındaki bağlantıların geçitlerle sağlanmasına neden olmaktadır. Yeryüzü şekillerinin özellikleri, yurdumuzda yol yapımı ve bakımının yüksek maliyetlere çıkmasına neden olmaktadır.   2. İklim Özelliklerinin Etkileri:   Ulaşım sistemleri genellikle bulundukları yerin iklimine uyacak biçimde gelişirler. İklim değerleri aşırı koşullar meydana geldiğinde ulaşımı etkiler. Özellikle havayolu ulaşımında iklim koşullarının önemli etkileri oluşur.İç kesimler ve özellikle Doğu Anadolu Bölgesi'nde yaşanan sert karasal iklime bağlı olarak kış mevsiminde; kar yağışlarının fazla olması, karın yerde kalma süresinin uzun olması, buzlanma ve donma olaylarının fazla olmasına ve uzun süresine neden olarak ulaşım hizmetlerinin büyük oranda aksamasına neden olmaktadır. Karadeniz Bölgesi'nde sık olarak yaşanan heyelanlar, çığ ve sel olayları ulaşımı olumsuz yönde etkiler. Zaman, zaman yaşanan yoğun sisler, kara, özellikle hava ve deniz ulaşımını aksatmaktadır.   3.Beşeri Etkiler:   Ulaşım sektörü yoğun şekilde çalışan istihdam etmektedir. Bu oran ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Ulaşımın geliştirilmesi için gerekli kaynakların sağlanması, planlı bir yatırım düzeni ve bunların yürütülmesi için gereken yönetici ve teknik kadroların sağlanması gerekir.   Bir ülkedeki ulaşım yollarının sıklığı, uzunluğu ve niteliği, o ülkenin ekonomik durumunun önemli göstergelerinden biridir.   Her ulaşım sistemin kendine özgü olumlu ve olumsuz yanları vardır. Bu durum ülkenin; coğrafi özelliklerine, özel konum, yükselti, dağların uzanışı, deniz, göl, uygun akarsu, kanal vb. özelliklerin olup olmamasına, engebe, arazi kullanımı, yerleşmelerin dağılımı, ülkenin ekonomik gücü ve gelişme düzeyine bağlı olarak değişmektedir.   Bu sistemlerin her birinin kendisine özgü özellikleri vardır ve hiçbiri diğerine göre tümüyle üstün değildir. Bu nedenle ülkenin fiziki koşullarına göre en uygun ve en ekonomik ulaşım hatlarının belirlenerek geliştirilmesi gerekir.   ULAŞIM SİSTEMLERİNİN SAHİP OLASI GEREKEN TEMEL ÖZELLİKLER   1.Ekonomik olmalıdır   2.Elverişli olmalıdır   3.Güvenli olmalıdır   4.Hızlı olmalıdır   5.Konforlu olmalı   6.Çevreyi kötü etkilememeli   7.Ülkenin mevcut enerji kaynaklarını kullanmalı   8.Bakım ve onarımın kolay olması   BAŞLICA ULAŞIM TÜRLERİ   1. Karayolları:Türkiye’de en çok kullanılan ulaşım karayoludur. Karayollarımız en ücra noktalara ulaşım ve taşıma imkânı verecek durumdadır.Türkiye'nin her yerine ulaşılabildiği için yük ve yolcu taşımada en büyük rolü karayolları oynamaktadır. Karayollarımızın yük ve yolcu taşıma içindeki yeri giderek artmaktadır. Karayollarımız dağların uzanış biçimi nedeniyle özellikle doğu – batı yönlüdür. Kuzey-güney yönlü yol maliyetleri çok yüksektir.Karayollarımızın dağılışı ve yer şekilleri arasında bir paralellik vardır. Ülkemizde karayolu yapımına en uygun ve taşımacılığın en kolay yapıldığı bölgelerimiz Marmara, İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve kıyı Ege’dir. Doğu Anadolu, Akdeniz ve Karadeniz'de ise yükselti, dağların uzanışı karayolu yapımını ve taşımacılığını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle bu bölgelerimizde ulaşım geçitlerden faydalanılarak sağlanmaktadır.   Önemli geçitlerimiz:   1.Belen geçidi: Çukurova’yı Hatay'a ve Ortadoğu'ya bağlar. 2.Gülek geçidi: Çukurova’yı İç Anadolu'ya bağlar. 3.Sertavul geçidi ve Göksu kanyonu: Taşeli platosunu İç Anadolu'ya bağlar. 4.Çubuk Boğazı: Antalya’yı Göller Yöresine bağlar. 5.Zigana geçidi: Karadenizi İç Anadolu'ya bağlar.   Günümüzde Avrupa Birliği ve Amerika'da karayollarının ulaşımdaki payı %27, Türkiye'de ise %93 düzeyindedir. Bu durum, Türkiye'de ulaşımın büyük oranda karayollarına bağımlı hale geldiğini göstermektedir. Bu durum ekonomik ve sosyal anlamda büyük sorunların yaşanmasına, enerji kaynakları açısından dışa bağımlılığımızın artmasına yol açmaktadır.   2. Demiryolları:Kara yoluna göre daha ucuz durumdadır. Bu özellik, büyük oranda yük taşımacılığında kullanılmasına neden olmaktadır. Yurdumuzdaki demiryolu hatları, uzunluk, kalite ve hız açısından yetersiz durumdadır. Demir yollarımız yer şekillerinden büyük ölçüde etkilenir. Hatlarımızın büyük bölümü, Doğu-Batı yönünde, akarsu vadilerini ve düz alanları izler Ülkemizdeki engebeli arazi ve dağlar demiryolu yapım maliyetlerini artırmaktadır. Dünya'da demiryolu ulaşımı her geçen gün daha fazla önem kazanmaya başla­mıştır. Türkiye’de büyük kentler arası hızlı tren ulaşım projeleri uygulama çalışmaları devam etmektedir. İzmir-Aydın hattı 1866'da işletmeye açılan ilk demir yolumuzdur. Ülkemizde demir yolu ulaşımı daha çok yük taşımacılığında kullanılmaktadır. 1950'li yıllardan sonra, karayollarına daha çok önem verildiğinden demiryolu yapımı azalmıştır. Günümüzde Türkiye'nin demir yolu ağı 8429km dolayındadır. Bu oran ülkemiz açısından oldukça yetersiz kalmaktadır. Eskişehir, Sivas, Ankara ve Adapazarı'nda demiryolu araç ve donanımlarının (vagon, lokomotif, v.b.) imal ve tamiri amacıyla fabrikalar kurulmuştur.   3. Denizyolları:Ülkemizinüç tarafının denizlerle çevrili olması ve önemli boğazlara sahip olması, denizcilik alanında gelişmesi açısından büyük imkânlar doğurmuştur. Dünya ticaretinde en fazla kullanılan yol deniz taşımacılığıdır.Denizyolu ile yük ve yolcu taşımacılığı, en ekonomik taşımacılıktır.   Hinterlant (Ard bölge): Bir limanın gelişmesi mal alıp mal göndereceği bölge ile bağlantısının kolay olma­sına bağlıdır. Limanın gerisindeki bu ticari bölgeye limanın Ard bölgesi ya da Hinterlan­dı denir. Limanın hinterlandı geniş ise limanın büyümesi ve gelişmesi kolaydır. İstanbul ve İzmir limanlarının çok gelişmesinde hinterlantlarının geniş olması önemli bir etkendir.   Karadeniz Bölgesin de bulunan limanlar fazla gelişmemiştir. Yükleme ve boşaltma kapasite siteleri düşüktür. Bunda dağların kıyıya paralel uzanması nedeniyle oluşan dar kıyı şeridinin diğer bir bakışla hinterlandının dar olmasının etkisi büyüktür. Aynı açıdan İstanbul ve İzmir Limanlarının çok gelişmelerinde geniş bir hinterlanda sahip olmaları önemli rol oynamaktadır.   Önemli limanlarımız:İstanbul, İzmir, İzmit, Mersin, Trabzon, Zonguldak, Samsun, Tekirdağ, Gemlik Çanakkale ve Bandırma önemli limanlarımız arasında bulunmaktadır   *İstanbul limanı hem ihracat hem ithalat limanı karakteri taşır.   *İzmir limanı en önemli ihracat limanımızdır.   *İzmir limanı hinterlandı en geniş limanımızdır.   Bir Limanın Gelişmesinde Etkili Olan Şartlar:   —Hinterlandının geniş ve zengin kaynaklara sahip olması   —İç bölgelerle kolay bağlantı kurması   —Açık denizlere açık oluşu ve önemli deniz yollarına göre konumu   4. Havayolları:Ülkemizdeki ulaşım sistemleri içinde en az paya sahip olan ulaşım türüdür. Havayolu ulaştırmacılığının geliştirilmesi amacıyla 1933’de Devlet Hava Yolları kurulmuştur. Ancak özellikle özel havayolu şirketlerinin hızla çoğalması ve bilet fiyatlarının düşmesiyle beraber son yıllarda hızla gelişme göstermektedir. Hava yolu ulaşımında en önemli avantaj hızdır. Ülkemizde yaşanan bu hızlı gelişme yer hizmetlerinin ve diğer alt yapı çalışmalarının yetersizliği nedeniyle zaman zaman sıkıntılara yol açmaktadır. Havayolları ile yük taşımacılı­ğı çok fazla gelişmemiştir. Özellikle yolcu taşımacılığında kullanılmaktadır. Ülkemizin yüzey şekillerinin oluşturduğu olumsuzluklar nedeniyle havayolu ulaşımının geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu durum özellikle karayolunda yoğunlaşan ve önemli sorunlara yol açan yolcu taşımacılığı baskısının azalmasına neden olacaktır.   Önemli havalimanlarımız: İstanbul'daki Ata­türk Hava Limanı, Ankara'da Esenboğa, İzmir'de Adnan Menderes, Adana'da Şakirpaşa, Antalya,Bodrum, Diyarbakır, Erzurum, Malatya, Elazığ, Van, Samsun, Trabzonve Dalaman havalimanlarıdır.   5. Boru Hatları:Borularla ham petrol ve doğalgaz taşıma sistemine boru hattı denir. Ülkemizdeki önemli boru hatları ve yerel iletim hatları şunlardır:   -Batman-Dörtyol boru hattı (Petrol)   -Kerkük-Yumurtalık boru hattı (Petrol)   -Yumurtalık-Kırıkkale boru hattı (Petrol)   -Şelmo-Batman (Ham Petrol boru hattı.)   -Rusya -Türkiye boru hattı (Doğalgaz)   -Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı(Petrol)   -Samsun-Ankara (Doğalgaz-Mavi Akım)   -Doğu Anadolu iletim hattı(Doğalgaz)   -Karacabey-İzmir iletim hattı(Doğalgaz)  
Türkiye'de Yerleşme TÜRKİYE’DE YERLEŞME   İnsanların sürekli yaşadıkları, konutlarının bulunduğu ve yararlandıkları alandır.   Yerleşimin temelinde ekonomik etkinlikler ön planda bulunur.Yerleşme coğrafyası beşeri coğrafyanın en önemli bölümünü meydana getirir. Yurdumuzda yerleşme coğrafyası konusundaki çalışmalar 2.Dünya savaşından sonra yoğunlaşmıştır.   Yerleşme Alanlarını Sınırlayan Faktörler   1.İklim:Yerleşmeyi etkileyen en önemli faktörlerin başında iklim gelmektedir.Dünya’da nüfusun ve yerleşmenin en yoğun olduğu alanlar ılıman iklimin hü­küm sürdüğü orta kuşaktır. Sıcak ve nemli ekvatoral bölge, kurak olan çöl bölgeleri ile soğuk ve uzun geçen kışların hüküm sürdüğü yüksek enlemlerde yerleşmelere seyrektir.   2.Yeryüzü Şekilleri:Dağlık, engebeli ve yüksek alanlar, yerleşmelerin az olduğu yerlerdir. Bu alanlarda, tarımsal arazi az, ulaşım zordur. Düz alanlarda, tarım, ulaşım, sanayi çok daha kolay kurulabilmekte ve gelişebilmektedir. Genel olarak yerleşme sınırı ekvatordan kutuplara doğru gidildikçe 0m.ye yaklaşır.   3.Toprak:Yerleşim alanlarının verimli tarım alanları çevresinde yoğunlaşmaktadır. Bu nedenle, Çukurova ve Ege ovaları gibi verimli geniş ovalarımız yoğun nüfusludur. Verimsiz topraklar ve bataklıklar nüfusun az olduğu yerlerdir. Bu nedenle yurdumuzda, Tuz gölü çevresi, Taş eli platosu ve Teke yarımadası yerleşmelerin en az olduğu alanlar arasındadır.   4.Ekonomik Kaynaklar:Ekonomik kaynakların geliştiği, sanayi, ticaret faaliyetlerinin yoğunlaştığı, maden ve enerji kaynakları bakımından zengin olan alanlar nüfusun ve yerleşmelerin fazla olduğu alanlardır. Ekonomik kaynakların yetersiz, bu nedenle iş imkânlarının az olduğu alanlarda yerleşmeler azdır. İklim şartlarının yaşamı zorlaştırmasına rağmen ekonomik kaynaklar yeterliyse yerleşmelerin arttığı görülmektedir.   BAŞLICA YERLEŞME ŞEKİLLERİ   A) KIR YERLEŞMELERİ:   Nüfusu 10.000'in altında olan, ekonomik kaynakları büyük oranda,tarım ve hayvancılığa dayalı yerleşim birimleridir.   1.Köy Altı Yerleşmeleri: Köyden küçük yerleşme alanlarıdır. Karadeniz ve Akdeniz Doğu Anadolu, G. Doğu Anadolu’da yaygın olarak görülürler.   Mezra:Tarım ve hayvancılık ön plandadır. Özellikle, Toros Dağları, Kuzey Anadolu Dağları ve Doğu Anadolu'da yaygındır.   Çiftlik:Tarım ve hayvancılık faaliyetleri ön plandadır. Daha geniş arazilere sahiptir.   Yayla:Yaz mevsiminde halkın hayvancılık faaliyetlerini yürütmek amacıyla çıktıkları serin, nemli ve zengin ot topluluklarına sahip alanlardır. Özellikle, Toros Dağları ve Kuzey Anadolu Dağları yaylacılığın yoğun olduğu alanlardır.   Kom:Hayvancılık faaliyetlerinin yürütüldüğü, taştan ya­pılmış basit evler ve ağıllardan oluşan yerleşmelerdir. En yaygın olduğu bölgemiz, Doğu Anadolu Bölgesi’dir.   Oba:Yay­lalarda hayvanların otlatılması amacıyla kurulan çadır yerleşmeleridir. Özellikle, Doğu Karadeniz, Ege, Marmara ve Toros Dağları’nda yaygın olarak görülür.   2)Köy Yerleşmeleri:   Temelde geçimini tarım, hayvancılık ve ormancılıkla sağlayan, nüfusu az olduğu, yerleşim birimleridir. Meskenler yapı malzemesi açısından doğal çevre kaynaklarına bağımlıdır. Ekonomik fonksiyonlarına (tarım, balıkçı köyü vb. ),veya kuruldukları coğrafi alana göre (vadi içi, akarsu boyu, kıyı köyleri vb.) sınıflandırılabilmektedirler.     MESKENLERİN YERLEŞİMİNE GÖRE KIR YERLEŞMELERİ:   1.Toplu Kır Yerleşmeleri:Evlerin birbirine yakın olduğu, bir arada bulunduğu yerleşme biçimidir. Su kaynaklarının yetersiz miktarda ve belli yerlerde bulunduğu, geniş ovalık alanlarda su kaynağı çevresinde toplu yerleşmeler egemendir. İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimiz su kaynaklarının az olması nedeniyle toplu yerleşmelerin fazla olduğu bölgelerimizdir.   2.Dağınık Kır Yerleşmeleri:Su kaynaklarının yeterli olduğu, dağlık, engebeli, tarım topraklarının az ve parçalı olduğu, ulaşımın zor sağlandığı bölgelerde, evler birbirinden uzak, dağınık olarak kurulmuşlardır. Bu evler çoğunlukla tek ev ve eklentilerinden oluşmaktadır. Karadeniz Bölgesi ve özellikle DoğuKaradeniz Bölümü, dağınık yerleşmenin en fazla olduğu alanlardır.     B) KENT YERLEŞMELERİ:   Temel geçim kaynaklarının, tarım dışı ekonomik kaynaklardan sağlandığı (sanayi, ticaret, turizm, ulaşım, ticaret vb.) nüfusun fazla olduğu yerleşim alanlarına, kent (şehir) denir. Şehir nüfus oranının en fazla olduğu bölgemiz, Marmara Bölgesi, en düşük olduğu bölgemiz, Karadeniz Bölgesi’dir. Yurdumuzda köy nüfusunun, şehir nüfusundan fazla olduğu tek bölgemiz Karadeniz Bölgesidir)   Fonksiyonlarına Göre Şehirler:   1. Tarım Şehirleri:En önemli ekonomik uğraşın, tarımsalfaaliyetler olduğu yerleşim birimleridir. Geniş tarım alanlarının bulunduğu yerlerde kurulmuştur.(Giresun, Rize, Akhisar, Turgutlu, Salihli, Alaşehir, Ödemiş, Söke, Tire, Karaman, Aksaray, Kırşehir, Nevşehir ve Niğde, Kadirli, Ceyhan, Kilis, Kırıkhan, Burdur, Düzce, Bafra, Erbaa, Niksar, Kırklareli, İnegöl, Lüleburgaz) 2. Ticaret ve Liman Şehirleri:Genel olarak önemli ulaşım hatları çevresinde gelişen kentlerdir. İç ve dış ticaretin yoğun olduğu alanlardır. (İstanbul, İzmir, Mersin, Trabzon, Antalya, Samsun, Zonguldak, Ereğli ve İskenderun)   3. Turizm Şehirleri:Turizm faaliyetlerinin yoğun olduğu şehirlerdir. Bu şehirlerde, nüfus miktarı sabit değildir, mevsime göre büyük farklılıklar göstermektedir. (İstanbul, İzmir, Antalya, Alanya, Kuşadası, Marmaris, Bodrum)   4.Sanayi Şehirleri:Sanayi faaliyetlerinin çok yoğun ve temel geçim kaynağı durumunda olduğu şehirlerdir. (İstanbul, İzmir, Denizli, Manisa, Aydın, Kayseri, Konya, Eskişehir, Erzurum, Malatya, Elazığ, Van, Şanlıurfa, Gaziantep ve Diyarbakır )   5.Madencilik Şehirleri:Çeşitli madenlerin çıkarıldığı veya işlendiği ve buna bağlı olarak nüfusun arttığı şehirlerdir. (Zonguldak, Batman, Murgul, Ergani, Soma, Tavşanlı, Seydişehir)   KENTSEL YERLEŞMELERDE YAŞANAN BAŞLICA SORUNLAR   1.Göçler nedeniyle kentsel nüfus hızla artmaktadır.   2.Konut yetersizliği, gecekondulaşmaya buda düzensiz kentleşmeye neden olmaktadır.   3.Aşırı nüfuslanma çeşitli çevre sorunlarına yol açmaktadır.(çevre kirliliği) 4. Alt yapının yetersiz kalması(yol, su, elektrik, atıksu)   5.Ulaşım hizmetleri aksamakta, trafik sorunları yaşanmaktadır.   6.Sosyal ve kültürel imkânlar giderek yetersiz hale gelmektedir.
Hesaplama-Profil Çıkarma     A.ÖLÇEK İLE GERÇEK VE HARİTA UZUNLUĞU HESAPLAMALARI:   Bulunmak istenen değerin üzeri kapatılır.Kalan değerler formülümüzü meydana getirir. GU=Gerçek uzunlukHU=Harita üzerindeki uzunlukÖP=Ölçek paydası                   1.HARİTA ÖLÇEĞİNİN BULUNMASI **Ölçeğe bağlı hesaplamalarda ölçek ne kadar büyük olursa elde edilen sonuç o oranda doğru olmaktadır.Bu nedenle en doğru sonuçlara planlar üzerinden yapılan işlemlerde ulaşılabilir. **Haritanın ölçeği ne kadar küçülürse, haritanın alanı onun karesi kadar küçülür.     2.HARİTADAKİ UZUNLUĞUN BULUNMASI       3.GERÇEK UZUNLUĞUN BULUNMASI Gerçek Uzunluk=Harita Üzerindeki Uzunluk x Ölçek Paydası (GU=HU x ÖP)Kesir ölçekte değerler cm olarak verilir.Ancak gerçek uzaklıklar km veya m olarak ifade edilir       B.ALAN HESAPLAMALARI: Bulunmak istenen değerin üzeri kapatılır.Kalan değerlerformülümüzü meydana getirir. GA=Gerçek alanHA=Haritadaki alanÖP2=Ölçek paydasının karesi   1.GERÇEK ALANIN BULUNMASI Gerçek Alan=Haritadaki Alan x Ölçek Paydasının2 (G.A=H.A x Ö.P2)   2.HARİTADAKİ ALANIN BULUNMASI Haritadaki Alan:GA:Ö.P2   3.HARİTANIN ÖLÇEĞİNİN BULUNMASI       GERÇEK ALAN VE İZDÜŞÜM ALAN   GERÇEK ALAN: Gerçek alan arazideki yükseklikler ve çukurluklar dikkate alınarak belirlenen alandır.     İZDÜŞÜM ALAN:Arazideki yükseklikler ve çukurluklar dikkate alınmadan,her yer düzlük kabul edilerek elde edilir. Türkiye’nin   gerçek alanı  =814.578 km2 Türkiye’nin izdüşüm alanı =779.452 km’dir.Fark=35.126 km2Gerçek alan ile izdüşüm alan arasındaki farkın fazla olması yer şekillerinin engebeli olduğunu gösterir.Farkın fazla olması ise engebeli alanların fazla olmadığını gösterir.Türkiye’de farkın fazla olması engebeli bir arazi yapısına sahip olduğunu gösterir.     B.EĞİM  HESAPLAMALARI: Bulunmak istenen değerin üzeri kapatılır.Kalan değerler formülümüzü meydana getirir. YF=Yükseklik farkı YU=Yatay uzaklık E=Eğim               İşlemlerde dikkat edilmesi gereken noktalar: 1.İki nokta arasındaki eğim topoğrafya haritalarından yararlanılarak hesaplanır. 2.Eğim % veya %0 olarak sorulabilir. 3.Yükseklik farkı m cinsinden verilir. 4.Yatay uzaklık genelde km olarak verilir. 5.İşlemler yapılırken km cinsinden verilen yatay uzaklık üç sıfır eklenerek m’ye çevrilmelidir.       C.PROFİL ÇIKARMA:   Topoğrafya yüzeyinin düşey düzlemle yaptığı ara kesite Topoğrafik profil adı verilir.     PROFİL NASIL ELDE EDİLİR: 1.Profili elde edilecek iki nokta belirlenerek bir doğru ile birleştirilir. 2.Doğrunun harita üzerinde izohipsleri kestiği noktalar ve bunların yükseltileri şerit üzerine işaretlenir. 3.Yatay bir çizgi çizilen başka bir kağıt üzerine belirlediğimiz noktaların bulunduğu şerit konarak izohipslerin kesildiği noktalar işaretlenir. 4.Belirlenen noktalardan seçilen yükselti ölçeğine uygun uzunluğa sahip dikmeler oluşturulur. 5.Oluşturulan dikmelerin uçları birleştirilerek profil elde edilir. PROFİLLERDEN YARARLANMA: 1.Topoğrafik profiller yeryüzünü meydana getiren çeşitli şekillerin yandan nasıl göründüğünü görmemizi sağlar. 2.Çeşitli yer şekillerinin gelişimi hakkında yorum yapmamıza imkan sağlar. 3.Farklı seviyelere sahip aşınım yüzeylerini tespit etmemizi sağlar. 4.Profillerden yararlanılarak blok diyagramlar yapılabilir.     PROFİL ÇEŞİTLERİ:   1.SÜPERİMPOZE PROFİLLER: Bunlarda eşit aralıklarla alınan doğrulardan ayrı ayrı bir çok profil çizilir.Hepsi numaralandırılır.Daha sonra yükselti uygunluğu sağlanarak numaraları belirtilerek hepsi bir profilde birleştirilir.Bu profiller yer şekillerinin gelişimi hakkında yorum yapmamıza imkan sağlar.     2.BİLEŞİK PROFİLLER: Süperimpoze profillerinin en yüksekte kalan kısımlarının çizilmesi ile elde edilir.     3.MÜRTESEM PROFİLLER: Seri halde eşit aralıklarla çizilmiş profillerden yararlanılarak oluşturulur.Profiller çizilirken sırt,tepe ve vadi gibi yeryüzü şekillerine dik uzanacak biçimde çizilir. Farklı seviyelere sahip aşınım yüzeylerinin tespit edilmesi amacıyla kullanılır.Arazinin taslak şeklindeki  çizimine benzer.     4.KAYDIRILMIŞ PROFİLLER: Seri halde çizilmiş profillerin birbirini maskelemeyecek şekilde sıralanması ile elde edilir.Büyük vadilerin morfolojik gelişimini yorumlamak amacıyla,basamakların belirlenmesinde kullanılır. **Bunlar dışında çeşitli amaçlarla yapılan bir çok profil çeşidi bulunmaktadır.
Basınç Ve Rüzgarlar 2.BASINÇ VE RÜZGARLAR Atmosfer Basıncı:Atmosferi oluşturan gazların sahip oldukları ağırlığa bağlı olarakyeryüzüne uyguladıkları yüke hava yada atmosfer basıncıdenir.Basınç barometre ile ölçülür.Basınç birimi milibardır. 1.Normal Atmosfer Basıncı:45° enleminde, deniz seviyesinde, 15°C sıcaklıkta, 1 cm2’ik alan üzerine hava kütlesinin uyguladığı ağırlığa normal hava basıncı denir.Bu değer, 760 mm yada 1013 milibar’dır.   2- Yüksek Basınç (Antisiklon):Basınç değeri 1013 mb’dan daha yüksek olan basınçtır.Bu alanlarda alçalıcı hava hareketi görülür. 3- Alçak Basınç (Siklon):1013 mb’dan daha alçak olan basınca alçak basınç denir. Alçak basıncın görüldüğü yerlerde daima yükselici hava hareketlerivardır. İzobar Haritaları:Basınç dağılışını gösteren haritalara İzobar haritaları denir.İzobar haritaları,eş basınç eğrileri(izobar)ile çizilir.   İzobar (Eş basınç) Eğrileri:Basınç değeri aynı olan noktaların birleştirilmesiyle elde edilen eğrilere izobar (eş basınç) eğrisi denir. *İzobar eğrilerinin sık geçtiği yerlerde basınç farkı fazla, *Eğrilerin seyrek geçtiği yerlerde basınç farkı daha azdır. BASINCIDEĞİŞİMİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER *Hava basıncı,yatay ve dikey yönde değişiklik gösterir. 1.Sıcaklık:Havanın ısınması yada soğuması ile meydana gelir.Isınan hava genişler, hafifler ve yükselir. Yükselen havanın yere uyguladığı basınç azalır.Böylece alçak basınç oluşur.Sıcaklık arttıkça basınç azalır,bu nedenle sıcaklık ile basınçters orantılıdır.Ekvator ve çevresinde,sıcaklık değerleri her zaman yüksektir.Bu nedenle Ekvatoral bölge sürekli alçak basınç alanıdır. Hava soğuduğunda yoğunlaşır,hacmi daralır, sıkışır, ağırlaşır ve yer çekiminin etkisiyle alçalmaya başlar. Alçalan havanın yere yaptığı ağırlık artar,böylece yüksek basınç oluşur.Kutuplar ve çevresinde sıcaklık her zaman düşük olduğundan sürekli yüksek basınç alanıdır. **Havanın ısınması yada soğuması ile bu sabit basınç merkezlerinde oluşan basınçlara Termik Kökenli Basınçlar adı verilir. 2.Yükselti (Atmosfer Kalınlığı):Yerden yükseldikçe atmosferin kalınlığı azalır,ağır gazların oranı ve gazların yoğunluğu azalır.Yoğunluğun azalması nedeniyle, yükseklik arttıkça basınç azalır.Bu nedenle yükseklik ve basınç arasında ters orantı vardır. 3.Yerçekimi (Enlem):Ekvator’dan kutuplara doğru gidildikçe ,yerçekimi artmaktadır.Buna bağlı olarak atmosferin yere uyguladığı ağırlık artar.Yerçekimi ile basınç arasında doğru orantı vardır. Bu nedenle Ekvator’dan kutuplara doğru basınç artar. 4.Dinamik Etkenler:Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki hareketi sonucunda meydana gelir.Dünya’nın eksen hareketi sırasında,sürekli rüzgarlar Kuzey Yarımküre’de sağa,Güney Yarımküre’de sola doğru saparlar. Ekvator’dan yükselen hava kütleleri kutuplara doğru hareket eder,bu hareket sırasında Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki hareketinin etkisiyle, 30° enleminde yeryüzüne alçalarak burada yüksek basınç alanı meydana getirir 30° yüksek basınç alanından gelen hava ile Kutup yüksek basınç alanından gelen hava60°enleminde karşılaşarak birbirini yukarı doğru iter,bunun sonucunda dinamik alçak basınç alanı meydana gelir. Böylece 30 enleminde Dinamik Yüksek Basınç,60 enleminde sabit Dinamik Alçak Basınç alanları oluşur.Bunlara Dinamik Kökenli Basınçlar denir. SÜREKLİ BASINÇ MERKEZLERİ **Sabit basınç merkezleri,termik ve dinamik olarak ikiye ayrılır.Termik basınçlar,Dünya’nın şekli ve bundan kaynaklanan ısınma farklılığından,dinamik basınçlar ise Dünya’nın günlük hareketinden kaynaklanır.** 1-Termik Basınç:Havanın ısınması yada soğuması ile oluşan basınçlara termik basınç denir. * Termik Alçak Basınç:Isınan hava genişler, hafifler ve yükselir. Yükselen havanın yere uyguladığı basınç azalır.Böylece alçak basınç oluşur.Sıcaklık arttıkça basınç azalır,bu nedenle sıcaklık ile basınçters orantılıdır.Ekvator ve çevresinde,sıcaklık değerleri her zaman yüksektir.Bu nedenle Ekvatoral bölge sürekli termik alçak basınç alanıdır. * Termik Yüksek Basınç:Hava soğuduğunda yoğunlaşır,hacmi daralır, sıkışır, ağırlaşır ve yer çekiminin etkisiyle alçalmaya başlar. Alçalan havanın yere yaptığı ağırlık artar,böylece yüksek basınç oluşur.Kutuplar ve çevresinde sıcaklık her zaman düşük olduğundan, süreklitermik yüksek basınç alanıdır. 2- Dinamik Basınç:Dünyanın günlük hareketine bağlı olarak oluşurlar. a. Dinamik Alçak Basınç:30° yüksek basınç alanından gelen Batı Rüzgarlarıile Kutup yüksek basınç alanından gelenKutup Rüzgarları60°enleminde karşılaşarak birbirini yukarı doğru iter,bunun sonucunda dinamik alçak basınç alanı meydana gelir. b. Dinamik Yüksek Basınç:Ekvator’dan yükselen hava kütleleri kutuplara doğru hareket eder,bu hareket sırasında Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki hareketinin etkisiyle, 30° enleminde yeryüzüne alçalarak burada dinamik yüksek basınç alanı meydana getirir.       BASINÇ MERKEZLERİNİN ÖZELLİKLERİ GÜNEY YARIM KÜRE AB= Alçak BasınçYB= Yüksek Basınç     ALÇAK BASINÇ MERKEZİ: 1.Yükselici hava hareketleri görülür. 2.Yeryüzünde hava hareketi çevreden merkeze doğrudur. 3.Yükselici hava hareketleri sonucunda hava soğur, yo­ğunlaşır, genelde kapalı ve yağışlı olur. 4.Genelde yağışlı ve çoğunlukla kapalı hava şartları egemendir. 5.Nem oranı fazla, günlük sıcaklık farkı azdır. 6.Ekvatoral bölge sürekli termik alçak basınç alanıdır. 7.60°Kuzey ve Güney enlemleri sürekli dinamik alçak basınç alanıdır.       YÜKSEK BASINÇ MERKEZİ: 1.Alçalıcı hava hareketleri görülür. 2.Yeryüzünde hava hareketi merkezden çevreye doğrudur, 3.Alçalan hava ısındığından,yağış oluşma ihtimali azdır,kuraklık artar, nem açığı ortaya çıkar,gökyüzü açık ve güneşli, hava durgundur. 4.Kutuplar sürekli termik yüksek basınç alanıdır. 5.30° Kuzey ve Güney enlemleri sürekli dinamik yüksek basınç alanıdır. ((Buna bağlı olarak,30° enlemlerinde sıcak çöller oluşmuştur) RÜZGARLAR Yüksek basınç alanlarından alçak basınç alanlarına doğru gerçekleşenyatay yönlü hava hareketlerine rüzgar denir.Bunu oluşturan temel güç basınç farklarıdır.İki nokta arasındaki basınç farkı ortadan kalktığında rüzgarda sona erer.   RÜZGARIN OLUŞUMUNU VE HAREKETİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER 1.Rüzgarın Yönü:Rüzgar yüksek basınç alanından, alçak basınç alanına doğru eser. Bu hareket sırasında,Dünya’nın kendi çevresindeki hareketi nedeniyle oluşan corriolis (merkezkaç) kuvveti, rüzgarların yönlerinde sapmalar oluşmasına neden olur.Bir noktada rüzgarın en fazla estiği yöne hakimrüzgar yönü denir. Rüzgarın Yönünü Etkileyen Faktörler a.Basınç Merkezlerinin Bulunduğu Yer: Basınç merkezlerinin birbirlerine göre bulunduğu yer rüzgarın yönünü belirler. b.Yer Şekilleri:Hava kütleleri yer şekillerinin uzanış yönüne uygun olarak hareket ederler. Bir merkezin hakim rüzgar yönü yer şekillerinin uzanışına bağlı olarak değişir. c.Dünya’nın Eksen Hareketi:Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki hareketi sonucunda rüzgarların yönlerinde sapma meydana gelir.Bu sapma, Kuzey Yarımküre’de sağa, Güney Yarımküre’de sola doğrumeydana gelir.Bu nedenle rüzgar hareketi sırasında en kısa yolu takip edemez. Rüzgarlar geldikleri alana ilişkin özellikleri taşıdıklarından,geldikleri yerin,iklim,hava durumu,tarımsal ürünler vb. özellikleri üzerinde etkili olurlar.Bu nedenle rüzgarın yönü önemli sonuçlar doğurur. 2.Rüzgarın Hızı Rüzgar hızı anemometreile ölçülür. Rüzgarın Hızını Etkileyen Faktörler: 1-Basınç Farkı:İki basınç merkezi arasındaki basınç farkı arttıkça rüzgarın hızı artar, basınç farkı azaldıkça rüzgarın hızı azalır.İzobar eğrilerinin sık olması basınç farkının fazla olduğunu gösterir,bu durum rüzgarın izobar eğrilerinin sık olduğu yerlerde daha hızlı esmesi anlamına gelir. 2- Basınç Merkezleri Arasındaki Uzaklık:Basınç merkezleri arasındaki uzaklık arttıkça rüzgarın hızı azalır,uzaklık azaldıkça hız artar. 4- Yer Şekilleri:Engebeli alanlar ve ormanlar rüzgar hızını azaltır.Sürtünmenin az olduğu az engebeli ve bitki örtüsünün zayıf olduğualanlarda rüzgar daha hızlı eserken, engebeli ve bitki örtüsünün yoğun olduğu yerlerde, hızı azalır. RÜZGARIN ESİŞ SIKLIĞI (FREKANSI) RÜZGAR FREKANS GÜLÜ Rüzgarın esiş sıklığına rüzgar frekansı denir.Rüzgar frekansını estiği yönlerle gösteren şekillere,rüzgar frekans gülü adı verilir.   Yukarıda görülen rüzgar frekans gülü bu merkezde hakim rüzgar yönünün kuzey olduğunu göstermektedir.Daha uzun olan kol rüzgarın daha çok estiği yönü göstermektedir.Bu durumda söz konusu merkezin kuzey-güney yönünde rüzgar esişini engelleyen herhangi bir engele sahip olmadığını,bu yerin iki dağ arasında,bir vadi veya bir boğaz kıyısında olabileceğini gösterir.     RÜZGAR FREKANS GÜLÜ       RÜZGAR SİSTEMLERİ   A.SÜREKLİ RÜZGARLAR: Alçak ve yüksek basınç kuşakları arasında, yıl boyunca esen rüzgarlardır.     1) Alize Rüzgarları:30° enlemlerindeki dinamik yüksek basınç alanlarından, Ekvatoral termik alçak basınç alanına doğru eserler.Kuzey Yarım Küre’de kuzeydoğudan, Güney Yarım Küre’de güneydoğudan esen rüzgarlardır.30° enlemleri ile ekvator arasındaki kıtaların doğu kıyılarına yağış bırakırlar.Yelkenli gemiler bu rüzgarlardan faydalandıkları için bunlara Ticaret Rüzgarları denir.En düzenli esen sürekli rüzgardır. 2) Batı Rüzgarları: 30° enlemlerindeki dinamik yüksek basınç alanlarından, 60° enlemlerindeki dinamik alçak basınç alanlarına doğru eserler.Kuzey Yarımküre’de güneybatıdan, Güney Yarımküre’de kuzeybatıdan eserler.Orta enlemlerde kıtaların batı kıyılarının bol yağış almasını sağlar.Okyanusal iklimi meydana getiren temel sebeptir. 3) Kutup Rüzgarları: Kutuplardaki termik yüksek basınç merkezlerinden, 60° enlemlerindeki dinamik alçak basınç alanlarına doğru esen rüzgarlardır.Kuzey Yarım Küre’de kuzeydoğudan, Güney Yarım Küre’de güneydoğudan eserler.Soğuk ve kuru rüzgarlardır. Sürekli Rüzgarların Ortak Özellikleri: *Sürekli basınç merkezleri arasındaki basınç farkı nedeniyle oluşurlar *Hep aynı yönden eserler *Dünya’nın günlük hareketine bağlı olarak yönlerinde sapmalar meydana gelir. *Okyanus akıntılarının oluşmasını sağlarlar. B. MEVSİMLİKDEVİRLİ RÜZGARLAR (MUSON RÜZGARLARI): Büyük kara parçaları ve okyanusların mevsimlere bağlı olarak farklı ısınma özelliklerinden kaynaklananrüzgarlardır.Mevsimlik ısınma farkı ,Muson rüzgarlarını meydana getirir.En etkili oldukları sahalar,güney doğu Asya Adaları, Hindistan, Japonya,Gine Körfezi,ve Kuzey Avustralya’dır. Muson Rüzgarları,yazve kış musonları olmak üzere ikiye ayrılırlar. 1.Kış Musonu:Karalar çabuk ısınır ve çabuk soğur, denizler geç ısınır geç soğurlar.Kış mevsiminde yüksek basınç merkezi konumundaki Asya’dan,Hint Okyanusuna doğru esen soğuk ve kuru rüzgarlardır.Karadan geldiklerinden yağış getirmezler.Deniz üzerinden geçtikten sonra, aldıkları nemi kıyıda bulunan adalara bol miktarda yağış bırakırlar.Kış musonları 6 ay süresince etkili olur. 2.Yaz Musonu:Yaz mevsiminde Hint Okyanusu’ndanAsya’ya doğru esen ve yüksek miktarda yağış bırakan rüzgarlardır.Yaz mevsiminde karalar denizlere göre daha erken ve hızlı ısınır.Alçak basınç merkezi oluşur.Denizler daha geç ısındığından serindir,bu alanlarda yüksek basınç oluşur.Bunun sonucunda deniz ve okyanuslarda oluşan yüksek basınç alanından, karalar üzerindeki alçak basınç alanına esenYaz Musonları meydana gelir.Getirdikleri bol nemi özellikle dağların okyanusa bakan yamaçlarına (yamaç yağışları) bırakırlar.Bu nedenle Dünya’nın en fazla yağış alan yerlerini meydana getirirler.Yaz aylarında yaşanan yoğun yağışlar,bu alanlarda büyük miktarda can kaybına neden olmaktadır. C.GÜNLÜK DEVİRLİ RÜZGARLAR: Yakın bölgeler arasında zaman zaman oluşan küçük basınç farklarının meydana getirdiği,etki alanı dar ve kısa süreli rüzgarlardır. 1. Meltemler:Gün içinde,gece ve gündüz arasında oluşan sıcaklık farklarından doğan küçük basınç farklarının meydana getirdiği rüzgarlardır.Etki alanları dar,kısa süreli ve yağış getirmeyen rüzgarlardır.Basınç farkının daha fazla olduğu sabaha doğru ve öğleden sonraki zamanlar en hızlı estikleri zamandır. Meltemleri meydana getiren temel güç,Dünya’nın günlük hareketidir. a.Vadi ve Dağ Meltemi: Vadi meltemi: Dağ yamaçları vadilere göre daha çabuk ısınır,bunun sonucunda ,gündüz yüksek basınç alanı durumundaki vadilerden, alçak basınç alanı olan dağlara doğru esen rüzgarlara vadi meltemi denir. Dağ Meltemi:Geceleri dağ yamaçlarında yüksek miktarda sıcaklık kaybı yaşanır yüksek basınç alanı durumuna gelir,vadiler alçak basınç alanı durumundadır.Dağ yamaçlarından vadilere doğru esen bu rüzgarlara dağ meltemi denir. Sıcaklığı düşürür. b.Kara ve Deniz Meltemi: Kara Meltemi:Gece karalar denizlere göre daha soğukturlar.Böylece kara üzerinde yüksek ,denizler alçak basınç alanı durumundadır.Geceleri karadan denize doğru esen rüzgara kara meltemi denir. Deniz Meltemi:Denizler karalara göre daha geç ısınır ve daha geç soğur.Gündüzleri geç ısınan deniz, yüksek basınç alanı durumunda, karalar erken ısındığından alçak basınç durumundadır.Yüksek basınç alanı durumundaki denizlerden, alçak basınç alanı durumundaki karaya doğru esen rüzgarlara Deniz Meltemi denir. İMBAT:İzmir’de öğleden sonraları denizden karaya esen ve kıyıda serinletici etki yapan deniz meltemlerine imbat denir. D. YERELRÜZGARLAR: Birbirine yakın bölgeler arasında zaman zaman oluşan,küçük basınç farkından meydana gelen,etki alanı dar,esiş süresi kısa olan rüzgarlardır.Bu rüzgarlar özellikle hakim rüzgarların zayıfladığı dönemlerde etkili olurlar.Yüzey şekilleri özellikle yerel rüzgarların hızı ve şiddeti üzerinde büyük rol oynar.     Yerel rüzgarlar iki gruba ayrılır:   a)Sıcak Yerel Rüzgarlar  b)Soğuk Yerel Rüzgarlar   1.Sıcak Yerel Rüzgarlar:Estikleri yerlerde sıcaklığı arttıran rüzgarlardır. Sirocco:Afrika’da, Büyük Sahra’nın kuzeyinden,Cezayir,Fas ve Sicilya kıyılarına doğru eserler. Çöl kaynaklı rüzgarlar olduklarından için toz yüklü sıcak ve kuru ve rüzgarlardır. Akdeniz üzerinden aldıkları nemi, Yunanistan ve İtalya’nın güney yamaçlarına yağış olarak bırakırlar. Fön Rüzgarları:Hava kütleleri, önlerine çıkan dağ yamaçları boyunca yükselir.Sıcaklık azalır.Uygun şartlar oluşursa içindeki nem yoğunlaşır ve yağış olarak düşer.Aynı hava kütlesi diğer yamaçtan kuru hava kütlesi olarak alçalırken ısınır.(Adyabatik ısınma).Bu ısınma sürtünmenin de etkisiyle, 100 m.de, 1°C olarak gerçekleşir. Böylece ulaştığı yerde sıcaklığın artmasını sağlar.Burada oluşan sıcak rüzgara fön rüzgarı denir.Özellikle Alp dağlarının kuzey kesimlerinde etkili olur. Türkiye’de özellikle Doğu Karadeniz’de,Rize çevresinde ve Akdeniz’de belirgin olarak görülürler. Fön rüzgarlarının etkileri: a.Bitkilerde kurutucu etki yaparlar. b.Orman yangınlarının oluşumunda etkili olurlar c.Kış aylarında kar erimelerine sebep olarak,sel ve çığlara neden olurlar d.Bitkilerin erken olgunlaşmasına neden olurlar Hamsin:Sirocco gibi çöl kaynaklı yüksek basınç alanlarından Doğu Akdeniz’e doğru esen rüzgarlardır. Büyük miktarda toz içerir.Özellikle ilkbahar’da50 gün eserler bu nedenle bunlara 50 gün rüzgarları da denir.Zaman zaman ülkemizde de etkili olabilmektedirler. Samyeli:İran,Irak ve özellikle Suriye çöllerinden kaynaklanan,yurdumuzda Güneydoğu Anadolu’da etkili olan kuru ve sıcak rüzgarlardır.Bu rüzgarlar,kavurucu sıcaklara neden olur,özellikle tarım ürünleri üzerinde olumsuz etkiler bırakırlar. Lodos:Akdeniz üzerinden kaynaklanarak,güneybatıdan Ege,Marmara,ve Akdeniz kıyılarında etkili olan rüzgarlardır.Yağış oluşumuna sebep olarak ılıtıcı etki yaparlar.   2.Soğuk Yerel Rüzgarlar:Kuzey Yarımküre’de kuzeyden esen rüzgarlar, Güney Yarımküre’de de ise güneyden esen rüzgarlar soğutucu etki bırakırlar. Mistral:Kış ve ilkbahar aylarında, Fransa’nın Massif Central dağlarından,Akdeniz’e doğru esen rüzgarlardır.Dondurucu etki yaparlar. Bora:Hırvatistan’dan, Dalmaçya kıyılarına doğru esen rüzgarlardır.Soğuk ve kuru karakter taşıyan rüzgarlardır. Krivetz:Romanya’da aşağı Tuna ovasında, esen kuru ve soğuk rüzgarlardır. Karayel ve Yıldız:Karadeniz ve Marmara’da yıkıcı etkiler bırakan,kar ve yağmurlu fırtınalar meydana getiren rüzgarlardır. C.TROPİKAL RÜZGARLAR (SİKLONLAR) Tropikal bölgelerde, ani ve büyük basınç farklarının neden olduğu şiddetli rüzgarlardır.Etkili oldukları alanlarda, büyük can ve mal kaybına, tarım alanlarında büyük zararlara neden olurlar. Bu şiddetli ve yıkıcı rüzgarlara oluştukları alana göre, Tayfun , Hurrican ve Tornado gibi isimler verilmektedir.
TÜRKİYE’DE YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ TÜRKİYE’DE YERYÜZÜ ŞEKİLLERİNİN OLUŞUMU VE GENEL ÖZELLİKLERİ   JEOLOJİK DEVİRLERDE MEYDANA GELEN GELİŞMELER:   A.BİRİNCİ JEOLOJİK ZAMAN (PALEOZOİK): 1.Büyük oranda,tortul taşlar ve sert kireç taşlarından meydana gelen,İstanbul ve Zonguldak çevresi,Ilgaz ve Sultan dağları,Ala dağlar ve Bolkar dağları,Mardin çevresi,Menteşe yöresi ve Menderes kütleleri oluşmuştur. 2.Yaşanan sıcak ve nemli dönemler sonucunda oluşan büyük ormanlar tortul tabakalar içerisinde kalarak taş kömürünü meydana getirmiştir.Zonguldak taş kömürü yatakları da bu zamanda oluşmuştur. B.İKİNCİ JEOLOJİK ZAMAN (MEZOZOİK): 1.Birleşik olan kıtalar birbirinden uzaklaşarak ayrılmaya başlamıştır, 2.Kuzeyde Avrasya kıta platformu,güneyde Afrika ve Hindistan kıta platformları arasındabüyük Tetis denizi oluşmuştur.(Günümüzdeki,Atlas Okyanusundan-Himalayalara kadar) 3.Günümüzdeki Toroslar ve Doğu Anadolu’nun büyük bölümü bu denizin tabanı durumundaydı. 4.Tetis denizi,milyonlarca yıl süren aşındırma ,taşıma ve biriktirmelere bağlı olarak büyük bir birikim alanı (Jeosenklinal) durumuna gelmiştir. 5.Bu dönemde,günümüzdeki Kuzey Anadolu dağlarımız sığ denizlerle kaplıydı. 6.Tetis denizinde oluşan büyük birikim alanı ikinci zamanın sonuna doğru kıvrılma hareketleriyle yükselmeye uğramış ve kara görünümü almıştır. 7.Alp-Himalaya kıvrım hareketine bağlı olarak yurdumuzda oluşan arazilerde ,2.zaman sonundan özellikle, 3.zaman başlarından itibaren şiddetli bir aşınma dönemi başlamıştır. C.ÜÇÜNCÜ JEOLOJİK ZAMAN (TERSİYER): 1.Alp orojenik hareketleri şiddetli bir aşamaya girmiştir. 2.Bu hareketlere bağlı olarak,Tetis birikim alanları(Jeosenklinal) hızla yükselerek,Kuzey Anadolu ve Toros dağ kuşaklarını meydana gelmiştir. 3.Günümüzde Karadeniz’in yerleştiği alan, sığ bir iç deniz durumundadır. 4.İç Anadolu’nun çukur alanları göl haline gelerek tortul birikmeler oluşmaya başlamıştır. 5.Yurdumuzda,linyit,petrol ve tuz yatakları oluşmuştur. 6.Zamanın sonlarına doğru,Anadolu yarımadası yan basınçlara uğrayarak,bütünüyle yükselmeler, kubbeleşmeler,derin ve uzun faylar oluştu. 7.Karadeniz ve Akdeniz’in yerleştiği alanlarda derinlik arttı. 8.Oluşan fay hatları ülkemizin günümüzde etkin bir deprem alanında bulunmasına neden olmuştur. D.DÖRDÜNCÜ JEOLOJİK ZAMAN (KUATERNER): 1.Mevcut fay hatlarına bağlı olarak,yeryüzüne çıkan lavlar,Doğu Anadolu ve İç Anadolu’da belirli hatlar boyunca volkan konilerinin oluşmasına neden olmuştur.(Nemrut,Erciyes,Tendürek,Hasan dağı) 2.Yaşanan iklim değişmelerine bağlı olarak, etkisi az olmakla beraber ,Batı Anadolu’da 2200m.Doğu Anadolu’da 2500m den yüksek alanlarda buzullaşma meydana gelmiştir. 3.Günümüzde Ege denizinin bulunduğu kara parçası (Egeid), doğu-batı yönlü fayların etkisiyle bloklar halinde çökmüş,Akdeniz’in sularının işgaline uğramıştır. 4.Egeid kara parçasında yer alan yüksek alanlar binlerce ada meydana getirmiştir. 5.Ege denizini oluşturan sular vadi ve boğazları doldurarak Karadeniz’e ulaşmıştır. 6.Bunun sonucunda İstanbul ve Çanakkale boğazları meydana gelmiştir.     TÜRKİYE’NİN YAKIN JEOLOJİK DÖNEMDE OLUŞMASININ GENEL SONUÇLARI: 1.Ortalama yükselti fazladır. 2.Büyük oranda Alp orojenik hareketleriyle oluştuğundan,dağlar genelde doğu-batı yönlü olarak uzanmaktadır. 3.Batıdan doğuya gidildikçe yükselti artmaktadır. 4.Yoğun olarak depremler yaşanmaktadır. 5.Zengin linyit yataklarına sahiptir. 6.Yüksek ve geniş düzlüklere sahiptir. 7.Dış kuvvetler oldukça güçlüdür.Akarsular denge profiline ulaşmamıştır.   A.TÜRKİYE’NİN DAĞLARI VE COĞRAFİ DAĞILIŞLARI 1.OROJENİK HAREKETLERLE MEYDANA GELEN DAĞLAR KIVRIM DAĞLARI(SIRADAĞLAR) Orojenik hareketler, kıtaların birbirine yaklaşmaları sonucunda meydana gelirler.Yerkabuğu üzerindeki yüksek alanlar dış kuvvetlerin etkisiyle aşındırılır.Aşınan malzeme eğim doğrultusunda taşınarak çukur alanlarda yada göl ve deniz diplerinde biriktirilir.Bu büyük birikim alanlarına Jeosenklinal adı verilir.Jeosenklinallerde birikmiş olantortulların yan basınçlar ve sıkışmaların etkisiyle kıvrılması yada kırılması ile meydana gelen olaylara Orojenez denir.Jeosenklinal alanlarındaki tortullar genç ve elastiki birikimler ise yan basınçların etkisiy­le sıkışarak kıvrılır.Böylece kıvrım dağları meydana gelir.Kıvrılmalar sonucunda yüksek­te kalan kısımlara Antiklinal, alçakta kalankısımlaraSenklinal adı verilir. KIRIK DAĞLARI Jeosenklinallerde birikmiş olan tortullar sert ve yaşlı kütlelerden oluşmuşsa orojenik hareketler sırasında yan basınçlar ve sıkışmala­rın etkisiyle kıvrılamaz, kırılırlar.Kırılma sırasında oluşan çatlamalara Fay adı veri­lir.Fay hattı boyunca çöken kısımlara Graben,çökmeyen yüksekte kalan kısımlara ise Horst adı verilir.     2.VOLKANİK DAĞLAR Yerin derinliklerindebulunan kızgın, ergimiş haldeveyüksek bir basınç altında bulunanmağmanın üzerindeki, basıncınartması durumunda yerkabuğunun kırıklı alanlarından yeryüzüne çıkar.Mag­manınyeryüzüne çıkmasınavolkanizma, magmanın çıktığı yerle­reyanardağ veya volkandenir.Yeryüzüne çıkanerimiş haldekimaddelere lavdenir. Bunun dışında volkanizma sırasında yeryüzüne katı olarak volkan bombasıadı verilen taşlar,kül, tüf,su buharıve diğer çeşitli gazlar çıkar. Bu maddeler yeryüzüne çıkarak koni şeklinde birikirler.Buna volkan konisi adı verilir. Volkanın ağzında bulunan çukurluğaKraterdenir. Kraterin yan kısımlarının çökmesi yada patlama ile parça­lanarak dağılması ile geniş­leyen geniş kraterlere Kalderaadı verilir.Volkanik püskürmeler sırasında yeryüzüne yakın yerlerde gaz patlamalarından kaynaklanançukur­luklara Maaradı verilir. Pasifik Okyanusu'nun kenarında bir kuşak üzerinde aktif volkanlardan oluşan hatta Pasifik Ateş Çemberi adı verilir.Diğer bir kuşak Alp-Himalaya sistemiüzerinde yer alır, bu kuşak Güney Avrupa'dan başlayarak Anado­lu üzerinden İran’a oradan Himalayalara ve Güney Asya'ya kadar ulaşır.       KITA OLUŞUMU (EPİROJENEZ) Yer kabuğunu meydana getiren tabakaların karşılıklı durumları bozulmadan geniş alanlarda ve yavaş biçimde oluşan,dikey yöndeki yaylanma hareketleridir.Bunlar hafif yükselme ve alçalmalar şeklinde meydana gelir. Epirojenezi Meydana Getiren Temel Nedenler: 1.İzostatik Nedenler:Yeryüzündeaşınan alanlarıkütle kaybeder, bu nedenle hafifler ve yükselir. Büyük birikim alanları ise zamanla ağırlaşır ve alçalır.Bu durum yaylanmalara neden olur. 2.Termik Nedenler:Buzullarla kaplı alanlarda ağırlığın etkisinde kalan karasal kütleleralçalır ve çöker, yakın çevrelerinde ise yükselme meydana gelir.Buzulların erimesi durumunda ağırlık ortadan kalktığından karalar hafifler ve yükselir. Transgresyon(Deniz ilerlemesi):Epirojenik hareketler sırasında karalar alçalır veya deniz tabanı yükselirse deniz karaya doğru ilerler. Buna transgresyon denir. Regresyon (Deniz gerilemesi):Karalarda yükselme yada deniz tabanında çökme oluştuğunda deniz geriye çe­kilir. Buna da regresyon denir. Epirojenik Hareketlere Bağlı Olarak: 1.Kara ve deniz dağılışında değişme meydana gelir. 2.Ortalama yükselti değişir. 3.Kıyı taraçaları meydana gelir. TÜRKİYE’DE DAĞLARIN COĞRAFİ DAĞILIŞLARI 1.Kuzey Anadolu Dağları: Alp sisteminin ülkemizdeki kuzey kanadını meydana getirmektedirler.Bunlar Kocaeli yarımadasının doğusundan başlayarak Gürcistan sınırına kadar uzanırlar. Yıldız Dağları,Trakya’nın kuzeyinde,Karadeniz kıyısına paralel olarak kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanırlar, 800 ile 1000 m arasındaki yükselti,İstanbul Boğazı’na doğru alçalır ve yükseltisini tamamen kaybeder. Kuzey Anadolu dağlarının en yüksek noktası, Doğu Karadeniz’de Kaçkar Dağlarıdır. (3937 metre). Kaçkar dağları üzerinde buzul şekilleri bulunmaktadır.Kıyı ileiç kesimler arasındaki ulaşım, Kalkanlı(Zigana) geçidi ile sağlanır.Orta Karadeniz’de bulunan dağlar dış kuvvetlerin etkisiyle aşınarak yükseltilerini kaybetmiştir.Burada bulunan Canik Dağları yüksek plato görünümündedir. Batı Karadeniz’de yükselti tekrar artar. Dağlar kıyıdan iç kesimlere doğru birbirine ve kıyıya paralel sıralar halinde uzanırlar.Batı Karadeniz’de yer alan bu dağlar, kuzeyden güneye doğru, Küre,Bolu, Ilgazve Köroğlu Dağlarıdır.( 2000-2500 metre) 2.Güney Anadolu Dağları (Toroslar): Alp kıvrım kuşağının güney kanadını meydana getiriler. Batı Toroslar,Antalya körfezinin iki yanında uzanır.Göller Yöresi’ne doğru birbirine yaklaşırlar . Beydağları, Elmalı Dağları, Geyik Dağları ve Sultan dağlarından oluşur.Ortalama yükseklikleri, 2000-2500 m civarındadır.Kıyılar ve iç kısımlar arasında ulaşımı büyük oranda engellerler.Bu nedenle ulaşım geçitlerden sağlanır.Çubuk geçidi,Göller Yöresini Antalya’ya, Sertavul geçidi ve Göksu vadisi İç Anadolu’yu Silifke’ye bağlar Orta Toroslar,Taşeli platosu ile Uzun yayla arasında yer alırlar.Burayı oluşturan önemli dağlar olan Bolkar ve Aladağlar(3500m),kuzeydoğuya doğru,Tahtalı ve Binboğa dağları ile devam etmektedir. Orta Toroslar’da ulaşımı engellediğinden,ulaşım Gülek boğazından sağlanır.Nur (Amanos) dağları, İskenderun Körfezi’nin doğusunda,kuzey-güney yönünde uzanmaktadır.Amik ovası ile Çukurova arasındaki ulaşım bu dağlar üzerindeki Belen Geçidi ile sağlanır. 3.Güneydoğu Anadolu Dağları : Bölgeyi kuzeyden bir yay gibi kuşatan Güneydoğu Toroslar bölgenin en önemli dağlarını meydana getirirler.Bu dağların en yüksek noktası Hakkari’de bulunan Buzul dağlarının doruğudur. (Ulu doruk 4135m) Güneydoğu Toroslar bölgeyi, Doğu Anadolu bölgesinden ayıran doğal bir set durumundadır.Burada bulunan başlıca dağ sıraları,Malatya Dağları,Genç Dağları,Bitlis Dağları, Hakkari Dağları’dır.Karacadağ volkanik kütlesi bölgeyi tam ortadan iki bölüme ayırmıştır. Geniş yayvan ancak yükseltisi fazla olmayan volkanik bir alan meydana getirmiştir.Mardin Eşiği,1000m civarında yükseltiye sahiptir.Doğuya doğru yükselti artar. 4.Doğu Anadolu Dağları : Kuzey ve Güney Anadolu dağları burada birleşerek oldukça dağlık ve engebeli bir saha meydana getirmişlerdir.Kuzeyden-güneye doğru üç dağ sırası yer alır; 1.Sıra: Çimen, Kop, Mescit, Allahüekber ve Yalnızçam dağlarından, (Karadeniz’den ayırır) 2.Sıra: Mercan, Palandöken,Aras Güneyi ve doğuda Ağrı Dağından, 3.Sıra:Güneydoğu Toroslar’dan (Güneydoğu Anadolu’dan ayırır) meydana gelmektedir.Bölgenin diğer önemli dağları,Karagöl ve Bingöl dağlarıdır.Bölgenin doğusunda,Van gölünün kuzey ve batı kesimlerini ine alacak şekilde,kuzeydoğu –güneybatı yönünde uzanan volkanik dağlar yer almaktadır.Bunlar,Büyük Ağrı, Küçük Ağrı, Süphan, Nemrut, Tendürek dağlarıdır. 5.İç Anadolu Dağları : Kuzey ve güney kısımları sıradağlarla çevrilidir.İç kısımlar,sade bir görüntüye sahiptir.Ana görüntü olarak geniş bir plato görünümüne sahiptir.Kuzeyde Ankara çevresinde yer alan Elmadağ ve İdris dağları ve Ayaş dağları,batıda Mihalıççık dağları,Sündiken dağları,ve Sivrihisar dağları yer almaktadır.Bozok platosunun doğusunda,Ak dağlar ,Uzunyayla platosunun kuzey ve batısında Tecer ve Hınzır dağları yer almaktadır.Bölgenin güneydoğusunda, kuzeydoğu-güneybatı yönünde uzanan genç volkanik dağlar yer almaktadır.Erciyes,Melendiz,Hasan,Karacadağ ve Karadağ bölgede yer alan volkanik dağlardır. 6.Batı Anadolu Dağları : Ege bölgesinin ,İç Batı Anadolu bölümünde,Sandıklı,Murat,Eğri göz ve Emirdağ yer alır. Bursa çevresinde,Türkmen,Domaniç ve Uludağ(Eski bir iç volkanik kütlenin aşınması sonucu oluşmuştur) bulunmaktadır. Edremit Körfezinin kuzeyinde Kaz dağı, Çanakkale Boğazı güneyinde Biga dağları yer alır.Gediz vadisinin kuzeyinde,Yunt ve Kozak dağları,Gediz ve Küçük Menderes vadileri arasında, Boz dağ,Küçük ve Büyük Menderes vadileri arasında Aydın dağları. Güneyde yer alan Menteşe dağları oldukça engebeli bir sahadır.Bu alanda ayrıca Honaz ve Babadağ yer almaktadır. Batı Anadolu’da Ege bölgesinin asıl Ege bölümünde bulunan dağların tamamına yakını Horst durumundadır.Bunlar doğu-batı yönlü birbirine paralel fayların kırılarak çökmesi sonucunda yüksekte kalan kısımlardan(Horst)meydana gelmişlerdir.Doğu-batı yönünde Ege Denizine dik olarak uzanırlar.(Kuzeyden güneye doğru Madra dağı,Yunt dağı, Boz dağlar ve Aydın dağları)   TÜRKİYE’NİN YERYÜZÜ ŞEKİLLERİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ 1.Türkiye’nin gerçek alanı,814.578 km2,izdüşüm alanı,779.452 km2 dir.Dolayısıyla gerçek alan ile izdüşüm alanı arasında 35.126 km2 fark meydana gelmektedir.Bu durum,ülkemizde ortalama yükselti ve engebeli alanların fazla olduğunu göstermektedir.(Ülkemizde ortalama yükseltisi 1132 metredir.) 2.Ülkemizde ana şekillerin oluşumu özellikle 3. ve 4. Jeolojik zamanlarda meydana gelmiştir.Bu nedenle büyük oranda genç arazi yapısına sahiptir. 3.Türkiye, Alp-Himalaya genç kıvrım dağlar kuşağı üzerinde yer almaktadır. 4.Özellikle kuzey ve güney kıyılarımızda yer alan dağ sistemleri , Alp-Himalaya kuşağındaki kıvrım hareketlerine bağlı olarak meydana gelmiştir. 5.Alp kıvrım hareketleriyle yükselen bu alanlarda daha sonra kuvvetli bir aşınma dönemi başlamıştır. Özellikle akarsuların etkisiylebüyük oranda alçalma yaşanmıştır 6.Yükselti batıdan doğuya doğru artmaktadır,Ege kıyılarından başlanarak, İç Batı Anadolu bölümüne gelindiğinde ortalama 1 000 metreye varan yükselti, İç Anadolu’nun doğusunda 1200 metreye ulaşır,doğuya doğru artan yükselti,Doğu Anadolu platolarında 2000-2500 metreye çıkmaktadır. 7.Yükseltinin batıdan-doğuya doğru artmasına bağlı olarak,sıcaklık düşer,donlu ve karlı günlerin sayısı artar,yağış miktarı artar,tarımsal ürünler geç olgunlaşır,ulaşımda güçlükler artar,kışların süresi uzarken,yazlar daha kısa sürer. 8.Ülkemizde,dağların geniş yer kaplaması ve engebeli alanla fazla olması, ulaşımı zorlaştırıryol yapım maliyetini arttırır,kısa mesafelerde iklim şartlarında büyükdeğişmelere neden olarak,bitki örtüsü çeşitliliğinin artmasında etkili olur,tarım alanı daralır, yerleşme güçleşir, erozyonun ve heyelanların fazla olmasına neden olur, akarsuların akış hızının fazla olmasına neden olarak, hidroelektrik potansiyelin artmasını ağlar( Özellikle Doğu Anadolu en yüksek potansiyele sahiptir.) 9.Dağlar doğal su deposu durumundadırlar,kış turizminin gelişmesini sağlarlar.Peneplen alanlarının yükselmesiyle oluşan,yüksek ve geniş düzlüklerin oluşturduğu yaylalar hayvancılığın gelişmesine ve turizme önemli katkılar sağlar. 10.Dağlarımız genel olarak ,Alp-Himalaya sisteminin etkisiyle doğu-batı yönlü uzanışa sahiptirler. Genel olarak,Akdeniz ve Karadeniz’dekıyıya paralel, Ege Bölgesi’ndedik bir uzanışa sahiptirler. 11.Akdeniz ve Karadeniz’de dağlarımızın kıyıya paralel uzanmasına bağlı olarak,deniz etkisi iç kısımlara giremez,kıyılar iç kısımlardan daha fazla yağış alır,buna bağlı olarak ormanlar kıyıda yoğunlaşmıştır,kıyı ile iç kısımlar arasında ulaşım zordur, yol yapım maliyeti yüksektir.Kıyılarda tarım alanları ,doğal liman ve koylar az, falezler yaygındır.Boyuna kıyı tipi oluşmuştur. Bunlara bağlı olarak,dağların denize bakan yamaçlarıyla iç kısımlara bakan yamaçları arasında iklim, bitki örtüsü, yetişen ürünler farklıdır. 12.Ege kıyılarında büyük oranda dağlar kıyıya dik uzanmaktadır.Bunun sonucu olarak, doğu-batı yönünde,ulaşım kolay, yol yapım maliyeti azdır.Deniz etkisi iç kısımlara kadar girebilmektedir.Bu durum İzmir limanının ardında geniş bir hinterlandın oluşmasını sağlayarak önemli duruma gelmesini sağlamıştır.Kıyılarda girinti,çıkıntı,doğal limanlar ve körfezler fazladır. Enine kıyı tipi oluşmuştur. 13.Kuzey ve Güneyde yer alan sıradağlarımız,Doğu Anadolu’da, birbirine yaklaşmaktadır. Bu nedenle bölge Türkiye’nin en yüksek bölgesi,çatısı durumundadır.Bu duruma bağlı olarak, karasal iklim egemendir.Kışlar soğuk ve uzun, yazlar kısa geçer. Tarım alanları dar,tarımsal ürün çeşidi ve üretim miktarı azdı.Bu nedenle, hayvancılık en önemli geçim kaynağı durumundadır.Engebe,yükselti ve uzun kış koşulları yol yapım ve bakım maliyetini yüksektir.Akarsuların hidroelektrik potansiyeli fazladır. 14.İç Anadolu etraf yüksek dağ1arla çevrilidir,kıyı alanları ile bölge arasında doğal bir set meydana getirmiştir.Ancak bölge içerisinde genel olarak yer şekilleri sadedir.Buna bağlı olarak,karasal iklim egemendir,kapalı havzalar geniş alanlar kaplamaktadır,ülkemizde platoların en yaygın olduğu bölgedir.Geniş düzlük alanlar nedeniyle tarım alanları fazladır. Bölge içinde ulaşım kolay, yol yapım maliyeti düşüktür.Yurdumuzun en önemli tahıl ekim alanlarına sahiptir.Arazinin uygun olması tarımsal iş makinelerinin kullanımını arttırmıştır. 15.Marmara bölgesi ülkemizde ortalama yükseltinin en az olduğu bölgedir.Buna bağlı olarak,tarım alanları fazla,ulaşım kolay, yol yapım maliyeti düşüktür. 16.Güneydoğu Anadolu bölgemiz büyük oranda ova ve platolarla kaplanmıştır.Düzlüklerin fazla olması, tarım alanlarının geniş ve ulaşımın kolay olmasına neden olmuştur.   B.TÜRKİYE’NİN ÖNEMLİ OVALARI VECOĞRAFİ DAĞILIŞLARI Ova:Akarsularla parçalanmamış ve çevresine göre alçakta bulunan geniş düzlüklere ova denir. Oluşumlarına Göre Ovalar: 1.Tektonik(Çöküntü) Ovaları:Bursa,Muş,Erzincan,Manyas, Susurluk, Karacabey, Adapazarı, Malatya,Pasinler 2.Delta Ovaları:Çukurova,Bafra,Çarşamba 3.Karstik Ovalar:Muğla,Elmalı,Ketsel,Kovada, Gölova, Korkuteli, Gölhisar, Elmalı,Ula, Tefenni Acıpayam 4.Göl yeri Ovaları:Akşehir,Eber,Hotamış,Sultan sazlığı çevresindeki ovalar 5.Dağ eteği Ovaları:Nur dağlar eteğindeki ovalar Bulundukları Yere Göre Ovalar: 1.Kıyı Ovaları: Deniz kıyılarında bulunan ve 150-200 m.ye kadar yükselebilen ovalardır.Genişlikleri veuzunlukları bulundukları kıyıların özelliğine ve akarsu havzasının büyüklüğüne göre değişir. Bunların başlıcaları: Çarşamba (Yeşilırmak), Bafra(Kızılırmak), Sakarya(Sakarya), Çukurova (Seyhan ve Ceyhan), Ege Bölgesi’nde kırılma veya çökmeler sonucu oluşmuş çukurlukların akarsular tarafından taşınan alüvyonlarla doldurulması sonucu oluşan ovalar,Bakırçay(Bakırçay) ,Gediz (Gediz),Küçük Menderes,Büyük Menderes ovaları.Göksu Deltası(Silifke Ovası),(Göksu),Dalaman, Köyceğiz,Eşen,Finike,Manavgat ve Samandağ Ovaları diğer kıyı ovalarıdır. 1.İç Bölgelerdeki Ovaları: Bergama,Soma,Kırkağaç,Torbalı,Tire,Bayındır,Ödemiş,Manisa,Akhisar, Turgutlu,Salihli, Alaşehir, Söke,Koçarlı,Aydın,Yenipazar,Nazilli,Sarayköy Kütahya,Simav,Afyon,Sandıklı,Karacabey,Balıkesir,Pasinler,Erzurum,Erzincan, Suşehri,Niksar,Erbaa,Taşova,Ladik,Merzifon, Suluova, Tosya,Çerkeş, Bolu,Düzce,Muş, Uluova, Bingöl,Ardahan,Iğdır,Afşin-Elbistan,Bulanık, Konya,Ereğli, Eskişehir, Kayseri,Develi,Ankara, Amik,Burdur,Tefenni,Isparta,Gelendost, Gençali,Ergene, Malatya, Korkuteli,Elmalı,Ketsel,Gembos,Yellice,Şuhut,Karabedir, Çukurkuyu, Dörtyol-Erzin ovaları,Yüksekova,Harran başlıca iç ovalarımızdır.   Ovaların Ekonomik Yaraları: 1.Önemli tarım alanlarıdır. 2.Hayvancılık açısından önem taşırlar. 3.Yeraltı ve yerüstü suları bakımından zengin kaynaklara sahiptirler. 4.Ovalarda,ulaşım kolaydır, yol yapım maliyeti azdır. C.TÜRKİYE’NİN DENİZLERİ VE KIYILARI Ülkemiz üç tarafı ,Karadeniz, Akdeniz, Ege Denizi ve Marmara Denizi ile çevrili bir yarımada görünümündedir.Ülkemizde kıyılarımızın toplam uzunluğu 8337 km.yi bulmaktadır.Kıyılarımız içinde en fazla uzunluğa Ege Denizi kıyıları sahiptir.   Karadeniz deniz sınırı………………..: 1695 km Gürcistan sınırı-İstanbul Boğazı…….:1518 km, İstanbul Boğazı-Bulgaristan sınırı…..: 177 km) Akdeniz deniz sınırı ………………….: 1577 km Ege Denizi sınırı ……………………...: 2805 km Seddülbahir-Meriç Nehri ağzı……….:212 km Kumkale- Dalaman çayı ağzı………...: 2593km) Marmara denizi ve Boğazlar sınırı…..: 1189 km Tüm adalarımızın deniz sınırı………..: 1067 km   A.Karadeniz Kıyıları: 1.Batıda Bulgaristan sınırından başlayıp doğuda Gürcistan sınırına kadar uzanmakta ve 1685 km. uzunluğa sahiptir. 2.IV. zaman başlarında meydana gelen çökmeler sonucu şekillenmiştir. 3.Girinti ve çıkıntı azdır. 4.Kıyıda derelerin ağızlarında küçük delta ve kumsallar meydana gelirken büyük ırmakların ağızlarında büyük delta ovaları olan,Bafra ve Çarşamba ovaları meydana gelmiştir. 5.Falezli yüksek kıyılardır. 6.Boyuna kıyı tipi görülür. 7.Doğal liman azdır. 8.Son Buzul Çağı’nda tatlı su gölü halinde olan Karadeniz’e,Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı aracılığı ile Akdeniz’in tuzlu suları ulaşmış ve günümüzden yaklaşık 3000 yıl önce Karadeniz’in suları bugünkü tuzluluk seviyesine ulaşmıştır.Karadeniz’de tuzluluk oranı Marmara ve Ege’den daha azdır.Bunun temelsebepleri,yağışın fazla, akarsu havzalarının geniş,sıcaklık ve buharlaşmanın az olması ile enlemin etkisidir. 9.200 metreden sonra oksijenin yerini kükürt dioksit gazı alır.Bu nedenle balıklar ve diğer canlılarderinliğin 200 metreyi aşmadığı yüzey sularında bulunmaktadırlar. 10.Karadeniz, Marmara denizinden yüksektir.Oluşan seviye farkı nedeniyle Karadeniz’in sularıüstten Marmara denizine doğru akıntı meydana getirir. B.Marmara Kıyıları: 1.Karadeniz ve Ege Denizi arasında yer alır.Bu denizlerden,Çanakkale veİstanbul Boğazı ile ayrılır. 2.Üçüncü zaman sonu ile dördüncü zaman başlarında yer kabuğunda meydana gelen çökmeler sonucu meydana gelmiştir. 3.Derinliği fazladır.Orta kısımlarında 1000-1200 m. derinlikte çukurlar yer alır. 4.Kıyı tipleri:İstanbul Boğazı ve Haliç kıyıları Ria kıyı tipi,Büyük ve Küçük Çekmece Kıyıları limanlı kıyı tipi,Kapı dağı Yarımadası,tombolo özelliğindedir. C.Ege Kıyıları: 1.Ege Denizi III. Zaman sonu ile IV. zaman başında şiddetli yer hareketleri sonucu meydana gelen çökmeler ile çukurlukların sular altında kalması sonucunda ortaya çıkmıştır. 2.En uzun kıyılarımız burada yer alır. 3.Çok sayıda ada ve takımadalar,sayısız koy ve körfezler yer almaktadır. 4.Dünya’nın en girintili çıkıntılı kıyılarındandır. 5.Şelf alanı geniştir. 6.Tuzluluk oranı Marmara denizine göre daha yüksektir. 7.Güneybatı Anadolu’da ,Ria kıyı(Menteşe kıyıları) tipi görülürken diğer kıyıları,enine kıyı tipi özelliği göstermektedir.   D.Akdeniz Kıyıları: 1.Toros Dağları büyük oranda kıyıya paralel ,batı kesiminde ise kıyıya dik biçimde uzanır. 2.Girinti ve çıkıntı azdır. 3.Falez oluşumu fazladır. 4.Tuzluluk oranı ve derinliği en fazla olan denizimizdir. 5.Fethiye ve Kaş kıyılarında dalmaçya kıyı tipi,diğer kıyılarda boyuna kıyı tipi görülmektedir. D.TÜRKİYE’DE AKARSULARIN OLUŞTURDUĞU ŞEKİLLER Akarsular, yer yüzünün şekillenmesinde en etkili dış kuvvetlerdir.Ülkemizde bulunan akarsular, aşındırma ve biriktirme faaliyetlerini günümüzde devam ettirmektedirler. Tür­kiye'nin şekillenmesini sağlayan akarsular, yer şekillerinin oluşumunu,aşındırma ve biriktirme yoluyla meydana getirirler. Denge Profili:Akarsu yatağının taban seviyesine(0m-Deniz seviyesi) ulaşması sonucunda ortaya çıkan profile denge profili denir. Denge Profiline Ulaşmış Bir Akarsuyun Özellikler: 1.Yatak eğimi azalmıştır. 2.Akış hızı yavaşlamıştır 3.Aşındırma gücü azalmıştır 4.Biriktirmesi artmıştır 5.Enerji potansiyeli azalmıştır 6.Eğim iyice azaldığından,üzerinde taşımacılık yapılabilir Aşındırmayı artıran koşullar: 1.Su miktarının fazlalığı 2.Akış hızının (eğimin) fazlalığı 3.Yük miktarının çokluğu 4.Bitki örtüsünden yoksunluk 5.Arazinin dirençsizliği Biriktirmeyi Etkileyen Koşullar: 1.Yatak eğiminin (hızın) azalması 2.Su miktarının azalması 3.Yük miktarının artması   AKARSULARIN OLUŞTURDUKLARI AŞINDIRMA ŞEKİLLERİ Akarsuların oluşturdukları başlıca aşındırma şekilleri:Vadi,Menderes, Dev kazanı, Peribacası, Kırgıbayır, Plato, Peneplen dir. 1.VADİLER:Türkiye'de ortalama yükseltinin fazla oluşu ve dağların fazla yer kaplaması akarsu aşındırmasının etkili olmasına neden olmaktadır.Yurdumuzda akarsu aşındırmayla oluşan en önemli şekiller vadilerdir.Eğimin fazla olduğu yerlerde derine aşındırma fazladır, dar ve derin vadiler oluşur.Eğimin azaldığı yerlerde yanlara aşındırma artar yatık yamaçtı vadiler oluşur.   YARMA(BOĞAZ)VADİ Dağların enine aşındırılmasıyla iki yanda bulunan çukur alanların birleştirilmesiyle meydana getirilir.Yurdumuzda,özellikle Kızılırmak ve Yeşilırmak vadileriyle Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki akarsu vadilerinde yaygın olarak görülür.   KANYON VADİ Yatay tabakalı arazilerde,özellikle kalkerli yada volkanik arazilerde akarsuların derine aşındırmasıyla meydana gelir.Yurdumuzda,Torosların kalkerli alanlarında ve özellikle Göksu vadisi boyunca yer alırlar.Antalya’daki Köprülü Kanyon en güzel örneklerinden biridir.   YATIK YAMAÇLI VADİ Akarsuların yana doğru aşındırmasının güçlü olduğu alanlarda bir yamacı daha fazla aşındırmasıyla meydana gelirler.         TABANLI VADİ Eğimin azalmasına bağlı olarak,derine aşındırmanın azalması,yana doğru aşındırmanın artmasıyla vadi yamaçları yatıklaşır.Bu tip vadilere tabanlı vadi denir.Kızılırmak,Sakarya ve Ege Bölgesi’ndeki akarsu vadileri genelde bu biçimdedir.Genelde diğer akarsuların düzlüklere ulaştıkları yerlerde vadileri geniş tabanlıdır.     ÇENTİK VADİ Bunlara tabansız vadi,kertik vadi veya çentik vadi isimleri verilir.‘’V’’biçimli vadilerdir.Eğimin fazla derine aşındırmanın çok olduğu yerlerde oluşur.Özellikle Doğu Karadeniz dağlarının kuzey yamaçlarında bunlara rastlanır.     2.DEV KAZANI: Akarsu yatakları içerisinde çağlayan ve çavlanlarda suyun düştüğü yerlerde oluşan çukurlardır. Küçük göller meydana getirirler.Yurdumuzda Düden ve Manavgat’ta bunlara rastlanmaktadır.             3.MENDERES: Akarsular eğimin azaldığı alanlarda,geniş vadi tabanlarında gücün azalmasına bağlı olarak yanlara doğru aşındırma yapar.Bunun sonucunda zamanla büklümler meydana getirir. Buna menderes denir.Vadi tabanına gömülmüş olan mendereslere gömük menderes         4.PERİ BACASI: PERİ BACALARININ OLUŞUMU 1.AŞAMA PERİ BACALARININ OLUŞUMU SON AŞAMA Yarı kurak ve kurak iklim bölgelerinde, sağanak yağışların meydana getirdiği sel sularının yumuşak dirençsiz alanları aşındırarak dirençli kaya ve onun baskısıyla oluşmuş sert kısımların açığa çıkmasıyla oluşan doğal şekillerdir. Peribacalarının oluşumunu sağlayan faktörler: Volkanik tüflü arazi Kurak ve yarı kurak iklim Sağanak yağış Eğimli arazi Bitki örtüsünden yoksunluk Yer yer dirençli kayalar Yurdumuzda bu şekiller,Nevşehir, Ürgüp, Göreme, Ih­lara çevresinde yer almaktadır.   5.PLATO: Çevresine göre yüksek olan ve akarsular tarafından derin olarak parçalanmış geniş düzlüklerdir.Dördüncü zamanda yaşanan epirojenik hareketler nedeniyle Türkiye genel olarak yüksek bir ülkedir.Bu nedenle ülkemizde platolar geniş alan kaplamaktadırlar.Platolar genelde yayla olarak ifade edilebilmektedir.Ancak her yayla plato özelliği taşımamaktadır.     Oluşumlarına göre platolar: 1.Aşındırma platoları (Kocaeli Platosu) 2.Tabaka düzlüğü platosu(Uzunyayla,Cihanbeyli,Haymana) 3.Lav platoları (Erzurum-Kars çevresinde ve Ürgüp-Nevşehir çevresinde) 4.Karstik platolar(Taşeli platosu) Yurdumuzda Bulunan Önemli Platolar: İç Anadolu Bölgesi’nde:Yurdumuzda platolar bakımından en zengin bölgedir.Obruk, Cihanbeyli, Haymana,Bozok ve Uzunyayla başlıca platolarıdır. Ege Bölgesi’nde:İç Batı Anadolu eşiğinde,Yazılıkaya Platosu Akdeniz Bölgesi’nde:Orta Toroslarda Taşeli Platosu Karadeniz Bölgesi’nde:Orta Karadeniz bölümünde,Canik dağlarında yer alan platolar Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde:Gaziantep,Şanlıurfa Doğu Anadolu Bölgesi’nde:,Erzurum-Kars platoları ve Ardahan Platosu yer almaktadır. Marmara Bölgesi’nde:Çatalca-Kocaeli Platosu Platoların Ekonomiye Katkıları: 1.Alçak platolar,önemli tarım üretim alanlarıdır.Önemli orandaki buğday ve arpa ekim alanları bu platolar üzerinde yer almaktadır. 2.Mera hayvancılığının yapıldığı alanlardır.Yazın hayvanların otlatıldığı süt, peynir ve yağ elde edilen alanlardır. 3.Yayla olarak değerlendirilen platolar sosyal ve ekonomik hayat açısından büyük değer taşırlar   6.KIRGIBAYIR (BADLANDS): Kurak ve yarı kurak bölgelerde, bitki örtüsünden yoksun ara­zilerde, sağanak yağışlar sonucunda akışa geçen sel suları yamaçlarda yarıntılar oluşturur.Bu yarıntılardan oluşmuş arazilereKırgıbayır denir.Son derece parçalanmış, engebeli üzerinde yürünmesi dahi çok zor olan arazilerdir. İç Anadolu Bölgesi’nde yaygın olarak yer almaktadırlar.   7.PENEPLEN(YONTUKDÜZ):Akarsuların ve diğer tüm dış kuvvetlerin ortak aşındırma süreci sonunda yüksek yer şekillerinin aşınıp çukur alanlara dolması sonucunda meydana gelen düzleşmeyle ortaya çıkanhafif dalgalı düzlüklere peneplen denir.Tüm dış kuvvetlerin ortak amacı yeryüzünü peneplen durumuna ulaştırmaktır. Peneplen aşınma sürecinin son safhasını meydana getirir.Yurdumuz   AKARSULARIN OLUŞTURDUKLARI BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ Akarsular aşındırdıkları maddeleri eğim doğrultusunda taşırlar,yatak eğimlerinin azalması durumunda akarsuların taşıma gücü azalır.Taşıma güçlerinin azaldığı yerde taşıdıkları maddeleri biriktirirler.Biriktirmedeki, temel etken yatak eğimin azalmasıdır. Akarsuların oluşturdukları başlıca biriktirme şekilleri: Delta ,Dağ eteği ovası,Birikinti konisi,Dağ içi ovası,Taban seviyesi ovası,Seki,Irmak adası dır. 1.DELTA:Akarsuları taşıdıkları alüvyonları denizin içine doğru biriktirmesiyle oluşan üçgen biçimli alüvyalovalara delta ovası adı verilir. Delta ovaları verimli tarım arazileridir. Deltanın oluşabilmesi için; * Gel-git olayının belirgin olmaması * Kıyının sığ olması * Akarsu ağzında eğimin azalması * Kıyıda güçlü akıntıların bulunmamasıgerekir. Yurdumuzdaki başlıca delta ovaları:Çarşamba,Çukurova,Bafra,Bakırçay,Gediz,Küçük ve Büyük Menderes,Silifke ovalarıdır.   2.DAĞ ETEĞİ OVASI: Dağlık alanlardan inen akarsuların hızı eğimin azalmasına bağlı olarak dağ eteklerinde azalır.Bu alanlarda meydana gelen birikim alanlarına dağ eteği ovası adı verilir.       3.BİRİKİNTİ KONİSİ: Yamaçlardan inen akarsu ve sel sularının eğimin iyice azalmasına , akarsuyun hızının kesilmesine ve taşıma gü­cünün azalmasına bağlı olarak dağ eteklerinde oluştur­duğu biriktirme şekilleridir.Birikinti konileri zamanla gelişerek verimli tarım alanı durumuna gelebilir.       4.DAĞ İÇİ OVASI: Dağlık bölgelerde,dağlar arasındaki ve dağların iç kısımlarındaki düzlük alanlarda eğimin azalmasına bağlı olarak oluşan birikim alanlarına dağ içi ovası adı verilir. Yurdumuzdaki başlıca dağ içi ovaları,Bolu,Muş ve Erzincan ovalarıdır.         5.TABAN SEVİYESİ OVASI: Akarsuların göllere veya denizlere ulaştıkları yerlerdehızları azalır. Bu nedenle getirdikleri alüvyonları artık taşıyamaz ve akarsuyun aşağı çığırında biriktirerek taban seviyesi ovalarını meydana getirirler.           6.SEKİ: Akarsuların alüvyonlarla doldurdukları vadi tabanlarının, gücünün tekrar artması sonucunda yeniden kazılması sonucu akarsu yatağının kena­rında basamaklar şeklinde oluşan şekillere seki denir.Seki eski vadi tabanının parçalarıdır.       7.IRMAK ADASI: Özellikle kurak geçen dönemlerde,akarsu yatağındaki suların azalmasına bağlı olarak yatağın genişlediği yerlerde oluşan kum adalarıdır.Çoğunlukla yağışlı dönemde suların seviyesinin yükselmesiyle ortadan kalkar.Kum adaları akarsuyun taşıdığı su miktarı ve akış hızına bağlı olarak yer değiştirirler. Kum adaları üzerinde yoğun bir bitki örtüsünün bulunması kum adalarının yer değiştirmediğini gösterir.   E.TÜRKİYE’DE KARSTİK ŞEKİLLER Yağışlar,yüzey ve yer altı suları tarafındankalker, jips, kayatuzu, dolomit (Karstik taş )gibi eriyebilen taşların kimyasal olarak aşındırılmasına karstlaşma bunun sonucunda ortaya çıkan şekillere karstik şekillerdenir.Özellikle kalker(kireç taşı) üzerinde meydana gelen Karstik şekiller daha belirgin ve daha uzun ömürlüdür.Yurdumuzda özellikle Toroslar üzerinde oldukça yaygındır. Bu nedenle yurdumuzda Karstik şekillerin en yaygın olduğu alanlar Toros dağlarıdır. Toroslar üzerinde özellikle,Göller yöresi ve Taşeli platosu karstlaşmanın en yaygın olduğu alanlardır.Jips ve kayatuzu taşlarının erimesi ile oluşan karstik şekiller daha az ömürlüdür. KARSTİK AŞINDIRMA ŞEKİLLERİ   1.LAPYA: Karstik aşındırma şekillerinin en küçüğüdür. Özellikle karstik platolarda,kalkerli yamaçlarda yağmur ve kar sularının yüzeyi eriterek açtıkları küçük oluklardır.Çukurluklar keskin sırtlarda yan yana sıralanarak pürüzlü yüzeyler oluşturur.Bu yüzeylerin derinleşmesiyle meydana gelen ve keskin sırtlardan oluşmuş çukurlara Lapya adı verilir.Büyüklükleri birkaç cm ile birkaç metre arasında değişir.     2.DOLİN:Oval biçimli erime çukurluklarıdır.Derinlikleri az, genişlikleri fazladır.Bunlar lapyaların bir araya gelmesiyle meydana gelir.Özellikle Toroslar’da yaygın olarak görülür.Bunlara, kokurdan, koyak, tava gibi isimlerde verilir. Dolinler oluşum şekillerine göre: Erime Dolinleri:Suların kayaların gözenek ve çatlaklarına girerek eritmeleri ile meydana gelir Çökme Dolinleri:Tektonik hareketlere bağlı olarak çöken alanlarda veya mağara tavanlarının çökmesiyle oluşan çukur alanlarda meydana gelirler.Yamaçları daha diktir. 3.UVALA: Dolinlerin genişleyip, derinleşmesiyle oluşurlar.Dolinlerden daha büyüktürler. Tabanlarında erimeden geriye kalan kalker çıkıntıları dolinlerden ayrılmasını sağlar. 4.OBRUK:Baca veya kuyu biçimindeki, derin çukurluklara obruk denir. Derinliği 250-300 m.yi bulabilmektedir, bazılarının tabanında göl bulunur.Yurdumuzda, İç Anadolu’nun güneyinde Obruk platosu,İçel’de Cennet ve Cehennem mağaralarıönemli obruk örnekleridir. 5.POLYE(GÖL OVA):Karstik alanlarda uvalaların genişleyip birleşmesiyle meydana gelen genişliği birkaç kilometre, uzunluğu ise 20-30 kilometreyi geçen,ova görünümlü geniş karstik çukurlara polye denir. Yurdumuzda, Akdeniz Bölgesi’nde Muğla,Kestel, Elmalı ve Akseki ovaları polyedir.Polyeler kalkerli alanlarda en önemli tarım arazilerini meydana getiriler. 6.MAĞARA:Kalkerli arazilerde çatlaklar boyunca yeraltına sızan suların oluşturduğuboşluklara karstik mağara denir.Başlıca karstik mağaralarımız: Karain,Damlataş, Narlıkuyu,İnsuyu’dur 7.DÜDEN (SU BATAN-SU YUTAN):Kalkerli arazide erimeler ile oluşan çukurluklara düden denir. Düdenler yer altı sularını birbirine bağlar,yüzey sularının yer altı sularına ulaşmasını sağlar.Bunlara su batan adı da verilir. 8.KÖR VADİ:Ağız yan kısımları kapalı olduğundan suların düdenler aracılığı ile yer altına indiği vadilerdir.Bu durumda vadi içinde kaybolan sular akışını yeraltında sürdürür. Bu akarsuların yeryüzünde süreklilik göstermeyen vadilerine kör vadi denir.Antalya yakınında bulunan Varsak vadisi bunun en önemli örneklerinden biridir.Kovada gölünün suları bir çok kör vadi tarafından Aksu ırmağına taşınmaktadır.   KARSTİKBİRİKTİRME ŞEKİLLERİ   Birikim şekilleri,kalsiyum karbonat bakımından zengin olan karstik suların içindeki karbondioksit gazının uçması ve kalsiyum oksidin (kirecin) bırakılması ,tortulanmasıyla meydana gelirler. 1.TRAVERTEN:Yeraltından gelen sıcakve kalsiyum karbonatlı su kaynakları yeryüzüne çıktıklarında aktığı alanlarda, kirecin çökelmesi ile oluşan basamaklardır.Dünya’daki en güzel örnekleri Denizli-Pamukkale’de yer almaktadır.Bunların beyaz olmasını sağlayan yüzeylerini kaplayan kalker tüfüdür.   PAMUKKALE TRAVERTENLERİNİ MEYDANA GETİREN SULAR     KARAHAYIT(RENKLİ TRAVERTENLER) Pamukkale’nin 5 km kuzeyinde, Karahayıt kasabasında yer alır. 2.SARKIT:Karstik mağaralar içinde tavandan sızan ve kalsiyum karbonat açısından zengin suların içindeki kirecin tavanda birikmesi ile meydana gelirler. 3.DİKİT:Kalsiyum karbonatça zengin suların mağara tavanından damlayarak içindeki kireci mağara tabanında biriktirmesi ile meydana gelirler.   4.SÜTUN: Sarkıt ve dikitlerin birleşmesi ile meydana gelmektedirler             İNSUYU MAĞARASI (SÜTUN)   F.TÜRKİYE’DE BUZULLARIN OLUŞTURDUKLARIŞEKİLLERİ Dördüncü jeolojik devrin başlarında yaşanan buzul döneminde,Türkiye’de buzullaşma meydana gelmiştir.Günümüzde 3500 metrenin üzerindeki alanlarda buzullara ve buzulların meydana getirdiği şekillere rastlanmaktadır.Yurdumuzda en fazla görülen buzul şekilleri,buzul vadileri ve buzul sirkleridir.Buzul sirklerinin sularla dolmasıyla meydana gelen sirk gölleri meydana gelmiştir. Yurdumuzda buzullaşmanın yaşandığı başlıca alanlar: 1.Büyük Ağrı Dağı:12km2 yi bulan takke buzulu ile kaplıdır. 2.Buzul Dağları 3.Sat Dağları 4.Bingöl Dağları 5.Kaçkar Dağları 6.Bolkar Dağları 7.Aladağlar 8.Süphan Dağı 9.Erciyes Dağı   G.TÜRKİYE’DE RÜZGARLARIN OLUŞTURDUKLARI ŞEKİLLER   Rüzgarlar, kuraklığın etkisinde kalan,yağışın az,bitki örtüsünün zayıf olduğu alanlarda etkili olmaktadırlar.En etkili olduğu alanlar çöllerdir.Rüzgarlar aşındırma,taşıma ve biriktirme yoluyla çeşitli yer şekillerinin oluşumunu sağlarlar.Yurdumuzda rüzgarın etkisiyle oluşan yer şekilleri oldukça azdır. Yurdumuzda etkili olduğu başlıca alanlar: 1.İç Anadolu Bölgesi’nde Karapınar çevresi kumul alanları. 2.Batı Karadeniz kıyılarında,Şile,Karasu,Kum köy’de Akdeniz kıyılarında Antalya-Alanya arası ileSeyhan ve Ceyhan’ın oluşturduğu Çukurova deltasında kıyı kumullarına rastlanmaktadır. BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ: KUMUL:Rüzgarın taşıdığı kum ve tozları biriktirmesiyle oluşan yığınlardır. BARKAN:Kumulların rüzgar hareketine bağlı olarak hilal biçimi almasıdır.   AŞINDIRMA ŞEKİLLERİ: MANTARKAYA: Aşındırma şeklidir.Rüzgarın taşıdığı materyalle birlikte çarptığı kayaların yumuşak kısımlarını aşındırmasıyla sert kısmın bir masa gibi üstte kalmasıyla meydana gelirler.           H.TÜRKİYE’DE DALGA VE AKINTILARIN OLUŞTURDUKLARI ŞEKİLLER AŞINDIRMA ŞEKİLLERİ: Falez(Yalıyar):Aşındırma şeklidir.Kıyılarımızda meydana gelen başlıca aşındırma şekilleri falez(yalıyar)dır.Özellikle dağların kıyılara paralel uzandığı ve kıyıdan itibaren hemen yükseldiği alanlarda oluşmaktadır.Dalgaların kıyıdaki dik alanlara çarparak oluşturduğu oyukların çökmesiyle meydana gelen dikliklerdir.Yurdumuzda oluştukları başlıca alanlar: 1.Doğu ve Batı Karadeniz 2.Marmara denizinde özellikle İstanbul ve Tekirdağ arasında 3.Akdeniz’de özellikle Köyceğiz-Kemer arasında Kıyı Platformu(Dalga Aşınım Düzlüğü):Falezlerin önünde göçmelere bağlı olarak oluşan materyaller zaman içinde dalgalar tarafından parçalanarak deniz dibinde biriktirilir.Falezlerin gerilemesi ile oluşan bu sığ düzlüğe kıyı platformu denir. BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ: Kumullar(Plaj):Birikim şeklidir.Bütün kıyılarımızda ve özellikle delta alanları ile koy ve körfezlerde oluşmuşlardır. Kıyı Oku:Dalga ve akıntıların taşıdıkları materyalleri kıyıdan itibaren açıklara doğru bir yol gibi biriktirmesiyle meydana gelirler.     Kıyı Kordonu(Koy Seti): Bir koyun önünü kapatacak biçimde bir burundan diğerine uzanan birikimlerdir.Bunlar zamanla koyun ağzını kapatarak lagün göllerini oluşturur.           Lagün(Deniz Kulağı-Kıyı Set Gölü):Birikim şeklidir.B.ve K.Çekmece,Durusu gölü başlıca set gölleridir.Çarşamba,Bafra,Çukurova ve Göksu delta ovalarında da set gölleri meydana gelmiştir.     Tombolo(Saplı Ada): Özellikle kıyı oklarının kıyı yakınında bulunan bir adayı kıyıya bağlaması ile meydana gelir.Kapıdağ yarımadası ve Sinop’ta Boztepe yurdumuzdaki tombolo örnekleridir.             H.TÜRKİYE’DE HEYELANLAR VE YER GÖÇMELERİ NOT:Konuya ilişkin bilgiler Afetler Coğrafyası başlığı altında ele alınmıştır.   I.TÜRKİYE’DE TOPRAK EROZYONU VE KORUNMA YOLLARI Erozyon:Toprak örtüsünün dış güçler tarafından süpürülmesidir.Yurdumuz Dünya’da toprak erozyonunun en fazla olduğu ülkelerden biridir.Konya Karapınar çevresinde özellikle rüzgar erozyonu etkili olmaktadır. Yurdumuzda erozyonun en fazla etkili olduğu sahalar:Özellikle dağlık ve engebeli alanlarda şiddetli olmaktadır.Doğu Anadolu Bölgesi’nin kuzey,güney ve batı kısımları,Toros dağları,İç Anadolu’nun doğu kısımları,Ege Bölgesi’nde dağlık alanlar, özellikle İç Batı Anadolu bölümü ile Menteşe Yöresi, Güney Marmara ve Karadeniz Bölgesi şiddetli erozyon tehdidi altındadır. Diğer alanlarda orta şiddette erozyon oluşmaktadır. Yurdumuzda Erozyonun Şiddetli Olmasının Temel Nedenleri: 1.Arazinin çok engebeli olması 2.Yamaç eğimlerinin fazla olması 3.Bitki örtüsünün büyük oranda tahrip edilmesi 4.Arazinin yanlış kullanılması 5.Jeolojik yapının aşınmayı arttırması 6.İklim (Sağanak yağmurlar) Erozyonun Etkileri: 1.Tarım alanlarında verim düşer 2.Tarım alanlarımız azalır 3.Baraj gölleri taşınan malzemeyle dolar 4.Arazide toprak örtüsü yok olduğundan çıplak hale gelerek 5.Doğal dengenin bozulmasına bağlı olarak bir çok bitki ve hayvan türü yok olur Erozyondan Korunma Yolları: 1.Doğal bitki örtüsü korunmalıdır. 2.Otlak ve mera alanları korunmalıdır. 3.Yamaçlarda teraslama yapılmalıdır. 4.Eğimli tarım arazilerinde toprağı eğim yönüne dik biçimde sürmek 5.Nadas oranı azaltılmalıdır. 6.Halkın bilinçlendirilmesi
Karadeniz Bölgesi KARADENİZ BÖLGESİ   1.BÖLGENİN KONUMU, SINIRLARI  VE  KOMŞULARI: Bölge adını aldığı Karadeniz kıyısı boyunca doğuda Gürcistan ile batıda Adapazarı Ovası’nın doğusu arasında dar bir şerit olarak uzanmaktadır.Güneyinde Doğu Anadolu ve İç  Anadolu Bölgesi,batıda Marmara  Bölgesi yer almaktadır. 2.BÖLGENİN ALANI  : Bölgenin gerçek  alanı  143.537 Km2 ‘dir.Bu alanı ile Türkiye’nin %18’ini  kaplamaktadır. Büyüklük bakımından 3.sıradadır. 3.BÖLGENİN BÖLÜMLERİ VE ÖNEMLİ KENTLER: a.Batı  Karadeniz: Zonguldak,Bolu,Kastamonu,Sinop,Bartın,Karabük b.Orta  Karadeniz:Samsun,Çorum,Amasya,Tokat,Çarşamba, c.Doğu  Karadeniz:Ordu,Giresun,Trabzon,Rize,Artvin,Gümüşhane,Bayburt 4.BÖLGENİN YERYÜZÜ  ŞEKİLLERİ: Kıyıları: Boyuna  kıyı  tipi  görülür.Dağlar  kıyıya  paralel  olarak  uzanmaktadır.Bu nedenle kıyı düzlükleri,körfezler,doğal limanlar ve girinti-çıkıntı azdır.Sinop tek  doğal  limanıdır.Sinop limanı ard (Hinterland) bölgesinin dar olması ve ulaşım imkanlarının kısıtlı olması nedeniyle gelişememiştir.Kıyılarda çok sayıda falezler (Yalıyar)  oluşmuştur. Bölge özellikle arazi yapısı ve yüksek yağış miktarına bağlı olarak heyelan afetlerinin en fazla yaşandığı yerdir. Dağları: Bölge oldukça dağlık ve engebeli bir yapıya sahiptir.Dağlar genel olarak kıyıya paralel biçimde uzanır.Bu durum kıyı ile iç kesimler arasında büyük farklılıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Orta Karadeniz Bölgesi’nde bulunan dağlar akarsu aşındırmalarına maruz kaldığından yükseltileri daha azdır. a.Batı  Karadeniz: Bölümde bulunan dağlar kıyıya ve birbirine paralel üç sıra halinde uzanırlar, kıyıdan itibaren ilk sırada Küre  (İsfendiyar) Dağları,ortada  Bolu ve Ilgaz  Dağları,güneyde bulunan sırayı ise  Köroğlu  Dağları meydana getirir. b.Orta  Karadeniz: Akarsu vadileriyle parçalanmış üst kısımları düzlüklerden oluşan ve yükseltisi fazla olmayan Canik  Dağları yer almaktadır. c.Doğu  Karadeniz: Bölümde bulunan başlıca dağlar kıyıda Giresun ve Rize dağları yer alır. Bu sıranın güneyinde Çimen,Kop,Mescit ve Yalnızçam dağları yer alır.Bölge ile Doğu Anadolu Bölgesi arasındaki ulaşım Zigana  ve  Kop  geçitleri ile sağlanmaktadır. Ovaları: Bölgenin başlıca ovaları Kastamonu, Bolu,Düzce  ovaları ile Kızılırmak tarafından oluşturulan Bafra  ve  Yeşilırmak tarafından oluşturulan Çarşamba Delta  ovalarıdır Akarsuları: Bölgede bulunan akarsular Türkiye’de bulunan en sık akarsu ağlarını meydana getirmişlerdir.Başlıca akarsular Kızılırmak(Yurdumuzun en uzun akarsuyu), Yeşilırmak,Çoruh(Türkiye'nin en hızlı akışlı akarsuyudur),Bartın Çayı(Üzerinde taşımacılık yapılabilen tek ırmağımız), ve Yenice (Filyos)  Çayı’dır. Gölleri: Bölgede bulunan başlıca göller Sera,Uzungöl,Tortum,Abant  ve  Yedigöller’dir. Bölgede bulunan baraj  gölleri Almus, Suat  Uğurlu, Hasan  Uğurlu (Yeşilırmak), Hirfanlı  ve  Altınkaya (Kızılırmak), Sarıyar (Sakarya) 5.BÖLGENİN İKLİMİ  VE  BİTKİ  ÖRTÜSÜ: Karadeniz Bölgesi’nin  kıyı  kesiminde  Karadeniz  İklimi  yaşanmaktadır.Bu iklimin etkili olduğu alanlarda  her  mevsim  yağışlı  ve  ılıman şartlar egemen olmaktadır.Bütün yıl yağış alma durumu özellikle Doğu Karadeniz Bölümü için geçerlidir. Yağışın en fazla olduğu mevsim sonbahar, en  az olduğu mevsim yazdır.Bölge yurdumuzda en  fazla  yağış  alan yerdir.Bölgede en fazla yağış alan il Rize’dir.İç  kısımlarda yüksekliğin artması ve deniz etkisinin azalmasına bağlı olarak karasal iklim şartları ortaya çıkar. Bu alanlarda yazlar  sıcak  ve  kurak  kışlar  soğuk  ve  kar  yağışlı  geçmektedir.Yağışın en fazla olduğu mevsim ilkbahar, en  az olduğu mevsim yaz mevsimidir. Bitki  örtüsü  Bozkır’dır.Yağışın  yeterli  olması  nadas uygulamasının en az olduğu bölgemiz olmasını sağlamıştır.Kıyı kesimleri yüksek nemlilik miktarına bağlı olarak yurdumuzda sıcaklık farklarının en az olduğu yerlerdir.Bölgede yağış miktarının dağılışında yükselti ve dağların uzanış biçimi önemli rol oynamaktadır.Bölgeyi etkileyen hava kütlelerinin büyük oranda kuzeybatı yönlü olması kıyılarda batıya bakan yamaçların bol miktarda yağış almasına neden olmaktadır. Kıyılar yurdumuzda bağıl nem ve bulutluluk oranının en yüksek olduğu alanlardır.Kış aylarında Doğu Karadeniz’de yaşanan fön rüzgarları sıcaklığın çok yükselmesine neden olur.Orta Karadeniz Bölümü’nde yükseltinin azalmasına bağlı olarak yağış miktarıda azalmaktadır. Karadeniz Bölgesi bitki örtüsü bakımından yurdumuzun en zengin bölgesidir. Bitki  örtüsü  ormandır. Bölge  orman  bakımından  yurdumuzda ilk  sırada yer almaktadır. Bölge ülke ormanlarımızın  %27’sini barındırmaktadır.Kıyıdan itibaren 1000metreye kadar kışın yaprağını döken ağaçlardan oluşmuş ormanlar bulunur.Daha yüksek alanlarda Ladin,köknar ve sarıçamlardan oluşan iğne yapraklı ağaçların oluşturduğu ormanlar yer alır. Orta Karadeniz’de yağışın azalmasına bağlı olarak orman örtüsü zayıflar.Bölgenin özellikle batısında Akdeniz ve Karadeniz iklimine ait bitkilerin bir arada bulunduğu çalı örtülerine psödomaki adı verilir. 6.BÖLGEDE TARIM  VE  HAYVANCILIK: Bölgede en önemli geçim kaynağı tarımdır. Ancak ekili dikili alan oranı düşük durumdadır. (%20)Bölgede bulunan başlıca tarım alanları dar kıyı şeridinde küçük parçalar halinde bulunan ovalar ve iç kısımlarda yer alan çöküntü ovalarıdır.Bol yağış alması nedeniyle yurdumuzda nadas uygulamasına gerek kalmaz. Bölgede bulunan başlıca tarım alanları: Bafra ve Çarşamba delta ovaları, Düzce, Erbaa, Niksar,Bolu,Turhal,Tokat, Suluova, Havza, Gökırmak ve Devrez ovalarıdır. Çay: Ülkemizde 1924 yılından itibaren yetiştirilmeye başlanmıştır.Ülkemizde tek üretim sahası,Trabzon’un batısı ile Gürcistan sınırı arasında bulunmaktadır.Çay üretiminin tamamı buradan sağlanır. Fındık: Yurdumuzda üretilen fındığın tamamına yakını buradan sağlanır.Üretimin en fazla olduğu alanlar Ordu  ve  Giresun  arasıdır.Türkiye Dünya fındık üretiminde 1.sıradadır. Tütün: Özellikle Samsun,Tokat,Amasya ve Düzce ovası başlıca üretim alanıdır. Mısır: Başlıca üretim alanları Samsun,Bolu,Zonguldak ve Ordu’dur.Mısır üretiminde 1.sırada yer almaktadır. Şekerpancarı: Özellikle Erbaa,Niksar,Amasya,Samsun,Çorum ve Kastamonu’da üretim yapılmaktadır. Pirinç:Türkiye pirinç üretiminin%50’ ye yakı bölgeden sağlanır.Başlıca üretim alanları Bafra ve Çarşamba delta ovaları ile Terme ve Tosya’da bulunmaktadır. Tahıl: Karasal  iklimin  egemen olduğu iç  kısımlarda üretim yapılmaktadır. Elma : Amasya başta olmak üzere Kastamonu ve Tokat çevresinde üretimi yapılmaktadır. Keten-Kenevir: Kastamonu başta gelmektedir.Ayrıca Sinop,Ordu ve Zonguldak çevresinde üretim yapılmaktadır.Soya Fasulyesi: Başta gelen üretim alanları Ordu ve Giresun çevresinde toplanmıştır. Zeytin: Çoruh vadisinin soğuktan korunmuş çukur alanlarında özellikle Artvin ve Yusufeli arasında tarımı yapılmaktadır. Turunçgiller: Kış ılıklığı sebebiyle Rize çevresinde tarımı yapılır. Kivi:Özellikle Rize ve Trabzon çevresinde gün geçtikçe tarımı artmaktadır.Sulamanın  yapılabildiği bir çok ovada sebze  ve  meyve tarımı yapılmaktadır. Bölgenin kıyı  kesiminde ılıman ve yağışlı iklim nedeniyle geniş otlak ve meralar oluşmuştur. Bu alanlarda büyükbaş  hayvancılık,iç  kısımlarda yer alan  bozkırlardan oluşan düzlüklerde küçükbaş  hayvancılık yapılmaktadır.Bitki çeşitleri bakımından çok zengin olan bölgemizde özellikle Rize,Kastamonu ,Çankırı, Bolu ve Bayburt’ta arıcılık yapılmaktadır.Rize-Anzer yöresinden sağlanan ve Anzer Balı adı verilen ballar Dünya çapında üne sahiptir.Çok az miktarda üretilebilen hatta bazı yıllarda hiç üretilemeyen bu ballar bilimsel olarak kalite kontrolü altına alınmıştır.Bölgemiz Türkiye balık üretiminin yaklaşık % 80'ini karşılamaktadır.Deniz ürünleri üretiminde 1.sıradadır. Aşırı avlanma ve deniz kirliliğine bağlı olarak balık üretiminde düşme görülmektedir. Karadeniz'de 200 metreden daha derin alanlarda zehirli gazlar sebebiyle canlı hayatına rastlanmaz. 7.BÖLGENİN YER ALTI  ZENGİNLİKLERİ: Taşkömürü: Zonguldak Bakır: Murgul (Artvin), Küre (Kastamonu),Espiye (Giresun), Çayeli (Rize). Linyit: Çeltek(Merzifon),Bolu, Orta(Çankırı) Manganez:Zonguldak,Artvin 8.BÖLGEDE ENDÜSTRİ:Bölge endüstri bakımından gelişememiştir. Bölgede çalışan nüfusun%8’i sanayi sektöründe çalışmaktadır.Demir-Çelik  Sanayisi: Karabük  ve  EreğliBakır  Tesisleri: Samsun’da. Şeker  Sanayisi: Turhal, Amasya, Suluova, Çorum, Kastamonu  ve  ÇorumTütün  Sanayisi: Samsun  ve  Tokat Kağıt  Sanayisi:Çaycuma(Zonguldak),Taşköprü(Kastamonu),Aksu(Giresun) Çay  Sanayisi: Rize ve Borçka Fındık  Sanayisi: Ordu  ve  çevresi. Kereste fabrikaları:Bolu,Düzce ve Kastamonu Balık yağı ve unu fabrikaları:Trabzon 9.BÖLGEDE NÜFUS  VE  YERLEŞME: 2000  Sayımına  göre  bölgenin  nüfusu  8.439.213 kişidir.Bölgede km2’ye  73 kişi düşmektedir,bu yoğunluk Türkiye  ortalamasının  altındadır. Bölge geçim kaynaklarının sınırlı olması nedeniyle büyük miktarda  göç  vermektedir.Bu nedenle kadın nüfus daha fazladır.Nüfusun büyük bölümü dar kıyı şeridinde,akarsu boylarında oluşan küçük iç  ovalarda  ve  Batı  Karadeniz’deki  maden  ve  sanayi  alanlarında  toplanmıştır. Kıyı gerisinde bulunan dağlık alanlarda nüfus azalmaktadır.Nüfus  artış  hızı  %o 3.65’tir.Türkiye ortalamasına göre çok düşüktür.Kırsal yerleşmelerde  dağınık yerleşme görülür.Özellikle Doğu Karadeniz’de 1000 m.ye kadar olan alanlarda dağınık yerleşme egemendir. Başlıca ev yapım malzemesi ahşap malzemeden oluşmaktadır.Kırsal nüfus %51’i iken kentsel nüfus %49 oranına sahiptir. Kırsal  nüfusun  en  fazla  olduğu  bölgemizdir. Bölgede çalışan nüfusun%71’i tarım,%8’i sanayi,%21’i hizmet sektöründe çalışmaktadır. 10.BÖLGE’DE TURİZM: Bölgede bulunan en önemli turistik değerleri doğal güzellikler meydana getirmektedir.Bunun yanında tarihi kalıntılar diğer önemli çekim alanıdır.  Özellikle zengin bitki çeşitleri,yaylaları,Bolu’da Abant Gölü ve Yedigöller,Sera ve Uzungöl, Kastamonu’da Safranbolu  evleri, Bolu’da Kartalkaya,Kastamonu ve Ilgaz  Dağları’nda bulunan kış spor merkezleri, Samsun  ve  Tokat’ta bulunan kaplıcalar, Amasya'da (Kral mezarları) ve Trabzon’da bulunan  Sümela  Manastırı bölgenin başta gelen turistik değerleridir. Çoruh nehri rafting sporu açısından gelişmektedir.Her mevsim yağışlı olduğundan deniz turizmi fazla gelişmemiştir.Kurtuluş Savaşımız Mustafa Kemal Atatürk’ün  19  Mayıs  1919’da  Samsun’a   ayak  basmasıyla başlamıştır. Havza,  Tokat  ve  Amasya  Kurtuluş Savaşımızda büyük öneme sahip olan kentlerdir.
Türkiye'de Ticaret TÜRKİYE’DE TİCARET Ticaret: Üretilenmal ve hizmetlerin alınıp satılmasına ticaret denir.   Elektronik Ticaret (e-ticaret): Çeşitli ürünlerin veya hizmetlerin satın alınması veya satılması işlemlerinin Internet ortamında yapılmasıdır. Firmalar bu yolla, müşterilerinin beklenti ve ihtiyaçlarına daha hızlı cevap verme ve tüm dünyaya satış yapma imkânı bulmaktadırlar.       Transit Ticaret:Malların bir ülkeden alınıp bir başka ülkeye satılması şeklinde bir ticaret şeklini ifade etmektedir. Transit ticarette malların Türkiye'ye ithal edilmesi ve serbest dolaşıma girmesi söz konusu olmamaktadır. Mallların satın alındığı ülkeden doğrudan satıldığı ülkelere sevk edilmesi söz konusudur. Ancak, bu tür malların Türkiye'de bir antrepoya getirilmesi, antrepoda bir süre kalması, hatta ambalaj değişikliği gibi basit işlemlere tabi tutulması mümkündür. Türkiye'ye bir mal ithalatı söz konusu olmadığından ithalat formaliteleri ve ithalatla ilgili vergisel yükümlülükler yoktur.Türkiye'den bir mal çıkışı olmadığından ihracat formaliteleri de mevcut değil. Transit ticarete konu olan malların, Türkiye üzerinden geçmesi ve geçici bir süre gümrük makamlarının izni altında antrepolarda depolanması istenilmedikçe, gümrük beyannamesi düzenlenmesine gerek bulunmuyor. Sonuç olarak Transit ticarette mallarla ilgili olarak, ithalata ve ihracata ilişkin vergi, resim, harç ve fon tahsil edilmez. İthalat ve ihracat yapılması yasaklanmış ülkelerle transit ticaret yapılamaz.   Bavul Ticareti:Ülkemize gelen turistlerin bavullarla getirdikleri malları satmaları ve ülkelerine dönerken aynı şekilde çeşitli malları alarak ülkelerine dönmeleri şeklinde gerçekleşir. Özellikle Rusya ile aramızda yoğun olarak yapılmaktadır. Ticarete konu olan malların büyük oranda tekstil ürünlerinden oluştuğu görülmektedir. İstanbul’da yoğun olarak gerçekleşmekte ve önemli miktarda döviz girdisi sağlamaktadır.   Kıyı ve Sınır Ticareti:Komşu ülkelerin sınır bölgelerine yakın sahalarda karşılıklı olarak zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak üzere özel anlaşmalarla yaptıkları ticari işlemlerdir.   Ticaret Genel Olarak İkiye Ayrılır:   1. İç Ticaret:Ulusal sınırlar içinde yapılan ticarete iç ticaret denir. Bölgeler arasında nüfus miktarının farklı olması(tüketim miktarı farklılığı),yetiştirilen ürünler ile bu ürünlerin olgunlaşma dönemlerinin farklılığı, hayvansal ürünlerin belli merkezlerden sağlanabilmesi ve sanayi gelişiminin belli bölgelerde yoğunlaşması bölgeler arasında çeşitli ürünlerin mal ve hizmetlerin dolaşımına neden olur böylece iç ticaret meydana gelir.   Yurdumuzda özellikle belli merkezler yoğun ticari faaliyetlere sahiptirler:   *Büyük kentlerimiz, İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa, Samsun, Trabzon, Kayseri, Gaziantep vb. kentlerimiz özellikle nüfusun fazla olması (tüketim fazlalığı) nedeniyle büyük ve sürekli canlı birer pazar durumundadırlar.   *Özellikle Ege ovaları ve Çukurova tarımsal üretim merkezleri durumundadır.   *Maden üretimi ve işleme sanayi merkezi durumunda bulunan merkezler, Zonguldak,Batman.   *Çeşitli ulusal ve uluslararası fuar ve panayırların yapıldığı merkezler, İzmir, Mersin, Samsun.   *Turizm merkezleri konumundaki, Kuşadası, Antalya, Bodrum, Çeşme ve İstanbul   2. Dış Ticaret:Başka ülkelerle yapılan her türlü mal ve hizmet alım satımına dış ticaret denir. Ülkelerin aldıkları ve sattıkları mal ve hizmetlerin çeşidi ülkelerin gelişmişlik düzeyine göre farklılık gösterir. Gelişmiş ülkeler, daha çok hammadde alıp, işlenmiş sanayi ürünü satmaktadırlar. Gelişmemiş ülkeler daha çok işlenmiş sanayi ürünleri alıp, tarım ürünleri ve ham maddeler satarlar. Bu durum gelişmemiş ülkelerin sürekli olarak büyük oranda dış ticarette açık vermelerine neden olmaktadır.   Dış Ticaret Dengesi:Bir ülkenin herhangi bir dönemde yaptığı ihracat toplamının ithalat toplamı ile karşılaştırılmasıdır.   Dış ticaret fazlası:Birülkenin herhangi bir dönemde ihracatının ithalatından fazla olmasıdır. Belirtilen dönemde ülkenin diğer ülkelere sattığı malların toplam değeri, diğer ülkelerden aldığı malların toplam değerinden fazla ise o ülkenin dış ticaret fazlası var demektir.   Dış ticaret açığı:Bir ülkenin ithalatının ihracatından fazla olmasını ifade etmektedir. Ülkenin diğer ülkelere sattığı malların toplam değeri, diğer ülkelerden satın aldığı malların değerinden daha az olmaktadır.   İhracat(Dış Satım):Başka ülkelere yapılan mal ve hizmet satımına ihracat denir. İthalat(Dış Alım):Başka ülkelerden mal ve hizmet alımına ithalat denir.       Türkiye’nin ihraç ettiği başlıca ürünler(2004):   Kara taşıtları, örme giyim eşyası ve aksesuarları, demir ve çelik, elektrikli makine ve cihazlar, dayanıklı tüketim malları (Televizyon, buzdolabı), giyim eşyası, kazanlar, makinalar, mekanik cihazlar, demir veya çelikten yapılmış eşya, meyveler, dokumaya elverişli madde, hazır mineraller( krom, bakır, cıva, demir, bor, tuz ),yakıtlar ve yağlar, canlı hayvan ve hayvansal ürünler, halı   Türkiye’nin ithal ettiği başlıca ürünler(2004):   Ham petrol, doğalgaz, mineral yakıt ve yağlar, makineler, cihazlar, motorlu   kara taşıtları, elektrikli makine ve cihazlar, demir çelik ile plastik ve plastik mamulleri, altın, kıymetli taşlar, organik ve kimyasal ürünler, eczacılık ürünleri, pamuk, pamuk ipliği ve pamuklu, tropikal ürünler (muz, kahve, hurma, pirinç)   Türkiye’nin ihracat yaptığı başlıca ülkeler(2004):   Almanya ,%13,9 pay ile ilk sırada yer almakta, Almanya'yı %8,8 ile İngiltere, %7,7 ile ABD, %7,3 ile İtalya, %5,8 ile Fransa ve %4,2 ile İspanya izlemektedir.   Türkiye’nin ithalat yaptığı başlıca ülkeler(2004):   Almanya'nın payı %12,9, Rusya’nın payı %9,3, İtalya'nın payı %7,1, Fransa’nın payı %6,4 olmuştur. Bu ülkeleri ABD, Çin, İngiltere, İsviçre, İspanya ve Japonya izlemektedir   Serbest Bölge:İhracat amaçlı yatırım ve üretimi artırmak, yabancı sermaye ve teknoloji girişini hızlandırmak, ekonominin girdi ihtiyacını ucuz ve düzenli temin etmek, dış finansman ve ticaret imkânlarından daha fazla yararlanmak üzere kurulmuşlardır. Bu alanlar ülkenin milli sınırlar içinde olmakla beraber, gümrük hattı dışında kalmaktadır. Ülkede geçerli olan dış ticarete dönük mali ve ekonomik devlet düzenlemelerinin ortadan kaldırıldığı veya kısmen uygulandığı alanlardır. İhracatın artırılması amacıyla ülkenin diğer kesimlerine oranla çeşitli sınaî ve ticari faaliyetler için, daha geniş teşviklerin tanındığı alanlardır:   Ülkemizde bulunan önemli serbest bölgeler:   1. Antalya Serbest Bölgesi   2. A.H.L. Serbest Bölgesi   3. İstanbul Deri Serbest Bölgesi   4. Ege Serbest Bölgesi   5. Mersin Serbest Bölgesi   6. Trakya Serbest Bölgesi   7. Trabzon Serbest Bölgesi   8. Mardin Serbest Bölgesi   9. Erzurum Serbest Bölgesi   10.Menemen Deri Serbest Bölgesi   11.Adana (Yumurtalık) Serbest Bölgesi   12.Rize Serbest Bölgesi   13.Samsun Serbest Bölgesi   14.Kayseri Serbest Bölgesi   15.Çorlu(Avrupa) Serbest Bölgesi   16.Gaziantep Serbest Bölgesi   17.Bursa Serbest Bölgesi   18.TUBİTAK Serbest Bölgesi   19.Kocaeli Serbest Bölgesi   20.Denizli Serbest Bölgesi
Türkiye'de Tarım TÜRKİYE’DE TARIM   TARIMIN ÖNEMİ   Tarım, nüfusumuzun beslenme ve giyinme ihtiyacını karşılayan en önemli kaynaklardan biridir. Tarım aynı zamanda milli güvenlik ve bağımsızlığımız açısından büyük önem taşımaktadır. Bir ülkenin tam bağımsızlığını sağlayabilmesinin en önemli unsurlarından birisi dış tehditlerle karşı karşıya kaldığında, nüfusunu besleyebilecek tarımsal potansiyele sahip olabilmesidir.   Yurdumuzda nüfusun büyük bölümü geçimini tarımsal faaliyetlerden sağlamaktadır. Tarımsal ürünlerin bir bölümü çeşitli endüstri kollarının ana hammaddelerini meydana getirmektedir.   Tarımsal ürünlerimiz dış ticaretimizde önemli paya sahiptir. Bunlar tarım sektörünün ekonomik yapımız içinde büyük öneme sahip olmasına neden olmaktadır.   Ülkemiz ürün çeşitliliği ve üretim miktarı açısından kendi kendine yetebilen, bir özelliğe sahiptir. Ancak bu zenginliğimizin tam olarak kullanılabilmesi için uygulanan tarımsal yöntemlerin geliştirilmesi, çiftçilerimizin eğitilmesi bu sayede üretim artışının sağlanması, tarımsal verim ve çeşitliliğin arttırılması gerekmektedir.   2004 verilerine göre;   Yurdumuzun sahip olduğu toplam tarım alanı 26.593.000 hektardır.   Toplam tarla ürünleri üretimimiz,59.794.857 ton dur.   En yüksek oranı,%68,10 ile ekilen tarım alanları   En düşük oranı,%1,96 ile bağ alanları meydana getirmektedir.   Toplam sebze üretimimiz,23.215.577 ton, Toplam meyve üretimimiz, 14.070.450 ton, Toplam örtü altı üretimimiz,4.354.017 ton dur.   TARIMSAL FAALİYETLERE İLİŞKİN TANIMLAMALAR   EKONOMİ:İnsanın varlığını koruyup sürdürebilmesi için gerekli nesne ve hizmetleri sağlamak ama­cıyla yürüttüğü etkinliklerin tümüne ekonomi denir.   TARIM:Tarım, ekim ve dikim biçiminde toprağın işlenmesi, çeşitli ürünlerin elde edilmesi işidir.   Tarım sektörü en geniş tanımıyla; ekim, dikim, hayvancılık, ormancılık ve avcılık faaliyetlerini kapsamaktadır.   Tarımsal İşletme:Yasal durumu ne olursa olsun, sahip olduğu, ortakçılık, yarıcılık ya da kiralama şeklinde işlediği arazinin büyüklüğüne bakılmaksızın kendi adına bitkisel üretim yapan ya da küçükbaş veya büyükbaş hayvan besleyen yahut hem bitkisel üretim hem hayvancılık yapan tek yönetim altındaki ekonomik birimdir. Tek yönetim: bir birey ya da hane halkı; ortaklaşa olarak iki ya da daha çok birey ya da hane halkları; bir kooperatif, şirket ya da devlet kurumu gibi tüzel kişi olabilir.   Üretim Yılı:Üretim yılı takvim yılından farklıdır ve üründen ürüne değişen bir dönemdir. Her ne kadar ilkbahar-yaz, sonbahar-kış ekilişlerin başlama ve bitme zamanları ülkemizde bölgeden bölgeye değişiklik göstermekte ise de genellikle   ÜRETİM YILI Ekim ayında başlar ve takip eden yılın Ekim ayında sona erer.   2006 ÜRETİM YILI = EKİM 2006’dan başlayıp EKİM 2007’ye kadar olan dönemdir.   Tarım Alanı (İşlenen Alan):Üzeri tarla ürünleri, sebze, çiçek, meyve ve diğer uzun ömürlü bitki ile kaplı arazi ve nadas alanının toplamını ifade eder.   Ekilen Tarla Arazisi:Mevsimlik ya da yıllık olarak hububat, bakliyat, endüstriyel bitkiler, yem bitkileri, vb. bitkilerin yetiştirilmesi için kullanılmış olan arazidir.   Ekilen Sebze ve Çiçek Bahçeleri (örtü altındaki yetiştirilen sebze ve çiçek dâhil):Açıkta ve örtü altında yetiştirilen sebze ve çiçeklerle kaplı araziyi ifade eder.   Meyve ve Diğer Uzun Ömürlü Bitki İle Kaplı Alan (örtü altında yetiştirilen meyve ve diğer uzun ömürlü bitkiler dahil): Bağ (üzüm), zeytinlik, meyvelik, (elma, armut, portakal vb.) çay ve fındık bahçeleri, fidanlık vb. uzun ömürlü bitkilerin kapladığı araziyi ifade eder.   Tarıma Elverişşiz Arazi:Taşlık, bataklık, dere yatağı, çorak arazi, askeri tatbikat alanı, yollar vb. arazileri kapsamaktadır.   Tarıma Elverişli Olduğu Halde Kullanılmayan Arazi:Tarım arazisi olup, herhangi bir nedenle ekilip biçilmeyen, nadas ve dinlendirmeye bırakılmamış, başkası tarafından herhangi bir şekilde işletilmeyen arazidir.   Daimi Çayır:Taban suyu yüzeye yakın olan çoğunlukla uzun boylu otlardan oluşan, genellikle biçilmek suretiyle değerlendirilen yem alanlarıdır.   Otlak (Mera):Taban suyu derinde olan, kısa boylu bitkilerden oluşan ve hayvanların otlaması için kullanılan hayvan otlatma alanlarıdır.   Koruluk: Bakımlı ve muhafazalı, bitki örtüsü açısından ormana benzeyen ama orman sayılmayacak kadar küçük olan alandır.   Orman: Ladin, köknar, çam, kayın, meşe, gürgen, kızılağaç, kestane, ıhlamur, dişbudak, sedir, ardıç gibi uzun boylu bitkilerin kaplı olduğu geniş alanlardır.   Sulanan Arazi:Bir arazi insan ve makine gücü ile bir kuyu, kaynak, akarsu (nehir çay, dere), göl, gölet baraj vb. kaynaklardan sağlanan su ile sulanıyorsa o arazi sulanan arazidir.   Sulama Tesisi:Sulama amaçlı olarak baraj, gölet gibi su yapıları veya akarsu, durgun sular ve kuyulardan kanal ve kanaletler yardımıyla suyun alınmasını, iletilmesini ve dağıtılmasını sağlayan su yapılarıdır.   Erozyon:Hareket eden su, rüzgâr ve jeolojik faktörler etkisiyle toprak veya kaya materyalinin yüzeyde parçalara ayrılarak taşınmasıdır.   TARIM METODLARI İNTANSİF TARIM   (Modern-İnce-Yoğun)   Modern tarımın gerektirdiği tüm çalışma ve uygulamaları içerir.Doğal koşullara bağımlılık oldukça düşüktür. Sulama, gübreleme, ilaçlama ve kaliteli tohum gibi uygulamalar büyük oranda kullanılmaktadır. Bu nedenle verim çok yüksektir. Tarım alanlarının sınırlı olduğu ülkelerde mevcut alandan en yüksek verimi almaya dönük olarak daha fazla uygulandığı görülmektedir.   Modern tarımda;   — İklim koşullarının ürün üzerindeki etkisi sınırlandırılmıştır.   — Sulama ile yetişebilen sebze ve endüstri bitkileri ekimi önem kazanır.   — Toprak her yıl ekilir. Nadasa bırakılmaz.   — Ürün veriminde dalgalanmalar olmaz.   — Ürün verimi yüksek olur. Gübre kullanımı artar.       EKSTANSİF TARIM   (İlkel-Kaba-Yaygın )   İlkel yöntemlerle yapılan tarım metodudur. Sulama, gübreleme, ilaçlama ve kaliteli tohum gibi uygulamalar yetersiz olduğundan verim düşüktür. Tarımsal üretim büyük orandadoğal koşullara, iklim koşullarına bağımlıdır, buna bağlı olarak ekilen tarım alanlarının genişliği değişmediği halde, yağış miktarındaki değişmelere bağlı olarak üretim miktarlarında yıllara göre büyük dalgalanmalar görülür.İklim koşulları ile ürün verimi arasında paralellik vardır. Yağışın azaldığı yıllarda verim azalmaktadır.   Yurdumuzda uygulanan tarım metodu genelde ekstansif tarım şeklindedir, bu nedenle tarımsal üretimimizde verim düşük, iklim koşullarına bağlı dalgalanmalar fazladır.   Tahıl ekim alanları yaygındır.   Bunun temel nedenleri:   —İklim koşullarına kolayca uyum sağlayabilmesi.   — Yetiştirildiği yıl tüketilme zorunluluğunun olmaması.   — Tarımının nispeten kolay olması.       NADAS METODU   Verimi en düşük tarım metodudur. Tamamen iklime bağımlılık gösterir. Yağışın az, sulamanın yetersiz olduğu alanlarda uygulanır.Genellikle bir yıl sonra ekilmek üzere sürülüp hazırlanan veya sürülmeden bırakılan, ürün alınmayan arazidir.Yağış rejimlerinin genel olarak düzensiz olması ve yaz kuraklığı, tarımsal üretim üzerinde olumsuz etkide bulunmakta, verim düşmekte nadas uygulamasının oluşmasına neden olmaktadır.Nadas, toprağın  su ve mineral açısından kendini yenilemesi için boş bırakılmasıdır. Ülkemizde buna KARA NADAS ya da HERK denir.Türkiye’de nadas tarımı en fazla İç Anadolu Bölgesi’nde en az Karadeniz bölgesi’nde uygulanmaktadır. PLANTASYON TARIMI Nemli tropikal ve subtropikal bölgelerde, tamamen ticari amaçlı olarak, çok büyük alanlarda yapılan, özellikle sanayide kullanılan bazı bitkilerin (muz, kahve, kakao, çay, kauçuk, Hindistan cevizi yağı, palmiye yağı) büyük ölçüde yetiştirildiği işletmelerde uygulanan tarım metodudur. Bu alanlarda çoğu zaman tek bir ürün veya az türe dönük olarak, modern yöntemlerle tarım yapılır. ORGANİK TARIM Kimyasal girdi kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimidir. Ekolojik tarımın amacı; toprak ve su kaynakları ile havayı kirletmeden, çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığını korumaktır. Ekolojik tarımın geçmişi 20.yüzyıla dayanmaktadır. Çevre bilinci, ozon tabakasındaki incelme ve dünya geleceğinin tehlikeye girmesi gibi konuları gündeme getirmiştir. Bu durum organik tarımın önem kazanmasına neden olmuştur. Ülkemizde ekolojik tarım faaliyetleri 1986 yılında Avrupa'daki gelişmelerden farklı şekilde, ithalatçı firmaların istekleri doğrultusunda, ihracata yönelik olarak başlamıştır.   YURDUMUZDA TOPRAKTAN YARARLANMA VE BUNU ETKİLEYEN FAKTÖRLER   Arazinin Kullanış Biçimine Göre Dağılımı, 2001 (%) KAYNAK: DİE 2001    Genel coğrafi özelliklerine göre büyük farklılık göstermektedir.   Örneğin, Türkiye genelinde tarla arazisi toplam işlenen alanlarının %22,78’ini oluşturmaktadır. Bunun bölgesel dağılımı:   Marmara Bölgesinde :%30,16 ile en yüksek,   Karadeniz Bölgesinde:%13,79 ile en düşük seviyesindedir.   Türkiye’de ekilen örtü altı dâhil sebze alanlarının oransal olarak Ege ve Marmara Bölgelerinde yoğunlaştığı görülmektedir.   Meyve ve diğer uzun ömürlü bitkilerin alanının en yüksek olduğu bölgemiz %10,40 ile Karadeniz bölgesidir. Bu bölgeyi, %8,16 ile Ege bölgesi izlemektedir.   Tarıma elverişli olduğu halde kullanılmayan arazi oranının en yüksek olduğu bölge %5,11 ile Karadeniz Bölgesi iken en düşük olduğu bölge %1,61 ile Akdeniz Bölgesidir.   Türkiye’de daimi çayır ve otlak arazi oranının en yüksek olduğu bölge %51,17 ile Kuzeydoğu Bölgesi, en düşük olduğu bölge ise %7,29 ile Ege Bölgesidir.  Ülkemizin büyük bölümü orman ve bitki örtüsü bakımından fakir olduğundan şiddetli biçimde su ve rüzgâr erozyonuna maruz kalmaktadır.   Ülkemizde yağış rejimlerinin genel olarak düzensiz olması ve uzun yaz kuraklığı, tarımsal üretim ve orman varlığı üzerinde olumsuz etkide bulunmakta, nadas (Genellikle bir yıl sonra ekilmek üzere sürülüp hazırlanan veya sürülmeden bırakılan ve üzerinden ürün alınmayan arazidir. Halk arasında buna KARA NADAS ya da HERK denir) uygulamasının oluşmasına neden olmaktadır.   Sulanabilir verimli tarım alanlarımız, daha çok kıyı bölgelerimizde bulunan delta ovalarımızda yer almaktadır. Tarım alanlarımız, hızlı nüfus artışı, yerleşme alanlarının hızla verimli tarım arazilerinin bulunduğu alanlara doğru genişlemesi, çarpık kentleşme ve sanayileşme etkisiyle sürekli olarak azalmakta, geri dönüşü olmayacak şekilde yok olmaktadır.   Türkiye’de nadas alanı oranı %5,60 olup bu oran Orta kuzey ve Orta güney bölgelerinde Türkiye ortalamasının iki katı iken (%10 düzeylerinde), Marmara Bölgesinde %1,87 ile en düşük düzeydedir.   YURDUMUZDA TARIM SAYIMLARI   Her yıl derlenen tarım istatistikleri Türkiye’de yetiştirilen ürünlerin ekiliş alanları, üretimleri, verimleri, hayvan sayıları ve tarım ürünlerinin fiyatları vb. bilgileri kapsamaktadır. Bu istatistikler Tarım ve Köy işleri Bakanlığı aracılığı ile derlenmektedir. Cari İstatistiklerle derlenen bilgiler tarım potansiyelini ve tarımsal yapının ayrıntılarını tam olarak yansıtmamaktadır. Bu nedenle ülkemizde belli dönemlerde Genel Tarım Sayımı yapılmaktadır.   Ülkemizde ilk tarım sayımı 1927 yılında gerçekleştirilmiştir. Daha sonra 1950, 1963, 1970 ve 1980 yıllarında tarım sayımları uygulanmıştır. 1990 yılından itibaren ise, tarım sayımının, sonu 1 ile biten yıllarda uygulanması kanun hükmünde kararname ile belirlenmiş olup, bu kapsamda 1991 yılında altıncı ve 2001 yılında da yedinci Genel Tarım Sayımı gerçekleştirilmiştir.   Genel Tarım Sayımlarını uygulamak Devlet İstatistik Enstitüsü’nün (DİE) yasal görevidir. Genel Tarım Sayımının hazırlık çalışmalarından sonuçların yayınlanmasına kadar olan tüm süreçlerin planlanması ve yürütülmesi yoğun ve uzun dönemli bir çalışmayı gerektirmektedir. Bu çalışmayı yürütmek üzere, Enstitü Başkanının onayı ile DİE’deki tarımla ilgili birimlerdeki ilgili kişilerden oluşan Tarım Sayımı Komitesi ve Alt Çalışma Grubu kurulmuştur.   Ayrıca 2001 Genel Tarım Sayımının, gerek Avrupa Birliği’ne uyum çalışmalarının başlangıcı, gerekse tarım istatistiklerini geliştirme çalışmalarının başlangıcı olması amacıyla 4 farklı çalışma gündeme getirilmiştir. Tarımsal İşletme Listesi Köy Genel Bilgi Soru Kâğıdı Tarımsal İşletmeler (Hane halkı) Soru Kâğıdı Tarımsal İşletmelerin Ekonomik Yapılarını Araştırma Anketi       TÜRKİYE EKONOMİSİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER   Coğrafi Konumunun Etkisi:   1.Türkiye Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasında merkezi bir konuma sahiptir. Bu ülkelerin bağlantıkurmasını sağlayan yollar Türkiye'den geçer.   2.Türkiye, zengin petrol rezervlerine sahip Ortadoğu ülkeleri ile sanayileşmiş batı ül­keleri arasında ulaşım ve siyasi ilişkiler yönünden bağlantıyı sağlar.   3.Türkiye, Avrupa ve Asya arasında doğal köprüdür. Boğazlar önemli bir gelir kaynağıdır   4.Türkiye bulunduğu konum nedeniyle ılıman kuşağın iklimlerinin etkisi altındadır.   5.Tropik bölgelerin bazı ürünlerinin yanında, orta kuşak ülkelerinde yetişen sebze ve meyvelerin tümü ülkemizde yetişmektedir.   6.Matematik ve özel konumu genel olarak Türkiye ekonomisini olumlu yönde etkilemektedir.   Yer şekillerinin Etkisi:   1.Türkiye ortalama yükseltisi 1132 metre civarında olan yüksek ve engebeli bir ülkedir. Ortalama yükseltinin fazla olması ve engebeli alanlar ekonomik yapımızı olumsuzyönde etkiler.Yükseltinin fazlalığı, karla örtülü gün sayısının uzun olması, tarım ve ulaşımı olum­suz yönde etkiler.   2. Dağlarımızın genel olarak doğu-batı doğrultusunda uzanmaktadır. Kuzey Anadolu Dağları ve Toros Dağları kıyıya paralel bir uzanışa sahiptir. Bu durum kıyı ile iç kesimler arasında iklim, ulaşım ve buna bağlı olarak ekonomik faaliyetler açısından çeşitli farlılıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.   İklimin Etkisi:   1.Türkiye'nin matematik konumu nedeniyle ılıman kuşakta yer alması ve özel konumunun etkisi nedeniyle sahip olduğu iklim çeşitliliği yetiştirilen tarım ürünlerinin de çeşitli olmasını sağ­lar.   2.İklim şartlarının çeşitlilik göstermesi doğal bitki örtüsünün çeşitlilik göstermesini sağ­lamıştır 3.Tarım ürünlerinin çeşit ve miktarını iklim belirler. Ürünlerin yetişmesi için yağış ve sı­caklığa gereksinimi vardır. Kıyı yörelerimizde yeterli yağış alan ve kışları don olayının görülmediği yerlerde toprağı işleme ve ekim süresi uzundur. Buralarda yılda iki ürün alma olanağı vardır. Elde edilen ürünlerin çeşitleri fazla, ekonomik değeri yüksektir.   4.Yıllık yağışın yeterli olmadığı, kışların soğuk geçtiği iç kısımlarda ürün çeşidi az, ürünverimi düşüktür.   5.Türkiye'de yağış rejimlerinin düzensiz olması bazı yıllarda kuraklığın artmasına ve kıtlıkların yaşanmasına neden olur. Bu yıllarda, ürün verimi azalır, içme ve kullanma suyu konusunda sıkıntılar yaşanır, hidroelektrik üretimi azalır. Mera ve yaylalarda otlar iyi gelişemez.   6. Ulaşım şartlarını olumsuz yönde etkileyen fırtına, sis, buzlanma, yoğun kar yağışı çağ düşmesi ve heyelan olayları olumsuzluklara yol açar.   7.Türkiye'nin iklim özellikleri turizm faaliyetlerini olumlu yönde etkiler. Güneşlenme re kıyıların uygunluğu deniz turizmini, doğal bitki örtüsünün ve yer şekillerinin çeşitliği turizm faaliyetlerini olumlu yönde etkiler.   Nüfusun Etkisi:   Türkiye'nin genç bir nüfus yapısına sahip olması ve nüfusun hızla artması her yıl çok sayıda çocuğun nüfusa eklenmesine tüketici nüfusun artmasına neden olmaktadır. Bu durum sonuç olarak ülkenin gelişmesini olumsuz yönde etkilemektedir.   İstihdam olanakları nüfus artışına paralel olarak artmadığından, işsizlik çoğalmakta, iç ve dış göçler yaşanmaktadır.       TARIMI ETKİLEYEN FAKTÖRLER   TOPRAK BAKIMI:   Toprak bitkiler açısından ana varlıktır. Toprağın yapısı tarımsal üretimi doğrudan etkileyen en önemli faktördür. Toprağın yapısında, tarımsal faaliyetlerin ve çeşitli dış kuvvetlerin etkisiyle zaman içinde değişmeler meydana gelir. Bu nedenle üretimin ve beklenen verimin devamı için bakımı ve korunması gerekir.   Bu nedenlerle;   —Toprağın belli dönemlerde sürülmesi ve böylece havalandırılması   —Erozyondan korumak için gereken önlemlerin alınması   —Çoraklaşma (fazla tuz birikimi) oluşumunun engellenmesi   —Tarımsal verimi düşüren taş ve molozlardan arındırılması   —Toprakta kesekleşmenin engellenmesi   —Yabancı otların ayıklanması   —Toprak analizleri ile en yüksek oranda verim alınabilecek ürünün belirlenmesi   —Toprağın ihtiyacı tespit edilerek kullanılacak en uygun gübrenin belirlenmesi   Yapılması gereken çalışmalardır. SULAMA:Akdeniz ikliminin yurdumuzda etkili olması yazların kurak geçmesine böylece tarımsal faaliyetlerde sulamanın zorunlu olmasına neden olmuştur. Yağışların düşmesi gereken zamandan önce ya da sonra veya beklenen miktarın altında ya da çok üstünde düşmesi yani yağış düzensizliği de önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır.   Bunlar yurdumuzda tarımsal üretimin en büyük sorununu meydana getirmektedirler.   Yurdumuzda yaz yağışı görülen alanlar dışında tarım topraklarının ve bitkilerin ihtiyacı olan su, yağış yoluyla yeterince sağlanamadığından bunun insanlar tarafından karşılanması, yani sulama yapılması zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır.   Tarımda sulama ihtiyacının en fazla olduğu bölgemiz Güney Doğu Anadolu Bölgesi, bu sorunun en az olduğu bölgemiz ise Karadeniz Bölgesi’dir. Akarsularımızın derin vadilerden akması ve rejimlerinin düzensiz olması sulamada yeterince faydalanılamamasına neden olmaktadır.   Sulama Sorununun Çözülmesi durumunda; - Üretim miktarında artış sağlanacaktır - Nadas zorunluluğu büyük oranda ortadan kalkacaktır - Tarımsal verimin yağış rejimine bağımlılığı büyük oranda azalacaktır - Üretim miktarlarında yaşanan dalgalanmalar ortadan kalkacaktır - Tarımsal ürünlerde çeşit artışı sağlanacaktır GÜBRELEME:Tarımsal üretimde üretimi yapılan bitkilerin topraktaki besin maddelerini tüketmesi sonucunda verim düşmektedir. Tarım topraklarında azalan bu besin maddelerinin insan tarafından toprağa verilmesine gübreleme denir.   Gübreler çeşitli miktarlarda bitki besin maddelerini içerirler. Bunlar; azot, fosfor ve potasyumdur. Ülkemiz toprakları azot ve fosfor bakımından fakirken potasyum bakımından zengindir. Bu nedenle topraklarımız büyük oranda azot ve fosfor içeren gübrelere ihtiyaç duymaktadır.   Doğal yollardan sağlanan hayvan gübresi azot, fosfor ve potasyum bulunur. Yurdumuzda gübrenin büyük oranda yakacak olarak kullanılması olumsuzluğa yol açmaktadır. Özellikle güvercin gübresi bu anlamda çok değerlidir.   Ülkemizde üretilen suni gübre yeterli olmadığından ihtiyacın % 40’ı ithal edilmektedir. Bu durum maliyeti arttırdığından çiftçilerimiz yeterince gübre kullanamamaktadırlar. TOHUM ISLAHI: Tarım alanlarında yüksek verim elde etmek için kaliteli tohum kullanılmalıdır. İyi tohum kullanımının verimi % 10 dan fazla arttırdığı vurgulanmaktadır.Kaliteli tohum üretimi amacıyla devlet üretme çiftlikleri ve tohum ıslah istasyonları kurulmuştur. Tüm çalışmalara rağmen üretim yetersiz olduğundan kaliteli tohum ihtiyacının bir bölümü ithalat yoluyla sağlanmaktadır. MAKİNE KULLANIMI: Ürünün zamanında ekimi, hasadı ve yüksek verim için makine kullanımı şarttır. Ancak makine kullanımı yurdumuzda yeterli ölçüde gelişmemiştir.   Bunun Sebepleri: -Tarım arazilerimizin büyük bölümünün makine kullanımına elverişsiz olması -Tarım alanlarımızın özellikle miras yoluyla parçalı bir yapıda olması makine kullanımınıekonomik olmaktan çıkarmaktadır. -İş gücünün bazı bölgelerde daha ucuz olması, -Makine fiyatlarının çiftçinin alım gücünün üstünde olması PAZARLAMA: Elde edilen ürünün tüketim merkezine ulaştırılarak satışının sağlanıp gelir elde edilmesidir. Ancak ülkemizde üreticiden ziyade aracılar, tüccarlar devreye girmektedir. Bu durum üreticinin elde ettiği gelirin büyük bölümünün aracılara yüksek oranda kar olarak kalmasına neden olmaktadır. Devlet destekleme alımı politikası gereği kamu iktisadi teşebbüsleri aracılığıyla ürün alımı yapmaktadır. Burada amaç, devlet tarafından üreticiye açıklanan taban fiyattan ürününü alma garantisi sağlamaktır. Taban fiyat uygulaması ile çiftçinin ürün fiyatlarındaki ani düşme ve çıkıştan zarar görmesini engellemektir. Bu aynı zamanda ürünlerin piyasaya keyfi fiyatlardan satılmasını engelleyerek tüketicilerin mağdur olmasını da engellemeye dönüktür.   TARIM ÜRÜNLERİMİZ   A.TAHILLAR   1.BUĞDAY:Büyüme döneminde ilkbaharda nem, olgunlaşma ve hasat döneminde sıcak ve ku­rak bir iklim ister. Bu nedenle ülkemizin sürekli yağışlı Karadeniz kıyılarında ve düşük sıcaklığa sahip yüksek kesimlerinde üretimiyapılmaz. Doğu Anadolu Bölgesi'nde kısa süren yaz devresinin tamamın­dan yararlanacak biçimde kıştan sonra ekilen Yaz ekimi yapılır. İç böl­gelerde ise sonbaharda Güz ekimi yapılır.Buğday değişik tip topraklarda yetişebilen bir bitkidir. Verimsiz kıraç topraklarda ve verimli taban alanlarda yetiştirilebilen birçok buğday çeşidi vardır. Bununla birlikte buğday için en uygun topraklar, drenajı yeterli olan derin topraklardır. Yurdumuzda 1950’den sonra buğday üretiminde büyük oranda artış sağlanmıştır. Bunun temel nedeni, tarım alanlarında traktör kullanımının yaygınlaşması ve bunun sonucunda ekim alanlarının genişlemesidir. Yıllara göre yağış kararsızlığının etkisi nedeniyle üretimde dalgalanmalar olur. Yağışlı yıllarda üretim artar. Tahıllar içinde üretim payı % 70'dir. Sırasıyla en çok üretildiği bölgeler; İç Anadolu, Marmara, Akdeniz, Karadeniz, Ege, Güneydoğu ve Doğu Anadolu'dur.   2.ARPA:Tahıllar içinde %20 payla 2. sırada üretilenüründür. Buğday üretim alanına paralellik göstermesine karşılık, so­ğuğa daha dayanıklı olduğundan yükseklerde üretimi yapılabilmektedir. İçki endüstrisinde ve hayvan yemi olarak, kullanılır. Türkiye üretiminin yarısını İç Anadolu Bölgesi karsılar.   3.MISIR:Yetişme döneminde bol su ister. Bol yağışlı Karadeniz kıyıları ve sulamanın yapılabildiği diğer yerlerde üretilir. Bölge halkının temel besin maddesi durumundadır Karadeniz Bölgesinde üretimi çok olmasına karşın tüketimi de çok olduğundan ticari amaç taşımaz. Üretimimizin yarıya yakını Akdeniz Bölgesinden elde edilir, 2. sırada Karadeniz Bölgesi, 3. sırada Marmara Bölgesi yer almaktadır.   4.PİRİNÇ(ÇELTİK):Çeltik çimlenme döneminde bol su ve sıcaklık ister. Su dolu tarlalarda yetişir.Toprak bakımından seçici değildir. Su geçirgenliği az, derin ve besin maddelerince zengin topraklarda iyi yetişir. Aynı tarlaya üst üste sürekli çeltik ekilirse verim düşer, yabancı otlar ve hastalıklarla mücadele zorlaşır. 2–3 yıl üst üste çeltik ekildikten sonra tarlaya yem bitkilerinden birisi ekilmelidir.Hasat döneminde kuraklık gerekir. Yurdumuzun sıcaklık şartları çeltik tarımına elverişlidir. Tarımı akarsu kenarlarında yoğunlaşmaktadır. Pirinç tarlalarının sürekli olarak su içinde olması, sinek üremesine ve sıtmaya neden olmaktadır. Bu nedenle pirinç üretimi özel izine bağlı olarak yapılmaktadır. Aynı nedenlerle tarımına yerleşim alanlarından uzak yerlerde izin verilmektedir. Üretimde en büyük paya sahip bölgemiz Marmara Bölgesidir. Edirne başta gelmektedir. Ayrıca Balıkesir, Çanakkale ve Bursa çevrelerinde de tarımı yapılır. Çukurova, Amik ovası, Meriç boyları, Kızılırmak, Yeşilırmak, Sakarya’nın orta ve aşağı çığırları en önemli ekim alanlarıdır. Üretimimiz yeterli olmadığından ithal etmekteyiz.   5.ÇAVDAR-YULAF:Düşük sıcaklığa dayanıklıdır. Fazla sıcaklık istemezler Buğday ve arpanın iyi yetişemedikleri alanlarda da tarımı yapılabilmektedir. En uygun koşulları Doğu Anadolu Bölgesinde bulmaktadır. Tarımı en çok İç Anadolu Bölgesinin güneydoğu kesimlerinde ve Doğu Anadolu Bölgesi’nin Erzurum çevresinde yapılmaktadır. Çavdardan alkol üretimi de yapılmaktadır.   B.BAKLAGİLLER   1.NOHUT: Nohudun toprakta çimlenebilmesi için toprak ısısı +3ºC'den fazla olmalıdır. Nohut danelerinin çimlenmesi için ortalama 15º C sıcaklığa ihtiyaç vardır. 26ºC'yi aşan sıcaklık dereceleri çimlenme üzerine olumsuz etkide bulunmaktadır. Fazla nemden hoşlanmazlar. Yağışlı mevsimlerde mantari hastalıklara ve kök çürüklüğüne yakalanarak verimleri düşük olur. Bunun için normal olarak hiç sulamadan da yetiştirilebilirYurdumuz iklim şartları  tarımına elverişlidir.Dünya üzerinde oldukça geniş bir alana yayılan nohut kurak ve yarı-kurak bölgelerin bitkisidir. Türkiye’de baklagiller arasında fasulye ve mercimekten sonra ekim ve üretimi en fazla olan üründür.Dane rengi kimyevi birleşimi hakkında kabaca fikir vermektedir. Renk açıldıkça değer artmaktadır.En fazla üretim İç Anadolu Bölgesinde yapılmaktadır. Orta Anadolu'da nohut ekimi Mart ayının ikinci yarısı ile Nisan ayı başlarında, yapılmaktadır.Bu bölgemizi Akdeniz ve Ege Bölgeleri takip etmektedir.   2.MERCİMEK:Mercimek, ülkemizin birçok bölgesinde yetişebilen ve nadas alanlarının değerlendirilmesi için ekim nöbetinde, buğday ve arpayla en uygun münavebeye girebilen bitkidir. Mercimek tanelerinde fazla miktarda protein bulunduğu için besleyici olduğu gibi, samanı da aranılan bir hayvan yemidir. Tarım ürünleri içinde nem ihtiyacı en az olan bitkilerdendir. Kuraklığa dayanıklı olduğu için mercimek üretiminin üçte ikisinden fazlası Güney Doğu Anadolu Bölgemizden sağlanmaktadır. Bu bölgemizde büyük oranda kırmızı mercimek üretimi yapılmaktadır. Üretimde ikinci sırayı İç Anadolu Bölgemiz almaktadır. Burada özellikle yeşil mercimek üretimi yaygındır.   3.FASULYE:Yüksekliği 2000 metreden fazla olmayan ve sulama imkânı olan her yerde tarımı yapılabilir. Üretimde en büyük paya sahip bölgemiz İç Anadolu’dur.   4. BAKLA:Bakla üretimi için organik maddece zengin, killi-kumlu, killi-tınlı, olan derin ve geçirgen topraklar idealdir. Bununla birlikte pek çok toprak yapısında da bakla yetiştiriciliği yapılmaktadır. Baklanın ortalama sıcaklık isteği, yetişme döneminde 18-27° C arasındadır. Çimlenme için en uygun sıcaklık 25°C'dir. Soğuğa dayanıklılığı, gelişme dönemine ve hava sıcaklığındaki düşüşe bağlı olarak değişmektedir. Baklada olgunlaşma süresi ekim zamanı ve çeşitlere bağlı olarak 180-200 gün arasında değişmektedir. Bakla, yetişme süresi boyunca yeterli ve düzenli su ister.       C.SANAYİ BİTKİLERİ   1.TÜTÜN:Tütün bitkisinin boyu yarım metre ile bir metre arasındadır. Kırmızı ve beyaz çiçekler açar. İçinde sağlık açısından zararlı olan nikotin maddesi bulundurur. Tohumlarından yağ elde edilmektedir. İklim seçiciliği fazla değildir. Humuslu, su geçirgenliği olan, eğimli ve kıraç topraklarda daha iyi yetişmektedir. Filizlenme döneminde su, daha sonra sıcaklık ve kuraklık ister. Türkiye iklimine uyum göstermektedir. Ancak kaliteli tütün yetiştirilmesi amacıyla ekim alanları devlet tarafından sınırlandırılmıştır. Kaliteli ürün alınabilecek alanlarda üretimine izin verilmektedir. Yurdumuzda toplam üretimin yarısına yakınını Ege Bölgemiz sağlamaktadır. Manisa, İzmir, Aydın, Muğla, Denizli ve Uşak çevresi önemli üretim alanıdır. Manisa ilimiz Türkiye tütün üretiminin beşte birinden fazlasını üretmektedir. İkinci sırada Güney Doğu Anadolu, 3.sırada Karadeniz Bölgemiz gelmektedir. Ana vatanı Kuzey Amerika’dır. Batı ülkelerinde yetiştirilen çeşitlerine batı tütünü, Türkiye’ninde içinde bulunduğu Balkan ülkeleri ve İran’da yetiştirilenlerine doğu tütünü ya da Türk tütünü adı verilir. Doğu tütünlerinin temel farkı, nikotin oranı ve diğer zararlı madde oranının daha düşük olmasıdır. Türkiye, dünya tütün üretiminde; Çin, ABD ve Hindistan’dan sonra 4.sırayı almaktadır.   2.PAMUK:Pamuk dokuma sanayinin hammaddesidir. Çiğit adı verilen tohumları, yemeklik yağ üretiminde kullanılır. Filizlenme döneminde bol su, olgunlaşma ve hasat döneminde yüksek sıcaklık ve kuraklık ister. Geçirimli alüvyal toprakları sever. Üretiminde Güneydoğu Anadolu Bölgesi 1. sırada yer alır, burada GAP ile sulama imkânları genişledikçe üretim miktarıda artacaktır. Ege Bölgesi 2.sırada yer, Akdeniz Bölgesi 3.sırada yer almaktadır. Ayrıca  Marmara Bölgesinde,  Doğu Anadolu Bölgesinin Iğdır ve Malatya ovalarında tarımı yapılır. Karadeniz Bölgesinde yaz kuraklığı oluşmadığından tarımına uygun değildir. Yurdumuz üretimde Dünya’da 5. sırada yer almaktadır. Tarımsal ürün ihracatımızın beşte birini pamuk oluşturmaktadır.   3.ŞEKER PANCARI:Şeker sanayinin hammaddesidir.İlk gelişme döneminde yeterli sıcaklığın mevcut olması gereklidir.Gelişme ve şeker yapımı için ideal hava sıcaklığı 23 – 25 ° C dir. Ülkemizde değişik iklim bölgelerinde yapılan üretimler değişik özellikler gösterir. Denize yakın bölgelerde pancar verimi yüksek, şeker varlığı düşüktür. Doğu Anadolu’da sert kara iklimi hüküm süren bölgelerde kök verimi düşük şeker varlığı yüksektir. İç Anadolu gibi iklimin çok sert olmadığı bölgelerde hem kök verimi hem de şeker varlığının yüksek olduğu en iyi pancar bölgeleridir. Nisan – Mayıs aylarında hafif kuraklık köklerin daha derinlere inmesine ve böylece bitkinin su ve besin maddesi yönünden daha iyi beslenmesini sağlar. Yaprakların gelişimi ile pancarın su ihtiyacı artar. Gelişme dönemlerinde su ihtiyacı fazladır ve yağmuru az olan bölgelerde mutlaka sulama yapılmalıdır. Pancar tarımı yapılacak toprakların su ve besin maddelerini tutma kapasitelerinin çok iyi olması, iyi bir toprak derinliğine sahip olmaları gereklidir. Pancar tarımı için en ideal toprak derin, kolay ısınan kireçli topraklardır. Şekerpancarının yetişmesinde üç ana besin maddesi Azot, Fosfor ve Potastır. Gübrelemede dikkat edilmesi gereken en önemli husus, bitkinin ihtiyacı kadar gübreyi, usulüne uygun olarak, zamanında toprağa verebilmektir. Eksik veya fazla gübre kullanımı verim ve kalitenin düşmesine neden olacaktır. Ülkemizde normal iklim şartlarında pancarın olgunlaşması Eylül sonu ile Ekim ayı ortalarına kadar devam etmektedir. Hasat işlemleri büyük çoğunlukla el değmeden yapılmaktadır. Ülkemizde ise elle hasat daha yaygındır.Pancar küspesi hayvan yemi olarak kullanıldığı için buralarda besi hayvancılığı da gelişmiştir. Şeker Pancarı tarımı, hayvancılık, yem, ilaç, et, süt, nakliye ve hizmet sektörleriyle iç içe geçmiş durumdadır. Dünyada şeker üretiminin % 70’şini pancar şekeri % 30’unu kamış şekeri oluşturmaktadır. Kamış şekerinin maliyeti pancar şekerine göre % 40–50 daha ucuzdur ve dünyadaki şeker fiyatları kamış şekerine göre belirlenmektedir. AB ülkelerinin tamamına yakınında yani % 95 oranında pancar şekeri üretimi yapılmaktadır. Bu Ülkeler % 40–50 daha ucuza kamış şekeri temin edebilecekleri halde pancar şekeri üretiminden vazgeçmemektedirler. Bununda nedeni pancar ziraatının ve sanayisinin üreticilere sağladığı katma değerdir Yurdumuzda ilk şeker fabrikalarımız, 1926 yılında, Alpulu(Kırklareli) ve Uşak’ta kurulmuştur. Yurdumuzda üretim alanları şekerpancarı fabrikalarının çevresinde yoğunlaşmaktadır. Bu durum ürünün taşıma maliyetinin yüksek oluşu ve kısa sürede işlenmesi zorunluluğundan kaynaklanmaktadır. Üretimde İç Anadolu Bölgesi 1. sırada, Karadeniz Bölgemiz 2. sırada, Marmara Bölgemiz 3.sırada yer almaktadır.   4.KETEN VE KENEVİR:Liflerinden dokumacılıkta, ip, çuval ve halat yapımında, tohumlarından ise yağ üretiminde yararlanılır. Serin ve nemli bir iklim bitkisidir. Yurdumuz üretiminin tamamına yakını Karadeniz Bölgesi’nden karşılanır. Keten üretimi en fazla Kocaeli ve Sinop’ta yapılmaktadır. Kenevir üretiminin %85’i Kastamonu yöresinde, Ege Bölgesinde ise Kütahya çevresinde tarımı yapılmaktadır. Kenevirden uyuşturucu elde edildiğinden üretimi devlet kontrolündedir.   5.ANASON: Yurdumuzda özellikle rakı üretiminde kullanılır. Ayrıca yatıştırıcı özelliği nedeniyle anason çayı üretiminde kullanılmaktadır. Anason, iştah açıcı ve koku verici etkilere sahiptir. Anasonun karminatif etkisi mide ve bağırsaklarda fermantasyona engel olmasından ileri gelmektedir.Anason sıcak, orta nemliliğe sahip iklimlerden hoşlanır. Yurdumuzun özellikle Ege, Marmara ve Güney Anadolu bölgeleri iklim yönünden uygun yörelerdir. Anasonda verim bölgenin çevre koşullarına, yetiştirme tekniğine ve kullanılan çeşide göre büyük değişiklik göstermektedir. Yurdumuzda özellikle, Antalya - Denizli- Burdur- Muğla ve İzmir yörelerinde üretilmektedir.   6.HAŞHAŞ:Kapsüllerinden afyon adı verilen zehirli uyuşturucu madde, yağlı tohumlarından ise yağ elde edilir. İlaç sanayinde ise bazı merhemlerin bileşiminde kullanılır ve ağrı kesici olarak kullanılır. Bileşiminde toplanma zamanına göre değişen afyon alkaloitleri vardır. Ağrı dindirici olarak, özellikle diş hekimliğinde kullanılır. Soğukta elde edilen yağın bileşiminde asitler az, sıcakta elde edilen yağın ise asitleri fazladır. Soğukta elde edilen yağ, bazı merhemlerin bileşiminde kullanılır. Sıcakta elde edilen yağ, yemek yağı ve sanayide sabun yapımında kullanılır.Uyuşturucu madde kaçakçılığının önlenmesi amacıyla üretimi devlet kontrolü altında sınırlı alanlarda yapılmaktadır. Don olayları ve toplanma zamanında oluşan yağışlardan zarar görür. Üretimi Afyon başta olmak üzere Kütahya, Uşak, Denizli, Burdur, Isparta ve Konya çevresinde yapılmaktadır.   7.ÇAY:Ana vatanı Güney Doğu Asya’dır.Gelişme yüksekliği türlere göre farklılıklar gösterir. Çay bitkisi yaprağını dökmeyen bir bitkidir. Yeterli düzeyde sıcaklık ve nemin bulunduğu yerlerde yıl boyu sürgün oluşumu sürer. Yeterli düzeyde sıcaklık ve nemin bulunmadığı yerlerde, soğuk mevsimlerde, sürgün oluşumu duraklar, yaprak ve tomurcuklarda gelişme olmaz. Çay bitkisinin gövdesi esmer ya da koyu esmer renktedir. Çay bitkisinin çiçeği beyaz renklidir. Erkek ve dişi organları bir arada bulunur. Genel olarak yabancı döllenme olur. Tomurcuklar sabahları erken açar ve iki gün sonra taç yaprakları dökülür. Çay bitkisinin çiçek açma zamanı çeşidine ve gelişme ortamına göre değişir. Rize bölgesinde genellikle Ağustos ayında çiçek açar, Aralık ayının sonunda çiçeklenme sona erer. Sıcak iklime sahip ülkelerde yılın hemen hemen her ayında bitki üzerinde çiçek vardır. Yıkanmış, kireçsiz ve kalınlığı fazla olan topraklarda en iyi yetişme koşullarını bulmaktadır. Bulutlu gün sayısının fazla olması, yıllık yağış miktarının 2000–2500 mm. üstünde olması, ilkbahar ve sonbahar aylarında bol yağış alması gerekir. Havanın nem oranının yüksek olması gerekmektedir. Havada yeterli nemin bulunması yetişme koşulları içinde en önemli faktördür. Yurdumuzda çay üretimi Cumhuriyetin ilanı ile başlamıştır (1924). Çay tarımının tamamı Karadeniz bölgesindedir. Toplam üretimin dörtte üçü Rize’de kalan bölüm ise Trabzon, Artvin, Giresun ve Ordu’da üretilmektedir. Toplanan çay yapraklarının aynı gün işlenmesi gerektiğinden çay fabrikalarımız üretim alanı çevresinde toplanmıştır.   D.YAĞ BİTKİLERİ   1.AYÇİÇEĞİ:İçerdiği yüksek orandaki (%22–50) yağ miktarı nedeniyle, önemli bir yağ bitkisidir. Ayçiçeği yağı, beslenme değeri en yüksek olan bitkisel yağlardan birisidir. Sıvı olarak yemeklerde ve kızartmalarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Ayrıca, diğer bitkisel yağlarla karıştırılıp margarin yapılarak da tüketilmektedir. Dünya bitkisel ham yağ üretiminin % 12,6’sı ayçiçeğinden karşılanmaktadır. Yağı çıkarıldıktan sonra geriye kalan küspede, yüksek oranda protein bulunmaktadır, bu nedenle, karma yem üretiminde oldukça yaygın olarak kullanılmaktadır.Ayçiçeği yağında bulunan yüksek orandaki linoleik yağ asiti kurumayı çabuklaştırıcı özelliğe sahiptir. Bu nedenle, yağlı boya yapımında çok önemli bir yere sahiptir. Ayrıca, kâğıt, plastik, sabun ve kozmatik ürünler yapımında hammadde olarak kullanılmaktadır. Kumlu topraklardan, killi topraklara kadar değişim gösteren farklı yapılardaki topraklarda başarıyla yetişebilmektedir. Özellikle, derin, organik maddece zengin alüvyal topraklar, ayçiçeği tarımı için çok uygundur. Büyüme döneminde su, olgunlaşma döneminde bol sıcaklık ve güneş’e ihtiyaç duyar. Hasat döneminde kuraklık ister. Doğu Karadeniz kıyıları hariç bütün bölgelerimizde sulama ile tarımı yapılır. Üretimde 1. Marmara Bölgesi %76(Trakya Ergene Havzası)  2. Karadeniz Bölgesi (Orta Karadeniz)  3. İç Anadolu Bölgesi’dir.       2.ZEYTİN:Akdeniz ikliminin tanıtıcı bitkisidir. Sofralık olarak ve yağ elde edilmesinde kullanılır. Maki elemanları arasında yer alır. Dikilip yetiştirilebildiği gibi maki elemanı olan delice ağacının aşılanması ile de üretimi sağlanmaktadır. Soğuğa ve don olaylarına karşı çok duyarlıdır. Bu nedenle Akdeniz iklimi zeytin yetişme alanlarını sınırlandırır. Hava ve suyun kolay dolaştığı, kabarık, kireçli, derin ve eğimli topraklarda iyi yetişir. Yüksek sıcaklık ister, yaz kuraklığına dayanıklıdır. Ürünün kalitesi, yüksek verim için ilkbahar sonu ve yaz başlarında sulanması toprağın sürülmesi gerekmektedir. Ekonomik olarak 10–12 yaşından sonra ürün verir. Yaşlandıkça verim artar. Yıllık bir bitkidir. Bir yıl çok, takip eden yıl az ürün verme özelliğine sahiptir. Ülkemiz üretiminde 1.Sırada, Ege Bölgesi (Kıyı Ege ovaları çevresi),2.Sırada, Marmara Bölgesi-Güney Marmara kıyıları (kaliteli sofralık zeytin Gemlik çevresinden elde edilir). 3.Sırada, Akdeniz Bölgesi (Antalya çevresi) Ayrıca, Doğu Karadeniz’de korunaklı kesimlerinde, Çoruh vadisinde ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nde, Fırat batısında Gazi Antep çevresinde üretim yapılmaktadır. Zeytin üretimi açısından Akdeniz Bölgemiz, Ege Bölgemize göre daha uygun şartlar taşımasına rağmen, daha karlı olan özellikle pamuk ve seracılığın tercih edilmesi nedeniyle 3.sırada yer almaktadır. Dünya toplam zeytin ağacı miktarı 900 milyon civarındadır. Bu sıralamada, Türkiye 95 milyon ağaçla dördüncü sıradadır. (İspanya, 218 milyon).Dünya zeytin üretiminde İspanya ilk sırada yer alır. Türkiye, İtalya ve Yunanistan’ın ardından 4. sırada yer alır.   3.SOYA FASULYESİ:Protein oranı oldukça yüksektir.Soya dünyadaki bitkisel yağların ve yüksek proteinli hayvan yemlerinin başlıca kaynağıdır. Soya tohumu ortalama %35 -45 protein ve %18–20 oranında yağ içermektedir. Soya yağ üretiminde, şekercilikte, inşaatlarda kullanılan macun bileşimlerinde, fungusit ve pesti sitlerde, antibiyotiklerde, dizel yakıtında ve diğer birçok endüstriyel ve ecza ürünlerinde de kullanılmaktadır. Matbaa mürekkebi olarak da kullanılmaktadır. Yazları yağışlı ve sıcak olan muson ikliminde ideal yetişme şartlarını bulur. Ülkemizde ideal şartları Orta ve Doğu Karadeniz bölümlerinde bulmaktadır. Soya için yabancı otların kontrolü çok önemlidir. Soyalar özellikle genç dönemde otlu tarlada gelişemezler. Yabancı ot miktarına göre traktörle 2–3 kez yabancı ot mücadelesi yapılır. Yağ sanayinde kullanım alanlarının artmasından sonra Akdeniz Bölgesinde üretimi hızla gelişmiştir. Toprağa organik madde ve azot sağlayarak, toprağın verimliliğini arttıran önemli bir münavebe bitkisidir.Yetişme süresi kısa olduğundan, özellikle Akdeniz Bölgemizde buğdaydan sonra ikinci ürün olarak ekimi yapılmaktadır. Adana başta olmak üzere İçel, Hatay, Antalya çevresinde tarımı gelişmiştir. Türkiye üretiminin % 90‘ı Akdeniz Bölgesi’nden karşılanmaktadır. Karadeniz Bölgesi’nde Samsun çevresinde üretim yapılmaktadır.   4.YER FISTIĞI:Bileşiminde ortalama %25 protein, %46 yağ, %16 karbonhidrat ve %5 mineral madde bulunur. Meyveleri fosforca zengin, amino asitlerden "cystine" içermektedir. Aynı zamanda zengin bir B vitamini kaynağı olup, az miktarda da A, C, D ve E vitaminlerini bünyesinde toplamaktadır. Yerfıstığı çerez olarak tüketildiği gibi, yağı yemeklik olarak katı ve sıvı halde kullanılmakta, ballık konserveciliğinde, bisküvi, pasta, şekerleme ve sabun yapımında da kullanılır.Ezilmek suretiyle fıstık ezmesi yapılır. Yerfıstığının hayvan beslenmesinde de önemi büyüktür. Yerfıstığı tropik, subtrfopikal ve ılıman iklim bölgelerinin sıcak kuşaklarında yetiştirilip ısı ve güneş isteği fazladır. Tohumların toprakta çimlenebilmesi için toprak sıcaklığının minimum 12–13 ºC olması gerekir.  Yerfıstığı toprak isteği yönünden seçici bir bitkidir, gevşek yapıda, süzek kumlu topraklarda iyi yetişir. Toprağın kalsiyum ve organik maddece zengin olması verimi arttırmaktadır.Yurdumuzda 1930’lu yıllarda üretimine başlanmıştır. Akdeniz iklim şartlarında iyi yetişmektedir. Üretimin tamamına yakını Akdeniz Bölgemizde, Adana çevresinde gelişmiştir(%91). Diğer üretim alanları, Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nin batısında, Ege Bölgesi’nde Muğla, Aydın çevresinde, Güney Marmara Bölümü’nde Balıkesir, Çanakkale çevresinde yoğunlaşmıştır. 5.SUSAM: Yüksek sıcaklık ve ışık isteyen yağ bitkisidir. Su isteği fazla değildir. Kurağa dayanıklıdırTohumları %55–58 oranında yağ içerir. Susam yemeklik yağ, çeşitli şekerlemelerde, parfüm imalatında, kavrularak çerez ve unlu mamüllerin üretiminde kullanılır. Küspesi protein ve vitaminler bakımından zengindir. Değerli bir hayvan yemidir. Yurdumuzda, Güney Doğu Anadolu Bölgemiz başta olmak üzere Akdeniz ve Ege Bölgelerimizde üretimi yapılmaktadır. E.YEM BİTKİLERİ   1.FİĞ:Meyveleri bakla şeklindedir ve içerisinde 6–9 adet tohum bulunmaktadır. Hayvan yemi olarak yetiştirilmektedir. Ülkemizde tüm bölgelerde yetiştirilebilir. Yeşil ve kuru ot olarak yedirilebileceği gibi daneleri kırma yapılarak ta verilebilir. Hem otu hem daneleri oldukça besleyicidir. Yeşil otunda ortalama yüzde 23,9 ham protein bulunur. Danelerindeki protein oranı ise ortalama yüzde 20’nin üzerindedir. Eksi 8 derecenin altındaki sıcaklıklarda donmaktadır. Bu yüzden kışı sert geçen yerlerde yazlık olarak, sıcak iklim bölgelerinde ise kışlık olarak yetiştirilmektedir. Su tutma kapasitesi iyi olan orta ve ağır topraklar adi fiğ tarımı için uygundur.   2.YONCA:Yonca protein, vitamin ve mineral bakımından zengin, değerli bir yem bitkisidir. Yüksek taban suyu ve durgun su yoncada verim düşüklüğüne ve seyrekleşmeye neden olmaktadır.Genel olarak, Akdeniz ikliminin etkili olduğu alanlarda sonbaharda, diğer serin iklim yörelerinde ise ilkbaharda ekimi yapılmaktadır. Ekim zamanının belirlenmesinde toprak sıcaklığı ve nemi belirleyici olmaktadır. Marmara, Ege, Akdeniz Bölgelerinde kıyı kesimlerinde ve Güneydoğu Anadolu'nun bazı yerlerinde Ekim-Kasım aylarında, diğer bölgelerde ise Nisan-Mayıs aylarında ekim yapılmaktadır.   3.KORUNGA: Korunga, baklagillerden ve çok yıllık bir yem bitkisidir Korunga, hayvanlara yeşil veya kuru olarak yedirilebilir. Yeşil yedirildiğinde şişkinlik yapmayan ve protein içeren değerli bir kaba yemdir. Bitkinin kalınlaşmış bir ana kökü ve çok sayıda yan kökü bulunur. Bitki taç kısmından çok sayıda sap verir. Saplar 100–120 cm boylarındadır. Sap kesiti yuvarlaktır. Taban kısmında içi boştur. Yukarı kısımlarda ise içi dolu olup üzeri tüylüdür. Korunga her iklimde yetişebilir. Fide dönemi dışında kuraklığa özellikle soğuğa dayanıklıdır. Korunga, geçirgen, kireçli, tınlı-kumlu toprakları sever. Yonca tarımına uygun olmayan kıraç, zayıf ve çakıllı topraklarda da korunga yetişir. Her türlü iklim ve toprak şartlarında ekim nöbetine sokularak zayıf ve kıraç alanları ıslah eder. Aynı zamanda kıraç ve erozyona açık yerlerde suni meraların kurulmasında karışıma giren önemli bir bitkidir. Aynı zamanda korunga iyi bir arı merasıdır. Korunga tarımı yapılan yerlerde arıcılık için uygun şartlar oluşur.   4.BURÇAK:Burçak, ülkemizde en fazla bilinen yem bitkilerinden biri olmasına rağmen, istenilen özelliklere sahip bir çeşidimiz yoktur. Burçak tanelerinin kolay sindirilebilirliği ve iyi bir amino-asit bileşimi vardır. Saman gibi kaba yem kaynaklarının değerini arttırmak için kullanılır. Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde tarımı geleneksel usullerle yürütülmektedir Dik olarak gelişen kök boğazından dallanan burçak, 20–50 cm boya ulaşabilmektedir. Yaprağı 10–12 çift yaprakçıktan meydana gelmektedir.   ***Bunlar dışında arpa, mısır, pancarküspesive yulaf da hayvan yemi olarak kullanılmaktadır***   F. MEYVECİLİK   1.ÜZÜM:Türkiye’de en yaygın ve en çok üretilen meyvelerden biridir. Humusça zengin ve kuvvetli topraklarda daha iyi yetişir. Düşük kış sıcaklıklarına dayanıklıdır. Üzüm üretiminde Ege Bölgesi, özellikle Manisa, İzmir ve Denizli başta gelmektedir. İkinci sırada Güney Doğu Anadolu Bölgesi yer alır. 3.sırada İç Anadolu Bölgesi bulunur. Manisa’da özellikle Gediz Ovası çevresi çekirdeksiz kuru üzüm üretimi yapılmaktadır. İç Anadolu Bölgemizde özellikle volkanik toprakların yaygın olduğu sahalarda üzüm üretimi yapılmaktadır. Üzüm yaş ve kuru olarak tüketildiği gibi pekmez, şarap ve rakı yapımında da kullanılmaktadır. Türkiye Dünya kuru üzüm üretiminde birinci sırada yer almaktadır. Üzüm önemli bir ihraç ürünümüzdür.   2.ELMA: Elma, ılık ve serin iklim ve en az 500 mm yağış ister,-35° C soğuğa dayanabilir. Kuraklık ve sıcaktan hoşlanmaz. Toprağı tınlı, tınlı-kumlu, en az 1 m derinlikte olmalıdır. Taşlı ve kireçli toprağı sevmez.Üzümden sonra yetişme alanı en geniş olan meyvedir. Toplandıktan sonra uzun süre dayanma özelliği olduğundan ticari değeri fazladır. Elma yetiştiriciliği ülkemizde hemen her bölgede yapılmaktadır, fakat en uygun yetiştirilme alanları, Kuzey Anadolu’da bulunmaktadır. Kuzey Anadolu Karadeniz Kıyı Bölgesi ile İç Anadolu ve Doğu Anadolu yaylaları arasında ki geçit bölgeleri ve son yıllarda Güneyde Göller Bölgesi de elma yetiştiriciliğinde önem kazanmıştır.Üretimin en fazla olduğu alanlar, başta İç Anadolu Bölgemiz gelmektedir. Diğer önemli üretim alanlarımız Akdeniz Bölgemizde bulunmaktadır. Niğde, Konya, Karaman, Nevşehir, Amasya, Tokat, Kastamonu, Bursa, Burdur, Isparta, Antalya önemli elma üretim merkezlerimizdir.   3.İNCİR:İncir ağacının anayurdu ön Asya ve Akdeniz havzasıdır. 2 çeşit incir vardır. Biri, soluk sarı renkli sultan ya da lop incirdir. Taze olarak tüketilir ve kurutmaya da elverişlidir. İkinci çeşit olan mor renkli incirlere siyah ya da patlıcan inciri denir ve taze olarak tüketilir. Reçeli, pekmezi, ezmesi yapılır. Tatlı ve hamur işlerinde kullanılır. Protein, karbonhidrat, fosfor, kalsiyum, demir, sodyum, potasyum, magnezyum içerir. Kurutulmuşunun besin değeri daha yüksektir. Hücreleri yenileme özelliği vardır. İçerdiği lifle kolesterolün kana karışmadan atılmasını sağlar. Sindirimi kolaylaştırır. Kemik ve diş oluşumunda olumlu etkileri vardır. İçeriğindeki benzaldehit nedeniyle kanserli hücrelerin büyümesini önler. Bağırsakları yumuşatır. Kış ılıklığı ve yaz kuraklığı ister. Yurdumuzda üretimde özellikle Ege Bölgesi’ başta gelmektedir. Özellikle İzmir ve Aydın yöresinde yetiştirilir.Üretimin %80’ i buradan sağlanır. Akdeniz, Güney Doğu Anadolu ve Marmara Bölgelerimizde tarımı yapılmaktadır. Türkiye Dünya kuru incir üretiminde ilk sırada yer almaktadır. Önemli bir ihraç  ürünümüzdür.   4.FINDIK:Anavatanı Türkiye’dir(Doğu Karadeniz). Karadeniz kıyı bölgesi fındık yetiştiriciliği bakımından en uygun iklim özelliklerine sahip alanlardır. Karadeniz Bölgesinde sahilden 60 km. içeriye ve 750m.yüksekliğe kadar ekonomik olarak yetiştirilebilmektedir. Deniz seviyesinden 0-250m.yüksekliğe ve 10km. iç kısımlara kadar olan yöreler sahil kol olarak isimlendirilir, bu alanlar fındık yetiştiriciliği için en uygun yerlerdir. Yıllık ortalama 13-16C sıcaklıkta en verimli şekilde yetişmektedir. En düşük sıcaklığın -8,-10C'yi ve en yüksek sıcaklığında 36-37C'yi geçmemesi gerekir. Yıllık yağış toplamının 700 mm.nin üstünde olması ve yağışın aylara dağılımının dengeli olması gerekmektedir. Haziran ve Temmuz aylarındaki oransal nemin %60'ın altına düşmemesi gerekir. Fındık diğer kültür bitki çeşitlerinden farklı olarak kış aylarında çiçek açmaktadır. Fındık saçaklı kök sistemine sahip bir bitkidir. Kökleri fazla derine gitmemektedir, özellikle eğimli arazilerde 80 cm. toprak derinliğine ulaşabilmektedir. Toprak istekleri bakımından fazla seçici değildir ancak besin maddeleri bakımından zengin, humuslu ve derin topraklarda iyi gelişmektedir. Taşlı, kumlu, çakıllı ve ağır topraklar ile taban suyunun yüksek olduğu yerlerde toprağın havalanması iyi olmadığından fındık kökleri besin maddelerinden yeterince faydalanamaz. Bu nedenle sararma ve büyük oranda dallarda kurumalar meydana gelir. Türkiye dünya fındık üretiminde hem kalite hem de miktar açısından ilk sırada yer alır. Yurdumuzda fındık üretiminin %80’ini Karadeniz Bölgesi karşılamaktadır. En fazla üretim Ordu’dan sağlanır. (Toplam üretimin%30’u) Diğer üretim alanları, Giresun, Trabzon, Samsun, Bolu ve Zonguldak’tır. Marmara Bölgesinde ise Sakarya çevresinde tarımı yapılmaktadır.   Ülkemizde yetiştirilen fındık çeşitleri meyve şekil ve özelliklerine göre üç grupta toplanır:   1.YUVARLAK FINDIKLAR 2.SİVRİ FINDIKLAR 3.BADEM FINDIKLAR.   Fındıkçerez, çeşitli gıda ürünlerinde katkı maddesi ve yağı kozmetik sanayinde kullanılır. İhraç ettiğimiz tarım ürünleri içinde önemli bir yere sahiptir.       5.ANTEP FISTIĞI:Yaz mevsiminin sıcak ve kurak geçtiği, volkanik topraklar en iyi yetiştiği alanlardır. Fazla nem ve yağış istemez. Ancak sulama ile verimin 3 kata kadar arttığı görülmüştür.İran ve Amerika’da üretimin sulamayla gerçekleştirilmesi nedeniyle verim oranı daha yüksektir. Bir yıl çok takip eden yıl az ürün vermektedir. Meyveleri kuru olarak tüketilmesi yanında pasta ve çikolata sanayinde kullanılmaktadır. Başta Gazi Antep, Şanlı Urfa ve Adıyaman olmak üzere, Kahramanmaraş, Mardin, Diyarbakır ve Siirt’te üretimi yapılmaktadır.Ayrıca Akdeniz ve Ege bölgelerimizde üretim yapılmaktadır. İhraç ettiğimiz tarımsal ürünlerimiz arasında önemli bir yere sahiptir.   6.TURUNÇGİLLER (NARENCİYE): Portakal, mandalina, limon, greyfurt(altıntop) ve turunç gibi meyvelerden oluşur.Turunçgiller sıcak iklim bitkileridir. Yurdumuz, dünya turunçgil üretim alanının en kuzey sınırın dadır. Bu nedenle, turunçgil yetişen tüm bölgelerimizde, zaman zaman düşük sıcaklık nedeniyle önemli zararlar meydana gelir. Bazı turunçgil tür ve çeşitlerinin soğuğa dayanımları da farklıdır, örneğin, limonlar dondurucu düşük sıcaklıklara çok dayanıksızdır. Portakal ve altıntoplar ise limonlardan biraz daha dayanıklıdırlar. Mandalinler ve özellikle Satsuma mandalini (Rize mandalini) belirtilen türler ve çeşitler arasında düşük sıcaklığa en dayanıklı olanlarıdır. Turunçgiller, gevşek yapılı, verimli, orta derinlikte, topraklarda daha iyi yetişir. Turunçgil ağaçlarının kökleri çoğunlukla toprağın 60 – 65 santimetre derinliğine kadar yayılırlar. Turunçgilleri derin olmayan topraklarda yetiştirmek mümkündür ancak, sulama ve gübreleme gibi uygulamaların tam zamanında ve gereği gibi yapılması gerekir. Suyun çok güç sızdığı ağır ve yapışkan çok killi topraklar sulama gübreleme gereksinimini arttırır. Üst toprağı gevşek ve kolay işlenebilir yapıda, alt toprağı da suyu tutacak derecede killi olan ve taban suyu yüksekliği bu metrenin altında kalan yerler turunçgil yetiştiriciliğine çok elverişlidir.   Birleşik Milletler, Avrupa Ekonomik Komisyonu tarafından belirlenen en az su oranları şöyledir : Limonda % 25, Satsuma Mandalinde % 33, Thomson göbekli portakallarda % 30, Washington göbekli portakallarda % 33,diğer portakallarda % 35, Altıntoplarda(greyfurt) % 35.   Turunçgil meyveleri en az bu belirtilen oranlarda su bulundurdukları zaman ağaçlardan koparılabilir.Yurdumuz üretiminde, Akdeniz kıyıları (özellikle Antalya çevresi)başta gelmektedir. İskenderun Körfezi kıyılarından başlayan üretim alanları, Ege Bölgesi kıyılarından kuzeye doğru uzanır. Güney Marmara Bölümünün ılıman kıyı kesimlerinde, Doğu Karadeniz Bölümünde kışların ılıman geçtiği Rize çevresinde ve Güney Doğu Anadolu Bölgesinin batısında(Fırat ırmağının batısı-Akdeniz ikliminin etki sahası)tarımı  yapılmaktadır. Ege Bölgesinde denize dik uzanan dağlar arasından iç kısımlara kadar giren denizin ılımanlaştırıcı etkisi üretim alanlarının genişlemesini sağlamıştır.   7.MUZ: Tropikal iklim bitkisidir.Anavatanı Güney Çin, Hindistan ve Hindistan ile Avustralya arasında kalan adalardır. İlk kez balıkçılar tarafından kullanıldığı sanılmaktadır. Balıkçılar ağ yapmak için muzun yapraklarından yararlanmışlar ve bu şekilde tarımı başlamıştır. Ülkemize ilk defa 1750 yıllarında Mısır’la ilgisi olan zengin bir aile tarafından süs bitkisi olarak, Mısır’dan Alanya’ya getirilmiştir. O yıllarda daha çok süs bitkisi olarak yetiştirilen Muzun meyve verdiğinin görülmesi üzerine, 1930'lu yıllardan sonra meyvesi için ticari amaçla yetiştirilmeye başlanmıştır. Bugün ülkemizde sadece Anamur, Bozyazı, Gazipaşa ve Alanya ilçeleri ile çevresinde üretimi yapılmaktadır. Muz üretiminde, Asya kıtası başta gelmektedir. Bu kıtayı sırasıyla Güney Amerika, Orta Kuzey Amerika, Afrika, Okyanusya ve Avrupa Ülkeleri izlemektedir. Muz ülkemizde Anamur, Bozyazı, Alanya, Gazipaşa ve çevresinde, Toros dağlarının koruduğu mikro klimalarda, çok sınırlı alanlarda yetiştirilmektedir. Bu nedenle üretim miktarı azdır. Muz, şifalı bitki, beyin gıdası veya afrodizyak olarak ünlenmiştir. Gövdeler bir ay suda ıslatılıp, özel tarakla tarandığında ortaya çıkan elyaf kullanılarak ilkel usullerle saç örgüsü gibi halat örülebilmektedir. Lifleri Afrika’daki yerli halk, şapka, hasır ve hediyelik eşya yapımında kullanılmaktadır. Avrupa’da gemi halatı, oto döşemeleri yapımında kullanılmaktadır. Muz gövdesinin, yaprak sapının veya salkımın suyu çok güçlü bir kan kesicidir.   8.KAYISI: Kayısı ağacı yarı sıcak ve kurak geçen bölgelerde, dağların bol güneş gören güneye bakan eteklerinde derin ve su tutmayan, az meyilli ve hafif kireçli olan yamaçlarda çok iyi yetişmektedir. Buralarda yetiştirilen kayısılar genelde hastalıksız, parlak, lezzetli, tatlı, kokulu ve kuru maddesi yüksek meyveler oluşturmaktadır. Kayısı ağacının gövde ve dalları kış aylarında -35°C kadar düşen soğuklara, çiçekleri ise ıslak olmak şartıyla -1°C kadar dayanabilmektedirler. Eğimli arazide soğuk hava alt taraflara çöktüğü için dikilen kayısı ağaçları dondan fazla zarar görürler. Fakat yukarılara çıkıldıkça ağaçların dondan zarar görmesi kısmen önlenmiş olur. İlkbahar donlarından etkilendiği için, ova ve çukurlardan çok amaç ve sırtlar tercih edilmektedir. Kayısı dünya üzerinde İran, Afganistan ve Türkistan'da, Avrupa'da özellikle Akdeniz kıyılarında; Afrika ve Avustralya’da Güney Amerika, Arjantin ve Şili'de Amerika Birleşik Devletlerinde özellikle Kaliforniya'da geniş ölçüde yetiştirilmektedir. Kayısı Büyük İskender'in Asya seferleri sırasında (M.Ö.330–323) İran ve Trans Kafkaslar üzerinden Anadolu'ya getirilmiştir. Daha sonra Romalıların Anadolu'ya istilası sırasında Ermeni tüccarlar tarafından önce İtalya'ya sonra Yunanistan'a götürülüp buradan tüm Avrupa'ya yayılmıştır. Türkiye yıllık 500 bin tonluk üretimle önemli üretici ülkeler arasında yer almaktadır. Ülkemizde kayısı üretimi başta Malatya olmak üzere, Elazığ, Erzincan, Sivas, İçel(Mut), Antalya, Hatay, Kars, Iğdır yörelerinde yapılmaktadır. Isparta ilinde ise eğirdir gölünün kuzey tarafında kayısı üretimi yapılmaktadır.   9.BADEM:Bademin anavatanı Çin ve Orta Asya'dır. Asya ile Avrupa arasındaki İpek yolunda bademin seyyahlar tarafından yendiği bilinmektedir. Seyyahlar bademi bu yolla Yunanistan, Türkiye ve Orta Doğuya getirilmişlerdir. Dünya üretim sıralaması, Yunanistan, İran, İtalya, Fas, Portekiz, İspanya, Suriye, Türkiye ve ABD olarak gerçekleşmektedir.Yazları kurak ve sıcak, kışları ılık ve yağışlı Akdeniz iklimi en ideal üretim alanıdır. Ancak odun kısmının kış soğuklarına dayanıklı olması nedeniyle, kış soğuklarının fazlaca olduğu yerlerde de yetişebilmektedir. Kuraklığa dayanıklıdır. Soğuk rüzgârlardan hoşlanmaz. Ağacının odun kısmı -20°C, -30°C' ye kadar soğuğa dayanabilir. Toprak istekleri bakımından seçiciliği fazla olmayan bir meyve türüdür. Hafif, derin ve alüvyal topraklarda iyi ürün verir. Kökleri, 3–5 m derine gider.Badem daha çok aşıyla, bazı çeşitleri tohumla üretilir. Ortalama 3–4 yaşında meyve verir. 40–50 yıl ürün verebilmektedir. Türkiye'de Doğu Karadeniz’in kıyı bölgesi ile çok yüksek yaylalar dışında her yöresinde badem yetiştirilmektedir. Badem yetiştiriciliği ülkemizde Ege Bölgesinde yoğunlaşmış olup, bunu Akdeniz, İç Anadolu ve Marmara Bölgeleri izlemektedir. Özellikle Ege ve Akdeniz bölgelerinde Türkiye badem üretiminin üçte ikisi üretilmektedir. Badem yetiştiriciliği açısından en önemli bölge Ege Bölgesi, burada da Datça Yarımadasıdır.   **2004 yılı verilerine göre toplam meyve üretimimiz,14.070.450 tondur.**   G.SEBZECİLİK   Yurdumuzda farklı iklim tiplerinin görülmesi çok çeşitli sebze türlerinin yetişmesini sağlamıştır. Yurdumuzdaki her bölgede çeşitli sebzelerin üretimi yapılmaktadır. Ancak yükselti ve enleme bağlı olarak olgunlaşma zamanları farklılık göstermektedir. En erken olgunlaşma güney kıyılarımızda, en geç olgunlaşma Doğu Anadolu Bölgemizde yaşanır. Sebze üretiminde, sulama, çapalama ve gübreleme büyük öneme sahiptir. Yurdumuzda sebze üretiminde iklim şartları nedeniyle Akdeniz Bölgesi başta gelmektedir. Ege ve Marmara diğer önemli üretim alanlarımızdır. Doğu Anadolu Bölgemiz olumsuz iklim koşulları ve yazların kısalığı nedeniyle sebzeciliğin en az geliştiği bölgemizdir. İç Anadolu Bölgesinde patates üretimi başta gelir. Soğan, domates ve havuç üretilir. Ancak sulama imkânlarının geliştirilememesi nedeniyle sebze tarımı gelişmemiştir. Kışların ılık geçmesi ve güneşli gün sayısının fazla olması nedeniyle Akdeniz ve Ege Bölgelerinde yaygın olarak seralarda sebze üretimi bütün yıl yapılabilmektedir. Ülkemizde 26.593.000 hektarlık tarım alanının, % 1,2’sinde (332 bin hektar) ise sebzecilik faaliyeti sürdürülmekte olup, yılda yaklaşık 35 milyon ton yaş meyve-sebze üretilmektedir. Yurdumuzda, dünyada bilinen ve tüketilen 247 tür sebzenin 80'i tüketilmektedir. Türkiye’de tükettiğimiz 80 sebzenin 60'ı üretilmektedir. Türkiye dünyada en fazla sebze tüketen ülkesi durumundadır. Yurdumuzda yılda ortalama 22 milyon ton sebze üretilmektedir. Tüketim ise kişi başına yılda 341,5 kilodur.( 2004 verilerine göre, toplamsebze üretimimiz,23.215.577 tondur.)Sebze tüketiminde ikinci sırada 241,3 kg ile ABD gelmektedir. Üçüncü sıradaki AB ülkeleri 201,1 kg, dördüncü Asya kıtasında ise kişi başına 198,8 kg sebze tüketimi söz konusudur. En çok tükettiğimiz sebze domatestir.(Kişi başına 40 kg)Tüketilen diğer sebzeler 22 kilo ile kabak, 19 kilo ile biber, 17 kilo ile lahana dır.Dünya sebze üretimi ise 680 milyon ton civarındadır.Ülkemizin bu üretimden almış olduğu pay %3,3'dür. Patates, domates, lahana, soğan, havuç, salatalık en fazla yetiştirilen sebzelerdir. Yaş meyve-sebze ihracatımızın % 46’sının gerçekleştirildiği Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde sanayi ürünlerinde olduğu gibi yaş meyve sebzede de en önemli ithalatçımız olan Almanya’yı, İngiltere, Hollanda, Avusturya izlemektedir. Ortadoğu pazarında ise, % 30’luk payı ile Suudi Arabistan yaş meyve sebze ihracatımızda ilk sırada yer almaktadır.   Yaş meyve sebzenin çabuk bozulabilir hassas ürünler olması ihracatında bazı zorlukları da beraberinde getirmektedir. Bu unsurlar ihracatımızı olumsuz yönde etkilemekte, yeterli seviyede ihracat yapılmasını engellemektedir. Bu eksiklikleri etkin bir tarım politikasının olmayışı, hasat sonrası sorunlar, üretici ve ihracatçının örgütlenememesi, bilgi yetersizliği, finansman sıkıntısı ve nakliye sorunları olarak sıralayabiliriz. Arazilerin miras yoluyla bölünmesi üretim alanlarını sürekli küçültmekte, bu durum da verimliliği olumsuz yönde etkilemektedir. Yaş meyve sebze üretiminin küçük ve dağınık birimlerde gerçekleştirilmekte oluşu nedeniyle, finansman sıkıntısı içinde olan üreticiler, yeni üretim teknolojilerinden yeterince yararlanamamaktadır. Uluslararası standartlara ve tüketici tercihlerine uygun üretim yapılamaması nedeniyle, yurt dışı pazarlarda diğer ihracatçı ülkelerle rekabette zorlanmaktadır. Türk ürünleri, özellikle narenciye, Avrupa pazarında ikame ürün niteliğindedir. Başta İspanya ve Güney Amerika ülkeleri olmak üzere, esas satıcı ülkelerden ürün gelmediğinde Türk ürünleri talep edilmektedir. Üretimde gübre ve zirai ilaçların bilinçsiz kullanımı ve hormonlu üretim ihracatımızı olumsuz yönde etkilemektedir. Yurtdışı piyasalarda tüketici tercihleri organik tarım ürünlerine kaymaktadır. Organik üretimin arttırılması(Kimyasal girdi kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimi), bu amaçla üreticilerin bilinçlendirilmesi ve desteklenmesi büyük öneme sahiptir.   YUMRULU BİTKİLER   1.PATATES:Patates, ılımanve ılıman serin iklim bölgelerinin bir bitkisidir. Ülkemizde patates tarımı ana ürün olarak ilkbahar ve yaz mevsimlerinde yapılmaktadır. Kışları ılık geçen Akdeniz ikliminin etkisi altında kalan kıyı bölgelerinde patates kış mevsiminde turfanda olarak yetişebilmekte ve yüksek verim alınabilmektedir. Bu bölgelerde kışları boş bırakılan araziler değerlendirildiğinden, ülke ekonomisine büyük katkılar sağlamaktadır. Fotosentez için gerekli enerjiyi, güneşten almaktadır. Işık yoğunluğu arttıkça fotosentez, dolayısıyla yumru verimi artmaktadır. Yükseklere doğru çıkıldıkça ışık yoğunluğu arttığından, yumru veriminde de bir artış olmaktadır.   Patates  çok fazla taşlı ve kumlu topraklar dışında hemen her türlü toprakta yetişebilmektedir. Ancak uygun değerde verim için toprağın derin ve organik madde bakımından zengin ve kumsal yapılı olması gerekmektedir. Taban suyu yüksek ve çorak(tuzlu) topraklarda patates tarımı yapılamaz. Patates yumrularında; nişasta halinde karbonhidrat, protein ve vitaminler gibi önemli besin maddeleri bulunur. Patates, insanlar tarafından doğrudan mutfaklarda tüketildiği gibi işlenerek değişik şekillerde ( cips, parmak patates vs.) tüketilmektedir. Ayrıca ekmek ununa %3–5 oranında patates unu karıştırıldığında, ekmeklerin lezzetini artırmakta ve bayatlamayı geciktirmektedir. Yüksek oranda nişasta içeren çeşitler endüstride (nişasta, alkol vs. )olarak ve bir kısmı da hayvan yemi olarak değerlendirilmektedir. Patates nişastası, salam ve sosis yapımında oldukça yaygın kullanılmaktadır. Patates, insan besini olarak Avrupa ve Amerika ülkelerinde çok fazla tüketilmektedir. Patates bir çapa bitkisidir. Kendisinden sonra ekilecek bitkiye temiz ve havalanmış bir toprak bırakmaktadır. Ülkemizde patates üretiminin en yoğun olduğu illerin başında Niğde Nevşehir İzmir Afyon ve Bolu gelmektedir. Toplam patates üretiminin %39,5 i Niğde ve Nevşehir illerinden karşılanmaktadır.Türkiye, dünyanın önemli patates üreticisi ülkelerinden birisi olmasına rağmen, bugün için ticari üretimde kullanılan yerli bir çeşit yoktur. Tohumluk üretim sisteminin dışa bağımlılığının önlenmesi ve gerçek anlamda yerli patates çeşitlerinin geliştirilmesi mutlak gereklidir.   2.SOĞAN:Bütün bölgelerimizde tarımı yapılabilmektedir. Gelişme devresinde serin havaya ihtiyaç vardır. Fakat baş bağlama ve büyümesi için sıcaklığın fazla olması gerekir. Erken gelişme devresinde ortalama sıcaklık 13 ºC olmalıdır. Baş bağlamaya başladığı zaman sıcaklığı 21ºC ve başın olgunlaşması için de 24–27 ºC olması gerekir. Soğan tarımına en uygun topraklar; gevşek yapıda, yeterli miktarda su tutabilen, kök sisteminin yayıldığı sahalar serin, humuslu ve kolayca işlenebilen verimli topraklardır. İçerdiği vitaminler, mineral maddeler ve diğer besleyici maddeler bakımından çok zengindir. Bağışıklık sistemini güçlendirme özelliğine sahiptir. Güçlü bir idrar söktürücüdür. Vücutta biriken zararlı maddeleri ve suyu atar. Romatizma, idrar tutukluğu, damar sertliğinde faydalıdır. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardımcı olur. Zihin yorgunluğunu dindirir. Cinsel gücü artırır. Egzama ve diğer cilt hastalıklarında faydalıdır. Öksürük söktürür, bronşları temizler. Astım nöbeti, akciğer hastalıkları, grip ve soğuk algınlığında faydalıdır. Kandaki şeker seviyesini düşürür. Şeker hastalarında faydalıdır. Kolera ve veremde bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. İştah açar. Kalbi kuvvetlendirir. Enönemli soğan üretim alanlarımız Bursa –Karacabey çevresidir.   3.SARMISAK:Ana vatanı Orta Asya’dır. Sarımsaküretim alanlarımız Kastamonu çevresinde yoğunlaşmaktadır. Toprak altında büyük bir soğanı bulunur. Sarımsak çok nadir tohum verir. Bu nedenle daha çok soğancıklarla (dislerle) üretilir.Sağlık açısından çok büyük öneme sahiptir. Yüksek tansiyonu düşürür. İştah açar. Solunum ve hazım sistemindeki mikropları öldürür. Grip, tifo ve difteri gibi salgın hastalıklar sırasında faydalıdır. Hazmı kolaylaştırır. Kabızlığı giderir. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Kanı temizler. Kalp adalelerini kuvvetlendirir. Böbreklerin normal çalışmasını sağlar. Karında ve bacaklarda toplanan suyun boşalmasında yardımcı olur. Romatizma ve mafsal iltihaplarında faydalıdır. Damar sertliğini önler. Ateşi düşürür. Arpacık ve basur memelerinde faydalıdır. Zehirlenmelerde kullanılır. İdrar tutukluğunu giderir. Zehirli hayvan sokmasında da faydalıdır. Saçların uzamasına da yardımcı olur.   İTHAL ETTİĞİMİZ TARIM ÜRÜNLERİ VE TARIMSAL ÜRÜN İTHALATINDA BAŞTA GELEN ÜLKELER   Türkiye’nin tarım ürünleri ithalatı, 2003’te 5 milyar 257 milyon dolar, 2004’te 6 milyar 501 milyon dolar, 2005’in ocak ve ağustos döneminde 4,4 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. İthal ettiğimiz ürünlerin bir kısmı, hammadde olarak aldığımız ve işleyerek ihraç ettiğimiz ürünlerden oluşmaktadır. İthal ettiğimiz başlıca tarım ürünleri:Pirinç, kahve, kakao, muz, kivi, ananas, hindistan cevizi ve hurmadır.   2005'İN İLK SEKİZ AYLIK DÖNEMİNDE, TARIM ÜRÜNLERİ İTHALATI YAPTIĞIMIZ ÜLKELER:   1. ABD ( 994 milyon dolar) % 21.4'lük payla ilk sırada yer almaktadır   2. Almanya( 224.8 milyon dolar)   3. Rusya (200 milyon dolar)   4. Brezilya (163.6 milyon dolar)   5. Arjantin (153 milyon dolar)   6. Bulgaristan (151 milyon dolar)   7. Malezya(150 milyon dolar)   8. Endonezya (140 milyon dolar)   9. İtalya ( 134 milyon dolar)   2004 ve 2005 verilerine göre ithalat kıyaslamasında en büyük artışı Çin sağlamıştır. 2004'ün sekiz ayında Çin'den 37 milyon dolarlık tarım ürünü ithal eden Türkiye, 2005'in aynı döneminde yaptığı tarım ürünü ithalatını 100 milyon dolara çıkarmış. Bu ithalatın önemli kısmını ise tarımsal hammaddeler oluşturmuş. 2004'te 76 milyon dolarlık tarım ürünü ithal ettiğimiz Bulgaristan'dan 2005'te 150.8 milyon dolarlık ithalat yapılmıştır. Düşüşe geçen ülkeler:Afrika'dan ithal edilen ürünlerde düşüş göze çarpmaktadır. 60 milyon dolarlık ürün aldığımız Fildişi Sahili'nden 2005'te 16 milyon dolarlık tarım ürünü ithal edilmiştir.2004 de 29 milyon dolarlık ürün ithal ettiğimiz Kamerun'dan bu yıl 18 milyon dolarlık ithalat yapılmıştır.   Amerika kıtasından ithal edilen tarım ürünlerinin miktarı her geçen yıl artmaktadır. Türkiye'ye en fazla tarımsal ürün ithalatında bulunan ABD'nin yanı sıra Arjantin ve Brezilya'da Türkiye'ye önemli miktarlarda tarım ürünü ithal etmektedirler. Kanada’dan gerçekleştirilen ithalatta düşüş yaşanmaktadır. Diğer ithalat yaptığımız ülkeler, Ekvador, Küba, Meksika, Peru ve Uruguay olarak karşımıza çıkmaktadır. Avrupa’dan hemen hemen her ülkeden tarımsal ürün ithal edilmektedir. Avrupa’da en çok ürün ithal ettiğimiz ülke Almanya’dır. Onu 200 milyon dolarla Rusya, 150 milyon dolarla Bulgaristan ve Ukrayna, 134 milyon dolarla İtalya, 130 milyon dolarla Hollanda ve 122 milyon dolarla İspanya takip etmektedir.   Asya’dan, 150 milyon dolarla Malezya ve 140 milyon dolarla Endonezya ve Çin’den ithalat yapılmaktadır. Tayland’dan da 56 milyon doları tarımsal hammaddeler olmak üzere 78 milyon dolarlık ürün alınmaktadır. Vietnam’dan 14 milyon dolarlık ithalat yapılmaktadır. Singapur ile olan ithalatta çok ciddi bir artış yaşanmaktadır.2004 yılında, 886 bin dolarlık tarım ürünü ithal eden Singapur'dan 2005 yılında 4,6 milyon dolarlık tarım ürünü ithal edilmiştir.   2005 yılı verilerine göre ithalat yaptığımız Afrika ülkeleri;Etiyopya'dan 22,5 milyon dolarlık yağlı tohum alınmıştır. 2004 yılında 60 milyon dolarlık tarım ürünü ithal ettiğimiz Fildişi Sahili'nden 2005 yılında 16 milyon dolarlık ithalat gerçekleştirmiştir. Diğer ülkeler arasında 57 milyon dolarla Mısır, 18 milyonla Kamerun ve 12 milyon dolarla Fas dikkat çekmektedir. Bu ülkeler dışında Fas, Gambiya, Mali ve Senegal'den tarım ürünü ithal edilmektedir.   2004 yılı verilerine göre 105 milyon dolarlık tarım ürünü ithal edenAvustralya, 2005 yılında büyük oranda düşüş yaşayarak 20 milyon dolara inmiştir.   İHRAÇ ETTİĞİMİZ TARIM ÜRÜNLERİ   2005 yılında 8 milyar 274 milyon dolarlık tarımsal ürün ihracatı yapılmıştır. İhraç ettiğimiz başlıca tarımsal ürünler, fındık, Antep fıstığı, pamuk, tütün, K.Üzüm, K.İncir, K.Kayısı, haşhaş olarak karşımıza çıkmaktadır.       1923–2004 YILLARINDA GENEL OLARAK TARIM ÜRÜNLERİMİZİN İHRACATIMIZ İÇİNDEKİ YERİ:   1923-1930 DÖNEMİ:İhraç ürünlerinin sektörel dağılımına bakıldığında, tarımsal ürünlerin payının % 86 gibi çok yüksek bir düzeyde olduğu görülmektedir   1950-1960 DÖNEMİ:Bu dönemde ihracatın % 70 kadarını tarımsal mallar oluşturmuştur. Belli başlı ihraç ürünlerimiz ise; tütün, fındık, kuru meyveler, pamuk ve tahıl gibi hammadde niteliğinde tarımsal ürünlerden oluşmaktadır.   1960-1970 DÖNEMİ:Tarım ürünlerinin ihracat içindeki payında artış yaşanmış ve % 80 düzeyine yükselmiştir. 1970-1980 DÖNEMİ:Türkiye’nin ihracatının dünya ihracatı içindeki payı sürekli olarak gerileme göstermiştir.İhraç ürünleri içinde tarım ürünleri ilk sıralarda yer alırken, sanayi ürünlerinin payında belli bir yükselme yaşandığı ve % 27’ler düzeyine yükseldiği görülmektedir.   1980-1990 DÖNEMİ:Bu dönemde ihracata dayalı sanayileşme stratejisini benimsemiştir.Uygulanan politikalar sonucunda, ülkemiz dış ticaret hacmi ve özellikle ihracatında önemli artışlar gerçekleşmiş ve ihracatımızın ürün kompozisyonu da büyük oranda değişmiştir.1979 yılında 2.3 milyar dolar olan ihracatımız 1990 yılına gelindiğinde 12.9 milyar dolar düzeyine çıkmıştır. İhracatımız içinde tarım ürünleri payı hızla gerilerken sanayi mallarının payı önemli oranda artış göstermiştir. Nitekim 1980 yılında % 36 olan sanayi ürünlerinin toplam ihracat içindeki payı 1990 yılına gelindiğinde % 80’e ulaşmıştır   1990-2000 DÖNEMİ:İçve dış faktörler 1990-1993 döneminde ihracatımızın artış hızında yavaşlamaya sebep olmuş, dönem boyunca ihracatımız sadece %18 artmıştır. 2000 yılı toplam ihracatının%7,1'lik bölümünü tarım ve ormancılık ürünleri oluşturmuştur.   2001-2003 DÖNEMİ:2003 yılında tarımsal ürün ihracatımız, bir önceki yıla göre % 30 oranında artış göstermiş ve 5, 3 milyar dolar olmuştur. Alt gruplar itibariyle bakıldığında meyve sebze % 25, hububat ve mamulleri % 37, tarımsal hammaddelerin % 36 oranlarında ihracat artışı sağladığı görülmektedir.   2004 YILI: “Sürdürülebilir ihracat artışını sağlayacak ihracat yapısını oluşturmak” amacıyla hazırlanan İhracat Stratejik Planı 2004 yılı Ocak ayında yürürlüğe konulmuştur. Planın uygulama, izleme ve değerlendirme süreci çerçevesinde 5 stratejik amaç için oluşturulan toplam 20 çalışma grubu bünyesinde 600’ü aşkın kamu/özel sektör temsilcisinin katılımıyla sürdürülen çalışmaların 2006 yılı sonuna dek devam etmesi öngörülmektedir. Planın uygulama süreci, ihracata yönelik tüm faaliyetlerin ortak mutabakatla belirlenerek bir çatı altında toplandığı bir şemsiye oluşturarak etkinliğimizi artırmaktadır. Bu dönemde tarımsal ürünler ihracatımız ise %24,7 oranında artışla 7,5 milyar dolar seviyesini aşmıştır. Alt gruplar itibariyle bakıldığında ise, Fındık ve Mamulleri %85, Kuru Meyve ve Mamulleri %24,4, Meyve ve Sebze mamulleri ise %22,1 oranında ihracat artışı sağlamıştır.
Coğrafi Bölge Kavramı TÜRKİYE’NİN COĞRAFİ BÖLGELERİ VE GENEL ÖZELLİKLERİ Yurdumuz,1941 yılında düzenlenen Birinci Türk Coğrafya Kongresi’nde, 7 coğrafi bölgeye, 21 bölüme ayrılmıştır. Dört bölgemiz komşu olduğu denizin adını almıştır. (Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgeleri). Diğer üç bölgemiz Anadolu’da bulunduğu konuma göre adlandırılmıştır (İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri). BÖLGE: Taşıdığı belirli coğrafî özellikler nedeniyle çevresinden ayrılan, buna karşılık kendi sınırları içinde benzerlikler gösteren en büyük coğrafî birime bölge denir. BÖLÜM:Coğrafî bölge içinde sahip olduğu doğal, beşerî ve ekonomik özel­likler açısından farklılıklar gösteren daha küçük coğrafî birimlere bölüm denir. YÖRE:Coğrafi bölümler içinde doğal, beşerî ve ekonomik özel­likler açısından farklılıklar gösteren daha küçük coğrafi alanlara yöre adı verilir.   COĞRAFİ BÖLGELERİ OLUŞTURAN FAKTÖRLER 1. Doğal özellikler: *Coğrafi konumu* Yer şe­killeri*İklim ve bitki örtüsü. 2.Beşerî özellikler: *Nüfus *Yerleşme 3.Ekonomik Özellikler: Ulaşım imkanları ve Ekonomik faaliyetlerin türü coğrafî bölge sınır­larının çizilmesinde önemli bir etkendir. Marmara Bölgesi'nde endüstri, Ege ve Akdeniz bölgelerinde turizm ve tarım, Orta ve Güneydoğu Anadolu'da ta­rım, Doğu Anadolu Bölgesi'nde hayvancılık, Ka­radeniz Bölgesi'nde ise tarım ve denizden yararlanma ön plânda bulunmaktadır.Bu durum bölgesel farklılıkların oluşmasında önemli bir unsurdur.
Akdeniz Bölgesi AKDENİZ BÖLGESİ   1.BÖLGENİN KONUMU, SINIRLARI  VE  KOMŞULARI: Bölge  yurdumuzun  güneyinde, adını aldığı Akdeniz  boyunca  bir  şerit  halinde  uzanır. Bölgenin doğusunda Güneydoğu Anadolu Bölgesi,batısında Ege Bölgesi, kuzeyinde İç ve Doğu Anadolu Bölgesi yer almaktadır. 2.BÖLGENİN ALANI  : Ülkemizin % 15’ini kaplamaktadır kapladığı alan bakımından 5.sırada bulunmaktadır. 3.BÖLGENİN BÖLÜMLERİ VE ÖNEMLİ KENTLERİ: a.Adana  Bölümü:Antalya,Burdur,Isparta, b.Antalya  Bölümü:Adana,Mersin,Hatay,Osmaniye,Kahramanmaraş,İskenderun 4.BÖLGENİN YERYÜZÜ  ŞEKİLLERİ: Kıyıları: Toros Dağları genel olarak kıyıya paralel biçimde uzanır.Boyuna kıyı tipi egemendir. Falezler meydana gelmiştir.Ancak Teke Yöresi’nde kıyıya dik olarak uzanırlar.Bu alanda enine kıyı tipi görülür.Kaş,Fethiye ve Kekova Körfezi kıyılarında dalmaçya kıyı tipi görülür. Kıta sahanlığı oldukça geniştir.Dağların uzanışı nedeniyle iç kısımlar ile kıyı kesimi arasında farklılıkların oluşmasına neden olur.Kıyı daha fazla yağış alır ve deniz etkisi iç kısımlara giremez.Ulaşım imkanları kısıtlıdır ve geçitlerden sağlanır. Çubuk,Sertavul,Gülek ve Belen en önemli geçitlerdir.Kıyılarda bulunan başlıca körfezler,İskenderun,Mersin ve Antalya körfezidir.Taşeli ve Teke Yarımadası diğer önemli girinti ve çıkıntıları meydana getirir. Akdeniz yüksek sıcaklık  ve  buharlaşma  nedeniyle  en  tuzlu  denizimizdir.Dağları: Bölge büyük oranda Toros Dağları ve yüksek platolar ile kaplıdır.Bu nedenle oldukça dağlık bir bölgedir.Toros Dağları Alp Orojenezinin ülkemizde bulunan güney kanadını oluşturan kıvrım dağlarıdır.Toros Dağları Bölgede iki bölüme ayrılmaktadır.Taşeli Platosu bu iki bölüm arasına sınır oluşturmaktadır. Batı  Toroslar, Bey  Dağları, Çiçekbaba ve  Barla  Dağları, Sultan  Dağı, Dedegöl  ve  Geyik  Dağları, Orta  Toroslar, Bolkar  Dağları,Aladağlar Tahtalı ve Binboğa  Dağları ve Nur  Dağları’ndan oluşmaktadır.Toros Dağları genel olarak kıyıya paralel biçimde uzanır. Ancak Teke Yöresi’nde kıyıya dik olarak uzanırlar. Dağların uzanışı nedeniyle iç kısımlar ile kıyı kesimi arasında farklılıkların oluşmasına neden olur.Kıyı daha fazla yağış alır ve deniz etkisi iç kısımlara giremez.Ulaşım imkanları kısıtlıdır ve geçitlerden sağlanır. Çubuk(İç Anadolu ve Ege Bölgesi’ni Antalya’ya bağlar),Sertavul(İç Anadolu’yu Silifke üzerinden Akdeniz’e bağlar),Gülek(İç Anadolu’yu Pozantı üzerinden Akdeniz’e bağlar) ve Belen(Nur dağlarını aşar) en önemli geçitlerdir. Karslaşma: Yağışlar,yüzey ve yer altı suları tarafından kalker, jips, kayatuzu, dolomit (Karstik taş )gibi eriyebilen taşların kimyasal olarak aşındırılmasına karstlaşma bunun sonucunda ortaya çıkan şekillere karstik şekiller denir.Özellikle kalker(kireç taşı) üzerinde meydana gelen Karstik şekiller daha belirgin ve daha uzun ömürlüdür.Yurdumuzda özellikle Toroslar üzerinde oldukça yaygındır. Bu nedenle yurdumuzda Karstik şekillerin en yaygın olduğu alanlar Toros dağlarıdır. Toroslar üzerinde özellikle,Göller yöresi ve Taşeli platosu karstlaşmanın en yaygın olduğu alanlardır. Bölgede bu olaya bağlı olarak birçok karstik şekil meydana gelmiştir. Ovaları: Çukurova (Yurdumuzdaki en büyük delta ovasıdır,Seyhan  ve  Ceyhan  Nehirleri  tarafından meydana getirilmiştir.), Amik, Antalya ve Göller  Yöresinde bulunan çöküntü  ovaları bölgede bulunan başlıca tarım alanlarını meydana getirir. Platoları:Başlıca platoları Taşeli  ve  Teke  platolarıdırAkarsuları: Bölge akarsu ağı akımından zengindir. Bölgede bulunan başlıca akarsular: Asi, Seyhan, Ceyhan, Göksu, Manavgat,Tarsus,Köprüçay,Dalaman ve Aksu’dur.Bölge akarsuları iklim nedeniyle büyük oranda düzensiz rejime sahiptirler.Yaz aylarında seviyeleri büyük miktarda düşmektedir.Batıda bulunan akarsuların büyük bölümü karstik kaynaklardan beslenmektedir. Gölleri: Göl bakımından yurdumuzdaki en zengin bölgedir.Beyşehir, Eğirdir ve Kovada gölleri açık havzalara sahip tatlı sulu göllerdir.Bölgede bulunan diğer önemli göller Burdur, Acıgöl, Suğla, Söğüt, Salda, Elmalı  ve  Avlan gölleridir. Bölgede bulunan baraj gölleri:Ceyhan üzerinde; Aslantaş ve Menzelet,Seyhan üzerinde Seyhan, Manavgat üzerinde Oymapınar, Tarsus Çayı üzerinde Kadıncık 1–2, Göksu üzerinde Göksu , Aksu üzerinde Kovada1-2 ve Kepez barajlarının meydana getirdiği baraj gölleri bulunmaktadır.Antalya Bölümü’nde bulunan Göller  Yöresi  kapalı  havza durumundadır. 5.BÖLGENİN İKLİMİ  VE  BİTKİ  ÖRTÜSÜ: Bölgenin büyük bölümünde Akdeniz İklimi egemendir.Kıyı ve iç kısımlar arasında dağların uzanışı ve yükseltiye bağlı olarak iklim farklılıkları meydana gelmiştir.Kıyı kesiminde yazları  sıcak  ve  kurak, kışları  ılık  ve  yağışlı geçen sıcaklık farklarının,kar yağışları ve donma olaylarının az görüldüğü Akdeniz iklimi etkili olmaktadır.İç kısımlarda karasal iklim egemen duruma geçer bu alanlarda kışlar soğuk ve kar yağışlı geçmektedir.Kıyılarda yıllık sıcaklık ortalaması 180C’nin üstündeyken,Göller Yöresinde 12-130C,Toros dağlarının yüksek kesimlerinde 6-70C olmaktadır.Bölgede yaz ayları kuraklığın etkisi altındadır.Kış aylarında özellikle dağların kıyılara bakan yamaçlarında orografik yağışlar meydana gelmektedir. Kıyılarda yaşanan fön rüzgarlarının etkili olduğu dönemlerde yüksek sıcaklıklar yaşanır. Bölge yurdumuzda kış mevsiminin  en  ılık  geçtiği,yıl  içinde  gölge  uzunluğunun  en  kısa  olduğu,güneşlenme  süresinin  en  fazla  olduğu  yerdir. Bölgenin doğal bitki örtüsünü makiler meydana getirir.Makiler Kızılçam ağaçlarının tahribi sonucunda oluşan ikincil bir bitki örtüsüdür.Bölgede makiler kıyıdan itibaren 700-800 metreye kadar görülmektedirler.Bu yükseltinin üstünde Kızılçam,Karaçam,Göknar ve Sedir ağaçlarından oluşan ormanlar yer almaktadır.2000 metrenin üstündeki alanlarda dağ çayırları yer almaktadır.Dağların  kuzey  yamaçlarında  ve  göller  yöresinde iklimin  karasallaşmasına bağlı olarak yer yer bozkırlar egemen olmaktadır. Bölge orman  varlığı bakımından  % 21  ile  2.  sırada yer almaktadır. 6.BÖLGEDE TARIM  VE  HAYVANCILIK: Tarım bölgemizde başta gelen ekonomik faaliyettir.Ancak bölgede arazi şartları nedeniyle mevcut toprakların ¼ ekili-dikili durumdadır.Yer şekillerinin olumsuz etkisine rağmen özellikle kıyılarda iklim şartlarının çok olumlu imkanlar sunduğu görülmektedir.Yurdumuzda bitkisel üretim açısından en fazla çeşit bulunan bölgemizdir.Uygun iklim koşulları nedeniyle yılda  birden  fazla  ürün  alınabilmektedir.Yurdumuzda sebze  ve  meyvenin  en  erken  olgunlaştığı  bölgemizdir. Buğday: Bölgede özellikle dağların  kuzey  yamaçlarında etkili olan  karasal  iklim sahalarında tarımı yapılmaktadır. Pirinç: Amik  Ovası ve  Kahraman Maraş  çevresinde üretim yapılmaktadır. Pamuk: Özellikle Çukurova  ve  diğer kıyı  ovalarında üretim yapılır. Tütün: Burdur  ve  Göller  Yöresinde  tarımı yapılmaktadır.Turunçgiller: Akdeniz  İkliminin  görüldüğü  kıyı kısımlarında yoğun olarak  görülmektedir. Bölge Türkiye turunçgil üretiminde ilk sırada yer alır. Muz: Büyük kısmı Erdemli- Antalya arasında  yer alır.Yurdumuzda üretilen muzun tamamı buradan sağlanır. Susam:Antalya,İçel Yerfıstığı:Ülke üretiminin tamamına yakını buradan sağlanır.Başlıca üretim alanları Adana,İçel,Antalya,Hatay ve Kahraman Maraş’tır. Soya Fasulyesi:Gül:Isparta çevresi Zeytin:Tüm kıyı kesimlerinde özellikle Hatay ve İçel’de yoğunlaşmaktadır. Bölge tamamen zeytin üretim şartlarını bulundurmasına rağmen daha fazla gelir getiren ürünlere yönelinmesi nedeniyle üretim miktarı düşüktür. Göller  Yöresi: Başlıca ürünler Ananas, Haşhaş, Gül  ve  Şekerpancarı’dır.  Mersin  ve  Antalya  çevresinde  turfanda  sebze  yetiştiriciliği yaygındır. Seracılık: Bölge iklim şartları nedeniyle Türkiye’de seracılığın en fazla yapıldığı bölgedir.Bölgede çayır ve otlaklar azdır.Ancak beslenen hayvan sayısı fazladır.Bölgede en fazla beslenen hayvan kıl keçisidir.Kıyı ve yaylalar arasında kalan sahalarda koyun yetiştirilmektedir.Genel olarak bakıldığında  hayvancılığın fazla gelişmediği görülmektedir.Bölgede yapılan hayvancılık yaylacılık  çerçevesinde yürütülmektedir.Bölgede yaygın olarak tavukçuluk ve arıcılık yapılmaktadır.Daha fazla gelir amacıyla diğer ekonomik kaynakların tercih edilmesi nedeniyle balıkçılık fazla gelişmemiştir. 7.BÖLGENİN YER ALTI  ZENGİNLİKLERİ: Krom: Adana,İçel,Fethiye,Marmaris,Bolkardağı,Kahraman Maraş ve İskenderun Barit: Alanya-Gazipaşa (Antalya), İçel Boksit  (Alüminyum): Akseki(Antalya), Kükürt: Keçiborlu(Isparta) Demir: Adana  ve  İçel Linyit:Ermenek Amyant: Hatay-İskenderun Manganez: Adana, Muğla  ve  Burdur Zımpara taşı:Fethiye-Köyceğiz arası Mermer: Yayladağı( Hatay) 8.BÖLGEDE ENDÜSTRİ: Bölgenin Türkiye sanayi ürünü üretimindeki katkısı %10 düzeyindedir.Bölgede özellikle tarıma dayalı sanayi kolları gelişme göstermektedir.Adana’da özellikle dokuma,bitkisel yağ,tarım makineleri ve aletleri ve gübre fabrikaları yoğunlaşmaktadır.Antalya’da bulunan ferrokrom tesisleri,Isparta’da halı dokuma,gül yağı ve orman ürünleri fabrikaları,Burdur’da şeker fabrikası, Taşucu ve Dalaman’da bulunan kağıt fabrikaları,İskenderun demir-çelik fabrikası, Mersin’de Ataş petrol rafinerisi ve çimento fabrikaları bölgenin önemli sanayi kuruluşlarıdır.Mersin ve İskenderun limanları yurdumuzun önemli ihracat ve ithalat limanlarındandır. Mersin’de bulunan serbest bölge yurdumuzun ilk serbest bölgesidir ekonomik açıdan büyük önem taşımaktadır. 9.BÖLGEDE NÜFUS  VE  YERLEŞME: 2000 nüfus sayımına göre  8.706.005 kişidir.Nüfus miktarı bakımından 4.sırada bulunmaktadır.Nüfus  yoğunluğu Türkiye ortalamasının üstündedir.Bölgede Km2’ye  98 kişi düşmektedir. En fazla nüfus bulunan kentler Adana, Mersin ve Antalya’dır.Nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu yer Hatay’dır.Kıyı alanlarında ve verimli ovalarda nüfus artarken, arızalı ve karstik arazi yapısı nedeniyle Teke ve Taşeli yöreleri ile Toros Dağları ve Göller Yöresi’nde azalmaktadır. Kentsel nüfusun en fazla olduğu iller Adana,Antalya ve İçel’dir.Nüfus  artış  hızı  %o 21.43’dür 10.BÖLGE’DE TURİZM: Bölge sahip olduğu iklim özellikleri,doğal güzellikleri ve tarihi miraslar nedeniyle turizm açısından gelişmiştir.Uygun iklim ve kıyı imkanları nedeniyle özellikle deniz turizmi gelişme göstermiştir.Çok sayıda bulunan arkeolojik merkezler bu gelişmeye büyük katkı sağlamaktadırlar.Burdur’da  bulunan İnsuyu,Alanya’da bulunan Damlataş,Tarsus’ta bulunan Yedi  Uyuyanlar  Mağaraları, Silifke’de bulunan Cennet  ve  Cehennem  Obrukları,Köprülü Kanyon,Manavgat Şelalesi,Olimpos Milli Parkı,Soğukoluk,Tekir ve Bürücek yaylaları bölgenin sahip olduğu başlıca turistik zenginliklerdir.
Sıcaklık İKLİM ELEMANLARI VE ÖZELLİKLERİ     1.Sıcaklık, 2.Basınç 3.Rüzgarlar, 4.Nemlilik ve Yağış. 1.SICAKLIK Sıcaklık en önemli iklim elemanıdır.Coğrafi koşulların oluşumunu ve canlıların yaşamını büyük oranda etkiler.Dünya’nın ana enerji kaynağı Güneş’tir.Diğer bütün iklim elemanları sıcaklığın kontrolü altındadır. Isı:Bir cismin, kütlesi içinde sahip olduğu toplam enerji miktarına ısı denir.Isının birimi kaloridir.Doğrudan ölçülemez,sıcaklık yardımıyla, kalorimetre ile ölçülebilir. Sıcaklık:Cisimlerin yapılarında bulunan moleküller hareketlidir,sürekli titreşim halindedirler.Bir cismin ısısının artması durumunda,cismin kütlesini oluşturan moleküllerintitreşimi artar.Bunun sonucunda mevcut ısı çevreye etki eder.Oluşan bu etkiye sıcaklık denir. Sıcaklık termometreyle ölçülür, birimi derecedir. Güneş sabitesi:Güneş’ten , atmosferin dış sınırına 1 cm2 ’lik yüzeye, 1 dakikada, 2 kalorilik enerji gelir.Buna güneş sabitesi(solar konstant) denir.Güneş’ten atmosfere gelenenerjinin tamamı yeryüzüne ulaşamaz.Gelen enerjinin %43’ü yeryüzüne ulaşabilir.Bunun %8’i tekrar yerden uzaya yansır.Dolayısıyla yerin kullanabildiği enerji oranı %39’a iner. Güneş’ten gelen enerjinin: 1.% 25’i atmosferden uzaya yansır. 2. % 25’i atmosferde dağılmaya uğrar (difüzyon).Difüzyon sayesinde atmosfer mavi görünümünü alır, gölge yerler aydınlanır. 3.% 15’i atmosferde emilir (absorbsiyon). 4.% 8’i yerden tekrar uzaya yansır. 5. % 27’si doğrudan yere ulaşır. Güneş’ten gelen enerjinin atmosferin üst yüzeyinden, bulutlara çarparak, veya yerden yansıyarak, doğrudan uzaya geri dönmesine albedo denir. Atmosfer büyük oranda yerden yansıyan enerjiyle ısınır.Bu nedenle sıcaklık Troposfer içerisinde yerden yükseklere çıkıldıkça azalır. SICAKLIK ETMENLERİ 1.Güneş Işınlarının Geliş Açısı: Yeryüzünde sıcaklığın dağılışını etkileyen temel etkendir. Güneş ışınlarını dik alan noktalarda yansıma az,aydınlanma yüzeyi dar, sıcaklıkyüksek olur, eğik açıyla alan noktalarda yansıma daha fazla,aydınlanma yüzeyi geniş,sıcaklıkdüşük olur.Güneş ışınlarının yere düşme açısı, Dünya’nın şekline, mevsimlere, günün saatine ve bakı’yabağlı olarak değişir. a.Dünya’nın Şekli (Enlem Etkisi): Yer’in küresel şekli, yeryüzünün her noktasının aynı miktarda enerji almasına engel olmaktadır. Ekvator’dan kutuplara doğru, güneş ışınlarının yere düşme açısı daralır. Ekvator ve çevresi güneş ışınlarını dik ve dike yakın açılarla alırken, kutuplar daha yatık açılarla alır. Böylece sıcaklık, ekvatordan kutuplara doğru azalır. Buna enlem etkisi denir. Enlemin etkisine bağlı olarak: 1.Ekvatordan kutuplara doğrubitki kuşakları oluşur. 2.Denizlerin tuzluluk oranı ekvatordan kutuplara doğru azalır.(Sıcaklığın azalması,buharlaşma miktarının azalması) 3.Kalıcı kar sınırı, tarımın ve ormanının üst sınırı ekvatordan kutuplara doğru düşer. 4.Ekvator yönünden gelen rüzgarlar sıcaklığı arttırır, kutup yönünden gelen esen rüzgarlar sıcaklığı düşürür. 5.Sıcak okyanus akıntıları ekvator yönünden, soğuk okyanus akıntıları kutuplar gönünden kaynağını alır. b.Eksen Eğikliği ve Yıllık Hareket (Mevsimler):Eksen eğikliği nedeniyle Dünya’nın, Güneş etrafındaki yıllık hareketi sırasında, güneş ışınlarının yere düşme açısı da sürekli olarak değişir. Eksen eğikliği nedeniyle iki yarım kürede, aynı anda farklı mevsimler yaşanır, gece gündüz sürelerinde mevsime göre uzama ve kısalma meydana gelir.Bu durum güneşlenme süresini ve alınan enerjiyi etkiler.Güneş ışınları sadece dönenceler arasında kalan alanlara dik olarak düşer. c. Yer’in Günlük Hareketi (Günün saati):Gün içerisinde güneş ışınlarının düşme açısı sürekli olarak değişir.Bu nedenle sabah, öğle ve akşamfarklı sıcaklık değerleri oluşur.Gün içerisinde en yüksek enerji ışınlarınen dik geldiği öğlen alınmasına rağmen,en yüksek sıcaklık öğleden sonra yaşanır. Bunun temel nedeni havanın yerden ısınmasıdır. Güneş battıktan sonra sıcaklık hızla düşmeye devam eder. Gece boyunca güneş doğana kadar,yeryüzünde enerji kaybı devam eder.Gün içerisinde en düşük olduğu an,güneşin doğmadan önceki andır. d. Bakı ve Eğim:Güneş ışınlarının yere düşme açıları,yamaç eğimleri ve yamacın konumuna göre değişir.YamaçlarınGüneş’e göre konumuna bakı denir.Bunun etkisinde kalan yamaçlara bakı yamaçları denir.Güneşe dönük olmayan,gölgede kalan yamaçlara dulda yamaç denir. Bunun sıcaklık üzerinde büyük ölçüde etkisi vardır. Bakı yamaçların temel özellikleri:     1.Dağların Güneş’e dönük yamaçları, güneş ışınlarını daha büyük açıyla alır.Işınların yere düşme açısı ve aydınlanma süresinin daha uzun olması, güneş’e dönük yamaçlardaki ısınmanın daha fazla olmasına neden olur. 2.Güneşe dönük yamaçlarda, bitkilerde olgunlaşma daha çabuk oluşur.Buharlaşma fazla olur,bu nedenle tarım ürünlerinin su ihtiyacı daha fazla olur,toprakta su açığı artar. 3.Kar örtüsü daha erken erir. 4.Ormanın, tarımın üst sınırı ve kalıcı kar sınırı daha yüksektir. 5.Yerleşmeler daha sıktır. 6.Yıl boyunca dönenceler dışında,Kuzey Yarım Kürede dağlarının güneye bakan, Güney Yarım Kürede ise dağların kuzeye bakan yamaçlarında, bakının etkisiyle sıcaklık daha fazladır.   7.Dönenceler arasında bakının etkisi mevsimlere göre değişir. 8.Güneş ışınlarının dik düştüğü yerlerde ve kutup noktalarında bakı şartlan oluşmaz.                       Ekinoks tarihlerinde bakı şartları     9.Ekinoks tarihlerinde,Güneş ışınlan Ekvator'a dik açı­larla düştüğünde Ekvator'da bakı şartlan oluşmaz. 2. Güneş Işınlarının Atmosferde Aldığı Yol: Güneş ışınlarının atmosferde aldığı yol arttıkça, atmosferde tutulma, yansıma ve dağılma artar.Bu durumda yere ulaşan enerji miktarı azalır.Ekvator ve çevresinde, ışınların atmosferde izlediği yol kısa olduğu için yere ulaşan enerji miktarı fazladır. Oluşan sıcaklık değerleriyüksektir.Kutuplara doğru güneş ışınlarının geliş açısı daralır,bu durum daha fazla yol kat etmesine neden olur yere ulaşan enerji miktarıazalır. Bu durum ekvatordan kutuplara doğru, sıcaklığın azalmasına neden olur. 3. Güneşlenme Süresi: Güneş’in gökyüzünde kaldığı süre arttıkça, atmosferde ısı birikimi artar , sıcaklık değerleri yükselir. Yaz aylarında gündüz sürelerinin uzun olması sıcaklığın yüksek olmasında önemli bir etkendir. Kuzey Yarım Küre’de Güneş’ten gelen enerjinin en yüksek olduğu tarih, 21 Haziran’dır. Haziran’dan sonra,sıcaklık birikimi devam eder. Bu birikim nedeniyle yılın en sıcak ayı, karasal iklim bölgelerinde Temmuz; nemli iklim bölgelerinde Ağustos ayı olarak gerçekleşir.  4.Yükselti: Troposfer katmanı içerisinde yerden yükseldikçe, her 100 metrede sıcaklık 0,5°C azalır. Bunun temel nedenleri, atmosferin yerden ısınması,su buharı ve diğer gazların altta yoğunlaşmasıdır. Yükselti sıcaklığın Ekvator’dan kutuplara doğru düzenli bir şekilde azalmasını engeller.Bu nedenle aynı enlem üzerinde bulunan yerlerde, yükseltinin fazla olduğu alanlarda sıcaklık daha düşüktür. 5. Kara ve Denizlerin Dağılışı: Aynı miktarda enerji alan kara vedenizler farklı sürelerde ısınıp soğurlar.Denizlerde sıcaklık 200m ,karalarda ise 1 m derinliğe kadaretkili olur. Denizler güneş ışınlarının bir kısmını yansıtırken, karalar daha fazlasını daha çabuk emerler. Denizler geç ısınıp, sahip olduğu sıcaklığı da geç kaybederken; karalar çabuk ısınıp çabuk soğurlar. Nem sıcaklığı dengeler,aşırı ısınma ve soğumayı önler. Günlük ve yıllık sıcaklık farkının azalmasını sağlar. Bu nedenlerle, karasal iklimlerde yaz ile kış ve gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkı fazladır. Denizel iklimlerde aşırı ısınma ve soğuma yaşanmaz. Gece ile gündüz ve yaz ile kış arasında sıcaklık farkı azdır. Kuzey Yarım Küre’de karalarınfazla olması, yıllık ortalama sıcaklıkların, Güney Yarım Küre’ye oranla 2°C daha fazla olmasına neden olmaktadır. 6.Okyanus Akıntıları:   Okyanus ve denizlerde sürekli rüzgarların etkisiyle oluşan, hareket halindeki su kütlelerine okyanus akıntıları denir.Okyanus akıntıları, sıcaklığın Ekvator’dan kutuplara doğru düzenli bir biçimdeazalmasını engeller.Özelliklerine bağlı olarak ulaştıkları alanda sıcaklığın azalmasına yada artmasına neden olabilmektedirler. Ekvator yönünden kaynağını alarak gelenakıntılar sıcaklığı yükseltir. Kutup yönünden kaynağını alarak gelenakıntılar sıcaklığı düşürür. Sıcak su akıntıları,ekvator ve çevresinden kaynağını alırlar, geçtikleri kıyılarda havanın ısınmasına,buharlaşmanın artmasına,nemliliğin artmasına, sıcaklık farklarının azalmasına,yağışların artmasına,bitki örtüsünün zenginleşmesine neden olmaktadırlar.En büyü sıcak su akıntısı Gulf Stream’dır, özellikle Batı Avrupa kıyılarında etkili olur.Norveç’in batı kıyıları bunun etkilerinin en fazla oranda ortaya çıktığı yerdir.( Gulf Stream, Brezilya, Kuroşivo , Alaska) Soğuk su akıntıları,kutuplar ve çevresinden kaynağını alırlar, geçtikleri kıyılardahavanın soğumasına,buharlaşmanın azalmasına,nemliliğin azalmasına, sıcaklık farklarının artmasına,yağışların azalmasına,bitki örtüsünün cılızlaşmasında etkili olurlar.En büyük soğuk su akıntısı, Labrador’dur. (Labrador, Kanarya, Oyaşivo, Benguela ,Kaliforniya) 8. Rüzgarların Etkisi: Rüzgarların oluşum merkezi ve esme yönü okyanus akıntılarına benzer sonuçlar meydana getirir.Bu nedenle sıcaklık üzerindeetkilidir. Kuzey Yarımküre’de kuzeyden esenler,Güney Yarımküre’de güneyden esenler sıcaklığı düşürür. Kuzey Yarım Küre’de güneyden esen rüzgarlar; Güney Yarım Küre’de ise kuzeyden esen rüzgarlar sıcaklığı arttırır.  Gündüz karadan denize ve yazın karadan denize esen rüzgarlar sıcaklığı arttırır.Gece karadan denize ve kışın karadan denize esen rüzgarlar,sıcaklığı düşürür. 9. Bitki Örtüsünün Etkisi: Gündüzleri yerin fazla ısınmasını ve topraktaki suyun buharlaşmasını engeller. Böylece,toprağın nemli kalmasını sağlar.Geceleri yoğun bitki örtüsü bulunan yerlerde sıcaklık kaybı az olur çevresine göre daha sıcak olur.Bitki örtüsü terleme yoluyla havadaki nem miktarınınartmasına neden olarak,ormanlık alanlarda gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkının daha az olmasına neden olur. SICAKLIK TERSELMESİ Normal durumlarda yerden yükseldikçe sıcaklık azalır.Ancak bazı durumlarda sıcaklık azalmaz, artar.Soğuyan hava ağırlaşarak, yeryüzündeki çukur alanlara iner.Daha hafif ve daha sıcak olan hava soğuk katmanın üzerine çıkar. Bu durumda yerden belli bir yüksekliğe kadar yükseldikçe sıcaklık artar. Özellikle kış aylarında,yerin kar örtüsüyle kaplı olduğu dönemlerdeyere dokunan hava katları çok soğur.Yüksek alanlarda soğuma daha az gerçekleşir.Buna sıcaklık terselmesi denir.Karalar üzerinde,kurak,bulutsuz,durgun kış gecelerinde, vadi ve çanaklar çevresinde ,cepheler boyunca cephe terselmesi biçiminde ve Termik Yüksek basınç alanlarında yoğun olarak yaşanır. Sıcaklık terselmeleri, şehirlerde hava kirliliğinin artmasına neden olarak, insan sağlığını tehdit eder. Tarım alanlarında, şiddetli don olayının yaşanmasına neden olur. ADYABATİK ISINMA VE SOĞUMA Durgun havanın ısınıp soğuması,farklı etkilere bağlı olarak oluşur.Yükselen hava,basıncın azalmasının etkisiyle soğur.Buna Adyabatik soğuma denir. Alçalan havada gazın hacmi daralır,molekül hareket hızı artar ve ısınır.Buna Adyabatik Isınma denir.     TERMİK EKVATOR Her meridyenin en sıcak noktalarının birleştirilmesiyle elde edilir.Bu çizginin, Dünya’nın en sıcak yerlerini meydana getirdiği var sayılmaktadır.Termik ekvator büyük oranda ekvatorun kuzeyinden geçer. Bunun temel nedeni, Kuzey Yarımküre’de kara oranının fazla oluşu buna bağlı olarak yıllık sıcaklık ortalamalarının daha yüksek olmasıdır. Güney Yarımküre’de bulunanizoterm eğrileri daha düz uzanırken, Kuzey Yarımküre’de eğrilerde sapma daha fazla olur.Bu durum, Kuzey Yarımküre’de karaların,Güney Yarımküre’de denizlerin oran olarak daha fazla alan kaplamasından kaynaklanmaktadır.       SICAKLIĞIN COĞRAFİ DAĞILIŞI Enlem,yeryüzünde sıcaklığın yatay dağılışını etkiler.Bu etkiye bağlı olarak etkisiyle sıcaklık ekvatordan kutuplara doğru azalır.Kara ve denizler,sıcaklığın ekvatordan kutuplara doğru düzenli olarak azalmasını engeller. Bu sıcaklığın paralellere uygun bir dağılış göstermesini engeller.Yükselti, sıcaklığın dikey yönde dağılışını etkiler. İzoterm Haritaları: Sıcaklığın yeryüzünde dağılışı İzoterm haritaları ile gösterilir.Sıcaklık yeryüzünde dikey ve yatay yönde değişiklik gösterir. İzoterm (eş sıcaklık) eğrisi: Aynı sıcaklık değerlerine sahip noktaların birleştirilmesiyle elde edilen eğrilere İzoterm (eş sıcaklık) eğrisi denir. İzoterm haritaları ikiye ayrılır: 1.Gerçek İzoterm Haritaları:Ölçülen gerçek sıcaklık değerlerine göre çizilir. 2.İndirgenmiş İzoterm Haritaları:Tüm ölçüm istasyonlarının yükseltisi deniz seviyesinde kabul edilerek oluşturulur.Böylece her yerin 0 m’de olduğu var sayılarak hazırlanırlar.Böylece yükseltinin etkisi ortadan kaldırılırken, enlem farkı daha belirgin olarak ön plana çıkar. İndirgenmiş Sıcaklığın Hesaplanması:Yerden yükseldikçe her 200 m.de sıcaklık 1°C azalır. İndirgenmiş sıcaklıkta ,söz konusu noktanın gerçek sıcaklığına, yükseltisinden dolayı kaybettiği sıcaklık miktarı eklenir.Yükselti arttıkça gerçek sıcaklıkla indirgenmiş sıcaklık arasındaki fark artar.Gerçek ve indirgenmiş sıcaklık arasındaki farkın azalması mevcut alanda yükseltinin az ve düz bir yer olduğunu gösterir.   hx 0,5 T = ——+ t 100   t= Gerçek sıcaklık h= Yükselti T =İndirgenmiş sıcaklık ÖRNEK:Yüksekliği 2000 metre olan bir A merkezinde sıcaklık -20°C olarak ölçülmüş­tür. A merkezi deniz seviyesinde olsaydı, sıcaklığı kaç santigrat derece olacaktı? t = -20°Ch= 2000T= ? 2000x0,5 T =——+ ( -20°C) 100   1000 T =——+ ( -20°C) 100   T = 10 + ( -20°C) T = -10 °C(A merkezinin indirgenmiş sıcaklığı-Yükseltinin oluşturduğu sıcaklık kaybı gerçek sıcaklığa ilaveedilmiştir.) A. Dünya’daYıllık Ortalama Sıcaklık Dağılışı:   1.Ekvatordankutuplara doğru sıcaklık azalmaktadır 2.En yüksek sıcaklık değerleri, Kuzey Yarımküre’de dönenceler çevresindeki çöllerde ve karaların iç kısımlarında oluşur. 3.Kuzey Yarımküre’de kıtaların batı kıyıları (Orta Kuşak) doğu kıyılarına göre daha sıcaktır. 4.Güney Yarımküre’de kıtaların doğu kıyıları batı kıyılarına göre daha sıcaktır. 5.En soğuk yerler Kuzey Yarımküre’de Sibirya,Kanada ve Grönland çevresi ile ,Güney Yarımküre’de Antartika’dır. 6.Kuzey Yarımküre’nin yıllık sıcaklık ortalamaları Güney Yarımküre’den daha fazladır.Bunun temel sebebi Kuzey Yarımküre’de karaların ,Güney Yarımküre’ye göre daha fazla olmasıdır.Buna bağlı olarak termik ekvator daha çok Kuzey Yarımküre’den geçmektedir. B.Dünya Ocak Ayı Ortalama Sıcaklık Dağılışı:         1.Ocak ayında, Kuzey Yarım Küre’de kış, Güney Yarım Küre’de yaz yaşandığından, en sıcak yerler Güney Yarımküre’de yer alır. 2.En sıcak yerler,Güney Yarımküre’de Oğlak Dönencesi üzerinde bulunur.Bu alanlar sıcak çöl alanlarıdır.(Kalahari , Atakama, Büyük kum çölleri) 3.Kuzey Yarım Küre’de ortalama sıcaklık 30°C’den azdır. 4.Sibirya, Grönland Adası ve Kanada’nın kuzeyi Dünya’nın en soğuk yerleridir 5.Güney Yarım Küre’de deniz ve okyanuslar daha geniş alan kapladığı için izoterm eğrileri Kuzey Yarımküre’ye göre daha düzgün uzanır.30° enleminden sonra paralellere uygunluk gösterir. 6.Kuzey Yarımküre’de 0°C izoterm eğrisi Batı Avrupa kıyılarında,Golf-stream sıcak su akıntısının etkisiyle daha kuzeye doğru kıvrılır. C. Dünya Temmuz Ayı Ortalama Sıcaklık Dağılışı:       1.Bu ayda, Kuzey Yarımküre’de yaz, Güney Yarımküre’de kış mevsimi yaşanır. 2.Dünya’nın en sıcak yerleri Kuzey Yarımküre’de Yengeç Dönencesi çevresinde yer alır.(Büyük Sahra Çölü,İran,Irak,Arabistan Yarımadası,Taklamakan Çölü, Meksika ve Kuzey Amerika’nın iç kısımlarıdır. 3.Kuzey Yarımküre’de izoterm eğrileri karalar üzerinde kuzeye,denizlerde güneye kıvrılır.(Karaların denizlerden daha sıcak olması) 4.Dünya’nın en soğuk yerlerini, Güney Yarım Küre’de Antarktika çevresi oluşturmaktadır.
Doğu Anadolu Bölgesi DOĞUANADOLU BÖLGESİ   1.BÖLGENİN KONUMU, SINIRLARI  VE  KOMŞULARI: Yurdumuzun en doğusunda yer almaktadır.Bölge genel görünüşü itibarıyla bir üçgene  benzemektedir.Bölge doğuda Gürcistan,Ermenistan,Nahcivan(Azerbaycan’a bağlı özerk cumhuriyet) ve İran,güneydoğuda Irak ile komşudur.Marmara  ve  Ege  Bölgeleri dışında tüm bölgelerimiz  ile  komşudur. Suriye dışındaki bütün doğu  komşularımızla sınırı bulunmaktadır. 2.BÖLGENİN ALANI  : Bölgemiz 165.436  Km2’lik alanı ile  ülkemizin  %21’ini  kaplamaktadır.Yüz ölçümü bakımından en  büyük  bölgemizdir. 3.BÖLGENİN BÖLÜMLERİ VE ÖNEMLİ KENTLERİ: a.Yukarı  Fırat  Bölümü:Malatya,Elazığ,Erzincan,Tunceli,Bingöl,Bitlis ve Elbistan b.Yukarı  Murat  Van  Bölümü:Van,Ağrı,Muş ve Doğubayazıt’tır. c.Erzurum-Kars  Bölümü:Erzurum,Kars,Iğdır,Ardahan,Sarıkamış d.Hakkari  Bölümü:Hakkari,Şırnak,Çukurca,Yüksekova ve Şemdinli 4.BÖLGENİN YERYÜZÜ  ŞEKİLLERİ: Dağları:Bölge yurdumuzda bulunan en engebeli alandır.Bölgenin %75’i 2000 metrenin üzerinde yükseltiye sahiptir.Yurdumuzun en yüksek dağları bu bölgede bulunmaktadır.Bölgede bulunan dağlar üç sıra halinde uzanmaktadırlar.Bu dağ sıralarının arasında plato ve çöküntü ovaları bulunmaktadır.Bölgede bulunan dağlar genel olarak doğudan batıya uzandığı için kuzey-güney yönünde ulaşım zordur. 1.Sıra (Kuzey): Çimen, Kop, Kargapazarı, Allahüekber ve Yalnızçam dağları 2.Sıra(Orta): Munzur(Mercan) , Karasu-Aras  Dağları 3.Sıra(Güney): Güneydoğu  Toroslar  Van Gölünün  kuzeyinde kuzeydoğu-güneybatı boyunca uzanan kırık hattı üzerinde sıralanmış volkanik  dağlar bulunmaktadır.Bunlar batıdan doğuya doğru Nemrut,Süphan,Tendürek,Küçük ve Büyük Ağrı dağı olarak sıralanmaktadırlar. Ovaları: Bölgede bulunan dağ sıraları arasındaki çöküntü alanlarında(depresyon) küçük ovalar bulunmaktadır.Birinci dağ sırasının güneyinde, Erzincan, Tercan, Aşkale, Erzurum, Pasinler, Horasan, Kağızman  ve  Iğdır  ovaları,ikinci sıranın güneyinde Elbistan, Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş ovaları bulunmaktadır.Bölgenin güneydoğusunda bulunan Yüksekova yurdumuzun deniz seviyesinden en yüksekte bulunan ovasıdır. Platoları:Başlıca platolar Erzurum-Kars platoları,Tunceli Van, Başkale, Hakkari, Yüksekova’dır. Akarsuları:Yurdumuzda hidroelektrik potansiyelinin en yüksek olduğu bölgedir.Van Gölü kapalı havzası dışında bölgeden kaynağını alan tüm akarsular bölge dışına çıkarak başka ülkelerin toprakları üzerinden denize ulaşırlar.Fırat Nehri Karasu ve Murat ırmaklarının birleşmesiyle oluşur.Fırat nehri sınırlarımız dışında  Dicle Nehri ile birleşerek Basra  Körfezine dökülmektedir.Bölgeden kaynağını alan Aras  ve  Kura nehirleri sınırlarımız dışında Hazar Denizi’ne dökülmektedirler. Gölleri:Türkiye’nin en büyük gölü olan Van  Gölü  suyu  sodalıdır,genelde gölde canlı yaşamaz.Bölgede bulunan diğer başlıca göller, Çıldır, Hazar, Balık, Erçek, Nazik, Haçlı, Nemrut ve Akgöl’dür. Bölgede bulunan başlıca baraj gölleri: Keban  ve  Karakaya  Baraj  Gölleri’dir. 5.BÖLGENİN İKLİMİ  VE  BİTKİ  ÖRTÜSÜ: Bölgede yükselti  ve  karasallığın etkisiyle kışları çok soğuk geçen sert karasal iklim egemendir.Kışlar uzun, soğuk  ve  kar  yağışlı geçmektedir.Kış mevsimi boyunca don  olayı görülmektedir.Bölgenin kuzeydoğusu bölenin ve Türkiye’nin en soğuk alanlarıdır. Yıllık  sıcaklık  3-13 derece arasındadır.Yüksek alanlarda 0 dereye kadar düşmektedir.Yurdumuzda günlük  ve  yıllık  sıcaklık  farklarının en fazla olduğu alandır.Yazları  sıcak, kurak  ve  kısa geçer. En  fazla  yağış  Erzurum-Kars  Bölümünde  yazın diğer alanlarda ise ilkbaharda  görülür.Yıllık  yağış  miktarı  500-600  mm civarındadır. Yağış miktarı ovalar ve diğer çöküntü alanlarında az yükseltinin arttığı alanlarda daha fazladır. Iğdır bölge içerisinde farklı bir iklim özelliği göstermektedir.Çevresine göre oldukça alçak durumda bulunur yazlar sıcak ve kurak,kışlar ılık geçer yağış miktarı çok düşüktür.Bu nedenle mikroklima alanıdır. Van Gölü çevresi nemliliğin etkisiyle bölge iklimine göre çok daha ılıman şartlara sahiptir. Ovalar ve havzalarda görülen yarı kurak iklime bağlı olarak bozkırlar,yüksek alanlarda özellikle Sarıkamış çevresinde Sarıçam ormanları,diğer alanlarda meşe ormanları bulunmaktadır.2000m’den daha yüksek alanlarda alpin çayırlar yer almaktadır.Bölge orman  bakımından  oldukça fakirdir orman varlığı açısından ülkemizde 6.sırada bulunmaktadır. 6.BÖLGEDE TARIM  VE  HAYVANCILIK: Bölgede en önemli geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Bölgede ortalama yükselti ve engebeli alanların fazla olması,kış koşullarının ağır geçmesi,kar örtüsünün uzun süre yerde kalması,sıcaklık farklarının yüksek olması ve yaz mevsiminin kısa sürmesi olması, ekili-dikili alanların az olmasına ve tarımsal üretim miktarının düşük olmasına neden olmaktadır.Bölgenin batısı ve güneyinde iklimin daha yumuşak olması ve sulama imkanlarının olması az olsada tarımsal ürün miktarının bölge geneline göre artmasına neden olmuştur. Bölgede üretilen en önemli ürünler arpa  ve  buğdaydır.Yurdumuzda tarım  ürünlerinin en geç  olgunlaştığı  bölgedir. Buğday:Kars,Malatya,Erzurum ve Ağrı başta gelen üretim sahalarıdır. Arpa:Daha yüksek alanlarda yoğunlaşmaktadır,özellikle Kars,Ağrı ve Erzurum Şekerpancarı:Bitlis, Malatya, Elazığ ve Kars başta gelmektedir. Pamuk:Iğdır ve Elazığ Kayısı:Malatya’da  Sıcaklık ortalamalarının düşük olması nedeniyle  sebze  üretimine  en  elverişsiz bölgemizdir. Bölge sahip olduğu ekili-dikili  arazi oranı açısından yurdumuzda son sırada bulunmaktadır.Bölgede  tarım alanlarının az olması otlak ve meraların fazla olması nedeniyle  için  hayvancılık  en  önemli  geçim kaynağı durumundadır.Bölgede yapılan hayvancılık büyük oranda mera hayvancılığı biçimindedir.Hayvancılıkta geleneksel yöntemlerin ağırlıklı olması ürün miktarının düşük olmasına neden olmaktadır. Özellikle Erzurum-Kars Bölümü’nde yaz yağışlarının artmasına bağlı olarak oluşan çayırlar büyükbaş hayvancılığın önem kazanmasına neden olmaktadır.Yüksek  ovalık alanlarda ve çöküntü  ovalarında  küçükbaş  hayvancılık  yaygın durumdadır. Malatya,Erzincan ve Elazığ’da kıl keçileri yetiştirilmektedir. Kars  ve  Bitlis’te arıcılık  yapılmaktadır. Bölgede yapılan hayvancılığın ülke ekonomisinde önemli yeri vardır.Ülkemizde bulunan koyun varlığının 1/3’ü,sığır ve kıl keçisinin 1/4’ü burada bulunmaktadır.Ülkemizde elde edilen yapağı ve kılın büyük kısmı buradan sağlanmaktadır. Van Gölü’nde inci kefali avcılığı yapılmaktadır. 7.BÖLGENİN YER ALTI  ZENGİNLİKLERİ: Doğu Anadolu Bölgesi yer altı kaynakları açısından yurdumuzdaki en zengin bölgemizdir. Demir: Divriği (Sivas), Hekimhan( Malatya)  ve  Hasançelebi Krom: Ergani(Diyarbakır),Guleman-Alacakaya (Elazığ ) Bakır: Maden(Elazığ ),Pötürge( Malatya),Ergani(Diyarbakır) Kalay: Elazığ  ve  çevresi Kurşun-Çinko: Keban (Elazığ), Darende(Malatya) Oltu  Taşı: Oltu (Erzurum ) Linyit: Afşin-Elbistan(Kahraman Maraş), Aşkale(Erzurum) Barit: Muş, Elbistan(Kahraman Maraş) Amyant (Asbest): İliç (Erzincan) Kayatuzu: Kağızman(Kars), Erzurum,Ağrı ve Iğdır Asfaltit:Şırnak 8.BÖLGEDE ENDÜSTRİ: Bölgede sanayi fazla  gelişmemiştir.Bölgede bulunan en önemli madenler,bakır,demir ve linyittir. Et Kombinaları: Et  üretimimizin  % 25’i bölgeden  sağlanır.Van,Erzurum Sigara: Malatya  ve  Bitlis Gübre sanayi: Elazığ Deri  sanayi: Erzurum  ve  Malatya Şeker sanayi:Bir  çok  ilde  şeker fabrikası bulunmaktadır. Van,Muş,Ağrı,Erzurum Çimento  fabrikaları:Van,Erzurum Dokuma sanayi: Malatya,Van,Erzurum ve Erzincan Kurşun  işletmeleri: Keban Demir-Çelik  Fabrikası :Divriği Ferrokrom  Tesisleri:Elazığ Keban ve Karakaya Hidroelektrik santralleri ile Kahramanmaraş’ta  Afşin- Elbistan termik  santrali  bulunmaktadır.Özellikle Yukarı Fırat Bölümü ülkemizde üretilen enerjinin büyük kısmını sağlamaktadır.Bu nedenle bu bölüme Enerji Bölümü adı da verilir.Bölge hidroelektrik  üretiminde 1.sırada olmasına rağmen, tüketim 7.sıradadır. 9.BÖLGEDE NÜFUS  VE  YERLEŞME: Bölgenin nüfusu  2000  nüfus sayımına  göre  6.134.414 kişidir.Bölgede km2’ye  42 kişi düşmektedir.Bu oran Türkiye  ortalamasının  çok altındadır.Nüfus yoğunluğu en az olan bölgemizdir.Toplam nüfusun %46.95’i kırsal kesimde, %53.05’i kentlerde yaşamaktadır.Nüfus oldukça seyrektir özellikle Hakkari ve Tunceli gibi engebeli ve yüksek alanlarda nüfus çok seyrektir.Nüfusun toplandığı başlıca alanlar verimli çöküntü  ovalarıdır.Erzurum, Erzincan, Malatya ve Elazığ nüfusun en fazla olduğu kentlerdir.Tarım alanlarının az olması nedeniyle tarımsal nüfus yoğunluğu yüksektir. Nüfus  artış  hızı  düşüktür.Özellikle sanayinin gelişmemesi, olumsuz iklim koşulları ve diğer iş imkanlarının yetersizliği nedeniyle yoğun biçimde göç  vermektedir. 10.BÖLGE’DE TURİZM: Bölge turizm açısından önemli bir potansiyele sahip olmasına rağmen,ulaşım imkanlarının yetersizliği,iklim koşullarının oldukça sert olması,turistik tesis yetersizliği ve yeterli tanıtımın yapılamaması nedeniyle fazla gelişememiştir.Bölgede sağlanan turizm  gelirleri düşük düzeydedir.Bölgede bulunan başlıca turistik çekim merkezleri Doğu Beyazıt’ta bulunan İshak Paşa Sarayı,Sarıkamış ve Palandöken Dağı’nda bulunan kayak tesisleri,Harput(Elazığ),Erzurum’da bulunan Çifte Minareli Medrese ve Kümbetler,Ahlat’ta bulunan mezar taşları,Van Gölü’nde buluna Aktamar adası,Mercan Vadisi Milli Parkı, Erzincan yakınlarındaki Gürlevik ve Van Gölü’ne dökülen Bendimahi çavlanları, Nemrut Krater gölü çeşitli kaplıca ve içmeler ile doğal güzelliğe sahip göllerdir.
Coğrafya'nın Gelişim Tarihi COĞRAFYA BİLİMİNİNGELİŞİM TARİHİ   1.ESKİ ÇAĞ'DA COĞRAFYA: Bu çağda coğrafya, basit birtakım harita çizim denemeleri ile başlamıştır. Bu denemeler, Dünya'nın hayal edilmeye çalışılan biçiminin, kaba çizgilerle çizimi şeklinde ifade edilmesine yönelik girişimlerdir. Bu tür basit coğrafî düşüncelerin oluşmaya başladığı ilk kültürel bölgelerin, aynı zamanda da en eski yerleşme bölgelerinden olan, Eski Mısır ve Mezopotamya kültürel bölgeleri olarak kabul edilir. Bu bölgeler, Nil ve Fırat-Dicle gibi akarsuların sağladığı yaşama kolaylıkları nedeniyle, Dünya'nın yerleşmeye uygun en eski yerleşme bölgeleri dir. Bu nedenle de, söz konusu bölgelerdeki kültürel gelişmeler, daha erken başlamıştır. Bu eski kültürel bölgelere, bütün Eski Çağ Akdeniz havzası kıyı yerleşme bölgeleri de dahildir.   Akdeniz havzası ve Mezopotamya Eski Çağ devletlerinde, giderek oluşmaya başlamış basit bilimsel düşüncelerde, coğrafî bilgilerin bulunduğuna tanık oluruz. Örneğin, bugüne kadar ele geçmiş olan en eski coğrafî belge, M.Ö. 2400 ya da 2700 yıllarında Babilliler tarafından, Babil'de yapıldığı kabul edilen bir harita taslağıdır. Kilden yapılarak, üzerine harita çizildikten sonra Güneş'te kurutulan, bir tablet üzerine çizilmiştir   Eski Çağ’da Yer=Dünya bilgisi ya da bir diğer ifade ile coğrafî görüşler mitolojik (efsanelerle ilgili) ve mistik (dinî kabul edilen, fakat çağdaş anlamda dini olmayan davranışlar) esaslara dayanıyordu. Örneğin, Mezopotamya toplumlarındaki bilge kişilere göre Dünya, gök aleminin yere yansımış bir gölgesi, yanı aksı olarak düşünülüyordu. Şekli ise, Dicle üzerinde yüzen: (yüzdürülen) bir küfe nin (yük ve insan taşıyan bir çeşit tekne şeklinde sepet), tersine döndürülmüş şekline benzetiliyordu. Küfe biçimindeki Dünya'yı, çepeçevre acı su denizler inin kuşattığı sanılıyordu. Bunlar, kuşkusuz tuzlu su denizleri idi ve görüş, pek de yanlış değildi. Gerçi mitolojik ve mistik düşüncelere (olayların nedenlerini efsanevî ve dini esaslarda arayan felsefî yaklaşım) dayanmakla birlikte, yine de bu tür görüşlerin, coğrafi bazı yönleri bulunduğu kuşkusuzdur. Çünkü Eski Çağ insanları bile, Dünya'nın biçiminin neye benzediği, çevresinde neler bulunduğu gibi konularda görüşler ileri sürmüşler ve yorumlar yapmışlardı. Bu merak ve düşünceler, Mezopotamya toplumlarının (Sümerler Akadlar ve Asurlular), hem birbirlerini ve hem de Elamlar, Hititler, Fenikeliler ve Mısırlılar gibi çevre toplumları da tanıyabilmişlerdi. Hatta Doğu Akdeniz kıyısı Eski Çağ devletlerinden olan denizci Fenikeliler ve Kuzeybatı Afrika devletlerinden olan Kartacalılar denizciliğin sağladığı avantajlar nedeniyle, ticarî amaçlara yönelik faaliyetler sonucu( Endülüs (bugünkü İspanya), Büyük Britanya adaları, Kızıldeniz kıyıları, Ege ve Karadeniz kıyı yerleşmelerine kadar seferler düzenliyordu.   Anlaşılıyor ki, Eski Çağ Akdeniz kültür bölgesi toplumları, sınırlı da olsa birbirlerinin ülkesini tanıyabilmişlerdi. Özellikle Makedonya kralı İskender Devri'nde (M.Ö. 356–323), Akdeniz havzası çevresi toplumlarının algılayabildiği coğrafî yeryüzünün sınırları, daha da genişlemişti. Savaş amaçlı seferler ve çıkılan bazı tanıma amaçlı geziler, daha önce az da olsa öğrenilmiş bulunulan Akdeniz dünyası na ek olarak, Hint Yarımadası Arap Yarımadası, Suriye, Orta Asya ve Batı Avrupa gibi geniş bölgelerin, sınırlı da olsa, tanınmasını sağlamıştı. Dolayısıyla düşünürlerde, bu bölgeler hakkında, coğrafî bazı yüzeysel bilgiler oluşmaya başlamıştı. Hem ulaşım şartlarının nispeten iyileştirilmesi ve hem de işgaller yolu ile yeni ülkeler ele geçirilmesi gibi nedenlerle, Roma İmparatorluğu Devri'nde, bilinen yeryüzünün sınırları, daha önceki devrelere göre büyük ölçüde genişlemiştir. Örneğin bu devrede; İskandinavya Yarımadası, Ekvatoral Afrika, Gine Körfezi kıyıları ve Kanarya Adalarından; doğuda Çin'e kadar uzanan Kuzey Yarımküresi, artık Roma devri insanları tarafından ana çizgileri ile öğrenilmiş bulunuyordu.   Roma Devri'nin en önemli coğrafî kaynakları, Roma ordusunun istihkâm sınıfı tarafından hazırlanan, yol haritalarıdır. Bu haritalarda, sefer yapılacak bölgeye giderken ordu birliklerinin geçeceği yol güzergâhtan, bu güzergâhlar boyunca su ve gıda maddesi sağlanabilecek konumlar: konaklanabilecek yerler gösterilirdi. Haritalar yapılıp, açıklama kılavuzlarında bu tür bilgiler gösterildikten sonra ordu sefere çıkıyordu. Ayrıca, işgal edilerek imparatorluğa katılacak ülkeler, nüfus, ekonomik kaynaklar, su kaynaklan, yeryüzü şekilleri, ormanlar ve hayvancılık potansiyeli gibi coğrafî özellikleri yönünden de, önceden dikkatle inceleniyordu.   Bu uygulama, Osmanlı İmparatorluğu yönetimince de yapılıyordu. Gerekli bilgiler ve doküman, sefere çıkmadan aylarca önce sağlanıyor; sefere, bundan sonra çıkılıyordu. Askerî amaçlarla da olsa, ordunun sefer yapacağı ve işgal edilecek bölgelerin yol durumu, su ve gıda maddesi imkânları gibi bilgilerin derlenmesi, coğrafî anlamda konum ve özelliklerinin belirlenmesi girişimi demektir. Dolayısıyla bu tür etütler, sınırlı da olsa, coğrafî düşüncenin gelişmesinde etkili olmuştur. Çünkü bu ilim, özellikle yerinde gözlem ve etütlerin sonuçlarım yorumlamaya dayanır.   Eski Çağ'da coğrafya, daha çok matematik ilmi ve tarih ilmi bilgileri ile iç içe gelişimini sürdürmüştü. Bağımsız ve başlı başına coğrafya eserleri oluşturulması yerine, düşünür ve gezginler eserlerinde tarih, coğrafya ve matematikle ilgili bilgileri, bir arada belirlemiş ve işlemişlerdir. Ancak bu yaklaşım, yine de coğrafya ilminin gelişmesine büyük katkılar yapmıştır. Gerçekten de bu katkılar, bugünkü çağdaş coğrafya ilminde de bilim dalı, bilim alanları olarak incelenen, başlıca şu coğrafya bilim alanlarının oluşmasını sağlamıştır: 1.Matematik Coğrafya 2.Kartoğrafya 3.Bölgesel Coğrafya 4.Ülkeler Coğrafyası Bu ilimlerin temelleri, aynı zamanda birer tarihçi, coğrafyacı ve matematikçi sayılan, Eski Çağ düşünürleri (filozof) tarafından atılmıştır. Bu çağ filozoflarının en fazla üzerinde durdukları, düşündükleri, gözleme almaya çalıştıkları fenomenler (olay ve olgular) arasında, birçok coğrafî bilimsel konu da bulunduğu göze çarpar. Eski Çağ düşünürlerinin, dikkatle üzerinde durdukları, bazı gözlem ve hesaplamalar yaparak görüş belirttikleri coğrafî düşüncelerin bir kısmı şunlardır: 1. Dünya'nın biçimi ve boyutları 2. Paralel ve meridyen daireleri 3.Dünya'nın çevre uzunluğunun hesaplanması 4.Coğrafî koordinatların hesaplanması 5.Yönlerin belirlenmesi 6.Bölgesel coğrafya gözlem ve etütleri   Bu tür matematiksel coğrafya konularının araştırılması, yerinde (arazide) gözlem1er yapmayı zorunlu kılar. Söz konusu zorunluluk, bugün de coğrafya ilminin, en önemli başlıca araştırma metotlarından olan gezi-gözlem metodunun, daha Eski Çağ'da gelişmeye başlamasına zemin hazırlamıştır. Bu da, ilk bölgesel coğrafya çalışmalarının başlamasına yol açmıştır.   Ancak, bölgesel coğrafya metodu Eski Çağ'da doğmuştur görüşü, kuşkusuz tam olarak doğru sayılamaz. Gerçi bu çağda yapılan gezi-gözlemler de tanıma gezi-gözlemleri olmakla birlikte, varılan sonuçlar, sadece tasvir ifade metodu ile tarihî, coğrafî, sosyolojik ve hatta etnolojik-etnografik bilgilerin, bir yığın halinde kaleme alınmasından ibaretti. Görüş ve fikirler araşma, gerçek dışı öykü, menkıbe, masal gibi fikirler de karıştırılmıştır. Ancak, unutmamak gerekir ki gözlem, çağdaş coğrafya ilminin de, en köklü araştırma metodudur.   Eski Çağ coğrafî görüşünde, ifade yönünden metodik yaklaşım, başlıca iki şekilde uygulanmaya çalışılmıştır: 1.Anlatım yolu ile tasvir 2.Basit bazı plan ve haritalar çizerek tasvir Bu çağın düşünürleri, aslında fikirlerinin bir kısmı bugün de geçerli olan, filozoflar idi. En kısa tanımı ile filozof terimi, felsefe ile uğraşan kişi demektir. Bunların, birçoğunun ileri sürdükleri fikirleri arasında, önemli coğrafî düşüncelere de rastlamaktayız. Bunların bazıları: Herodotos, Tales, Aristo, Eratostenes, Amasyalı Strabon ve Batlamyus’tur.   2.ORTAÇAĞ'DA COĞRAFYA: Bu çağda coğrafya, daha çok İslam Dünya’sı düşünür ve matematikçileri tarafından temsil edilmiştir. Batı Dünyası, yani Avrupa’da, önemli bir coğrafi gelişme yaşanmamıştır. Bunda esas rolü, Hıristiyanlık Dini’nin engel çıkaran, gelişmeleri köstekleyen koyu baskısı ve Roma İmparatorluğu’nun yıkılması oynamıştır. Özellikle Haçlı Seferleri’nin tahribatıda bunda etkili olmuştur. Kültürel merkezler ve kütüphanelerin yıkılıp yağmalanması gibi barbarca hareketler, az da olsa İslam Dünyası’na bile bu açıdan zarar vermiştir. Bu çağda İslam Dünyası coğrafyacıları genel olarak Batlamyus’un eserlerinin etkisinde kalmakla birlikte yinede coğrafya ilmi alanında dikkat çekici araştırmalar ve yayınlar yapmışlardır.   Bunların başlıcaları: Mesudi, Bruni, İdrisi, İbn Batuta ve İbn Haldun’dur. Orta Çağ İslâm Dünyası coğrafyacıları, Eski Çağ fikir ve düşünce adamlarından olan Heredot, Aristo, Strabon ve Batlamyus gibi gözlemcilerin eserlerinden, büyük ölçüde yararlanmışlardır. Kendi gezi gözlemi izlenimlerini, fikir ve düşüncelerini de ekleyerek, coğrafya ilminin gelişmesine hizmet eden, önemli sayılabilecek eserler meydana getirmişlerdir. Özellikle matematik coğrafya-Kartoğrafya ve bölgesel coğrafya ile beşerî coğrafyaya olan katkıları, hayli fazladır.   Bu, böyle olmakla birlikte, Orta Çağ'da coğrafî görüşün gelişmesini teşvik etmiş, dolaylı başka faktörler de vardır. Bunların başında, İslâm Dünyası tüccarlarının sürdürdüğü ticarî faaliyetler, toplumların su ve otlak bulma zorunluluğu gelmektedir. Nitekim XIII. yüzyılda kurulan Büyük Moğol İmparatorluğu, Batı Dünyası ile yoğun bir ticarî ilişki kurmuştu. Bu ticarete konu olan mallar (şallar, ipekli kumaşlar, baharat türleri, süs taşları gibi), Doğu Akdeniz ve Ege kıyı ülkelerinden, başta Venedik ve Cenova iskeleleri olmak üzere Avrupa limanlarına naklediliyor ve buralardan anakaranın iç pazarlarına taşınıyordu. Ancak bu mallar, Doğu Akdeniz ve Ege iskelelerine, başlıca iki büyük ticaret yolundan ve Uzak Doğu ile Güney ve Güneybatı Asya pazarlarından geliyordu: Bu yollar, hatırlanacağı üzere günümüzde halen etraflı araştırmalar ve belgesel yapımlarına konu olan, Asya İpek Yolu (karayolu) ile Asya Baharat Yolu (denizyolu)'dur.   Bunlardan İpek Yolu, Çin'in başkenti Pekin'den başlayan, Orta Asya'yı baştanbaşa geçerek, Anadolu üzerinden Ege ve Doğu Akdeniz iskelelerine ulaşan, bir kervanla ticaret yolu idi. Diğer bir önemli ticaret yolu olan Baharat Yolu ise, başta Hindistan'ın Kalküta limanı olmak üzere, Seylan ve muhtemelen diğer limanlardan gelen, Basra Körfezi ve Arap Yarımadası doğu kıyılarına ulaşan, buralardan yine kervanlarla malların alınarak, Arap Yarımadası üzerinden (Buhur Yolu) ve Irak-Suriye üzerinden Doğu Akdeniz kıyı iskelelerine ulaştırıldığı, önemli bir deniz ticaret yolu idi (Harita 1.13). Söz konusu bu üreten ve tüketen pazarlar arasında sürdürülen mal akımı, Avrupalı merkantilistleri rahatsız ediyordu. Hem ticaret erbabı ve hem de devlet yöneticileri, bu malların çıkış kaynaklarını ele geçirmek ve denetime almak istiyorlardı. Ama Avrupa'dan, denizyolu ile henüz Uzak Doğu (Çin ve Hindistan başta geliyordu)'ya gidilemiyordu ve ulaşım yolları İslam Dünyası ülkelerinin (Önce Selçuklular ve daha sonra Osmanlı Devleti) denetiminde bulunuyordu. Bu nedenle de, Avrupalılar için bu ticaret mallarının esas merkezleri olan Hindistan ve Çin’e ulaşılacak en uygun yol, denizden keşfedilecek yollardı. Bu düşünce Yeni Çağ’da yaşanan Büyük Coğrafya Keşifleri’nin temelini oluşturmuştur.   Orta Çağ İslam Dünyası’nda coğrafyanın gelişimini sağlayan önemli nedenlerden biride su ve otlak bulma sorunudur. Bu dönemde yer adları ve bunların bir araya getirilmesi ile oluşan alfabetik yer adları kılavuzu katalogları oluşturulmuştur. Bu çalışmalar basit anlamda coğrafya sözlüğü çalışmaları olarak kabul edilebilir.   3. YENİÇAĞ’DA COĞRAFYA: Batı toplumlarında Orta Çağ'dan Yeni Çağ’a geçiş, bilindiği üzere Rönesans hareketleri ile olmuştur. Yeniden pozitif ilimlere (gözlem ve deneye dayanan ilimler) ve serbest düşünceye dönüş demek olan bu köklü değişiklik (radikal hareket), bilinen coğrafî yeryüzünün zamanla genişlemesinde de, büyük rol oynamıştır. Çünkü giderek yeni karalar keşfedilmesini sağlamıştır.   Hemen hemen XV.yüzyıl sonları ile XVI.yüzyıl başları, başka bir ifade ile 1492–1522 yılları arası,Büyük Coğrafya Keşifleri Devri diye bilinmektedir. Keşiflere, daha sonraki yüzyıllarda da devam edilmiştir.   Girişilen uzun mesafeli ve planlı deniz yolculuğu seyahatleri, bu yüzyıla kadar bilinmeyen, ya da bilindiği halde gidilememiş, yeni kara parçalarının keşfi ile sonuçlanmıştır. Örneğin Yeni Dünya (Amerikalar), Okyanusya (Avustralya ve bağlı: adalar), güney ve kuzey kutup çevreleri ile okyanuslardaki binlerce adalar gibi. Ayrıca bu seyahatlerin, hep batıya veya hep doğuya gidilerek, tekrar yolculuğun ilk başladığı konuma varılmasının mümkün olacağını ispatlaması da, çok önemli bir sonuçtur. Çünkü Dünya'nın yuvarlak olduğu, bu seyahatler sonucu, uygulamalı bir şekilde doğrulanmıştır.   Yeni Çağ’da Osmanlı İmparatorluğu sınırları dahilinde de coğrafyanın gelişimine katkıda bulunan önemli geziler yapılmış ve çeşitli eserler ortaya konmuştur. Bunlar arasında, özellikle Piri Reis, Kâtip Çelebi ve Evliya Çelebi’nin önemi büyüktür.     4. YAKIN ÇAĞ’DA COĞRAFYA: Bu çağın en tipik özelliği tanıma gezilerinin giderek bilimsel ağırlık kazanan bir duruma kavuşmasıdır. Bu dönem Büyük Coğrafya Keşifleri Devri’nin devamı olarak kabul edilebilir. İngiliz James Cook, Newfoundland ve Labrador’un yaptıkları çalışmalar sonucunda Labrador Soğuk Su Akıntısı keşfedilmiştir. Cook’un yaptığı seyahatler sonucunda Yerküre’nin Güney Bölgelerinin buzullar altında kalmış bir kara parçası (Antarktika) olduğu anlaşılmıştır. Asıl bilimsel amaçlı coğrafi geziler özellikle 19.yüzyıl ortalarında başlamıştır. A.Mackenzie, W.Clark, Meriwether Lewis, Mungo Park bu gezginlerin başında gelmektedir.   5. MODERN COĞRAFYA: XIX. yüzyıl başlarına kadar coğrafî görüş, daha çok olayları tasvir etmekle uğraşan bir bilim görünümünde kalmıştır. Çağdaş anlamda coğrafya bilminin temelleri, XIX. yüzyıl sonlarında atılmıştır. Bilimsel araştırma metotları ve düşünce ilkeleri (prensipleri) bakımından, coğrafî bilim mantığının gösterdiği başlıca gelişme aşamaları: 1.Ansiklopedik Devre 2.Klâsik Devre 3.Bölgesel Devre 4.Uygulamalı Devre 1.Ansiklopedik Devre: EskiÇağ, Orta Çağ, Yeni Çağ ve kısmen de Yakın Çağ'ın bir bölümünü kapsayan, en uzun gelişme devresidir. Daha çok seyahatname türünde coğrafya, ya da ansiklopedik türde coğrafya gözlemlerine ilişkin gelişmelere sahne olmuştur. Devre içinde bu ilme ilişkin bilgi ve görüşlere, gezginlerin (seyyah) gezileri (seyahatleri) sonunda kaleme aldıkları izlenimlerini içeren, seyahatname adlı eserlerinde rastlıyoruz. Bunlar, bir çeşit gezi izlenimi notları sayılabilir.   2.Klâsik Devre: Günümüzde egemen olan modern coğrafi görüşün temelleri 19.yüzyılın başlarında Alman coğrafyacılar tarafından atılmıştır. A.Von Humboldt, Fiziki Coğrafya’nın, Karle Ritter, Beşeri Coğrafya’nın kurucusu olarak kabul edilmektedir. Frederic Ratzel aynı dönemde Beşeri Coğrafya’ya ilişkin önemli eserler ortaya koymuştur. 3.Bölgesel Devre: P.Vidal de la Blache Bölgesel Coğrafya metodunun kurucusu olarak kabul edilmektedir. Bu metodun temel özelliği sınırlı bir bölgede bütün çevre faktörlerinin karşılıklı ilişkiler sistemi içinde araştırılmasıdır. 4.Uygulamalı Devre: Bu metod bütün fiziki ve beşeri coğrafya verilerinin yerine göre ve gerekli olduğu miktarda ekonomiye ve teknolojiye uygulanmasıdır. Her türlü planlamalarda coğrafi bilgi sistemlerinin kullanılması günümüzde vazgeçilmez bir zorunluluk haline gelmiştir.     KAYNAK: Bu bölüm Prof. Dr. Hayati DOĞANAY’ın   ‘COĞRAFYA’YA GİRİŞ 1’ adlı kitabından yararlanılarak hazırlanmıştır.
Coğrafya Çalışma Yöntemleri ‘’İNSAN, HANGİ LİMANA GİDECEĞİNİ BİLEMEZSE HİÇBİR RÜZGÂR ONUN İÇİN YARARLI OLMAZ.’’SENECA   PLANLI ÇALIŞMANIN ÖNEMİ   Zamanın en verimli şekilde kullanılabilmesi ve belirlediğimiz hedefe ulaşmanın en kolay yolu çalışma saatlerinin bir programa göre planlanmasına bağlıdır. Bu amaçla; 1.Okul dışı saatler belirlenmelidir. 2.Çalışma, eğlenme ve dinlenme zamanları düzenli bir programa bağlanmalıdır.   Düzenli bir çalışma programı yapmak işlerimizi düzenli biçimde yapma alışkanlığı kazanmamızı sağlayacaktır.     Çalışma zamanımızın belli olması bizi çalışma için hazırlık yapmaya zorlayacaktır.   COĞRAFYA DERSİNE ÇALIŞIRKEN A.DERSLERDE 1.Dersin daha iyi anlaşılması için mümkünse farklı kaynaklardan o günkü konu ile ilgili ön hazırlık yapılarak gelinmelidir. 2.Coğrafya dersi ayrıntı içeren ve bölümleri arasında konu bütünlüğü olan bir ders olduğu için dersin her bölümünde aktif bir dinleyici olmak gerekir. 3.Amaç atlaslarda ve duvar haritalarında bulunan yer adlarını çeşitli istatistikî bilgileri ezberlemek olmamalıdır, verimli bir çalışma için coğrafi olayların sebeplerini açıklamaya ve bu sebeplerden sonuçlar çıkarmaya çalışmamız gerekir. 4.Olayların oluş ve dağılışını, neden-sonuç ilişkisini kurarak öğrenmeliyiz, konularıezberlemek verimli ve kalıcı bir çalışma yöntemi olamaz. B) BİREYSEL ÇALIŞMALARDA 1.Konuların anlaşılması için atlaslardan, resimlerden ve şekillerden en iyi şekilde yararlanılmalıdır.Coğrafyada temel prensip doğal ve beşeri olayların dünya genelinde ve Türkiye’deki dağılışıdır. Bunun için sınavdan önce Dünya ve Türkiye haritaları iyi incelenmeli önemli doğal ve beşeri olayların yeri bilinmelidir. Örneğin en kurak yerlerin dağılışı, çöllerin dağılışı, en çok yağış alan yerler, ormanların dağılışı, sıcak iklimlerdeki ülkeler, kutuplara yakın ülkeler, doğu ve batı yönündeki geniş ülkeler, eğimli ve engebeli ülkeler, ovalar ve platoların bulunduğu ülkeler dikkatlice incelenmelidir. 2.Coğrafya dersinde somut kavramlar daha çoktur. Ders çalışırken günlük yaşamdan ve hayatın içinden örnekler seçmeliyiz. Bu öğrenmemizi kolaylaştıracaktır. Sadece konuyu dinleyip ya da okuyup anlaşıldığına karar vermemiz doğru değildir. Konuyu anlamış olmamız için konu ile ilgili soruların doğru yapılıp yapılmadığına bakmak gerekir. 3.Okuma, anlama ve yorumlama hızını arttırmaya yönelik çalışmalara ağırlık verilmelidir. 4.Kavram, yargı ve düşünce düzeyinde bireysel gelişimi sağlayacak çalışmalar yapılmalıdır. 5. Derslerde anlatılan konular belli dönemlerde tekrar edilmeli, konulara ilişkin testler çözülmeli, yanlış cevaplandırılan ve boş bırakılan sorulara ait konulara geri dönülmelidir. 6. Test kapsamları gözden geçirilmeli, çözülen soru sayısından ziyade soru içeriklerine dikkat edilmeli, konunun tüm özelliklerini kavratıcı niteliklere sahip sorulara ağırlık verilmelidir.     COĞRAFYA SORULARIN GENEL ÖZELLİKLERİ 1.Genel ve beşeri coğrafya bilgilerinin ölçülmesi ve yorumlanması, 2.Coğrafi olaylar arasında sebep sonuç ilişkilerinin kurulması, 3.Olayların Türkiye ve Dünya üzerindeki dağılışı, 4.Çeşitli olayların ülke ve bölge ekonomisine etkileri, gibi konu ve kavramları içermektedir. COĞRAFYA SORULARI ÇÖZÜLÜRKEN 1.Soru kökleri dikkate alınmalıdır. 2.Her soru içerisinde coğrafyanın bir konusunda kullanılabilecek temel bir bilgi içeriği olabileceği düşünülerek bu bilgiler not alınmalıdır. 3.Bilginin yanı sıra, yorum yapabilmek de önemlidir. Soru çözerken şekil, grafik ve haritaları çok iyi incelemek gerekir. 4.Tablo ve grafik içeren sorularda öğrenciden şekli veya istatistikî bilgilerin sadece yorumlaması istenir, soru köklerindeki olumlu-olumsuz ifadelere dikkat edilmelidir. 5.Tablo ve grafikli sorularda verilen bilgilere dikkat edilmeli ve seçeneklerle ilgisi kurulmalıdır. 6.Tablo ve grafiklerde verim, oran, miktar, nüfus artışı ve nüfus miktarı gibi kavramlara dikkat edilmelidir. COĞRAFYA DERSİNİN PUAN TÜRLERİNE GÖRE DURUMU A) Sözel Puan Türünde: Sözel puan türünde sadece bilgi ile hareket edildiğinde başarıya ulaşılamaz. Özellikle yorum, grafik okuma ve sayısal özelliklerde bilinmelidir. Sözel puan türünde tercih yapan her öğrenci için soru kaçırılmaması gereken bölümdür. Özellikle önceki yıllarda çıkmış bütün sorular tekrar tekrar çözülmelidir. B) Sayısal Puan Türünde: Sayısal puan türünde diğer sözel dersler gibi aynı oranda getirisi olan bir derstir. Sınavda zaman ayrıldığı takdirde bu gruptan özellikle şekil ve grafik okuma ve yorumlama ile ilgili sorulardan net çıkarılabilmektedir. C) Eşit Ağırlıklı Puan Türünde: Eşit-Ağırlık puan türünde hazırlananlar için diğer sosyal dersler ( tarih-felsefe ) kadar getirisi olan bir derstir. Eşit-Ağırlık gruplarında hazırlanan öğrencilerimizin fen derslerinde temelleri iyi olmadığı için özellikle sosyal alan dersleri daha kolay net çıkarabilecekleri derslerdir. Bir sözelci kadar olmazsa bile, matematik, geometri, Türkçe derslerinden sonra ağırlıklı olarak çalışmaları gereken bir derstir. D) Dil Puan Türünde: Bu alandan hazırlanan öğrenciler diğer sözel derslere verdikleri öneminin aynısını coğrafya dersine de vermelidir. Özellikle dil puanının katsayılarının düşük oluşu sözel dersleri daha önemli hale getirmektedir.
Atmosfer ATMOSFER   Dünyayı saran ve çeşitli gazlardan oluşmuş gaz tabakasına atmosfer denir.Gazlar yer çekiminin etkisiyle yerden itibaren farklı özelliklere sahip katlar halinde Dünya’yı kuşatmışlardır.Bu katlara geosfer adı verilir. Atmosfer genel olarak Dünya’nın şekline uymuş küresel bir yapıda olsa da, Ay ve Güneş’in çekim gücüne bağlı şekilsel gel-git olaylarının etkileri görülmektedir. Atmosferin Dünya’nın yüzeyine göre yaptığı harekete sirkülasyon denir.                 ATMOSFERİ OLUŞTURAN GAZLAR   1.Her zaman bulunan ve miktarı değişmeyen gazlar: Azot:%78, Oksijen %21, Asal gazlar(Argon,Kripton,Hidrojen, Ksenon,Neon,Helyum)%1   2.Her zaman bulunan ancak miktarı yere ve zamana göre değişebilen gazlar: Karbondioksit,Su buharı(Nem)   3.Her zaman bulunmayan gazlar: Ozon ve tozlar   ATMOSFERİN KATMANLARI VE ÖZELLİKLERİ   Atmosferi meydana getiren gazlar yerçekiminin etkisiyle ağırlıklarına göre yerden itibaren yükseklere doğru farklı özelliklere sahip iç içe katlar meydana getirmişlerdir.   A. TROPOSFER (6-16 Km.): 1.Atmosferin yere en yakın en alt katını meydana getirir. 2.Yüksek miktarda hareketliliğe sahiptir. (Yatay ve dikey yönlü) 3.Ekvatorda kalınlık, sürekli yüksek sıcaklıktan kaynaklanan yükselici hava hareketleri , yer çekiminin daha az olması , daha yüksek çizgisel hız ve savrulmanın fazla olması nedeniyle fazladır (16 Km.).Kutuplarda sürekli düşük sıcaklığa bağlı alçalıcı hava hareketlerine ve yer çekiminin daha fazla olmasına bağlı olarak daha azdır( 6-7 Km.). ** Ancak kalınlığın değişmesini sağlayan temel etken,Dünya’nın şeklidir.** 4.Atmosferde bulunan gazların %75 ‘ini bulundurur. 5.Su buharının tamamı burada bulunur,bu nedenle ,yeryüzünü etkileyen bütün iklim olayları bu katmanda meydana gelir (3-4 Km.) 6.Yoğunluğu en fazla olan katmandır. 7.Troposfer yerden yansıyan ışınlarla alttan itibaren ısınır   Troposfer katı içerisinde yükseklik arttıkça : -Sıcaklık,her 100 metrede 0,5 derece azalır. -Basınç azalır. -Nem miktarı azalır. -Oksijen azalır. -Yoğunluk azalır   B. STRATOSFER (25-30 Km İklim olayları görülmez.Genelde durgundur, hava hareketleri yatay yönlüdür. Sıcaklık değişimi çok azdır ve yatay yönlüdür,dikey yönde sıcaklık değişimi çok azdır.   C.ŞEMOSFER (80-90 km.ye kadar çıkar): Gaz molekülleri seyrektir. Bu katta,gaz molekülleri,ultraviyole ışınların etkisiyle değişime uğrarlar. 19. ve 45. km.ler arasında Ozonosfer adı verilen kat yer alır.Oksijenin ozon haline dönüşerek, ultraviyole ışınların zararlı olacak miktarını kontrol altına alması canlı hayatı açısından büyük önem taşır.   D. İYONOSFER (80-90 km.-250-300 km): Yoğunluk çok düşüktür.Gazlar ultraviyole ışınların etkisiyle iyonlarına ayrılmışlardır.Radyo televizyon,uydu yayınlarının yapıldığı tabakadır.   E. EKSOSFER-MEZOSFER (Tahmini olarak 10.000 km.): Atmosferin en dış sınırıdır.Yer çekiminin etkisi çok azdır.Yer çekiminin iyice azaldığı dış kısımlarında,uzay ve atmosfer arasında tam bir sınır oluşturmak mümkün değildir.Bu nedenlerle hava molekülleri sürekli olarak uzaya doğru kaçış içerisindedirler.   ATMOSFERİN FAYDALARI 1.Canlıların yaşamasını sağlayan oksijeni ve diğer gazları bulundurur. 2.Güneş’ten gelen ışınların yerden hızla uzaya yansımasını engeller. 3.Güneş ışınlarını dağıtarak ve yansıtarak, gölgede kalan yerlerin de ısınmasını ve aydınlanmasını sağlar. 4.Ozon tabakası sayesinde, Güneşten gelen zararlı ışınları süzerek,sadece canlılar için gerekli miktarının yere ulaşmasını sağlar. 5.Yer çekiminin etkiyle , içerdiği gazlar ağırlıklarına göre sıralanarak farklı özelliklere sahip katmanlar meydana getirmişlerdir. 6.Dünyamızın aşırı ısınmasını ve soğumasını engeller. 7.Göktaşlarının parçalanmasını sağlayarak yere ulaşmasına engel olur. 8. Rüzgarlar sayesinde gündüz olan kesimlerin aşırı sıcak, gece olan kesimlerin de aşırı soğumasını engeller. 9. Sesi iletir. 10. İklim olaylarını meydana getirir.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ   1.BÖLGENİN KONUMU, SINIRLARI  VE  KOMŞULARI: Yurdumuzun güneydoğusunda bulunur,nüfusu en az olan ve en küçük yüzölçümüne sahip olan  bölgemizdir. Bölge Güneydoğu Torosların eteklerinden başlayarak güneyde Suriye sınırına kadar devam etmektedir.Bölgenin kuzeyinde Doğu Anadolu Bölgesi,batısında Akdeniz Bölgesi, güneyde Suriye ve güneydoğuda Irak ile komşudur.İç Anadolu Bölgesi’yle komşu olmayan tek bölgemizdir. 2.BÖLGENİN ALANI  : Bölge 59.176 km2’lik yüzölçümü ile ülkemizin  % 7,5’luk bölümünü kaplamaktadır,en küçük bölgemizdir. 3.BÖLGENİN BÖLÜMLERİ VE ÖNEMLİ KENTLERİ: a.Dicle  Bölümü:Diyarbakır,Batman,Mardin,Siirt,Kurtalan,Cizre ve Nusaybin b.Orta  Fırat  Bölümü: Gazi Antep,Şanlı Urfa,Adıyaman,Nizip,Birecik,Siverek ve Ceylanpınar 4.BÖLGENİN YERYÜZÜ  ŞEKİLLERİ: Genel olarak bakıldığında fazla yüksek olmayan plato,ova ve havzalardan meydana geldiği görülmektedir.Yer şekillerinin sade olması tarımsal alanların geniş olmasını ve ulaşımın kolay yapılabilmesini sağlamaktadır.Özellikle makineli tarım açısından uygun şartlara sahiptir. Dağları:Bölgenin en yüksek dağı iki birbirinden ayıran sınırı oluşturan Karacadağ(Volkanik-1919 m) ve Mardin Eşiği(1500m)bölgenin başlıca yükseltilerini meydana getirmektedir. Ovaları:Bölgede bulunan başlıca ovalar Altınbaşak,Suruç,Ceylanpınar ve Birecik’tir.Platoları:Bölgenin genel görünümü yüksek olmayan platolardan meydana gelmiştir. Önemli platolar Şanlı Urfa,Gazi Antep ve Adıyaman platolarıdır. Akarsuları: Bölgenin en önemli akarsuları Fırat ve Dicle’dir.Bu akarsular yurdumuzda en fazla su taşıyan ve akış hızları yüksek olan akarsulardır.Bu akarsuların açtıkları derin vadiler içinden akması tarımsal sulamada sorunlara yol açmaktadır.Bunların dışında Fırat’ın kolları olan Göksu ve Nizip, Dicle’nin kolları olan Botan, Garzan  ve  Batman bölgede bulunan  başlıca  akarsulardır. Gölleri: Bölge doğal göller açısından yurdumuzdaki en fakir bölgedir.Bölgede  doğal  göl  bulunmamaktadır.Bölgede bulunan akarsularımızın hidroelektrik  gücü  fazla olduğundan bir  çok  baraj  gölü yer almaktadır.Fırat nehri üzerinde bulunan Atatürk Baraj gölü yurdumuzun en büyük baraj gölüdür.Büyüklük bakımından doğal göllerle değerlendirildiğinde 2.sırada bulunmaktadır. 5.BÖLGENİN İKLİMİ  VE  BİTKİ  ÖRTÜSÜ: Bölge çevresinde bulunan komşu bölgelere göre oldukça farklı iklim özelliklerine sahiptir.Bölge genel olarak karasal iklimin etkisi altındadır.Bölgenin  batısında(Fırat ırmağının oluşturduğu yayın batısı)  Akdeniz  ikliminin  etkileri  görülür.Kuzey sınır boyunca uzanan Güneydoğu Toroslar,bölgede kuzeyden gelen soğuk hava kütlelerinin etkili olmasını engellemektedir.Bu durum yükseltinin az olmasının da katkısıyla bölgeyi yaz aylarında Türkiye’nin en sıcak bölgesi durumuna getirmektedir.Yazları  sıcak ve  kurak geçerken,kışlar Akdeniz Bölgesine göre daha serindir.Yağışların  çoğu  kışın  düşer. Yıllık  yağış miktarı500 mm civarında gerçekleşir.Yağış miktarı kuzeyde bulunan dağ eteklerinde artarken Suriye çöllerine doğru azalmaktadır.Bölge İç Anadolu Bölgesi’ne göre daha fazla yağış almasına rağmen yüksek düzeyde gerçekleşen yaz kuraklığı ile güneyden  esen  çöl  rüzgarları buharlaşmanın artmasına neden olarak daha kurak bir bölge haline gelmesini sağlamaktadır.Bu durum çok geniş tarım arazilerine sahip olan bölgede sulama ihtiyacının artmasına neden olmaktadır. Akdeniz ikliminin etkilerini yaşayan batı kesimlerden doğuya doğru gidildikçe deniz  etkisinin iyice azalmasına ve yüksekliğin artmasına bağlı olarak, ortalama sıcaklıklarda düşmeye,kar  ve  don  olaylarının artmasına neden olmaktadır. Bölgemiz bitki örtüsü bakımından oldukça fakirdir.Toros dağları ve Mardin Eşiği gibi yağışların arttığı alanlarda meşe ormanları yer almaktadır.Yurdumuzda orman varlığının en az olduğu bölgedir. Orman  bakımından  % 1  ile  son  sırada  yer  alır.Bölgenin ovalarında hakim bitki örtüsü cılız bozkırlardan oluşmaktadır.Batıda Akdeniz ikliminin etkili olduğu alanlarda maki topluluklarına ve Kızılçam ağaçlarından oluşan zayıf ormanlar yer almaktadır. 6.BÖLGEDE TARIM  VE  HAYVANCILIK: Bölgenin  ekonomisi büyük oranda tarıma  dayanmaktadır.Bölgede ekili-dikili toprak oranı Türkiye ortalamasının üstünde bulunmaktadır.Oldukça geniş ve verimli tarım  alanlarına ve büyük oranda makineli tarıma uygun olmasına rağmen bölgede yaşanan yüksek kuraklık ve sulama ihtiyacı nedeniyle tarım imkanları kısıtlanmaktadır. GAP(Güneydoğu Anadolu Projesi)’nin büyük oranda tamamlanması ve toprakların sulanmasına bağlı olarak tarımsal üretim ve üretilen ürün çeşidi hızla artmaya başlamıştır.Sulama imkanlarının artmasıyla birlikte nadasa ayrılan topraklar azalmaktadır. Bölgede yetiştirilen başlıca tarımsal ürünler:Mercimek: Türkiye kırmızı mercimek üretiminde ilk sırada yer almaktadır.Pamuk:Hemen hemen tüm bölgede üretilmektedir.Ülkemizde üretilen pamuğun %40’ı buradan sağlanmaktadır.Zeytin:Bölgenin batısında Akdeniz ikliminin etkili olduğu alanlarda özellikle Nizip ve çevresinde üretim yapılmaktadır. Gaziantep-Şanlı Urfa arasında kalan sahalarda: Antepfıstığı,zeytin,üzüm,pamuk,susam ve keten üretimi yaygındır Dicle Bölümü’nde:Pirinç,susam,kırmızı mercimek,pamuk,tütün,üzüm ve karpuz üretimi önem kazanmıştır. Buğday:Özellikle Şanlı Urfa,Diyarbakır,Adıyaman ve Mardin çevresinde önem kazanmıştır. Arpa:Şanlı Urfa ve Diyarbakır’da yoğunlaşmaktadır. Antepfıstığı:Türkiye üretiminin büyük bölümü Urfa ve Siirt’ten sağlanmaktadır.Bölgede sulanabilen  alanlarda sebze  ve başta karpuz olmak üzere meyve üretimi yapılmaktadır. Bölgede en önemli geçim kaynaklarından biride hayvancılıktır.Bozkır alanlarının fazla olmasının etkisiyle küçükbaş hayvancılık başta gelmektedir.Bölgede özellikle Siverek ve çevresi küçükbaş hayvancılığın yoğunlaştığı alandır.Ülkemizde bulunan mevcut koyun varlığının %13’ü bölgede bulunmaktadır.Elde edilen yapağının %14’ü,derinin %10’u bölgeden sağlanmaktadır.Bölgede özellikle Siirt ve Mardin’de tiftik keçisi beslenmektedir.Şanlı Urfa’da at yetiştiriciliği önem kazanmıştır. 7.BÖLGENİN YER ALTI  ZENGİNLİKLERİ: Bölgede bulunan en önemli yeraltı kaynağımız petroldür.Yurdumuzda üretilen petrolün tamamına yakını buradan sağlanır.Fosfat: En önemli yataklar Mazıdağı’nda(Mardin) bulunmaktadır. Ayrıca Adıyaman, Bingöl ve Bitlis’te de fosfat yatakları bulunmaktadır.Doğalgaz:NusaybinPetrol: Batman,Siirt, Adıyaman ve Diyarbakır çevresinde yoğunlaşmaktadır.Linyit: Silopi,Cizre ve Adıyaman Manganez: Kilis  8.BÖLGEDE ENDÜSTRİ: Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Gazi Antep dışında sanayi fazla gelişmemiştir.Bölgede bulunan başlıca sanayi kolları tarım ürünleri ve petrole dayalı olarak gelişmiştir.Bölgede kurulu bulunan sanayi kuruluşlarının ¾’ü Gazi Antep’te bulunmaktadır. Et kombinaları:Şanlı Urfa,Mardin,Diyarbakır Yem fabrikaları:Siirt,Şanlı Urfa,Mardin Dokumafabrikaları:Diyarbakır,Şanlı Urfa,Gazi Antep,Siirt Petrol Rafinerisi:Batman Gazi Antep: Gelişen başlıca sanayi kolları çimento,dokuma,giyim,kimya,içki ve gıda sanayi Şanlı Urfa: Çimento,tarım aletleri,pamuk ipliği,şarap,et kombinaları ve yapağı fabrikası bulunmaktadır. Siverek:Peynir ve tereyağı Nizip:Zeytinyağı Diyarbakır:Gıda sanayi 9.BÖLGEDE NÜFUS  VE  YERLEŞME: 2000  sayımına  göre bölgenin nüfusu  6.608.619 kişidir.Sahip olduğu nüfus miktarına göre yurdumuzda 6.sırada bulunmaktadır.Bir önceki nüfus sayımında bölge bu açıdan son sırada yer alırken,büyük oranda göçün azalmasına bağlı olarak 6.sıraya yükselmiştir.Bölgede km2’ye 88 kişi düşmektedir.Bu durum Türkiye ortalamasının üstünde bulunmaktadır.Nüfus  artış  hızı  %o 25’tir.Bölgede  kentsel  nüfus oranı % 62.29,kırsal nüfus oranı %38.71’dir.Kentleşme özellikle bölgenin batı kısımlarında daha yüksek oranda gerçekleşmektedir.Genel olarak toplu  yerleşmeler egemendir.  Kırsal kesimde ana yapı malzemesi kerpiçtir.Nüfus özellikle bölgenin batı ve kuzey kesiminde, dağ eteklerinde ve akarsu boylarında  yoğunlaşmaktadır.Bölgede en sık nüfuslanmış il Gazi Antep’tir. 10.BÖLGE’DE TURİZM: Nemrut dağında bulunan Kommagene Krallığı tarafından yapılmış anıt mezarlardan oluşan açık hava müzesi,Diyarbakır’da bulunan tarihi surlar,Arkeoloji ve Atatürk müzeleri,Hasankeyf, Şanlı Urfa’da bulunan Balıklı Göl,tarihin ilk bilim merkezlerinden biri olan Harran,Diyarbakır’da bulunan Çermik Kaplıcası ve İslahiye güneyinde Yesemek’te bulunan tarihi  eserler bölgenin başlıca zenginliklerini meydana getirmektedir. GAP PROJESİ 1.Güneydoğu Anadolu Projesi dünyanın sayılı yurdumuzun ise en büyük kalkınma projesidir. 2.Proje 1960’lı yıllarda planlanmıştır.İlk dönemlerde bir sulama ve enerji projesi olarak planlanmıştır. 3.1984’ten sonra projenin amaçları genişletilerek bir çok alanda bölgenin kalkınmasını hedefleyen ‘’kalkınma entegre projesi’’ haline dönüştürülmüştür.Bu haliyle sadece ekonomik bir proje olmaktan çıkarak sosyal amaçlı bir projeye dönüşmüştür. 4.Bu amaçla ‘’GAP Master Planı’’ hazırlanmıştır.Bu planda ilk planlanan amaçlara proje hedefi olarak eğitim,sağlık,tarım ve alt yapı hedefleri ilave edilmiştir. 5.Projenin yürütülmesi amacıyla ‘’GAP Bölge Kalkınma İdaresi’’ kurulmuştur. 6.Proje kapsamında Fırat ve Dicle üzerinde 22 baraj yapımı,Altınbaşak ve Şanlı Urfa ovalarının sulanması amacıyla ‘’Şanlı Urfa Tüneli’’, planlanmıştır. 7.Projenin nihai olarak tamamlanmasıyla birlikte 20 Milyar kw saatten fazla elektrik enerjisi üretilecek,1.7 milyon hektar tarım alanı sulanacaktır. 8.Sulama imkanlarının gelişmesiyle ekilen ve dikilen alan artarken,mevcut durumda tahıl ekim alanı olan yerlerin büyük bölümünde endüstri bitkileri ve sebze ekimi yapılmaktadır. 9.Aynı nedene bağlı olarak nadas uygulaması büyük oranda sona erecek,birim alandan alınan ve­rim artacaktır. 10.Barajların devreye girmesiyle enerji üretimi büyük oranda artmıştır. 11.Ekonomik ve sosyal gelişmelere bağlı olarak,yerleşme ve mevsimlik çalışma amaçlı göç azalmaktadır.
Harita Elemanları Harita Elemanları   Tüm haritalarda bulunması gereken 5 temel eleman vardır. Bunlar, enlem-boylam, ölçek, harita anahtarı (lejant), başlık ve çerçevedir. Enlem-boylam: Haritası yapılacak alanın öncelikle enlem ve boylamları belirlenir. Çünkü haritanın ölçeği, bu alanın genişliğine ve kullanım amacına göre belirlenir. Ölçek: Haritanın kullanım amacına göre belirlenmelidir. Harita Anahtarı (Lejant): Haritada kullanılan özel işaretlerin ne anlama geldiğini gösteren bölümdür. Her haritanın kullanım amacına göre farklı işaretler kullanılır. Başlık: Haritanın kullanım amacını belirtmeli, haritayı tanıtmaya yeterli, açık ve kısa olmalıdır. Çerçeve: Tüm haritalarda, haritası yapılacak alanı sınırlayan bir iç çerçeve ve diğer harita elemanlarını sınırlayan dış çerçeve çizilmelidir.   ÖLÇEK Haritaların yapımında kullanılan küçültme oranına ölçek adı verilir.Başka bir ifadeyle harita üzerindeki iki nokta arasındaki uzunluğun,arazide aynı noktalar arasındaki uzunluğa oranıdır.Ölçekler iki şekilde ifade edilir: 1.Kesir ölçek(Nümerik-Sayısal ölçek) 2.Çizgi ölçek(Doğrusal ölçek) 1.KESİR ÖLÇEK (NÜMERİK-SAYISAL ÖLÇEK): Küçültme oranının basit bir kesirle edilmesidir.Kesir ölçeklerde birim cm olarak gösterilir. 1/1000.000 ( 1 ,  1:1000.000) kesir ölçeğinde; 1000.000 a. Pay(1) sabittir ve birimi cm olarak gösterilir .b. Payda küçültmenin oranını gösterir.Payda büyüdükçe ölçek küçülür. c. Harita üzerindeki 1 cm.lik uzunluğun arazi üzerinde 1000.000 cm olduğu ifade edilir.Bu durumda gerçek uzunluk harita üzerinde 1000.000 defa küçültülmüştür. d. Harita üzerindeki her 1 cm lik uzunluk gerçekte 10 km (1000.000 cm).yi göstermektedir. 2.ÇİZGİ (GRAFİK - DOĞRUSAL )ÖLÇEK: Bir doğru üzerinde, gerçek uzunlukların ha­ritada ne kadar uzunluğa eşit olduğunun gösterilmesidir.Çizgi ölçekte çentikler arasındaki uzaklık farkı birbirine eşittir. **Haritanın fotoğraf veya fotokopiyle büyütülüp  küçültülmesi durumunda  kesir ölçek değişir bu nedenle yeniden hesaplanması gerekir.Bu işlemlerin yapılması durumunda çizgi ölçeğin gösterdiği uzunluklar aynı oranda küçülüp büyüdüğü için oranlar aynı kalır.Bu nedenle çizgi ölçek çeşitli uygulamalarda büyük avantajlar sağlamaktadır. NOT:Bunlardan başka haritadaki coğrafi olaylarla ilgili bilgi veren grafik ölçekler veya büyük ölçekli haritalarda daha ayrıntılı ölçmeler yapmak üzere kullanılan Diagonal ölçekler gibi daha bir çok ölçek çeşidi kullanılmaktadır.
Türkiye'de Sanayi TÜRKİYE’DE SANAYİ   Sanayi nedir?Topraktan ve hayvanlardan elde edilen hammaddelerin fabrikalarda işleyerek tüketime hazır hale getirilmesi faaliyetine sanayi faaliyeti bu faaliyetin yapıldığı işletmelere de sanayi kuruluşu denir. Çeşitli hammaddelerin ya da yarı işlenmiş maddelerin belli işlemlerden geçirilerek kullanım maddesi, eşya durumuna getirilmesidir.Sanayi işletmelerinin, üretim maliyetlerinin yüksek olması ya da teknolojilerinin veya kapasitelerinin yetersiz kalması nedeniyle imalatını yapamadıkları belirli ürün, parça ve hizmetleri diğer üreticilerden tedarik etmelerine yansanayi eder. Yan sanayiciler, belirli ürün, parça ve hizmetleri, ana sanayici tarafından belirlenen ölçü, şekil ve standartlara uygun olarak üretirler.   Organize sanayi bölgesi:Küçük ve orta ölçekli imalat sanayi türlerinin, belirli bir plan dâhilinde yerleştirilmeleri ve geliştirilmeleri için, çıplak arazi parçalarının gerekli altyapı hizmetleriyle ve ihtiyaca göre belirlenecek sosyal tesis ve kurumlarla donatıldıktan sonra planlı bir şekilde ve belirli standartlar dahilinde küçük ve orta ölçekli sanayi için tahsis edilebilir ve işletilebilir hale getirilmiş organize edilmiş alandır.   Küçük sanayi sitesi:Kentiçinde dağınık şekilde yerleşmiş ve elverişsiz çalışma koşulları altında çalışan küçük sanayi tesislerinin çağdaş ve düzenli birer işyerine kavuşturmak, onların çalışma koşullarını iyileştirip aralarında dayanışma ve organizasyonu geliştirerek, ihtiyaçlarının daha kolay ve ekonomik olarak karşılanabilmesini ve işyerlerine yeni teknolojilerin sokulmasını sağlayarak ana sanayi/yan sanayi ilişkilerinin geliştirilmesini sağlamak amacıyla benzer iş kollarında çalışan küçük işletmeleri aynı yerde toplayan sitelerdir.   Serbest Bölge:İhracat amaçlı yatırım ve üretimi artırmak, yabancı sermaye ve teknoloji girişini hızlandırmak, ekonominin girdi ihtiyacını ucuz ve düzenli temin etmek, dış finansman ve ticaret imkânlarından daha fazla yararlanmak üzere kurulmuşlardır. Bu alanlar ülkenin milli sınırlar içinde olmakla beraber, gümrük hattı dışında kalmaktadır. Ülkede geçerli olan dış ticarete dönük mali ve ekonomik devlet düzenlemelerinin ortadan kaldırıldığı veya kısmen uygulandığı alanlardır. İhracatın artırılması amacıyla ülkenin diğer kesimlerine oranla çeşitli sınaî ve ticari faaliyetler için, daha geniş teşviklerin tanındığı alanlardır.   Ülkemizde bulunan önemli serbest bölgeler:   1. Antalya Serbest Bölgesi   2. A.H.L. Serbest Bölgesi   3. İstanbul Deri Serbest Bölgesi   4. Ege Serbest Bölgesi   5. Mersin Serbest Bölgesi   6. Trakya Serbest Bölgesi   7. Trabzon Serbest Bölgesi   8. Mardin Serbest Bölgesi   9. Erzurum Serbest Bölgesi   10.Menemen Deri Serbest Bölgesi   11.Adana (Yumurtalık) Serbest Bölgesi   12.Rize Serbest Bölgesi   13.Samsun Serbest Bölgesi   14.Kayseri Serbest Bölgesi   15.Çorlu(Avrupa) Serbest Bölgesi   16.Gaziantep Serbest Bölgesi   17.Bursa Serbest Bölgesi   18.TUBİTAK Serbest Bölgesi   19.Kocaeli Serbest Bölgesi   20.Denizli Serbest Bölgesi   HERHANGİ BİR YERDE SANAYİNİN KURULUP GELİŞMESİ İÇİN GEREKLİ OLAN KOŞULLAR   Genel olarak:   1.Hammadde kaynaklarının kolay sağlanabilmesi,   2.Enerji kaynaklarının yeterli düzeyde sağlanabilmesi,   3.Yeterli miktarda sermayenin bulunması,   4.Sanayi kuruluşlarında çalışacak nitelikli işgücünün kolay ve ucuz olarak sağlanabilmesi,   5.Üretim ve tüketim merkezleri arasındaki ulaşım şartlarının uygun olması,   6.Pazar ve pazarlama koşullarının uygun olması,   7.Yüzey şekillerinin etkisi.   1. Hammadde:Sanayinin kurulup gelişebilmesi için belirlenen alanda hammaddenin bulunması veya kolayca sağlanabilmesi gerekir. Çeşitli hammadde kaynaklarının çabuk işlenme zorunluluğu ya da taşıma maliyetlerinin yüksek olması bu ürünleri işleyen sanayi kuruluşlarının bu alanlarda kurulmasına neden olmaktadır.(Şeker, Çay)   2. Sermaye: Kurulacak tesis, sağlanacak hammadde ve benzeri giderler nedeniyle sermayeye (para) ihtiyaç duyulur. Sanayi tesislerinin kurulabilmesi büyük sermaye gerektirir. Bu nedenle, sermaye birikiminin fazla olduğu bölgeler diğer koşullar mevcutsa daha kolay sanayileşebilmektedirler. Yurdumuzda diğer etkenler yanında en olumsuz faktör yeterli sermaye sağlanması konusunda yaşanan sıkıntılardır. Sermaye birikiminin fazla olduğu bölgelerimiz(Marmara, Ege ve Akdeniz) bu nedenlerle daha fazla sanayileşme imkânına sahip olmuşlardır.   3. Enerji: Enerji olmadan hiçbir sanayi faaliyetinin gerçekleşmesi beklenemez. Bu nedenle tesislerin ihtiyaç duyduğu enerjinin bulunması ya da kolay sağlanabilir olması çok büyük önem taşımaktadır.Yüksek miktarda enerjiye ihtiyaç duyan bazı sanayi tesislerinin kurulduğu alanların belirlenmesinde enerji ihtiyacı hammadde ihtiyacının önüne geçmiştir. Bunun en güzel örneği taşkömürü yataklarının bulunması nedeniyle demir-çelik fabrikalarının, Ereğli ve Karabük’te kurulmasıdır.   4. İş Gücü:Sanayiüretimi, gün geçtikçe makinelerin egemenliğine girse de bunların kullanılması, idare edilmesi ve benzeri tüm işler nedeniyle insan en vazgeçilmez güç durumundadır. Ülke nüfusunun sürekli artması ve genç nüfusumuzun fazla oluşu, işgücü bakımından ülkemizi zengin bir konuma getirmektedir. Ülkemizde bazı sanayi kollarında ihtiyaç duyulan teknik yeterliliğe sahip eleman konusunda sıkıntılar yaşanmaktadır. Özellikle teknik iş gücümüzün batı bölgelerimizde yoğunlaşması doğu ve güneydoğu bölgelerimizde sıkıntılara yol açmaktadır.   5. Ulaşım:Hammaddelerin tesislere iletilmesi ve üretilen malların pazarlara taşınması zorunluluğu sanayi tesislerinin ulaşım hatlarına yakın kurulmasını zorunlu hale getirmektedir. Aksi takdirde ulaşım hatlarının sonradan sağlanmaya çalışılması büyük miktarda harcamayı gerektirmektedir. Bu durum önemli ulaşım hatlarının ve çevresinin daha kolay sanayileşmesini sağlamaktadır.   6. Pazar ve Pazarlama:Üretilen mal ve hizmetlerin kolay pazarlanabilmesi için büyük tüketim merkezlerine yakın olması gerekmektedir. Mesafenin uzaklığı üretim maliyetlerini olumsuz olarak etkiler. Çabuk tüketilmesi gereken ürünlerin üretimini yapan tesislerin tüketim merkezlerine yakın olması daha da büyü bir öneme sahiptir.Ülkemiz pazarlama konusunda ise birtakım güçlüklerle karşılaşmaktadır. Bunların   başında Avrupa Topluluğu ülkeleri ile A.B.D. gibi sanayileşmiş ülkelerin sanayi   malları ile kalite ve standart yönünden rekabet edemeyişimiz gelmektedir. Bu   ülkelerin mallarımıza koydukları kotalar sanayimizi olumsuz yönde etkilemektedir.   7. Yüzey Şekilleri:Dağlık ve engebeli sahalar inşaat çalışmaları, ulaşım vb. nedenlerle kuruluş maliyetlerini arttırmaktadır. Bu durum dağlık ve engebeli alanlarda sanayinin kurulmasını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle sanayi tesisleri, genelde düz alanlarda daha kolay kurulabilmektedir. Yurdumuzda genel olarak bakıldığında sanayi tesislerinin az engebeli özellikle kıyı ovaları ve bu alanların çevresinde yoğunlaştığı görülmektedir. Ancak bu durum sürekli olarak verimli tarım arazilerimizin yok olmasına yerleşime uğramasına neden olmaktadır. Maliyeti ne olursa olsun bunun engellenmesi ve özellikle yerel yönetimlerin bu konuda duyarlı olması gerekmektedir.   TÜRKİYE’DE BAŞLICA SANAYİ KOLLARI   SANAYİ İŞLETMELERİNİN BÖLGESEL DAĞILIMI (1997)       BÖLGELER SAYI % MARMARA 74737 37.8 EGE 34452 17.4 AKDENİZ 21791 11.0 İÇ ANADOLU 30860 15.6 KARADENİZ 18211 9.2 DOĞU ANADOLU 6426 3.3 G.DOĞU ANADOLU 11298 5.7 TOPLAM   197775   100   Kaynak: KOSGEB       1. Besin Endüstrisi:Tarım ve hayvan ürünlerini hammadde olarak kullanıp işleyen endüstri koludur. Ekonomimizde önemli yere sahiptir. Türkiye genelinde en yaygın olan sanayi kollarından biridir. Çoğunlukla küçük işletmeler biçimindedirler.   Şeker Endüstrisi:İlk defa 1926 yılında Uşak’ta kurulmuştur. İlk şeker fabrikalarımız, Uşak, Alpulu, Eskişehir ve Turhal’da kurulmuştur. Toplanır toplanmaz işlenmesi gerektiğinden fabrikaları üretim alanlarına yakın yerlerde kurulmuştur. Fabrikalar genelde yurt düzeyine dengeli biçimde yayılmıştır Ülkemizihtiyacını karşılayacak üretim yapı­larak yurt dışına satış yapılmaktadır. Belli başlı şeker fabrikalarımız Kırklareli (Alpullu), Uşak, Eskişe­hir, Tokat (Turhal), Adapazarı, Amasya (Suluova), Konya, Kütahya, Kayseri, Malatya, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Balıkesir (Susurluk), Burdur, Ankara, Kastamonu, Afyon, Niğde, Ilgın, Ereğli, Ağrı, Muş, Elbistan, Samsun, Yozgat, Van, Kars ‘da bulunmaktadır.   Çay Endüstrisi:Cumhuriyettensonra gelişme sürecine girmiştir. İlk çay fabrikamız 1947 yılında Ri­ze'de açılmıştır. Yaygın bir sanayileşme görülmez. Fabrikaların büyük bölümü Trabzon-Rize çevresinde yer almaktadır.   Un ve Unlu Ürünler Endüstrisi: Doğu ve Batı Karadeniz kıyıları dışında hemen her yerde buğdayın yetişebilmesi nedeniyle un ve unlu ürün fabrikaları Türkiye genelinde yaygın olarak bulunur. Un ve unlu ürünler halkımızın temel besin maddesidir. Özellikle, Ankara, Bolu, Konya, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Gaziantep ve Adana’da gelişmiştir. Makarna ve bisküvi fabrikaları büyük oranda İç Anadolu Bölgemizde yoğunlaşmıştır.   Bitkisel Yağ Endüstrisi:Ayçiçeği, zeytin, mısır, susam, haşhaş, soya fasulyesi,keten, kenevir, pamuk, ceviz, fındık ve sığla ağaçlarından yağ elde edilir. Ülkemizde bitkisel yağ fabrikalarımız özellikle, Adana, İzmir, Balıkesir, Gaziantep gibi illerde olmak üzere 26 büyük fabrika bulunmaktadır.Zeytinyağı fabrikalarımız özellikle, Ege ve Güney Marmara’da yoğunlaşmıştır. Edremit, Ayvalık, Burhaniye, Aydın, İzmir ve Gaziantep çevresinde ve yoğunlaşmıştır. Ayçiçeği yağı fabrikalarımız en yoğun biçimde Trakya’da yer almaktadır. İç Anadolu, Ege ve Güneydoğu Anadolu’da da ayçiçeği fabrikalarımız bulunur. Soya ve mısırdan yağ üretimi Akdeniz Bölgesi’nde yağ elde edilir. Fabrikaların hammaddeye yakın alanlarda yoğunlaştığı görülmektedir.   Tütün ve İspirtolu İçecekler Endüstrisi:Türkiye önemli bir tütün üreticisi ülkedir. Üretilen tütünler, Doğu tütünleri grubuna girer. Dünya pazarlarında kaliteli tütünler olarak kabul edilmektedir. İlk sigara fabrikası 1884 yılında İzmir'de kurulmuştur. Daha sonra sırasıyla, Adana,İs­tanbul,Samsun,Bitlis,Malatya,İstanbul (Maltepe)Tokat,Bitlis ve Manisa’da fabrikalar kurulmuştur.   İspirtolu içki ve şarap fabrikalarımız büyük oranda özel sektör tarafından işletilmektedirler özellikle: İstanbul, Yozgat, Diyarbakır, Tekirdağ, İzmir, Ankara, Kırşehir, Gazi Antep, Elazığ gibi merkezlerde rakı, bira ve şarap fabrikaları bulunmaktadır.   Konserve Endüstrisi:Ülkemizde konserve üretimi fazla olmasına rağmen tüketim azdır. Bunun temel nedeni yurdumuzda her mevsim taze sebze ve meyve bulunabilmesidir. Özellikle Güney Marmara bölümünde gelişmiştir. Ege ve Akdeniz kıyı kesimlerinde de yaygın olarak yapılmaktadır. Konserve fabrikalarının genel olarak hammadde kaynakları yakınında geliştiği görülmektedir.   Süt ve Süt ürünleri Endüstrisi:Ülkemizde piyasaya süt ve süt ürünleri süren çok sayıda işletme bulunmaktadır. SEK'e bağlı fabrikalar özel­leştirilmiştir. Özel sektörün fabrika sayısı giderek artmaktadır. Tereyağı: Trabzon-Kars   Beyaz Peynir: Edirne-Tekirdağ   Tulum: İzmir-Erzincan   Kaşar: Kars-Ağrı-Erzurumİzmir, Balıkesir, Edirne, Erzurum, Elazığ, Kars, İstanbul, Trabzon ve Bursa çevresinde yaygın olarak bulunurlar.       2.Dokuma, Giyim ve Deri Endüstrisi:Türkiye dokumacılıkta Dünya’da en önemli yere sahip ülkelerden biridir. Yüksek kalite ve özgün tasarımlar sayesinde yapılan üretimin büyük bölümü ihraç edilmektedir. Uluslararası pazarlarda önemli bir yere sahiptir.   Pamuklu Dokuma: Dokuma endüstrisinin en çok gelişmiş kolunu meydana getirir.Adana, Tarsus, İstanbul, İzmir, Aydın, Nazilli, Malatya, Konya Ereğlisi, Bursa, Kayseri, Manisa geliştiği başlıca merkezlerdir.   İpekli Dokuma: Bursa, Gemlik, İstanbul önemli merkezlerdir.   Dericilik:Büyük oranda ihraç edilmektedir. İstanbul, İzmir, Gerede, Van, Erzincan, Uşak, Kars'ta gelişmiştir.   Yünlü dokuma: Hereke, İstanbul, Kayseri, Bursa, İzmir, Kula, Siirt, Isparta, Uşak ve Gördes önemli merkezlerdir.   Hazır giyim(Konfeksiyon):İstanbul, Bursa, Ankara ve İzmir en önemli merkezlerdir.   Halı dokumacılığı: Isparta, Uşak, Gördes, Demirci, Milas, Bünyan, Kayseri, Lâdik, Kula, Hereke, Kırşehir ve Sivas önemli merkezlerdir.   3. Maden Endüstrisi(Metalürji Endüstrisi):   Demir-Çelik Endüstrisi:Sivas Divriği’de çıkarılan demir, Zonguldak’ta bulunanKarabük ve Ereğli demir-çelik fabrikalarımızda işlenir. Diğer demir-çelik fabrikalarımız, İskenderun, Kırıkkale, Sivas, Bursa ve İzmir’de bulunmaktadır.   Alüminyum fabrikaları:Seydişehir, Kayseri   Bakır işleme fabrikaları:Samsun, Elazığ ve Artvin (Murgul)   Kurşun ve çinko fabrikaları: Elazığ ve Kayseri’de bulunmaktadır.   Krom işleme fabrikaları: Menteşe Yöresi’ndeki krom madeni Antalya’da, Elazığ ve çevresindeki kromlar Guleman’da işlenmektedir.   4. Makine Endüstrisi:   Otomotiv Endüstrisi:İlk otomobil üretimi 1960 yılında montaj şeklinde yapılmıştır. Otomobil fabrikalarımız Bur­sa, Adana, İzmir, İzmit, İstanbul, Gaziantep, Adapazarı gibi merkezlerde yoğunlaşmıştır.   Otobüs, Kamyon ve Kamyonet Fabrikaları:Aksaray, İzmir, İzmit, İstanbul’da,   Demiryolu Taşıtları Yapım ve Bakımı: Eskişehir, Sivas, Ankara, Afyon,   Tersaneler:İstanbul, (Haliç, Hasköy, İstinye, Pendik, Taşkızak), İzmit (Gölcük), İzmir (Alaybey) Uçak Fabrikası:Ankara (Mürted),   Beyaz eşya, elektrik-elektronik endüstrisi: İstanbul, İzmir, Bursa, Gaziantep ve Manisa’da yoğunlaşmıştır.   5. Kimya Endüstrisi:Yurdumuzda kurulan ilk kimya kuruluşlarımız, İzmit’te klor ve süt kostik fabrikası, Karabük’te sülfirik asit ve amonyum sülfat tesisleridir.   İlaç Endüstrisi: İlaç fabrikalarının büyük bölümü, İstanbul'da bulunmaktadır. Ankara, İzmir ve Adapazarı diğer önemli merkezlerdir. Sabun-Deterjan Endüstrisi:Büyük firmaların büyük bölümü İstanbul'da bulunmaktadır.   Petrokimya: Ham petrolün arıtıldığı tesislerdir. İlk rafineri 1956 yılında Batman'da kurul­muştur Diğer rafinerilerimiz, İzmit (İpraş), Mersin (Ataş), İzmir (Aliağa), Kırıkkale'de (Orta Anado­lu) da kurulmuştur.   Lâstik fabrikaları:İzmit, Adapazarı ve Kırşehir   Gübre fabrikaları: Modern tarım yöntemleri yaygınlaşmasıyla gübre ihtiyacı ve üre­timi artmıştır. Fabrikalar Karabük, İskenderun, Balıkesir, İzmit, Kütahya, Adana, Kütahya, Tekirdağ, Elazığ, Sam­sun, Bursa, Mersin, Mazıdağı ve İzmir'de bulunmaktadır.       6. Orman Ürünleri Endüstrisi: En önemli ürünler selüloz ve kâğıt üretimidir. Ayrıca kereste, ahşap parke, mobilya ürünleri gibi ürünler elde edilmektedir. Ülkemizde ilk kâğıt fabrikası 1936 yılında İzmit'te kurulmuştur.   Kerestecilik: Zengin hammadde kaynağı nedeniyle Karadeniz’de oldukça gelişmiştir. Önemli merkezler, Sinop(Ayancık),Bilecik, Adapazarı, Rize, Bartın, Ordu, Burdur, Antalya, Isparta ve Düzce.   Mobilyacılık: Ankara, İstanbul, Bursa, İzmir, Adapazarı, İnegöl, Kayseri ve Batı Karadeniz’de bulunan merkezlerde gelişmiştir.   Kâğıt fabrikaları: İzmit, Balıkesir, Giresun(Aksu), Zonguldak(Çaycuma) ,İçel(Taş ucu), Muğla ( Dalaman), Afyon(Çay),Kastamonu(Taşköprü),Bolvadin, Bartın ve Denizli çevresinde bulunur.   7. Çimento, Cam, Seramik Endüstrisi:   Hammaddesi, mika, kum, kireçtaşı, kil, gibi toprak ürünleridir.   Çimento Endüstrisi:Ülke­mizde sanayileşme hızına ve inşaat sanayinin gelişmesine bağlı olarak çimento üretimi hızla artmaktadır. Fabrikalar tüm yurda dağılmış durumdadır. Önemli merkezler, İstanbul, İzmit, Adana, İzmir, Elazığ, Mersin, Yozgat, Denizli, Adıyaman ve Ordu’dur.   Cam Endüstrisi:Fabrikaların büyük kısmı Marmara Bölgesi'nde toplanmıştır. İstanbul, Trakya, Gebze, Kırıkkale, İzmir Adapazarı, Denizli ve Sinop önemli fabrikalarımızın bulunduğu alanlardır.   Seramik ve Porselen Endüstrisi:Bilecik (Söğüt-Bozüyük), Çanakkale, Kütahya, Bursa, İzmir, İzmit, ,Tekirdağ ve Manisa(Turgutlu) önemli merkezlerdir.   Tuğla-Kiremit Endüstrisi:Manisa(Turgutlu),İzmir, Samsun, Eskişehir, Adapazarı, İstanbul, Tekirdağ, Konya önemli merkezleri oluşturmaktadır.
Hasan TORLAK TÜRKİYE’NİN ENDEMİK BİTKİLERİ   Hasan TORLAK Kültür ve Turizm Bakanlığı Baş Müfettişi   YASAL UYARI Sitemizde yayınlanan Türkiye'nin Endemik Bitkileri  konulu yazılarKültür ve Turizm Bakanlığı Baş Müfettişi Sayın Hasan TORLAK’a aittir. Yazı dizisi Kâmil Koç Otobüsleri bünyesinde hazırlanan Yolculuk dergisinde yayınlanmaktadır. Yazı, fotoğraf ve konuların her hakkı saklıdır. Kendilerinin ve  Yolculuk dergisi'nin izni olmadan, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.  TEŞEKKÜR Bu güzel çalışmaların sitemizde yayınlanması konusunda verdikleri izin ve desteklerinden dolayı Sayın Hasan TORLAK ve Yolculuk Dergisi yöneticilerine teşekkürü borç biliyoruz.Yazılarda bulunabilecek harf ve dizgi hataları asıl kaynaktan  olmayıp sitemizden kaynaklanmaktadır.   Endemik Bitkilerimiz Konulu Genel Yazı İçin Tıklayınız     TÜRKİYE'NİN ENDEMİK BİTKİLERİ BOYA YAPIMINDA KULLANILAN ENDEMİK BİTKİLER   KASTAMONU'NUN ENDEMİK BİTKİLERİ   ÇANKIRI'NIN ENDEMİK BİTKİLERİ   TÜRKİYE'NİN ENDEMİK ORKİDELERİ   ANADOLU UYGARLIKLARINDA AĞAÇLAR   ANADOLU VE TÜRK KÜLTÜRÜNDE ÇAM AĞACI   BOLU'NUN ENDEMİK BİTKİLERİ   BİYOLOJİK VARLIKLARIMIZ   ESKİŞEHİR'İN ENDEMİK BİTKİLERİ   MEŞE AĞACININ ANADOLU KÜLTÜRÜNE ETKİSİ   YENİ KEŞFEDİLEN ENDEMİK BİTKİLERİMİZ   ANADOLU VE TÜRK KÜLTÜRÜNDE ARDIÇ AĞACI   BİLECİK’İN ENDEMİK BİTKİLERİ   BURSA’NIN ENDEMİK BİTKİLERİ   BALIKESİR’İN ENDEMİK BİTKİLERİ   ÇANAKKALE’NİN ENDEMİK BİTKİLERİ   MANİSA’NIN ENDEMİK BİTKİLERİ   KÜTAHYA’NIN ENDEMİK BİTKİLERİ   AFYON’UN ENDEMİK BİTKİLERİ   ISPARTA'NIN ENDEMİK BİTKİLERİ  
Ege Bölgesi EGE BÖLGESİ   1.BÖLGENİN KONUMU, SINIRLARI  VE  KOMŞULARI: Türkiye’nin  batısında bulunan ve adını aldığı Ege  Deniz’i  kıyıları boyunca uzanan bölgemizdir.Kuzeyinde Marmara  Bölgesi,doğusunda İç  Anadolu  ve  Akdeniz  Bölgesi,güneyinde Akdeniz ,batısında  Ege  Denizi  ve  Ege  Adaları  ile  çevrilmiştir. 2.BÖLGENİN ALANI  : Gerçek  alanı  93.139 Km2 dir.Türkiye  toplam alanının  %10’unu  kaplamaktadır. Ege Bölgesi bu alanı ile büyüklük bakımından 5.sıradadır. 3.BÖLGENİN BÖLÜMLERİ VE ÖNEMLİ KENTLERİ: a.Asıl  Ege  Bölümü:İzmir,Manisa,Aydın,Muğla ve Denizli b.İç  Batı  Anadolu  Bölümü:Afyon,Kütahya ve Uşak 4.BÖLGENİN YERYÜZÜ  ŞEKİLLERİ: Kıyıları:Bölgede  dağlar  kıyıya  dik  uzanmaktadır.Bu nedenle  kıyılar  girintili-çıkıntılıdır,  enine  kıyı  tipi egemendir.Kıyılar  çok sayıda körfez, koy, yarmada  ve doğal limanlarla kaplıdır.Önemli körfezler, Edremit, Çandarlı, İzmir, Kuşadası, Güllük, Gökova’dır.Başlıca  yarımadalar,Reşadiye, Bozburun, Dilek  ve  İzmir’dir.  Ege  kıyıları  girintili-çıkıntılı  olmasının da etkisiyle  en  uzun  kıyı şeridimiz durumundadır. Dağları: Asıl  Ege  Bölümü’nde bulunan Kaz  Dağı, Madra Dağı, Yunt  Dağı, Bozdağlar ve Aydın  Dağları  Menderes masifinin faylanmalar  sonucunda parçalanmasıyla  oluşan ve yüksekte  kalmış  hors durumundadırlar.Bu dağlar kıyıya dik olarak uzanmaktadır.Menteşe  Dağları Horst oluşumuna sahip değildir.Büyük oranda kıyıya  paralel bir uzanışa sahiptir. Kula çevresinde volkanik tepeler yer almaktadır. İç  Batı Anadolu Bölümü’nde  yükseklik  fazladır.Bu  bölümde bulunan başlıca dağlar, Alaçam, Eğrigöz, Murat ,Sandıklı,Demirci,Gümüş ve Yellice dağlarıdır. Ovaları: Asıl  Ege  Bölümü’nde  bulunan grabenler  taşınan alüvyonların oluşturduğu  ovalara sahiptir. Bakırçay, Gediz, Küçük  Menderes  ve  Büyük  Menderes  başlıca ovalardır. Bunlar  aynı  adı  taşıyan    akarsular  tarafından meydana getirilmişlerdir. Akarsuların  denize döküldükleri  yerlerde delta  ovaları meydana gelmiştir.İç  Batı  Anadolu  Bölümü’nde bulunan başlıca ovalar Tavas, Çivril, Banaz ve Örencik  ovalarıdır. Platoları:Bölgenin İç Batı Anadolu Bölümü yüksek bir plato görünümüne sahiptir. Akarsuları: Başlıca  akarsular Ege Denizi’ne dökülen Bakırçay, Gediz,Küçük Menderes ve Büyük Menderes’tir. İç  Batı  Anadolu Bölümü’nde Susurluk  ve  Sakarya  ırmaklarının  kolları bulunmaktadır. Gölleri: Bölgede bulunan göller Gölmarmara, Çamiçi (Bafa) ve Karamuk’tur.Bölgede bulunan baraj gölleri Adıgüzel, Kemer  ve  Demirköprü  baraj  gölleridir. 5.BÖLGENİN İKLİMİ  VE  BİTKİ  ÖRTÜSÜ: Bölgenin büyük bölümünde Akdeniz iklimi yaşanır. Asıl  Ege  Bölümü’nde görülen Akdeniz iklimi Graben   ovaları içinden  iç kısımlara   kadar  sokulma imkanı bulur.Burada Akdeniz yağış rejimi etkilidir.Yaz kuraklığı belirgin olarak yaşanır. Bitki  örtüsü  maki ve   ormanlardan oluşur. İç  Batı  Anadolu Bölümü’nde  yüksekliğin  artmasına ve  deniz etkisinin yok olmasına bağlı olarak karasal iklim şartları yaşanır. Burada yazlar  sıcak  ve  kurak, kışlar  soğuk  ve  kar  yağışlı geçer. Bozkır bitki  örtüsü egemendir.Bölge orman varlığı bakımından  4.sıradadır. 6.BÖLGEDE TARIM  VE  HAYVANCILIK: Bölgenin toplam alanının 1/3’ü ekili ve dikili topraklardan oluşur. Ekili-dikili  alan  bakımından  3. Sıradadır. Bölge Türkiye Zeytin, üzüm, incir, haşhaş  ve  tütün  üretiminde  1.sırada yer alır. Tütün: Özellikle kıyı  ovalarında  yetiştirilir.Türkiye  üretiminin  %65’i buradan sağlanır.Bölge Türkiye tütün üretiminde 1.durumdadır. Pamuk: Asıl  Ege  Bölümündeki  alüvyal  ovalarda  yetiştirilmektedir.Ülke  üretiminin  %40’ını  sağlamaktadır. Zeytin: Özellikle  Edremit  Körfezi  çevresi,Aydın,Muğla ve İzmir başta gelmektedir.Türkiye yağlık zeytin üretiminde 1.sıradadır. İncir: Özellikle  Büyük Menderes  ovasında  yetiştirilir.Türkiye incir üretiminde 1. sıradadır. Turunçgiller:Turunçgil üretiminde Akdeniz Bölgesi’nden sonra 2.sıradadır. Üzüm: Özellikle Gediz ovasında  yetiştirilmektedir.Türkiye  üretiminin %35’ini  sağlar.Türkiye çekirdeksiz üzüm üretiminde Dünya’da  1.  Sırada  yer  almaktadır. Pamuk: Asıl  Ege  Bölümünün  alüvyal  ovalarında yetiştirilmektedir. Haşhaş: İç  Batı  Anadolu Bölümü’nde  Afyon  ve  Kütahya  çevresinde devlet kontrolünde üretilmektedir. Şekerpancarı: İç  Batı  Anadolu  Bölümü’nde  yetiştirilir. Tahıllar:Ülke tahıl üretiminin 1/10’unu sağlar.Özellikle buğday üretimde başta gelmektedir.Buğdayı arpa takip etmektedir.Tahıllar özellikle İç  Batı  Anadolu Bölümü’nde  yetiştirilmektedir. PİRİNÇ: Gediz ovasında pirinç tarımı yapılmaktadır.İzmir çevresinde anason ve kenevir üretilmektedir.Bölgede özellikle otlakların arttığı İç Batı Anadolu Bölümü’nde hayvancılık önemli bir geçim kaynağı durumundadır.Muğla’da arıcılık yapılmaktadır.Türkiye bal üretiminde 1. sıradadır. Kıyılarda balıkçılık,Bodrum ve Marmaris’te sünger avcılığı yapılmaktadır.Denizli,İzmir ve Afyon’da tavukçuluk gelişmiştir. 7.BÖLGENİN YER ALTI  ZENGİNLİKLERİ: Krom: Muğla, Denizli ve Kütahya. Demir: Balıkesir  ve  Kütahya. Linyit:Soma,Tavşanlı,Tunçbilek,Değirmisaz,İzmir ve Yatağan çevresi.Bölge ülkemizde  linyitin en  çok  çıkartıldığı  bölgedir. Civa: Uşak  ve  İzmir. Bor: Kütahya  ve  Eskişehir. Manganez: Uşak, Afyon  ve  Denizli. Mermer: Afyon  ve  Denizli. Titanyum: İzmir  ve  Manisa Uranyum: Manisa, Aydın  ve  Uşak. Tuz: İzmir Çamaltı tuzlası Antimon:Ödemiş 8.BÖLGEDE ENDÜSTRİ: Bölge özellikle ulaşımın kolay olması,hammadde kaynaklarının fazla olması ve zengin bir pazarlama imkanına sahip olması nedeniyle gelişmiştir.Sanayi  bakımından  Marmara  Bölgesinden  sonra  2.  sırada  yer almaktadır.Asıl  Ege  Bölümü  daha fazla gelişmiştir.En gelişmiş sanayi kenti  İzmir’dir. İzmir önemli bir  ihracat  limanı  durumundadır.Uluslararası İzmir Fuarı ülkemizin en  önemli  uluslararası  fuarıdır. İzmir’de  Aliağa  Petrol  Rafinerisi,otomobil,demir-çelik ve kağıt fabrikaları ile alkollü içecek ve sigara fabrikaları bulunmaktadır.Ayvalık ve Edremit zeytin yağı ve sabun fabrikalarıKütahya ve Uşak’ta şeker fabrikalarıAfyon’da mermer,kağıt ve şekerleme sanayiKütahya’da azot fabrikası, seramik fabrikaları ve çinicilikİzmir-Salihli arasında tuğla ve kiremit sanayiDenizli’de dokuma sanayiYatağan,Muğla, Tunçbilek,Kütahya, Soma ve Manisa’da  termik  santraller  bulunmaktadır. Denizli-Sarayköy’de  Jeotermal  santrali, Demirköprü, Adıgüzel  ve  Kemer  Hidroelektrik  Santralleri bulunmaktadır.Ülkemizdeki ilk  demiryolu hattı İzmir-Aydın  arsında  kurulmuştur. 9.BÖLGEDE NÜFUS  VE  YERLEŞME: 2000  Genel nüfus sayımına  göre  nüfusu 8 938 781 kişidir.Aritmetik nüfus  yoğunluğuna göre  km2’ye  100  kişi düşmektedir.Bu açıdan Türkiye ortalamasının üstündedir.Nüfus yoğunluğu özellikle ovalarda artmaktadır. Nüfus yoğunluğu açısından 2.,miktarı açısından 3. sırada yer almaktadır.İzmir ve Manisa en kalabalık nüfusa sahip illerdir.Nüfusun %38.50’ si kırsal, %61.50’si kentlerde yaşamaktadır. Kıyıda bulunması ve bol yağış almasına rağmen dağlık  ve engebeli olması nedeniyle ulaşımın zor olduğu  Menteşe  Yöresi az  nüfuslanmıştır. 10.BÖLGE’DE TURİZM: Yurdumuzda bulunan turistik tesislerin %30’u bu bölgede bulunmaktadır.Bu açıdan Marmara ve Akdeniz Bölgelerinden sonra 3. sırada yer almaktadır.Turizm gelirleri açısından ise Marmara Bölgesi’nden  sonra  2. sırada yer alır.Bölge  kıyıları  deniz  turizmi  açısından  zengin doğal ve tarihi kaynaklara sahiptir. Bölgede  Bergama,Efes,Milet,Selçuk,Sard,Denizli ve Karacasu gibi arkeolojik merkezler,Kuşadası,Dilek Milli Parkı,Gölcük,Spil Dağı,İzmir Kuş cenneti, Pamukkale-Denizli  Travertenleri ve Karagöl gibi doğal güzelliklere sahip merkezler ile İzmir,Çeşme,Kuşadası,Bodrum ve Marmaris gibi deniz turizminin geliştiği alanlar en önemli turistik zenginliklerdir.
Bölgesel Örgütler      BÖLGESEL ÖRGÜTLER   Avrupa Birliği     Avrupa Birliği  önemli iki temel ham madde olan kömür ve çelik sektörünü güçlendirmek ve bunları uluslarüstü bir otorite ile kontrol ederek barışı sürdürmek amacıyla 1951'de kurulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu olarak kurulmuştur. Bu topluluk, 18 Nisan 1951'de Belçika, Almanya, Fransa, Hollanda, Lüksemburg ve İtalya arasında imzalanan Paris Antlaşması ile kurulmuştur, Üye ülkelerin 25 Mart 1957 tarihinde imzaladığı Roma Antlaşması'yla Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (Euratom) kurulmuştur. Roma antlaşmasıyla aynı tarihte Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) kurulmuş­tur. 1958 yılında imzalanan Roma Antlaşması ile üye ülkeler arasında gümrük birliğinin uygulanması öngörülmüştür. Ancak Roma Antlaşması'nda nihai hedef, sadece ekonomik değil ortak tarım, ulaştır­ma, rekabet gibi diğer birçok alanda ortak politikalar oluşturmaktır. Günümüzde Maastricht Antlaşması (1992) (Avrupa Birliği'ni kuran antlaşma sayılmaktadır.), Amsterdam Antlaşması (1999) ve Nice Antlaşması (2003) sonrasında Avrupa Birliği, bazı üyeler dışın­da parasal birliğe girmiş (avro), Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikasını benimsemiştir.   NAFTA ( Kuzey Amerika Ülkeleri Serbest Ticaret Anlaşması) Kanada, ABD ve Meksika arasında imzalanan ticaret antlaşmasıdır. 1994 yılında yürürlüğe girmiştir.   KEI (Karadeniz Ekonomik iş birliği Teşkilatı) 1990 yılında Türkiye'nin öncülüğünde başlayan çalışmalar, 25 Haziran 1992 tarihinde İstanbul'da düzenlenen bir zirve toplantısında KEİ Deklarasyonunun imzalanması ile sonuçlanmış ve örgüt bu tarihte resmen işlerlik kazanmıştır. KEİ'nin amacı Zirve Deklarasyonu ve Boğaziçi Bildirisi'nde şöyle belirtilmektedir: KEİ üyesi ülkelerin potansiyellerinden, coğrafi yakınlıklarından, ekonomilerinin birbirlerini tamam­layıcı özelliklerinden yararlanarak aralarındaki ikili ve çok taraflı ekonomik, teknolojik ve sosyal ilişkileri­ni çeşitlendirmeleri ve daha da geliştirmelerini, böylelikle Karadeniz havzasının bir barış, istikrar ve refah bölgesi olmasını sağlamaktır. Arnavutluk, Azerbaycan, Bulgaristan, Ermenistan, Gürcistan, Moldova, Romanya, Rusya, Türkiye, Ukrayna ve Yunanistan kurucu üye olarak yer almışlardır. Ayrıca Almanya , Fransa, Polonya, Tunus, İsrail, Mısır, Slovakya, İtalya ve Avusturya KEİ'de gözlemci devlet sıfatıyla bulunmaktadırlar. KEİ Deklarasyonunda aşağıda belirtilen alanlarda ortak projelerin geliştirilmesi ve gerçekleşti­rilmesi hedeflenmiştir: 1.Ülaştırma-Haberleşme                                       2.Turizm 3.Bilişim                                                                4.İktisadi ve ticari bilgi alışverişi                            5.Tarım ve tarıma dayalı sanayi 6.Hayvansal ve sıhhi koruma 7.Ürünlerin standardizasyonu ve sertifikasyonu       8.Sağlık ve eczacılık 9.Enerji                                                               10.Bilim ve teknoloji 11.Madencilik ve  ham  mineral  malzemelerin işlenmesi   Kaynak:MEB 12 Coğrafya
Türkiye'de Nüfus TÜRKİYE'DE NÜFUS     ‘’İNSAN BÜTÜN COĞRAFYANIN ESASINI OLUŞTURUR’’ P.Vidal de la Blache   NÜFUS NEDİR? Belirli bir zamanda bir ülke ya da ülkenin belirli bir alanında yaşayan insan sayısını ifade eder. NÜFUS ARTIŞI: Sınırları belli bir alanda belirli bir süre içinde insan sa­yısındaki artışa nüfus artışı denir. Bunu sağlayan temel faktörler: bir ülkenin toprak kazanması veya kaybetmesi, doğumlar, ölümler ve göçlerdir.         DOĞAL NÜFUS ARTIŞI:Bir yerde, doğumlarla artan nüfusun, ölümlerle kaybedilen nüfustan fazla olması durumunda nüfus artar. Nüfusun bu şekilde artmasına doğal artış denir. NÜFUS PATLAMASI:Nüfus miktarında sıra dışı bir şekilde, büyük miktardaki artışı ifade eder. Bunu sağlayan temel sebepler: Tarım üretiminin artarak beslenme koşullarının iyileşmesi, sağlık hizmetlerinin gelişmesi ve yaygınlaşması, sonuç olarak hayat seviyesinin yükselmesidir. NÜFUS COĞRAFYASI (İNSAN COĞRAFYASI):Nüfusa ilişkin mevcut sayısal verileri kullanarak insanın doğa ve doğanın insan üzerindeki etkisini ve karşılıklı etkileşimini inceler. DEMOGRAFİ:Nüfusun durgun durumdaki özelliklerini, gelişimini, doğal ve ekonomik hareketlerini sayısal olarak ele alıp inceleyen bilim dalıdır. DOĞURGANLIK ORANI VE BUNU ETKİLEYEN FAKTÖRLER: Doğurganlık belli bir nüfus alanı (dünya, ülke, bölge) içinde meydana gelen doğum sayısını ifade eder. Bunu etkileyen faktörler: 1.Din 2.Eğitim düzeyi 3.Kentleşme ve sanayileşme 4.Ekonomik gelir düzeyi 5.Bölgesel konum 6.Beslenme alışkanlıkları   NÜFUS SAYIMLARI YAPILMASININ AMAÇLARI: Toplam nüfus, nüfusun yaş gruplarına ve cinsiyete göre dağılımı, okuryazar oranı, eğitilmiş nüfus durumu, işsiz sayısı, çalışan nüfusun iş kollarına göre dağılımı, doğum ve ölüm oranları, köy ve kent nüfus sayıları ve nüfus yoğunluklarının belirlenmesini sağlar. Böylece,ilerlemedeki en önemli güç olan insan kaynağının genel durumu net olarak ortaya konur. Bu sayede, geleceğe dönük planlamaların doğru biçimde yapılabilmesi ve alınacak kararların başarıya ulaşması sağlanabilir. NÜFUS SAYIMLARI VE BU KONUDA YAPILAN ÇALIŞMALARIN TARİHİ GELİŞİMİ * M.Ö.435 yılında Roma’da savaş zamanları dışında her 5 yılda bir sayım yapılmıştır. * M.Ö.4000’li yıllarda Çin ve Babil’de sayımlar yapılmıştır. * Eski Mezopotamya’da: Legaş kentinde M.Ö.2500’de tapınak tutanaklarında nüfus sayıları belirtilmiştir, Umma kentinde M.Ö.2100 yılında sayım yapılmıştır, M.Ö.2000-1700 yılları arasında Mezopotamya şehir devleti Nippur’da tutulan sayım kayıtları oldukça düzenli olarak tutulmuştur. Fırat’ın orta kısımlarında bulunan Mari krallığında M.Ö.1840 yılında büyük bir sayım yapılmıştır.(Kral Zimri tarafından asker toplamak amacıyla yapılmıştır). *Modern sayımların Fransız ve İngilizlerin sömürgelerinde yaptıkları sayımlarlabaşladığı kabul edilmektedir. *1665 yılında Kanada’da yapılan sayım sadece nüfusu belirlemek amacıyla yapılan ilksayımlardan biridir. *ABD’de ilk sayım 1709’da yapılmış,1789’dan sonra 10 yılda bir sayım yapılması kararıalınmıştır. *Büyük Britanya’da ilk sayım 1801 yılında yapılmış, düzenli sayımlar 1871 yılındabaşlamıştır. *Rusya’da ilk sayım 1879’da yapılmıştır. *Periyodik olarak ilk sayımlar 1748 yılında İsveç’te ve 1769’da Danimarka’da yapılmaya başlamıştır. *Nüfus artışı ve sonuçları konusunda ilk kapsamlı çalışmalar İngiliz ekonomist T.Malthus tarafından yapılmıştır. T.Malthus, özellikle Avrupa’da hızlı nüfus artışı konusunda incelemeler yapmıştır. Dünya nüfus artışı ve gıda üretimindeki artış incelenerek, aradaki farkın oluşturabileceği açlık sorununa dikkat çekmiştir. *19.yüzyıldan sonra özellikle gelişmiş ülkelerde düzenli şekilde nüfus sayımları yapıldığı ve buna ilişkin istatistikî kayıtların tutulmaya başlandığı görülmektedir. **Günümüzde dünya ülkeleriyle ilgili nüfus istatistikleri Birleşmiş Milletler tarafından ‘Demographic Yearbook’ adı altında yapılmaktadır. Birleşmiş Milletler her dakika dünya nüfus artışını ‘’nüfus saati’’ halinde izlemektedir.** OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA NÜFUS SAYIMLARI Osmanlı Devleti'nde nüfus sayımı asırlarca toprak yazımı ve dolayısıyla askerlik yapacak potansiyeli tespit için yapılmıştır.Osmanlı Devleti'nde ilk genel nüfus sayımı 1831 yılında II. Mahmut zamanında yapılmıştır. Bu sayımdaki amaç: Müslim ve gayri Müslim nüfusu ortaya çıkartmak, askere alınabilecek Müslüman erkek nüfusu ve cizye alabileceği gayri Müslim nüfusu tespit etmektir.Nüfus işlerinin yürütülmesi amacıyla 1839'dan itibaren eyaletlerde nüfus nazırı, sancak ve kazalarda da nüfus memuru ve mukayyit adıyla memurlar görevlendirilmişlerdir. 1831'de yapılan nüfus sayımında herhangi bir karışıklık çıkmaması için sayımı tehir edilen Rumeli'nin bazı bölgeleri ile Arnavutluk’ta iki yıl sonra 1833’de sayım yapılmıştır. 1831 sayımına göre, sayımı yapılan yerlerde 2,5 milyonu Anadolu'da, 1,5 milyonu da Rumeli'de olmak üzere ortalama 4 milyon erkek nüfus yaşamaktadır.1844 yılında ülke genelinde bir nüfus sayımı daha yapılması kararlaştırılmıştır. Bu sayımın ana amacı: Yeniçeri Ordusu'nun yerine kurulan yeni orduya alınabilecek asker potansiyelini tespit etmekti. Bu sayımda, 1831 sayımından farklı olarak erkek nüfusun yanında kadın nüfus da sayılmıştır. 1852'de Rumeli'de 1856'da Anadolu ve Suriye'de nüfus sayımları yapılmıştır.1870'de yapılması planlanan genel bir nüfus sayımı çeşitli nedenlerden dolayı sayım yapılamamıştır.1874 yılında Tuna Eyaletinde sayım yapıldı. 1877–1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra nüfus sayımı yapılmıştır. 1882, 1895 ve 1906 tarihlerinde nüfus sayımları yapılmıştır. YURDUMUZDA YAPILAN NÜFUS SAYIMLARI VE GENEL SONUÇLARI Sayım TarihiToplam Nüfus 28.10.1927.........13,620.10.1935.........16,2 20.10.1940.........17,821.10.1945.........18,8 22.10.1950.........20,923.10.1955.........24,0 23.10.1960.........27,824.10.1965.........31,4 25.10.1970.........35,626.10.1975.........40,3 12.10.1980.........44,720.10.1985.........50,7 21.10.1990.........56,522.10.2000…….67,8 (2006 yılı itibarıyla toplam nüfusumuz:72.974.000 kişidir.) Yurdumuzda yapılan ilk düzenli nüfus sayımı 1927 yılında yapılmıştır. Bu sayımda nüfusumuz,13,6 milyon olarak tespit edilmiştir. İkinci sayım 1935 yılında yapılmıştır. 1990'a kadar her 5 yılda bir (1990 sayımında nüfusumuz 56,5 mil­yon olmuştur), 1990'dan sonra 10 yılda bir (23 Şubat 1990 tarih ve 403 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) )nüfus sayımı yapılmıştır. 30 Kasım 1997 tarihinde, seçmen kütüklerinin güncelleştirilmesine yönelik bir sayım yapılmıştır. Bu sayımda sosyal ve ekonomik bilgilere yer verilmemiştir. Son nüfus sayımı,2000 yılında yapılmıştır.Sayım dönemleri incelendiğinde nüfusumuzun genel olarak hızlı biçimde arttığı görülmektedir. Nüfus artış hızının, sayım dönemlerinde farklılıklar gösterdiği görülmektedir.1935–1940 arasın­da nüfus artış hızımız düşmüştür. Özellikle, 1940–1945 arasında nüfus artış oranımız büyük oranda düşmüştür. Bu dönem günümüze kadar nüfus artış hızımızın en düşük olduğu dönemdir. Bunun temel nedeni, II. Dünya Savaşı tehlikesi nedeniyle erkek nüfusun askere alınması ve yaşanan ekonomik - sosyal sorunlar nedeniyle ölümlerin artmasıdır.1945–1950 arasında hızlı bir artış gerçekleşmiştir. Bunun temel nedeni, sosyal ve ekonomik gelişme ile sağlık hizmetlerindeki gelişmedir. Böylece doğumlar artmış, ölümler azalmıştır.1975’li yıllardan sonra, artış hızında düşme meydana gelmiştir. Bunda temel etkenler, aile planlaması uygulamaları, dış göçler ve eğitim düzeyinin yükselmesidir. HIZLI NÜFUS ARTIŞININ SONUÇLARI 1.Bağımlı nüfus artar. 2.İç ve dış göçler artar. 3.Şehir yerleşmelerin sayısı hızla artar. 4.Şehirlerin nüfusları hızla artarak metropoller (anakent) meydana gelmiştir. 5.Şehirlerin yayılış alanları çok genişleyerek tarım alanları yerleşime açılmıştır. 6.Hızlı nüfus artışı özellikle büyük şehirlerde gecekondulaşmayı arttırır. 7.Genç nüfusun artmasına sebep olarak, çalışabilir nüfusun toplam nüfusa oranınınhızla azalmasına, böylece işsizliğin artmasına yol açar. 8.Kalkınma hızı düşer. Kişi başına düşen milli gelir azalır. 9.Gelir dağılımında dengesizliği arttırarak, sağlık, altyapı ve eğitim hizmetlerinde sorunlara yol açar. Belediye hizmetlerinin yetersiz kalmasına yol açıştır. 10.Artan genç nüfusun her türlü ihtiyacını karşılamak için daha fazla kaynak ayırmazorunluluğu doğmuştur. 11.Doğal kaynaklardan aşırı yararlanmayla birlikte, özellikle büyük şehirlerimizdeciddi çevre sorunları ortaya çıkar. TÜRKİYE NÜFUSUNUN YAPISAL ÖZELLİKLERİ 1.Yaş Yapısı:Nüfusun yaş gruplarına göre özelliklerinin belirlenmesi çalışabilir ve çalışmayan nüfusun ortaya çıkartılması açısından önemlidir. Genel olarak: 0–14 yaş çocuk nüfus, 15–64 arası çalışabilir nüfus ( faal ), 65 yaş ve üzeri yaşlı nüfus olarak kabul edilir.15 – 64 yaş arası nüfus üretime katkı sağladığından, üretken nüfus olarak tanımlanır.0–14 yaş arasındaki çocuk nüfus ve65 üzeri nüfus yaşlı nüfus genel olarak ekonomik anlamda bağımlı nüfus (tüketici nüfus) olarak kabul edilmektedir.1990–2000 döneminde, genç nüfusun artış hızı düşmüş, üretken nüfusta artış hızı aynı düzeyde kalmış, yaşlı nüfus hızla artmıştır. Günümüzde genç nüfusumuz 20 milyonu, üretken nüfus 44 milyonu ve yaşlı nüfus 4 milyondan fazladır. Nüfus artış hızının düşmesine bağlı olarak yaşlı nü­fus hızla artmaktadır.2005 verilerine göre 15 ve daha üstü yaşa sahip nüfusumuz 50.826.000 kişidir. 2. Cinsiyet Yapısı:Genelde bütün toplumlarda doğumda erkek çocuk sayısı kız çocuğu sayısından fazladır. Genel bir ortalama olarak, 100 kız doğumuna karşılık 102–109 erkek çocuk doğmaktadır. Ülkemizde 1940 yılına kadar kadın nüfusu erkek nüfusundan fazla durumdaydı.1927 yılında, 100 kadına 92,6 erkek düşmektedir.1940'lı yıllardan sonra erkek nüfus hızla artmıştır. Göç veren yerlerde genel olarak kadın nüfusu daha fazladır.Göç alan yerlerde erkek nüfus fazladır. Göç alan ve sınırları içinde askeri birliklerin bulunduğu merkezlerde erkek oranı çok yüksektir.2006 yılı itibarıyla nüfusumuzun 36,8 milyonu erkek ve 36,2 milyonu kadındır. 3.Eğitim Durumu:Ülkelerin sosyal ve ekonomik gücünü sağlayan en önemli unsurlardan biri eğitim durumudur. Yurdumuzda, 1927 yılında nüfusumuzun%10,6 'sı okuryazar durumdaydı. Okuma yazma oranı, 1990'da 80.46'ya çıkmıştır.1935 yılında erkeklerin % 29,4’ü, kadınların % 9,8’i okuma yazma bilirken, bu oran 2000 yılında erkeklerde % 93,9’a, kadınlarda % 80,6’ya, 2006 yılında erkeklerde %94,kadınlarda %81 düzeyine yükselmiştir. 4.Çalışan nüfusun ekonomik faaliyet kollarına göre dağılımı:Az gelişmiş ülkelerde, çalışan nüfusun büyük bölümünü tarımda çalışan nüfus oluşturmaktadır. Gelişmiş ülkelerde ise tarımsal nüfus oranı düşük, hizmetler ve sanayi sektöründe çalışan nüfus oranı yüksektir. Yurdumuzda tarım sektörü dışındaki tüm sektörlerde istihdam edilen nüfus giderek artmaktadır.Ülkemizde iş gücüne katılma oranlarına bakıldığında bunun,%24,8’ini kadınların,%72,2’sini erkeklerin oluşturduğu görülmektedir.2000 yılı verilerine göre, ülkemizde çalışan nüfusun sektörel dağılımı: Sektörler   Tarım %48 Hizmet % 33.5 Sanayi % 13.5 İnşaat % 4.6   5.Kır ve kent nüfusu: Yıllar Kent Nüfusu % Kır Nüfusu % 1950 5.244.337 25,04 15.702.851 74,96 1970 13.691.101 38,45 21.914.075 61,55 1980 19.645.007 43,91 25.091.950 56,09 1990 33.326.351 59,01 23.146.684 40,99 2000 44.006.274 64,09 23.797.653 35.01 Nüfusun kır ve kent dağılımı ülkenin ekonomik ve sosyal yaşamı hakkında önemli bilgiler verir. Nüfusu 10.000'in altında olan yerleşme alanlarında yaşayan nüfusa kırsal nüfus denir. Ancak nüfusu 10.000’in altında bile olsa il ve ilçe merkezlerinin nüfusu kentsel nüfus olarak kabul edilmektedir.1950’li yıllarda şehirlerde yaşayan nüfusun oranı % 25 iken, hızlı bir artış göstererek, 2000 yılında % 65’e yükselmiştir. Kırdan kente göçün 1950’den sonra hızlanmasının temel nedeni, tarımda maki­neleşme sonucu işsizliğin yaygınlaşması, ulaşım imkânlarının artması ve kentlerde sanayileşme süreci ile iş imkânlarının artmasıdır. ÜLKEMİZDE2000 YILI VERİLERİNE GÖRE BÖLGESEL KENTLEŞME ORANLARI (%)   BÖLGELER 2000 MARMARA 79 EGE 62 AKDENİZ 60 İÇ ANADOLU 69 KARADENİZ 49 DOĞU ANADOLU 53 G.DOĞU ANADOLU 63 TOPLAM 65   NÜFUSUN DAĞILIŞINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER 1.Doğal çevreden kaynaklanan faktörler: İklim, bitki örtüsü, su kaynakları, toprak yapısı, denize göre konum, yüzey şekli ve yeraltı kaynakları 2.Beşeri Faktörler:Toplumsal ve ekonomik örgütlenmeler,(iş imkânları, sanayileşme tarımsal imkânlar, turizm gelişimi ve sosyal yaşam)teknolojik durum ulaşım imkânları ve tarihsel faktörler GENEL OLARAK YERYÜZÜNDE NÜFUSUN DAĞILIŞI Dünya nüfusun yarıya yakını yeryüzünün% 12'si kadar bir alanda yaşamak­tadır.Dünya nüfusun % 60'ı Asya Kıtasında yaşamaktadır.Yeryüzündeki tüm nüfusun yaklaşık % 90'ı Kuzey Yarımküre'de yaşamaktadır.Avrupa’da, 40°-60° enlemleri yoğun nüfuslu alanlardır. Kutuplara en fazla yakla­şan yoğun nüfuslu alan burada yer almaktadır.Genel olarak kıta kenarları daha yoğun nüfusludur. DÜNYA’DA YOĞUN OLARAK NÜFUSLANMIŞ BÖLGELER 1.Muson Asyası, Nil Vadisi, Missisini Ovası (uygun iklim ve zengin tarım alanlarına sahip olması) 2.Japonya, Batı ve Orta Avrupa, ABD’de Göller Yöresi (yoğun sanayileşme) DÜNYA’DA TENHA OLARAK NÜFUSLANMIŞ BÖLGELER 1.Kutup ve tundra bölgeleri, çöller, Bataklıklar ve şiddetli karasal iklimin görüldüğü bölgeler (Sibirya) (Olumsuz iklim koşulları) 2: Ekvatoral bölge (Amazon ormanları gibi).(Yoğun biçimde bitki örtüsünün görülmesi) 3. Himalayalar ve benzeri dağlık alanlar(Engebe, soğuk ve olumsuz tarım koşulları) TÜRKİYE’DE NÜFUSUN DAĞILIŞI VE BUNU ETKİLEYEN FAKTÖRLER 1. iklim:Yeterli yağışın olduğu ılıman bölgelerimizde nüfus fazladır. Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz kıyıları bu uygun şartlara sahip alanlardır. Kışların soğuk ve uzun sürdüğü karasal iklim bölgeleri, ekonomik yaşamın zorlaşmasına, ulaşım şartlarında zorlukların oluşmasına neden olur. Bu zor şartların yurdumuzda en fazla etkisinde kalan bölgemiz Doğu Anadolu Bölgesi’dir. 2.Yeryüzü Şekilleri:Engebeli ve yüksek alanlar nüfusun genelde az olduğu sahalardır. Özellikle ovalarda ve düz kıyı kesimlerinde nüfus yoğunluğu artar. 3,Sanayi, Ticaret, Ulaşım, Madencilik ve Turizm:Ülkemizde nüfusun fazla olduğu alanlar sanayi, ticaret ve ulaşım imkânlarının geliştiği sahalardır. Buna bağlı olarak, İstanbul, Kocaeli, Bursa, İzmir çevresi, Gaziantep, Denizli, Kayseri ve Adana çevresi sanayinin ve bağlantılı olarak nüfusun yoğunlaştığı yerler­dir. Bu alanlar aynı zamanda geniş verimli tarım arazilerine sahiptir. Yeraltı kaynaklarının varlığı ve bunları işleyen fabrikalar, nüfusun artmasını sağlar. Karabük, Ereğli ve İskenderun'da demir-çelik fabrikaları, Batman rafinerisi, Kırıkkale'de Orta Anadolu rafinerilerinin varlığı nüfusun fazla olmasını sağlayan temel etkenlerdir. Zonguldak'ta yer alan taşkömürü yataklarımız burada nüfusun artmasını sağlamıştır. Antalya ve Muğla turizmin gelişmesine paralel olarak nüfuslanmıştır. Genel olarak bakıldığında; Kıyılar ve bu alanlarda bulunan verimli tarım alanları, turistik merkezler ve sanayinin geliştiği yerler nüfus yoğunluğunun fazla olduğu yerlerdir.Dağlık, ormanlık, verimsiz alanlar, yağışın yetersiz olduğu kurak alanlar, sa­nayinin gelişmediği bölgelerimiz nüfus yoğunluğunun az olduğu sahalardır. Tuz gölü çevresi, Taş eli platosu, Teke yarımadası, Menteşe dağlık yöresi (fazla yağış almasına rağmen dağlık ve ulaşım imkânlarının yetersiz olması nedeniyle) nüfusun az olduğu yerlerdir.Marmara Bölgesi'nin, Yıldız Dağları Bölümü, İç Anadolu Bölgesi’nde, Yukarı Kızılırmak Bölümü, Doğu Anadolu Bölgesi’nde Hakkâri Bölümü dağlık ve engebeli olmaları, ulaşım hatlarından uzak olmaları, olumsuz iklim şartları ve ekonomik kaynakların yetersiz olması nedeniyle az nüfuslanmış bölümlerimizdir. Akdeniz Bölgesi'nde, Toros dağları, Taşeli platosu, Teke yarımadasında nüfus az iken, Çukurova ve Hatay ova­sı nüfusun fazla olduğu alanlardır. Türkiye'de yoğun nüfuslu yerler: Marmara Bölgesi (Kırklareli, Çanakkale hariç) Kıyı Ege (Menteşe Yöresi hariç) Karadeniz kıyı şeridi (Sinop, Kastamonu hariç) Çukurova, Hatay, Gaziantep Yöreleri,Ankara, Kırıkkale dolayları Ortalama nüfus yoğunluğuna yakın olan yerler: İç Batı Anadolu Doğu Anadolu'nun batısı (Malatya - Elazığ) Güneydoğu Anadolu'nun batı kesimleri İç Anadolu Seyrek nüfuslu yerler: Doğu Anadolu'nun çoğu yeri Orta ve Batı Akdeniz (Teke yarımadası, Taş eli Pla­tosu ve Menteşe Yöresi) Karadeniz Bölgesi'nin dağlık iç kesimleri (Gümüş­hane, Bayburt) Tuz Gölü çevresi, Konya Ovası Kırklareli ve Çanakkale ÜLKEMİZDE NÜFUSUN BÖLGESEL DAĞILIM (2000) BÖLGELER 2000 Genel Nüfusu Sayımı Kesin Sonuçları (Toplam) Nüfus Artış Hızı % Marmara 17.365.027 26.7 Ege 8.938.781 16 Akdeniz 8.706.005 21.4 İç Anadolu 11.608.869 15.8 Karadeniz 8.439.213 3.7 Doğu Anadolu 6.137.414 13.8 Güneydoğu Anadolu 6.608.619 24.8 Toplam 67.844.903 18.3 (2006 yılı itibarıyla nüfus artış hızımız binde 12,4 düzeyindedir.)     BÖLGELERİMİZE GÖRE ŞEHİR VE KÖY NÜFUS MİKTARI İLENÜFUS YOĞUNLUKLARI (2000) BÖLGELER ŞEHİR NÜFUSU KÖYNÜFUSU NÜFUSYOĞUNLUĞU(km2Düşen İnsan Sayısı) Marmara 13.730.962 3.634.065 241 Ege 5.495.575 3.443.206 100 Akdeniz 5.204.203 3.501.802 98 İç Anadolu 8.039.036 3.569.832 63 Karadeniz 4.137.466 4.30.747 73 Doğu Anadolu 3.255.896 2.881.518 42 Güneydoğu Anadolu 4.143.136 2.465.483 88 (2006 yılı itibarıyla ülkemizde km2’ ye93 kişi düşmektedir.) 2000 Genel Nüfus Sayımı’na göre; 1.Türkiye’nin toplam nüfusu 67 803 927 olarak belirlenmiştir. 2.Şehir nüfusumuzun, 44 006 274, köy nüfusumuzun 23 797 653 kişi olduğu görülmektedir. 3.Kent nüfus oranımız %65 düzeyindedir. (1950’de %25)4.Nüfus artış hızımız,1990 nüfus sayımında binde 21.71 iken, 2000 yılında yapılan nüfus sayımında bunun binde 18.28 e düştüğü görülmektedir. Bunun sonucunda artış hızımız dünya ortalamasına yaklaşmıştır. Nüfus artış hızımız binde 20'nin altına düşmüştür.(En yüksek artış 1955–1960 binde 29) 4.En yüksek nüfus artışının Marmara Bölgesi, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu’da gerçekleştiği, en düşük artışın Karadeniz Bölgesinde gerçekleştiği görülmektedir. 5.Marmara Bölgemiz en yüksek nüfusa sahip iken (%26), Doğu Anadolu Bölgesi en az nüfusa sahiptir(%9)6.Kentleşme oranı 1990–2000 arasında binde 33 olarak gerçekleşmiştir. 7.Şehir nüfus oranının en fazla olduğu bölgemiz, Marmara Bölgesi (%79), Karadeniz Bölgesi en düşük olduğu bölgemizdir(%49). ( Yurdumuzda köy nüfusunun, şehir nüfusundan fazla olduğu tek bölgemiz Karadeniz Bölgesidir) 8.1990 sayımında en az nüfuslu bölgemiz, Güneydoğu Anadolu Bölgesi iken, 2000 sayımında Doğu Anadolu Bölgesi olduğu görülmektedir. 9.Nüfusumuzun 1/3’ü 15 yaş ve altındakilerden, %6’sı 65 ve üstündekilerden oluşmaktadır. 10.Kaba doğum oranı binde 22 olarak gerçekleşmiştir. 11.Nüfusun en fazla olduğu illerimiz, İstanbul, Ankara ve İzmir’dir. Nüfusun en az olduğu illerimiz, Tunceli, Bayburt ve Kilis’tir. 12.Nüfus miktarı ve nüfus yoğunluğu en az olan bölge Doğu Anadolu Bölgesi’dir. 13. Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgelerinin nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının üstünde, İç Anadolu, Karadeniz, Doğu Anadolu Bölgelerinin nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının altındadır. 14.İç Anadolu Bölgesi’nin yüz ölçümü fazla olduğundan nüfus fazla olmasına rağmen nüfus yoğunluğu düşüktür. NÜFUS YOĞUNLUĞU Nüfus Yoğunluğu:Belli bir alanda yaşayan nüfusun o alanın yüzölçümüne bölünmesiyle elde edilir. Nüfus yoğunluk hesaplamaları, değişik alanlar arasındaki nüfus farklılıklarını, insanların hayat tarzları ve mevcut nüfusun arazi üzerindeki baskısı hakkında fikir verir. Bu veriler kullanılarak farklı nüfus bölgeleri arasında karşılaştırma imkânı sağlar. Nüfus yoğunluğu üç farklı şekilde hesaplanarak ifade edilir: 1.Aritmetik Nüfus Yoğunluğu:Toplam nüfusun alanın yüzölçümüne bölünmesi ile elde edilir. Km2’ye düşen insan sayısını bulmamızı sağlar.2000 Genel Nüfus Sayımına göre Türkiye'de aritmetik nüfus yoğun­luğu 88 kişi iken,2006 verilerine göre aritmetik nüfus yoğun­luğu km2’ye 93 kişi düşmektedir. Aritmetik Nüfus Yoğunluğu: Nüfus miktarı Yüzölçümü Yurdumuzda aritmetik nüfus yoğunluğunun en yüksek olduğu bölge Marmara, en düşük olduğu bölge, Doğu Anadolu Bölgesi'dir.İç Anadolu Bölgesi’nde nüfus fazla olmasına rağmen yüzölçümünün faz­la olması nedeniyle aritmetik nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının altındadır.Nüfusun tüm alana eşit dağıldığı kabul edilir. Gerçekte nüfus düzensiz bir dağılıma sahiptir. Sosyal ve ekonomik koşullar göz önüne alınmamıştır. Bu nedenle gerçek dağılışı yansıtmaz, ancak elde edilen veriler sayesinde ülkemizin durumunun diğer ülkelerle karşılaştırılması imkânı verir. 2.Fizyolojik Yoğunluk:Toplam nüfusun tarım alanlarının yüzölçümüne bölünmesiyle elde edilir. Fizyolojik (Beslenme)Nüfus Yoğunluğu:Nüfus miktarıTarım alanlarının yüzölçümü   Tarım yapılan topraklarla, nüfus arasındaki ilişkiler hakkında fikir verir. Ancak nüfusun tamamı tarımla geçimini sağlamamaktadır. Elde edilen verinin en önemli yanı, ülkenin kendi nüfusunu besleyebilme yeterliliği hakkında fikir vermesidir. 3. Tarımsal Yoğunluk:Geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlayan nüfusun, tarımsal alana (ekili-dikili alan)bölünmesiyle elde edilir. Tarımsal Nüfus Yoğunluğu: Tarımla uğraşan nüfus Tarım alanlarının yüzölçümü   Bu yoğunluk hesaplaması, tarımsal araziler üzerindeki sıkışıklık hakkında bilgi verir. Tarıma elverişli olmayan alanlar dikkate alınmaz. Engebenin fazla tarım arazisinin az olduğu yerlerde tarımsal nüfus yoğunluğu yüksek, geniş ve düz tarım alanlarına sahip(ovalar) alanlarda düşüktür. Tarım arazilerimiz birbirinden farklı özelliklere sahiptir. Toprakların verimlilik durumu, yağış miktarı, sulama imkânları ve kullanılan diğer tarım teknolojileri ile yetiştirilen ürünler büyük farklılıklar göstermektedir.Oysa bu hesaplamada bunlar dikkate alınmaz.Ayrıca, tarımla uğraşan nüfusun tarım alanlarımıza eşit dağıldığının kabul edilmesi,net sonuçlar elde edilmesini engeller. 4.Yerleşme Yoğunluğu:Ülke yüzölçümünde, 100.000 ve daha fazla nüfusa sahip olan şehirlere düşen alanın hesaplanmasıdır. NOT:Tüm nüfus yoğunluğu hesaplamaları ortaya çıkan değerler genel anlamda fikir verebilir.Tüm metotların ortak yönü nüfusun araziye eşit dağıldığını kabul etmesidir.Doğal ve beşeri özellikler ile diğer çevresel faktörler göz önüne alınmadan yapılacak incelemeler ve elde edilecek sonuçların net bilgiler vermesi mümkün olmayacaktır. GELİŞMİŞ ÜLKELERİN NÜFUS ÖZELLİKLERİ 1.Doğum oranları ve çocuk ölüm oranı düşük, nüfus artışı hızı çok düşüktür. 2.Genç nüfus oranı az, yaşlı nüfus oranı fazladır. 3.Bağımlı nüfus oranı az, çalışan, faal nüfus oranı (14–65 yaş arası) yüksektir. 4.Faal (çalışan)nüfusun sektörel dağılımı: A.Hizmet B.Sanayi C.Tarım (% 10’dan az) olarak gerçekleşir. 5.Nüfus dinamik değil statiktir. Artma özelliğini büyük ölçüde kaybetmiştir. 6.Kentsel nüfus oranı yüksektir. 7.Ortalama yaşam süresi uzundur. 8. Nüfusun ülke içindeki dağılımında iklim ve yer şekillerinin etkisi azdır.9.Okuma - yazma oranı yüksektir. GERİKALMIŞ ÜLKELERİN NÜFUS ÖZELLİKLERİ 1.Doğum oranları ve çocuk ölüm oranları yüksek, nüfus artış hızı fazladır. 2.Genç nüfus oranı fazla, yaşlı nüfus oranı azdır. 3.Bağımlı nüfus oranı fazla, çalışan, faal nüfus oranı, düşüktür. 4.Faal (çalışan) nüfusun sektörel dağılımı:A.Tarım B.HizmetC.Sanayi olarak gerçekleşir 5.Kır nüfus oranı daha fazladır. 6.Okuma yazma oranı düşüktür. 7.Nüfusun ülke içindeki dağılımında iklim ve yer şekillerinin etkisi fazladır. 8.Ortalama yaşam süresi kısadır   TÜRKİYE’DE GÖÇLER GÖÇ NEDİR?Farklı nedenlerle insanların oturdukları yeri,kesin bir şekilde yada geçici sürelerle terk etmeleridir.Bu şekilde insanlar, bir idari sınırı geçerek oturma yerini devamlı ya da uzun süreli olarak değiştirmektedirler. Göçte meydana gelen yer değiştirme hareketi kıtalararası, uluslararası, bölgelerarası, kırdan şehre ya da şe­hirden kıra biçiminde gerçekleşebilir. GÖÇ ÇEŞİTLERİ İSTEĞE BAĞLI GÖÇ:Büyük oranda ekonomik nedenlerden kaynaklanan ancak kesinlikle insanların kendi arzu ve istekleriyle gerçekleştirdikleri göçlerdir. ZORUNLU GÖÇ:Savaşlar ve siyasi baskılar gibi nedenlerle insanların zorlayıcı ve kendi isteği dışında maruz bırakıldığı göçlerdir. A. İÇ GÖÇLER:Ülkenin sınırları içerisinde gerçekleşen göçlere iç göç denir.İç göçler sonucunda ülke nüfusunda artma ya da azalma olmaz. Ülke sınırları içerisinde, nüfu­sun dağılışını etkiler. İtici faktörler:İnsanların yaşadıkları yerleri terk etmelerine neden olan sebeplere, denir Çekici Faktörler:Belli merkezlerin göç almasını sağlayan sebeplere çekici faktörler denir. İç Göçlerin Nedenleri: 1.Ekonomik Nedenler: Ekonomik nedenler en önemli göç sebeplerinden biridir. İşsizlik insanların göç etmesine neden olur. 2. Sosyal ve Siyasi Nedenler: Savaşlar, iç karışıklıklar, etnik çatışmalar, din, gelenek ve kültürel nedenler. 3. Doğal Nedenler: Depremler, seller, volkanik faaliyetler, fırtınalar, kuraklık, iklimdeki değişmeler.Dünya’da ve Türkiye’de en yaygın göç şekli, kırsal alanlardan şehirsel alanlara doğru yaşanan iç göçlerdir. Genel olarak bakıldığında iç göçlerdeki başlıca sebepler:Özellikle kırsal kesimde yaşanan hızlı nüfus artışıTarım topraklarının miras yolu ile parçalanması, tarımsal gelir kaynaklarının azalmasıErozyon nedeni ile toprakların veriminin düşmesiTarımda makineleşmeye bağlı olarak iş gücü ihtiyacının azalasıEğitim, sağlık ve sosyal hizmetlerden daha fazla yararlanma isteğiGüvenlik kaygıları (Terör olayları v.b.) İÇ GÖÇÜN ÇEŞİTLERİ: 1.Mevsimlik Göç:Mevsimlik olarak tarımsal iş gücü ihtiyacının karşılanması yaylacılık veya turizm amaçlı nüfus değişmelerine yol açar. —Tarım alanlarında çalışmak amacıyla gerçekleşen göçler: Yurdumuzda özellikle, Çay, fındık zeytin, tu­runçgillerin ve pamuğun toplanma dönemlerinde çalışan mevsimlik işçilerin yer değiştirmesidir. ÖzellikleÇukurova'da görülür. Pamuğun toplanma döneminde, Güneydoğu Anadolu'dan buraya gelen aileler, pamuk ve diğer tarımsal işlerde çalışıp, daha sonra kendi ikametgâhlarına dönerler. Pamuk toplanma zamanında Ege Bölgesi’nde de benzer bir hareket görülür. Doğu Karadeniz Bölümü çay ve fındık toplama zamanlarında mevsimlik işçi göçlerine sahne olur. Ege ve Doğu Karadeniz'deki mevsimlik göç hareketleri Çukurova'ya oranla daha azdır. —Turizm etkinliği nedeniyle gerçekleşen göçler:Yurdumuzda özellikle yaz mevsiminde kısa süreli olarak turistik özelliğe sahip merkezlere doğru yoğun olarak yaşanan nüfus akışıdır. Bu dönemlerde turistik merkezlerde önemli ölçüde nüfus artışı meydana gelir. (İstanbul, İzmir, Antalya, Alanya, Kuşadası, Marmaris, Bodrum) 2.Temelli Göç:Ülke içerisinde, göç eden insanların göç ettikleri yerlere kesin olarak yerleşmesidir. Yurdumuzda özellikle 1950'li yıllardan sonra, ulaşım imkânlarının gelişmesi, kentlerde sanayileşmenin artmasıyla hız kazanmıştır. Bu olay sürekli şekilde kırsal nüfus oranının azalmasına, kent nüfusunun artmasına yol açmıştır.Türkiye’de 2000 yılı itibariyle (son 5 yıl itibarıyla) ,4 milyon 469 bin kişi kendi bulunduğu bölgeden sürekli yerleşme amacıyla başka merkezlere göç etmiştir. 2000 yılı (son 5 yıl) verilerine göre ülkemizde en fazla göç veren iller: Nüfusuna oranla en fazla göçü, Zonguldak, Karabük, Bartın illeri vermektedir. Burayı Ağrı, Kars, Iğdır, Ardahan, Mardin, Batman, Şırnak, Siirt, Samsun, Tokat, Çorum, Amasya ve Erzurum, Erzincan, Bayburt takip etmektedir. 131 bin kişiye yakın net göç veren Samsun en fazla nüfus kaybı yaşayan merkez olmuştur. 2000 yılı (son 5 yıl)verilerine göre ülkemizde en fazla göç alan illerimiz: İstanbul, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, İzmir, Bursa, Eskişehir, Bilecik ve Antalya, Isparta, Burdur olarak gerçekleşmiştir.Kişi sayısı açısından en fazla göçü alan ilimiz, 407 bin kişi ile İstanbul’dur.İzmir 130 bin kişi, Bursa bölgesi de 105 bin kişi net göç almıştır. B. DIŞ GÖÇLER:Ülkeler arasında gerçekleşen göçlere dış göç denir. Dış göçlerle ülkenin nüfusunda değişme meydana gelir. Bu göçler, dış ülkelerden Türkiye'ye ve Türkiye'den dış ülkelere göçler olarak iki şekilde gerçekleşir. Anadolu, sahip olduğu olumlu yaşam koşulları nedeniyle tarihin her döneminde dıştan göç almış ve almaya devam etmektedir.Günümüzde, Dünya’da yaşanan uluslar arası göçlerin ana doğrultusunun genel olarak,ABD,Batı Avrupa,Japonya,Kanada,Avusturya ve petrol üreticisi olan bazı Arap ülkeleri olduğu görülmektedir. Bu göçler:1.İşçi Göçü 2.Beyin Göçü3.İltica etme (Sığınma) olarak gerçekleşir. Dış Göçlerin Nedenleri: Birçok neden iç göçlerin sebepleriyle aynıdır. Ancak dış göçlerde özellikle işsizlik, gelir düşüklüğü, bilimsel anlamda daha iyi şartlarda çalışma isteği ve farklı nedenlerle siyasi sığınma talepleri(iltica) başta gelmektedir.Sınırların değişmesi, tabii afetler,savaşlar,yaşanan ekonomik krizler,açlık ve uluslararası anlaşmalara dayalı nüfus değişimleri diğer önemli sebeplerdir.Özellikle 1960’lı yıllardan sonra diğer ülkelere göç vermeye başlamıştır. Dış göçler temelde ekonomik nedenlere dayanır (iş gücü göçü). 1961–1974 döneminde yurt dışına gidenlerin %97,5’i Avrupa ülkelerine gitmiştir. 1975–1989 arasında göç edenlerin %92,3’ü Arap ülkelerine yönelmiştir. 1961–1989 arasında, 29 yılda göç eden nüfusun %48,8’i Almanya'ya, %18,8’i Suudi Arabistan'a, %14,8’i Libya'ya ve %4,2’si Fransa'ya yerleşmiştir.1923–1927 yılları arasında Lozan Barış Antlaşması gereğince 150.000'e yakın Rum Yunanistan'a göç etmiştir. 1948 yılında İsrail devletinin kurulması nedeniyle 35.000 Musevi Türkiye'den İsrail'e gitmiştir. Günümüzde özellikle Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda, İngiltere, İsveç, ABD, Avustralya, Libya, S. Arabistan, Kuveyt ve Orta Asya ülkelerinde işçilerimiz bulunmaktadır BEYİN GÖÇÜ:Beyin göçü kavramının ilk olarak Britanya Krallık Bilim Akademisi tarafından 1950’li yıllarda ABD ve Kanada’ya göç eden bilim adamlarını tanımlamak amacıyla kullanıldığı düşünülmektedir.Eğitilmiş ve belli niteliklere sahip işgücünün, bilim adamlarının, başka bir yere göç etmesiyle ortaya çıkar. Beyin göçü, bir ülke içinde bir yöreden başka bir yöreye göç şeklinde olabileceği gibi bir ülkeden başka bir ülkeye göç şeklinde de olabilir. Bir ülke ekonomisinin büyümesinde en büyük katkıyı nitelikli işgücü sağlar. Gelişmiş ülkeler, sahip oldukları işgücünün niteliğini arttırmak için, nitelikli iş gücüne kısa sürede sahip olabilmek için, göç almaktır. Sıradan işgücünün göçlerine birçok engellemeler getirilirken nitelikli insanın ülkelerine göç etmesine izin vermektedirler. Bunun sonucunda gelişmekte olan ülkeler zor koşullarda yetiştirdikleri nitelikli işgücünün büyük kısmını, gelişmiş ülkelere kaptırmaktadırlar. Türkiye, Hindistan’dan sonra en fazla beyin göçü veren ülke konumundadır. Yurdumuzda özellikle, Azerbaycan, Hindistan ve Çin gibi ülkelerden beyin göçü yaşanmaktadır. İÇ GÖÇLERİN SONUÇLARI 1.Göç alan merkezlerde konut sıkıntısı oluşur, gecekondulaşma artar, sanayi tesisleri kent içinde kalır, sonuç olarak düzensiz bir kentleşme meydana gelir. 2.Kentli nüfus oranı hızlı bir şekilde artar. 3.Kentlerde işsizlik artar. 4.Ülke nüfus dağılışında dengesizlik oluşur. 5.Kırsal alanların ekonomik olarak değerlendirilememesine, boş kalmasına neden olur. 6.Altyapı, eğitim ve sağlık hizmetlerinin yetersiz hale gelmesine, neden olur. 7.Doğal kaynaklardan aşırı yararlanma çevre dengesini (çevre dengesi) bozar. 8.Çevre kirliliğinin artmasına neden olur. 9.Ulaşım hizmetleri yetersiz hale gelir. DIŞ GÖÇLERİN SONUÇLARI 1.Büyük çaplı hareketler ülke nüfus dengelerini değiştirir. 2.Küçük oranda olsa da işsizlik sorununun azalmasında yardımcı olur. 3.Beyin göçü sonucunda, geri kalmış ve gelişmekte olan ülkeler yetişmiş nitelikli nüfusunu kaybeder. 4.Ailelerin parçalanması sorunu meydana gelebilmektedir. 5.İşçi göçleri ülkemize döviz girdisi sağlamaktadır. 6.Farklı kültürlerin tanışması ve kaynaşması açısından yararlı olabilmektedir.
Coğrafi Oyunlar COĞRAFİ OYUNLAR AŞAĞIDA BULUNAN ANİMASYONLAR ÇEŞİTLİ KAYNAKLARDAN DERLENEREK YARARLANMANIZA SUNULMUŞTUR. ÖZELLİKLE MESLEKTAŞIMIZ SAYIN ERCAN ÇELİK VE SAYIN TURGUT KAZAN’A EMEKLERİNDEN DOLAYI TEŞEKKÜR EDER. PAYLAŞIMCI ANLAYIŞLARINDAN DOLAYI KUTLARIZ.   İllerimizi Yerleştirin Madenlerimizi Bulun Şehir Bulma Popüler Yerler Yön Bulma Dağlarımızı Bulun  Tarımsal Ürün Bulma Akarsu Bulma  
Türkiye'de Ormancılık TÜRKİYE’DE ORMANCILIK   Orman:   Ağaçlarla birlikte diğer bitkiler, hayvanlar, mikroorganizmalar gibi canlı varlıklarla toprak hava, su, ışık ve sıcaklık gibi fiziksel çevre faktörlerinin birlikte oluşturdukları ekosistemdir.Ormanı oluşturan tüm madde ve olaylar birbirleriyle karşılıklı ilişki ve etkileşim halindedirler. Bu haliyle orman, çok sayıda bitki ve hayvan türünden oluşan büyük bir canlı organizma olarak tanımlanmaktadır. Orman aynı zamanda ülkenin var oluşunun ve devamlılığının sağlanmasında vazgeçilemeyecek etkileri olan bir değerdir. Yurdumuzun yaklaşık %26'sı ormanlarla kaplıdır. Bu oranın bir bölümü çalılık alanlardan oluşmaktadır. Ülkemizde orman dağılışındaki en önemli faktör yağış ve nemliliktir. Mevcut ormanlarımızın büyük bölümü kıyı bölgelerimizde yer almaktadır. Türkiye’nin orman alanları özellikle eğimli ve dağlık arazilerde yoğunlaşmıştır. Yağış miktarının ve sıcaklık ortalamalarının düşüklüğü nedeniyle iç bölgelerimizde orman varlığı azdır. (%21)Özellikle Karadeniz kıyılarımız orman bakımından oldukça zengindir. Akdeniz kıyılarımız da ormanlarla kaplıdır. İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri ise orman bakımından oldukça fakirdir.   Ormanların Faydaları:   —Erozyonu önler.   —Hayvanlara barınak sağlar.   —Fotosentez yaparak oksijen üretir.   —Hayvanların besin ihtiyacını karşılar.   —Kâğıt sanayi ve mobilyacılık gibi alanlarda kullanılır   —Toprağı humus bakımından zenginleştirir.   Orman alanındaki geniş tahribat ve buna bağlı olarak gelişen toprak taşınması ancak kapsamlı ağaçlandırmalar ile önlenebilir. Bu kadar çok yararı olan ormanların korunması, yangınların ve kaçak kesimlerin önlenmesi konusunda daha fazla çaba sarf edilmesi gerekmektedir. Yurdumuzun sahip olduğu toplam orman alanı,21.189.000 hektardır.(2004)   Türkiye’de Ormanların Coğrafi Dağılışı (%)   1.Karadeniz Bölgesi ..............25   2.Akdeniz Bölgesi ..................24   3.Ege Bölgesi ..........................17   4.Marmara Bölgesi  ...............13   5.Doğu Anadolu Bölgesi  .......11   6.İç Anadolu Bölgesi  ..............7   7.G. Doğu Anadolu Bölgesi ....3       Yurdumuzda bulunan önemli kâğıt fabrikaları:   İzmit, Balıkesir,Giresun(Aksu),Zonguldak(Çaycuma), İçel(Taş ucu), Muğla( Dalaman), Afyon(Çay),Kastamonu(Taşköprü),Bolvadin, Bartın ve Denizli çevresinde bulunur.   **TÜRKİYE’DE BİTKİ ÖRTÜSÜNÜN  DAĞILIŞINA İLİŞKİN GENEL BİLGİLER BÖLGELER COĞRAFYASI KONULARI İÇİNDE YER ALMAKTADIR.**
Marmara Bölgesi MARMARA BÖLGESİ   1.BÖLGENİN KONUMU, SINIRLARI  VE  KOMŞULARI: Bölge ülkemizin kuzeybatısında bulunmaktadır,adını çevrelediği Marmara Denizi’nden almıştır.Kuzeyinde Karadeniz ve Bulgaristan,batısında Bulgaristan , ve Ege Denizi bulunmaktadır.Bölge doğudan Karadeniz ve İç Anadolu,güneyden Ege  bölgeleri  ile  komşudur. 2.BÖLGENİN ALANI  : Bölge 67.000 km2’lik yüzölçümüyle Türkiye’nin %8.5’ini  kaplamaktadır. Bu alanı ile 6.sırada yer almaktadır. 3.BÖLGENİN BÖLÜMLERİ VE ÖNEMLİ KENTLERİ: a.Çatalca-Kocaeli  Bölümü:İstanbul,İzmit,Adapazarı,Gölcük ve Hereke b.Ergene  Bölümü:Edirne,Babaeski,Lüleburgaz,Çorlu ve Silivri c.Yıldız  Dağları  (Istranca) Bölümü:Kırklareli,Vize,Pınarhisar ve Saray d.Güney  Marmara: Bölümü:Bursa,Balıkesir,Çanakkale,Gelibolu,Gemlik,Mudanya, Erdek ve Bandırma 4.BÖLGENİN YERYÜZÜ  ŞEKİLLERİ: Kıyıları: Bölgede bulunan başlıca körfezler İzmit, Gemlik, Erdek  ve  Saros  körfezleridir.  Bölgede bulunan başlıca yarımadalar Gelibolu, Biga, Kapıdağ, Armutlu, Çatalca-Kocaeli’dir. Bölgede bulunan başlıca adalar Gökçeada, Bozcaada ve İmralı adasıdır. İstanbul  ve  Çanakkale  Boğazları  Ria  Tipi  kıyılar biçimindedir.Kapıdağ  Yarımadası  Tombolo’dur. Dağları: Ortalama  yükseltinin  en  az olduğu bölgemizdir.Bölgenin en yüksek yeri Uludağ’dır (2545 m).Bölgede bulunan diğer önemli yükseltiler Yıldız  Dağları, Koru  Dağı, Işıklar Dağı, Biga  Dağları ve Samanlı  Dağlarıdır.Ovaları: Ortalama yükseltinin az olduğu bölgede arazinin büyük bölümü ova ve platolarla kaplanmıştır.Bölgede bulunan başlıca ovalarımız Balıkesir, Adapazarı, Bursa, Karacabey ve İnegöl ovalarıdır. Akarsuları: Kaynağını İç Anadolu Bölgesi ve İç Batı Anadolu Bölümü’nden alan Sakarya,Meriç’in kolu olan Ergene,Biga,Gönen, Susurluk ve kolları olan Nilüfer ve Kemalpaşa çayları önemli akarsulardır. Gölleri: Göller bakımından zengin bir bölgedir.Küçük ve Büyük Çekmece ile Terkos gölleri kıyı set (Lagün)gölleridir.Sapanca gölü alüvyal set,Manyas,İznik ve Ulubat gölleri tektonik, Ömerli ise baraj  gölüdür. 5.BÖLGENİN İKLİMİ  VE  BİTKİ  ÖRTÜSÜ: Marmara  Bölgesi  bulunduğu konum nedeniyle çeşitli  iklim  ve zengin bitki  çeşitliliğine  sahiptir.Karadeniz ,Akdeniz, karasal iklim özelliklerinin ve bu iklimlere ait bitki türlerinin geçiş alanı durumundadır. Ege ve Marmara kıyılarında bozulmuş Akdeniz iklimi ve buna bağlı olarak çeşitli maki türleri,İç kesimlerde ve özellikle Ergene Havzası’nın iç kısımlarında karasal iklim şartları ortayaçıkmaktadır. Karadeniz  kıyılarında  ve Karadeniz Bölgesi sınırlarında Karadeniz  İklimi etkin hale geçer ve  ormanlar  görülür.Bölgede yükseltinin çok az olması balkanlar üzerinden gelen hava kütlelerinin rahatça bölgeye girmesini ve etkili olmasını sağlamaktadır.Bölgede yaz kuraklığının en belirgin olduğu alan Akdeniz ikliminin etkisiyle Güney Marmara’dır.Bölgede en fazla yağış alan alanlar dağların kuzeye bakan yamaçlarıdır.Bölge orman varlığı açısından 3.sıradadır. 6.BÖLGEDE TARIM  VE  HAYVANCILIK: Bölge ortalama yükseltinin az olması nedeniyle yüzölçümüne göre yurdumuzda ekili-dikili  alanın  en  fazla olduğu yerdir. Uygun arazi şartları ve geniş tarım alanları nedeniyle makineli  tarım gelişmiştir.İklim  açısından çeşitliliğin fazla oluşu  yetiştirilen  ürünlerinde  çeşitli olmasını sağlamaktadır. Tüm bu olumlu şartlar yanında sulama imkanlarının ve tüketici  nüfusun  fazla  olması  tarımın  gelişmesini sağlamıştır.Bölgede üretilen tarımsal ürünler nüfusun ihtiyacını karşılayamadığından diğer bölgelerimizden karşılanmaktadır. Ayçiçeği: Sanayi ürünleri içerisinde bölgede en fazla üretilen tarım ürünüdür.Başlıca üretim alanı Ergene  Havzası’dır.Türkiye üretiminin ¾ ‘ünü sağlar Zeytin: Özellikle sofralık üretim yapılır.Gemlik Körfezi ve Erdek en önemli üretim alanıdır.Pamuk:Başlıca üretim alanı Balıkesir çevresidir. Şekerpancarı: Trakya’nın büyük bölümünde ve Güney Marmara’da üretim yapılmaktadır.En önemli üretim merkezleri Adapazarı ve Balıkesir’dir.Buğday: Başlıca üretim alanları Tekirdağ,Edirne ve Kırklareli’dir. Pirinç: Ergene  ve  Meriç  havzalarında üretim yapılmaktadır.Tütün:Balıkesir,İzmit,Adapazarı ve Çanakkale başlıca üretim merkezleridir. Bağcılık:Trakya’da Tekirdağ çevresinde yoğunlaşmıştır. Mısır: Karadeniz Bölgesi’ne yakın alanlarda ve  Trakya’da üretim yapılmaktadır.Bölgede otlak alanları azdır.Hayvancılık özellikle ahır  hayvancılığı ve mandıracılık biçiminde yapılır.Edirne ve Kırklareli’de mandıracılık özellikle peynir üretimi gelişmiştir.Güney Marmara’da küçükbaş hayvancılık yapılmaktadır.Bursa’da merinos cinsi koyunlar yetiştirilmektedir. İstanbul  ve  çevresinde  kümes  hayvancılığı yoğunlaşırken, Bursa  ve Bilecik’te  ipekböcekçiliği yapılmaktadır.Boğazlarda balıkçılık yapılmaktadır 7.BÖLGENİN YER ALTI  ZENGİNLİKLERİ: Yer altı kaynakları açısından zengin değildir. Bor: Balıkesir,Bursa, Kütahya,Eskişehir Volfram (Tungsten):Uludağ-Bursa, Demirköy-Kırklareli Mermer:Marmara Adası Linyit:Trakya ve Güney Marmara Barit: Lapseki-Çanakkale Doğalgaz: Kırklareli Demir: Kocaeli ve  Sakarya Manyezit-Magnezyum: Bilecik Krom: Bursa Kurşun ve Bakır: ÇanakkaleBölge yaşanan yoğun tektonik hareketler sonucunda oluşan faylar nedeniyle kaplıcalar bakımından çok zengindir Yalova,Armutlu,Gönen ve Bursa önemli kaplıca merkezleridir.  8.BÖLGEDE ENDÜSTRİ: Marmara Bölgesi demir-çelik ve orman ürünleri sanayileri dışında kalan tüm sanayi kollarında Türkiye’de birinci sıradadır. Türkiye’de sanayi sektöründe çalışanların %59’u burada bulunmaktadır.Milli  gelirimizin  %20’si  sağlar.Mevcut sanayi üretiminin 1/3’ü  bu  bölgeden  karşılanır. Ulaşımını  kolay  olması, hammadde ihtiyacının kolay sağlanması, , işgücünün  fazla  olması, tüketici  nüfusunun  fazla  olması  ve  pazarlama  kolaylığı  gibi nedenlerin etkisiyle  sanayisi  çok gelişmiştir.Bölgemiz enerji  üretimi  en  az  tüketimi en fazla olan bölgedir. İstanbul-Kocaeli-Adapazarı  arası sanayi kuruluşlarının en fazla yoğunlaştığı alandır. İstanbul  ülkemizin en büyük  ithalat  limanıdır. Alpullu,Adapazarı ve Susurlukta şeker fabrikaları,Trakya’da yağ fabrikaları,Bursa ve Çanakkale’de konservecilik,Edirne ve Kırklareli’de Süt ve süt ürünleri,Tekirdağ ve Bozcaada’da rakı ve şarap,İstanbul Maltepe ve Cevizli’de sigara fabrikaları,İstanbul,Çerkezköy,Hereke ve Bursa’da dokuma sanayi,Yarımca ve Bandırma’da gübre fabrikaları,İzmit ve İstanbul’da ilaç ve boya fabrikaları,İzmit,Adapazarı ve İstanbul’da lastik fabrikaları,İzmit’te  İpraş  Petrol  Rafinerisi,İstanbul,Bursa ve Adapazarı’nda otomobil ve beyaz eşya fabrikaları,Çanakkale,Bozöyük ve Bilecik’te seramik,İstanbul,Gebze ve Çayırova’da cam,İstanbul ve Tekirdağ’da tuğla,İzmit’te bulunan kağıt fabrikası bölgenin en önemli sanayi kuruluşlarıdır.Ambarlı’da  Doğalgaz  ve  Fuel Oil, Bursa’da  ve  Hamitabat’ta  Doğalgaz, Kırklareli  ve  Orhaneli’nde ise termik  santrallerimiz bulunmaktadır. 9.BÖLGEDE NÜFUS  VE  YERLEŞME: Bölgenin nüfusu  2000  sayımına  göre  17 365 027 kişidir.Nüfus  yoğunluğu çok fazladır, km2’ye  241  kişi düşmektedir. Bu Türkiye  ortalamasının  çok üstündedir. Yoğunluk bazı alanlarda 1280 ile 2500 kişiye ulaşabilmektedir. (İstanbul)Nüfusun en seyrek olduğu alanlar Yıldız Dağları Bölümü,Biga Yarımadası ve Saros körfezi çevresidir.Kentsel  nüfusun  en  fazla  olduğu bölgemizdir.Kırsal nüfus %15.7 civarındadır. Bölgede erkek nüfus kadın nüfustan daha fazladır.Nüfus büyük oranda Çatalca-Kocaeli  yarımadasında  yoğunlaşmıştır.İstanbul  en fazla nüfusa sahip ilimizdir.(2000 sayımına göre nüfusu 10 018.735 kişidir) Bölge en fazla iç göç alan yerdir.İstanbul, İzmit, Adapazarı  ve  Bursa  en önemli  illeridir. Nüfus  artış  hızı  %o 36’dır. 10.BÖLGE’DE TURİZM: Turizm  geliri  en  fazla  olan  bölgemizdir. İstanbul, Bursa  ve  Edirne  sahip olduğu tarihi ve doğal zenginlikler nedeniyle en önemli turizm merkezleridir.Özellikle Bursa ve Yalova’da bulunan kaplıcalar,Manyas Kuş  Cenneti,Çanakkale Truva, Uludağ,Çanakkale ve Gelibolu Yarımadası,Ayasofya, Sultanahmet, Süleymaniye, Kapalı Çarşı,Topkapı Müzesi,Dolmabahçe Sarayı en fazla ilgi çeken alanlardır. Bölgede  bulunan  adalar  ve  kıyılar tarihi ve doğal bakımdan önemli zenginliklere sahiptir.
Yeryüzündeki Başlıca İklim Tipleri YERYÜZÜNDEKİ BAŞLICA İKLİM TİPLERİ   Matematik ve özel konum özelliklerinin etkisiyle Dünya’nın çeşitli alanlarında farklı iklimler ortaya çıkmaktadır. Makroklima:Çok geniş alanlarda etkili olan iklim tiplerine makroklima (büyük iklim )adı verilir.(Akdeniz iklimi,Muson iklimi) Bölgesel iklim:Makroklima alanı içerisinde daha küçük alanlarda etkili olan iklimlere bölgesel iklim denir.(Marmara iklimi) Mikroklima:Bölgesel iklim alanları içerisinde daha dar alanlarda görülen farklı iklimlere mikroklima denir.(Iğdır yöresi iklimi)             A.SICAK İKLİMLER 1.Ekvatoral İklim: -Ekvator’un 10° Kuzey ve Güney enlemleri arasında görülmektedir. -Yıllık ortalama sıcaklık 20°C’nin üzerindedir. -Yıllık sıcaklık farkı 3-4°C’nin altındadır. -Yıllık yağış 1500-3000 mm arasındadır. -Her mevsim yağışlıdır.(düzenli yağış rejimi) -Konveksiyonel yağışlar meydana gelir. -Bağıl ve mutlak nemin en fazla olduğu iklim bölgesidir.-En yüksek yağış miktarı, ekinoks tarihlerinde gerçekleşir. -Kimyasal çözünmenin en fazla olduğu iklim bölgesidir. -Doğal bitki gür , geniş yapraklı ve her zaman yeşil kalan Ekvatoral ormanlardır. -Muz,şekerpancarı,pirinç,Hindistan cevizi,kauçuk,kahve ve kakao başlıca tarımsal ürünlerdir. -Yerleşmeler genelde 2000m den yüksek alanlarda kurulmuştur. -Nüfus seyrektir. -Görüldüğü alanlar,Güney Amerika’da Amazon Havzası, Afrika’da Kongo Havzası,Gine Körfezi kıyıları, Endonezya,Filipinler ve Malezya'nın büyük bir bölümünde etkili olmaktadır. 2.Tropikal İklim ( Savan): -10° ve 20° Kuzey ve Güney enlemleri arasında görülür. -Ekvatoral kuşak ile çöller arasında bir geçiş iklimidir. -Yıllık ortalama sıcaklık 20°C’nin üstündedir. -Yıllık sıcaklık farkı 4 - 5°C’civarındadır. -Yıllık yağış miktarı 1500 - 2000 mm. Arasındadır. -Yaz ayları yağışlı, kış ayları kuraktır. -Doğal bitki örtüsü yüksek boylu olan savanlar(ot) ve seyrek ağaçlardan oluşur. -Başlıca tarım ürünleri,muz,pirinç,şekerkamışı ve mısırdır. -Etkili olduğu alanlar,Sudan, Cad, Nijerya, Mali, Moritanya, Brezilya, Venezuela, Kolombiya, Peru ve Bolivya’dır. 3.Muson İklimi: -Muson rüzgarlarının etkisiyle oluşmuştur. -Yıllık ortalama sıcaklık 20°C civarındadır. -Yıllık sıcaklık farkı 10°C civarındadır. -Yıllık ortalama yağış 3000-5000 mm arasında gerçekleşir. -Yağışın büyük bölümü yaz aylarında düşer(Yaz musonları). -Kış mevsimi kurak geçmektedir. (Kış musonları). -Doğal bitki örtüsü bol yağış alan yerlerde muson ormanlarıdır. -Yağışların azaldığı alanlarda bitki örtüsünü savanlar meydana getirir. -Başlıca tarım ürünleri,çay,pirinç,pamuk,mısır,buğday ve tütündür. -Görüldüğü başlıca alanlar, Güney ve Güney Doğu Asya’dır.Hindistan, Çin’in güney kesimleri, Japonya ve Güney Afrika’nın doğu kesimleridir. 4.Çöl İklimi: -Yağışlar son derece azdır. -Nem az olduğundan günlük ve yıllık sıcaklık farkları fazladır. -Yıllık yağış miktarı 100 mm’den azdır -Nadir olarak oluşan yağış,sağanak şeklindedir. -Doğal bitki örtüsünü kurakçıl otlar ve kaktüsler meydana getirmektedir -Fiziksel ufalanmanın en fazla olduğu iklim bölgeleridir. -Nüfus seyrektir. -Tarım imkanları,su kaynaklarına bağlı çok düşük seviyededir. -Göçebe olarak yapılan küçükbaş hayvancılık en önemli geçim kaynağıdır. -Başlıca çöl alanları olan, Büyük Sahra, Necef, Gobi, Taklamakan, Deşti Kebir, Gobbon , Gibson, Kalahari ,Namib, Patagonya, Atacama, Peru ve ABD'nin güneybatı kesimlerinde etkili olmaktadır.   B.ILIMAN İKLİMLER 1.Akdeniz İklimi: -30° - 40° enlemleri arasında görülür.-Yazları sıcak ve kurak kışlar ılık ve yağışlıdır. -Kış yağışları çoğunlukla yağmur şeklindedir. -Yıllık ortalama sıcaklık 15 - 20°C arasındadır. -Yıllık sıcaklık farkı ise 18°C civarındadır. -Kışın sıcaklık 0°C altına düşmez. -Yıllık yağış miktarı 600 -1000 mm arasında gerçekleşir. -Doğal bitki örtüsü, kızılçam ağaçlarının tahrip edilmesiyle ortaya çıkan makidir. Maki, sürekli yeşil, kısa boylu, kuraklığa dayanabilen, bodur bitkilerdir. Önemli maki çeşitleri mersin, defne, kocayemiş, zeytin ve zakkumdur. -En önemli toprak türü kalkerlerin meydana getirdiği Terra-Rossa topraklarıdır. -Zeytin bu iklim alanının en başta gelen ürünlerinden biridir. -Görüldüğü alanlar,Akdeniz çevresi (Mısır kıyıları hariç-çöl iklim şartlarının yükselti azlığı nedeniyle kıyıya kadar etkili olması), Kaliforniya kıyıları, Kap Bölgesi, Avustralya'nın güneybatı ve güneydoğu kesimleri,Güney Portekiz, Afrika'nın güneyinde ve Orta Şili’dir. 2.Okyanusal İklim: -40° ve 60° enlemleri arasında, kıtaların batı kıyılarında görülür. -Oluşumunda, Batı rüzgarları ve Golf-stream sıcak su akıntısı etkili olmaktadır. -Yıllık sıcaklık ortalaması 10-15°C civarındadır. -Yazlar serin,kışlar ılık geçmektedir. -Yıllık sıcaklık farkı 15°C’ civarındadır. -Her mevsim düzenli yağış alır.Yağış rejimi düzenlidir. -En fazla yağış sonbaharda düşer.Yaz en az yağış görülen mevsimdir. -Yağış miktarı ,1500 mm den fazladır. -Doğal bitki örtüsü karışık ormanlardır.İç kısımlarda çayırlar egemen duruma gelir. -Egemen toprak türü humus bakımından zengin kahverengi orman topraklarıdır. -Görüldüğü alanlar,Batı Avrupa ülkeleri, Kanada’nın batı kesimleri,Güney Şili, Avustralya'nın kuzeydoğusu ve Güneydoğu Afrika kıyıları’dır. 3.Orta Kuşak Karasal İklim: -Genel olarak, 40° - 60° enlemleri arasında, karaların deniz etkisinden uzak iç kısımlarında görülmektedir. -Karasallığın etkisi nedeniyle kışlar çok soğuktur ve uzun ,yazlar sıcaktır. -Yıllık sıcaklık ortalaması 10°C civarındadır. -Yıllık sıcaklık farkı 30°C civarındadır. -Yıllık yağış miktarı 450-500 mm civarındadır. -Yağışın en fazla düştüğü mevsim yaz, en az düştüğü mevsim kıştır. -Yağışlar büyük oranda kar şeklindedir. -Doğal bitki örtüsü iğne yapraklı ormanlardır. -Yağışın azaldığı alanlarda bozkırlar görülür. -Sibirya ve Kanada da iğne yapraklı ormanlara tayga ormanları adı verilir. -Görüldüğü başlıca alanlar, Sibirya, Doğu Avrupa'da Kanada ve Asya’nın iç kısımlarıdır. 4.Step İklimi: -Özellikle 30° ve 60° enlemleri arasında bulunan karaların iç kısımlarında yer alır. -Step iklimi, geçiş iklimi özelliği gösterir.Çöllerle,savan ve ılıman iklim sahaları arasındaki geçiş alanlarında görülür. -Yıllık sıcaklık ortalaması 5-15°C arasındadır. -Kışlar soğuk 0° C civarındadır. -Yıllık sıcaklık farkı 20 - 30°C’ arasında değişir. -Yıllık yağış miktarı 300 - 500 mm arasındadır. -Yağış rejimi düzensizdir. -En fazla yağış ilkbahar ve yaz mevsiminde düşer. -Kış yağışları kar şeklindedir. -Doğal bitki örtüsü steplerden oluşur.   C.SOĞUK İKLİMLER 1.Tundra İklimi (Kutup altı İklimi): -Genel olarak, 60° -70° enlemleri arasında yer almaktadır. Sıcaklık yıl süresince çok düşükür. -En sıcak ay ortalaması 10°C’nin altındadır. -Yıllık sıcaklık farkının 25-30°C’nin üstündedir. -Yağışlar ortalama 200 - 250 mm civarına yağış alır. -En fazla yağış yaz mevsiminde düşer. -Doğal bitki örtüsü tundralardır. -Topraklar yılın büyük bölümünde donmuş halde bulunur. -Tarımsal faaliyetler yok denecek kadar azdır. -Nüfus seyrektir. -Görüldüğü alanlar, Kuzey Sibirya, Kuzey Kanada,Grönland kıyıları ve Orta kuşaktaki yüksek dağların çok yüksek alanları. 2.Kutup İklimi: -70° ve 90° enlemleri arasında yer alır. - Sıcaklık ortalaması yıl boyunca 0°C’nin çok altındadır. -Buzullarla kaplı durumdadır. -Toprak oluşumuna rastlanmaz. -Yıllık sıcaklık farkı 30°C civarındadır. -Yağış miktarı çok azdır ve kar şeklindedir. -Ortalama yağış 200 mm.nin altındadır. -Doğal bitki örtüsü yoktur. -Görüldüğü alanlar, Grönland Adası'nın iç kısımları ve kuzeyi, Antarktika.
Harita Bankası COĞRAFYAM VE HAYAT HARİTA BANKASI     DÜNYA HARİTALARI   DÜNYA SİYASİ HARİTASI DÜNYA FİZİKİ   HARİTASI PİRİ REİS DÜNYA HARİTASI PİRİ REİS AVRUPA HARİTASI ALİ MACAR REİS ATLASININ SON HARİTASI KAŞGARLI MAHMUT'UN DÜNYA HARİTASI   ÜLKE HARİTALARI   KIT'ALAR,ÜLKELER VE ÇEŞİTLİ BÖLGELERE AİT HARİTALAR   AVRUPA HARİTALARI   AVRUPA FİZİKİ HARİTASI AVRUPA SİYASİ HARİTASI-1   TÜRKİYE FİZİKİ HARİTALARI   TÜRKİYE FİZİKİ HARİTASI.....ÖLÇEK: 1/2000.000 1. KISIM 2. KISIM 3. KISIM 4.KISIM LEJAND   TÜRKİYE İLLER HARİTALARI   İLLER HARİTASI   KARAYOLLARI HARİTASI   TÜRKİYE KARAYOLLARI HARİTASI   TÜRKİYE MADEN HARİTALARI   TÜRKİYE MADEN YATAKLARI HARİTASI TÜRKİYE METALAJENİ HARİTASI TÜRKİYE İLLERE GÖRE MADEN HARİTASI   JEOLOJİ HARİTALARI   JEOLOJİ HARİTALARI İNDEKSİ.........................ÖLÇEK:1:25.000 JEOLOJİ HARİTALARI ………………................ÖLÇEK: 1:100.000 JEOLOJİ HARİTALARI……… ............................ÖLÇEK: 1:250.000 JEOLOJİ HARİTALARI……………….................ÖLÇEK: 1:500.000 JEOLOJİ HARİTASI……………..........................ÖLÇEK: 1:2.000.000   JEOFİZİK HARİTALARI   TOPLAM MANYETİK ŞİDDET HARİTASI...........ÖLÇEK: 1/2.000.000 BOUGER GRAVİTE HARİTASI.............................ÖLÇEK: 1/2.000.000   DEPREM HARİTALARI   TÜRKİYE DİRİ FAY HARİTASI............................ÖLÇEK: 1/2.000.000     TÜRKİYE BÜYÜK HAVZA SINIRLARI HARİTASI   HAVZA SINIRLARI HARİTASI   TÜRKİYE ORMAN DAĞILIŞI HARİTASI   ORMAN DAĞILIŞI HARİTASI BİTKİ ÖRTÜSÜ DAĞILIŞI HARİTASI       BÖLÜMÜN HAZIRLANMASINDA KULLANILAN KAYNAKLAR http://www.tagem.gov.tr/ (NOT: Bu haritalar 2000 yılı DİE verileri kullanılarak üretilmiştir.) http://www.mta.gov.tr/ www.kgm.gov.tr http://www.turkish-media.com/y_h/ulkeler_haritalari.htm
İklim ve Doğal Bitki Örtüsü Arasındaki İlişki İKLİM VE DOĞAL BİTKİ ÖRTÜSÜ ARASINDAKİ İLİŞKİ   1.İklim ve doğal bitki toplulukları arasında yakından bir ilişki vardır. 2.Bitkilerin sıcaklık ,nem ve toprak istekleri farklı olduğundan,kutup iklimi dışında, her iklim tipi kendine özgü doğal bir bitki örtüsü meydana getirmiştir. 3.Arazinin durumuna bağlı olarak kesintiler görülse de genel olarak,ekvatordan kutuplara doğru, geniş yapraklı ormanlar, karışık ormanlar ve iğne yapraklı ormanlar, biçiminde kuşaklar meydana gelmiştir. 4.Yükseklik arttıkça sıcaklık düşer, nem oranı azalır.Bu nedenle bitki örtüsü yükseklik arttıkça seyrekleşir, cılızlaşır ve ortadan kalkar. 5.Yüksekliğin artması, geniş yapraklı ormanlar, karışık ormanlar, iğne yapraklı ormanlar ve dağ çayırları biçiminde katlar oluşumuna neden olur. 6.Bakı etkisine bağlı olarak,Güneş'e dönük dağ yamaçlarında olgunlaşma süresi daha kısadır. Ormanın üst sınırı daha yüksektir. 7.Genel olarak nemli bölgelerin; -Sıcak kesimlerinde geniş yapraklı ormanlar, -Soğuk alanlarında iğne yapraklı ormanlar, -Ilıman kesimlerinde karışık ormanlar yer alır. 8.Genel olarak kurak iklim sahalarının; -Sıcak kesimlerinde,kurakçıl çalılar ve kaktüs, -Soğuk kesimlerinde otsu yosunumsu bitkiler yer alır.
İç Anadolu Bölgesi İÇ ANADOLU BÖLGESİ   1.BÖLGENİN KONUMU, SINIRLARI  VE  KOMŞULARI: Bölge yurdumuzun orta kısmını meydana getirir, bu nedenle Orta Anadolu Bölgesi adı da verilir.Bölgenin Güneydoğu Anadolu Bölgesi dışında tüm bölgelerimize sınırı bulunmaktadır. 2.BÖLGENİN ALANI  : Bölgemiz 163.057  Km2’lik alanı ile ülke topraklarımızın % 20’sini  kaplamaktadır. Sahip olduğu alan itibarıyla, Doğu Anadolu Bölgesi’nden sonra  2.büyük  bölgemizdir. 3.BÖLGENİN BÖLÜMLERİ VE ÖNEMLİ KENTLERİ: a.Konya  Bölümü:Konya,Ereğli,Aksaray,Karaman,Akşehir b.Yukarı  Sakarya  Bölümü:Ankara,Eskişehir,Sivrihisar,Haymana,Polatlı c.Orta  Kızılırmak  Bölümü:Kayseri,Kırıkkale,Yozgat,Niğde, Nevşehir, Kırşehir, Çankırı,Yerköy,Sungurlu d.Yukarı  Kızılırmak  Bölümü:Sivas,Bünyan,Yıldızeli,Şarkışla 4.BÖLGENİN YERYÜZÜ  ŞEKİLLERİ: Dağları: Bölge etrafı yüksek dağlarla çevrili bir çanak görünümüne sahiptir.Yüzey şekilleri açısından sade bir görünüme sahiptir.Genel olarak 900-1000 metre yüksekliğe sahip platolardan oluşmaktadır.Mevcut plato alanları üstünde tek dağlar ve volkanik dağlar yer almaktadır. Bölgenin batısında Sündiken Dağları ve güneybatıda Obruk Platosu,güneyde Bozdağ,Ankara’nın doğusunda yer alan Elma dağ ve İdris dağı ,Yukarı Kızılırmak Bölümü’nde Akdağlar,Hınzır,Yıldız ve Tecer dağları yer almaktadır. Bölgenin  güneybatısında güneybatı-kuzeydoğu yönünde bir kırık hattı boyunca uzanan volkanik dağlar bulunmaktadır. Karacadağ,Karadağ,Hasan(3268m), Melendiz ve Erciyes  Dağı’dır. (3917 m) Bölgede yer şekilleri sade ve engebeli arazi az olduğundan düzlük alanlar oldukça fazla,tarım alanlar geniş,ulaşım kolay, yol yapım ve bakım maliyeti düşüktür.Bölgede özellikle Sivas, Çankırı çevresinde jipsli taşların oluşturduğu karstik  şekillere rastlanmaktadır.Bu alanlar Akdeniz Bölgesi’nden sonra karstik şekillerimizin oluştuğu ikinci önemli sahaları meydana getirir.Bölgede bulunan geniş ve düz tarım arazileri makineli tarım açısından uygun koşullar oluşturmuştur. Ovaları: Türkiye’nin  en  büyük  ovası olan Konya Ovası, Ereğli, Aksaray, Sakarya, Eskişehir, Ankara, Kayseri  ve  Develi  Ovaları Platoları: Haymana, Cihanbeyli, Obruk, Bozok , Yazılıkaya ve Uzunyayla  Akarsuları: Kızılırmak, Sakarya, Porsuk Çayı (Sakarya’nın kolu) ve Delice  Irmağı.Bunlar genel olarak en fazla suyu kar erimelerinin etkisiyle ilkbaharda taşırlar. Gölleri: Bölgede bulunan başlıca göller Türkiye’nin 2.Büyük gölü olan Tuz  Gölü, Akşehir, Eber, Ilgın,Tuzla, Seyfe, Mogan, Sultan  Sazlığı’dır. Bölgede bulunan baraj gölleri: Sarıyar  ve  Gökçekaya(Sakarya),Hirfanlı ve Kesikköprü(Kızılırmak),Çubuk Porsuk(Porsuk) ve Çubuk baraj gölü. Kapalı Havzalar: Bölgede bulunan Tuz Gölü,Eber,Akşehir,Kurbağa Gölü (Develi Ovası), Tersakan,Bolluk,Sultan Sazlığı,Seyfe,Çavuşçu gölleri ve Hotamış bataklığı iklim ve özellikle yüzey şekillerinin etkisiyle kapalı havza durumunda bulunan alanlardır. 5.BÖLGENİN İKLİMİ  VE  BİTKİ  ÖRTÜSÜ: Bölgenin  dağlarla  çevrili  olması nedeniyle deniz etkisi bu alanlara sokulamaz.  Bölge yarı kurak karasal iklimin etkisindedir.Yazlar  sıcak ve kurak, kışlar  soğuk  ve  kar  yağışlıdır.Don  olayları  çok  görülür. Tuz Gölü ve çevresi yurdumuzda en  az  yağış  alan yerdir.Yıllık ortalama  yağış  miktarı 400-500 mm düzeyindedir.En yağışlı dönem ilkbahar mevsimidir.Bölgede Kırkikindi Yağmurları adı verilen Konveksiyonel yağışlar egemendir.Bölgenin çok az yağış almasının temel nedeni yüksek  dağlarla  çevrili  olması nedeniyle nemli hava kütlelerini alamamasıdır.Bölgenin doğal  bitki  örtüsü  bozkırdır. Bölgede  özellikle  doğudaki  dağlık  alanlarda ve Ankara güneyinde ormanlara rastlanır.Bölgenin kenar kısımlarında ormanların tahrip edilmesiyle oluşan antropojen bozkır sahaları yer almaktadır. Bölge orman varlığı bakımından 5.  sıradadır. 6.BÖLGEDE TARIM  VE  HAYVANCILIK: Bölgede ekonomi büyük oranda  tarıma  dayalıdır.Ekili-dikili  alanlar  bakımından  Marmara  Bölgesinden  sonra  2.  sırada  yer  almaktadır.Bölge geniş tarım alanlarına sahip olmasına rağmen yüksek yaz kuraklığı tarımsal üretim üzerinde olumsuz etki yapmaktadır.Bu nedenle nadas uygulamasının en fazla yapıldığı bölgemizdir. Bölgede tarımın  en  önemli  sorunu  sulamadır. Bölgede  üretilen başlıca tarımsal ürünler en fazla üretilen tarım ürünü  buğdaydır.Konya Bölümü ürettiği Buğday, Arpa ve Çavdar ile yurdumuzun tahıl ambarı ünvanını almıştır. Buğday dışında üretilen diğer önemli ürünler şekerpancarı, Ayçiçeği, Haşhaş, Üzüm, Mercimek, Yulaf, Çavdar, meyve ve sebzedir.Bölgede yaz  kuraklığının  erken  başlaması  sebze  üretimini  olumsuz  yönde  etkilemektedir. Hayvancılık bölgede önemli bir geçim kaynağıdır.Geniş bozkırlara bağlı olarak özellikle küçükbaş  hayvancılık  yapılmaktadır. Ankara  çevresinde özellikle tiftik  keçisi, Sivas  ve  Konya  çevresinde  koyun yetiştiriciliği yapılmaktadır. Bölge yurdumuzda küçükbaş  hayvan  sayısının  en  fazla  olduğu bölgedir.Bölgede arıcılıkta yapılmaktadır. 7.BÖLGENİN YER ALTI  ZENGİNLİKLERİ: Krom: Mihalıççık(Eskişehir), Kayseri  ve  Sivas. Civa:Sarayönü Kayatuzu: Kırşehir, Çankırı, Nevşehir, Yozgat. Linyit: Kangal (Sivas),Çayırhan (Ankara) Demir: Develi (Kayseri),Kangal(Sivas),Haymana( Ankara) Toryum: Sivrihisar( Eskişehir). Çinko: Bozkır (Konya),Bor(Niğde),Kayseri Lületaşı: Eskişehir Kırşehir Taşı(Oniks):Hacıbektaş,Kırşehir Volfram: Keskin(Kırıkkale), Niğde Fluorit:Kırşehir,Yozgat Tabii Soda:Beypazarı Tuz:Tuz Gölü 8.BÖLGEDE ENDÜSTRİ: Bölgede sanayi özellikle Yukarı Sakarya  Bölümü’nde  gelişmiştir. Sanayi kuruluşlarının özellikle büyük kentler çevresinde toplandığı görülmektedir. Bölgede sanayinin geliştiği başlıca merkezler Ankara,Kayseri,Eskişehir, Kırıkkale ve Konya’dır.Bölge Türkiye  endüstri ürünleri üretiminin  % 15’ini sağlanmaktadır. Ankara: Uçak,dokuma, besin, tarım araçları, çimento, alkollü  içki, mobilya, selüloz, kağıt, karton, deri  ve  et  sanayisi gelişen başlıca sanayi kuruluşlarıdır. Eskişehir: Lokomotif, besin, motor ve uçak motoru, çimento, inşaat, malzemeleri, şeker,deri Konya: Otomotiv,tarım  araçları, besin, motor, çimento, süt  ürünleri, inşaat malzemeleri, selüloz, kağıt  ve  şeker sanayi gelişen başlıca sanayi kuruluşlarıdır. Kayseri: Halıcılık,çimento, meyve  suyu, pamuklu  dokuma, pastırma,şeker ve  sucuk  sanayisi gelişen başlıca sanayi kuruluşlarıdır. Kırıkkale: Silah  sanayi, Orta  Anadolu Petrol Rafinerisi.Kırşehir:Araba ve uçak lastiği Sivas: Besin, Yem, Çimento, demir-çelik, et  entegre, demiryolları  bakım  ve  onarım  tesisleri bulunmaktadır. 9.BÖLGEDE NÜFUS  VE  YERLEŞME: Nüfusu  2000  sayımına  göre  11.608.868 kişidir.Nüfus miktarı bakımından Marmara Bölgesi’nden sonra 2.sıradadır. Bölgede km2’ye  63 kişi düşmektedir. Mevcut alanının büyüklüğü nedeniyle nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının altındadır.Nüfus  artış  hızı  %o16’dır.Bu değerde ülke ortalamasının altındadır.Nüfusun  % 69.25’i  kentlerde, %29.75’i kırlarda yaşamaktadır. Bölgede nüfusun dağılışı ile yağış dağılışı arasında yakın ilişki bulunmaktadır. Kentleşme  oranı  düşüktür.Nüfus  genellikle bölgenin  çevresindeki  dağ  eteklerindeki ve su kaynaklarının bulunduğu alanlarda toplanmıştır.Su kaynaklarının yetersizliğine bağlı olarak toplu yerleşmeler egemendir.Tuz Gölü çevresindeki alanlar yurdumuzun en tenha yerleridir.İklim şartlarına bağlı olarak kerpiç kırsal alanlarda önemli bir yapı malzemesidir.Nüfusun en yoğun olduğu alanlar Yukarı  Sakarya  Bölümü’dür.En seyrek olduğu alan Yukarı Kızılırmak Bölümü’dür.Başkentimiz Ankara Türkiye’nin 2.büyük kentidir. 10.BÖLGE’DE TURİZM: İç Anadolu Bölgemiz yüksek bir turizm potansiyeline sahiptir. Bölgenin sahip olduğu tarihi ve doğal güzellikler başlıca zenginlikleri meydana getirmektedir. Sahip olduğu peri bacaları ile Ürgüp-Göreme çevresi,Hitit uygarlığına ait eserlerin bulunduğu Alacahöyük ve Boğazköy(Hattuşaş),Polatlı’da bulunan Gordion ve Kayseri’de bulunan Kültepe önemli turistik merkezlerdir.Ankara’da bulunan Ankara Kalesi,Etnografya,Anadolu medeniyetleri ve Maden Tetkik Arama Enstitüsü’nde bulunan müzeler,Hacıbayram Camii, Kocatepe Camii,Roma hamamı ve Kurtuluş Savaşı Müzesi ile Anıtkabir en fazla ziyaret edilen yerlerin başında gelmektedir.Konya’da bulunan Mevlana Türbesi,Karatay Medresesi, Akşehir’de bulunan Nasrettin Hoca Türbesi ve Sivas’ta bulunan Gök Medrese diğer önemli ziyaret alanlarıdır.Bölgede bulunan Mogan ve Eymir gölleri,Çubuk Kurtboğazı ve Hirfanlı baraj gölleri,Kayseri’de bulunan Sultansazlığı başlıca mesire yerleridir.Erciyes ve Elmadağ’da kış sporları merkezleri bulunmaktadır.
Coğrafi Bilgi Sistemleri(CBS) COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMLERİ (CBS)   A.COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMİ (CBS) NEDİR? Geographical Information Systems (GIS)konuma dayalı gözlemlerle elde edilen grafik ve grafik-olmayan bilgilerin toplanması, saklanması, işlenmesi ve kullanıcıya sunulması işlevlerini bütünlük içerisinde gerçekleştiren bir bilgi sistemidir.” Genel olarak bakıldığında,fiziki ve beşeri unsurlara ait verilerin toplanarak depolanıp analiz edilmesine dayanmaktadır.         Sistemin etkili olarak kullanılmasıyla: 1.Mevcut veriler sürekli olarak güncellenebilmekte 2.Farklı verilerin birleştirilmesiyle oluşturulan genel veri tabanı sayesinde güncel veriye hızla ulaşma,bunlara ilişkin analiz yapma imkanı sağlamaktadır. 3.Sistemde depolanan ve analiz edilen bilgiler günümüze ilişkin çeşitli alanlardaki sorunların çözümünde, bu unsurların etkili olarak kullanılmasını sağlamaktadır. 4.Aynı şekilde geleceğe ilişkin planlamaların yapılmasında vebuna dönük temel modellerin oluşturulmasına imkan vermektedir.   B.COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMİNİ OLUŞTURAN BİLEŞENLER NELERDİR? 1.DONANIM (HARDWARE): CBS’nin işlemesini mümkün kılan bilgisayar ve buna bağlı yan ürünlerin bütünü donanım olarak adlandırılır. Bütün sistem içerisinde en önemli araç olarak gözüken bilgisayar yanında yan donanımlara da ihtiyaç vardır. Örneğin, yazıcı (printer), çizici (plotter), tarayıcı (scanner), sayısallaştırıcı (digitizer), veri kayıt üniteleri (data collector) gibi cihazlar bilgi teknolojisi araçları olarak CBS için önemli sayılabilecek donanımlardır. 2.YAZILIM (SOFTWARE): Coğrafik bilgileri depolamak, analiz etmek ve görüntülemek gibi ihtiyaç ve fonksiyonları kullanıcıya sağlamak üzere, yüksek düzeyli programlama dilleriyle gerçekleştirilen algoritmalardır. Yazılımların pek çoğunun ticari amaçlı firmalarca geliştirilip üretilmesi yanında üniversite ve benzeri araştırma kurumlarınca da eğitim ve araştırmaya yönelik geliştirilmiş yazılımlar da mevcuttur. Dünyadaki CBS pazarının önemli bir kısmı yazılım geliştiren firmaların elindedir. En popüler CBS yazılımları olarak Arc/Info, Intergraph, MapInfo, SmallWorld, Genesis, Idrisi, Grass vb. verilebilir. NOT:Milli Eğitim Bakanlığı 25 Meslek lisesinde CBS ve CAD yazılımı ihalesi yaptı. İhaleyi Geocad ve MapInfo yazılımlarını teklif eden SAMiR (TEKNORAMA) aldı, böylece öğrenciler 400 kullanıcılık laboratuarlarda CBS eğitimlerini MapInfo ile yapacaklardır. Coğrafi Bilgi Sistemine Yönelik Bir Yazılımlarda Bulunması Gereken Temel Unsurlar: *Coğrafik veri/bilgi girişi ve işlemi için gerekli araçları bulundurması, *Bir veri tabanı yönetim sistemine sahip olmak, *Konumsal sorgulama, analiz ve görüntülemeyi desteklemeli, *Ek donanımlar ile olan bağlantılar için ara-yüz desteği olmalıdır. *Veri (data) CBS’nin en önemli bileşenlerinde biri de “veri”dir. Grafik yapıdaki coğrafik veriler ile tanımlayıcı nitelikteki öznitelik veya tablo verileri gerekli kaynaklardan toplanabileceği gibi, piyasada bulunan hazır haldeki veriler de satın alınabilir.CBS konumsal veriyi diğer veri kaynaklarıyla birleştirebilir. Böylece birçok kurum ve kuruluşa ait veriler organize edilerek konumsal veriler bütünleştirilmektedir. Veri, uzmanlarca CBS için temel öğe olarak kabul edilirken, elde edilmesi en zor bileşen olarak ta görülmektedir. Veri kaynaklarının dağınıklığı, çokluğu ve farklı yapılarda olmaları, bu verilerin toplanması için büyük zaman ve maliyet gerektirmektedir. Nitekim CBS’ye yönelik kurulması tasarlanan bir sistem için harcanacak zaman ve maliyetin yaklaşık %50 den fazlası veri toplamak için gerekmektedir. *İnsanlar (people) CBS teknolojisi insanlar olmadan sınırlı bir yapıda olurdu. Çünkü insanlar gerçek dünyadaki problemleri uygulamak üzere gerekli sistemleri yönetir ve gelişme planları hazırlar. CBS kullanıcıları, sistemleri tasarlayan ve koruyan uzman teknisyenlerden günlük işlerindeki performanslarını artırmak için bu sistemleri kullanan kişilerden oluşan geniş bir kitledir. Dolayısıyla coğrafi bilgi sistemlerinde insanların istekleri ve yine insanların bu istekleri karşılamaları gibi bir süreç yaşanır. CBS’nin gelişmesi mutlak suretle insanların yani kullanıcıların ona sahip çıkmalarına ve konuma bağlı her türlü analiz için CBS’yi kullanabilme yeteneklerini artırmaya ve değişik disiplinlere yine CBS’nin avantajlarını tanıtmakla mümkün olabilecektir. *Yöntemler Başarılı bir CBS, çok iyi tasarlanmış plan ve iş kurallarına göre işler. Bu tür işlevler her kuruma özgü model ve uygulamalar şeklindedir. CBS’nin kurumlar içerisindeki birimler veya kurumlar arasındaki konumsal bilgi akışının verimli bir şekilde sağlanabilmesi için gerekli kuralların yani metotların geliştirilerek uygulanıyor olması gerekir. Konuma dayalı verilerin elde edilerek kullanıcı talebine göre üretilmesi ve sunulması mutlaka belli standartlar yani kurallar çerçevesinde gerçekleşir. Genellikle standartların tespiti şeklinde olan bu uygulamalar bir bakıma kurumun yapısal organizasyonu ile doğrudan ilgilidir. Bu amaçla yasal düzenlemelere gidilerek gerekli yönetmelikler hazırlanarak ilkeler tespit edilir.   C.COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMİNİN( CBS )UYGULAMA ALANLARI:   1.Eğitim: MEB bünyesinden ve dış kaynaklardan elde edilen verilerin ayrıntılı sorgulamalarla analiz edilmesine, mekânsal dağılımların ve zaman içindeki gelişimlerin izlenmesine olanak verecektir.Verilerin analizi Bakanlık merkez örgütünün ve taşra örgütünün farklı özelliklerdeki gereksinimlerini karşılamak üzere iki temel bölümde değerlendirilecektir. Böylece karmaşık yapıdaki Bakanlıkta merkezden yönetim yeteneği artacaktır. Bakanlığı’nın kompleks yapısı göz önünde bulundurulduğunda bu karar destek sistemi hızlı nüfus artışının yaşanması ve göçler nedeniyle dinamik bir demografik yapıya sahip ülkemizde verimliliğin artmasında,karar alma sürecinin hızlanmasında ve doğru planlamaların oluşturulmasında büyük faydalar sağlayacaktır. Eğitime yapılan yatırımların uzun vadeli olduğu dikkate alındığında yıllar itibariyle gelişmelerin izlenebilmesi de önem taşımaktadır. Uygulamaya alınan kararların fayda ve zararları da bu karar destek sistemi sayesinde izlenebilmelidir. Başka bir ifade ile bu karar destek sisteminin izleme ve değerlendirme yapabilmesi de önem taşımaktadır. Sonuç olarak CBS’nin eğitim sektöründe etkin biçimde kullanılmasıyla araştırma-inceleme, eğitim kurumlarının kapasiteleri ve bölgesel dağılımları, okuma-yazma oranları, öğrenci ve eğitmen sayıları, planlama vb. konularda büyük katkılar sağlayacaktır. 2.Doğal Kaynak yönetimi: Arazi yapısı, su kaynakları, akarsular, havza analizleri, yabani hayat, yer altı ve yerüstü doğal kaynak yönetimi, madenler, petrol kaynakları 3.Mülkiyet-İdari Yönetim: Tapu-Kadastro, Vergilendirme, Seçmen tespiti, Nüfus, Kentler, Beldeler, Kıyı Sınırları, İdari sınırlar, Tapu bilgileri, Mücavir alan dışında kalan alanlar,Uygulama imar planları 4.Bayındırlık hizmetleri: İmar faaliyetleri, Otoyollar, Devlet yolları, Demir yolları ön etütleri, Deprem zonları, Afet yönetimi, Bina hasar tespitleri, binaların cinslerine göre dağılımları, bölgesel kalkınma dağılımı 5.Çevre yönetimi: Çevre düzeni planları, Çevre Koruma alanları, ÇED raporu hazırlama, Göller, göletler, sulak alanların tespiti, Çevresel izleme, Hava ve gürültü kirliliği, Kıyı Yönetimi, Meteoroloji, Hidroloji 6.Sağlık yönetimi: Sağılık-coğrafya ilişkisi, sağlık birimlerinin dağılımı, personel yönetimi, Hastane vb birimlerin kapasiteleri, bölgesel hastalık analizleri, sağlık tarama faaliyetleri, ambulans hizmetleri 7.Belediye faaliyetleri: Kentsel faaliyetler, imar, emlak vergisi toplama, imar düzenlemeleri, çevre, park bahçeler, fen işleri, su-kanalizasyon-doğalgaz tesis işleri, TV kablolama, Uygulama imar planları, Nazım imar planları, Halihazır haritalar, Altyapı, Ulaştırma planı toplu taşımacılık, Belediye yolları ve tesisleri 8.Ulaşım planlaması: Kara, hava, deniz ulaşım ağları, Doğal gaz boru hatları, iletişim istasyonları, yer seçimi, enerji nakil hatları, ulaşım haritalar 9.Turizm: Turizm bölgeleri alanları ve merkezleri, Turizm amaçlı uygulama imar planları, Turizm tesisleri, Kapasiteleri, Arkeoloji çalışmaları 10.Orman ve Tarım: Eğim-Bakı hesapları, Orman amenajman haritaları, Orman sınırlar, Peyzaj planlaması, Milli parklar, Orman kadastrosu, Arazi örtüsü, Toprak haritaları 11.Ticaret ve Sanayi: Sanayi alanları, Organize sanayi bölgeleri, Serbest bölgeler, Bankacılık, Pazarlama, Sigorta, Risk Yönetimi, Abone , Adres yönetimi 12.Savunma, Güvenlik: Askeri tesisler, Tatbikat ve atış alanları,Yasak Bölgeler, sivil savunma, emniyet, suç analizleri, suç haritaları, araç takibi, trafik sistemleri, acil durum   KAYNAK:www.gislab.ktu.edu.tr (KAYNAKDAN KISALTILARAK ALINTI YAPILMIŞTIR)  
Türkiye'de Hayvancılık TÜRKİYE’DE HAYVANCILIK     Hayvancılık, tarımın bir koludur. Hayvancılık ekonomik değeri olan hayvanların beslenerek, güçlerinden faydalanma ve elde edilen ürünlerin pazarlanması etkinliğidir. Kırsal alanlarda genellikle tarımsal faaliyetlerle beraber yürütülür. Bazı yörelerimizde ise başlı başına temel geçim kaynağı durumundadır. Hayvancılık insanlığın en eski uğraşlarından biridir. İlk olarak gücünden yararlanılmak için evcilleştirilen hayvanlar zaman geçtikte güçlerinin yanında çeşitli ürünlerinden yararlandığımız bir konuma gelmişlerdir. Dünyada ve ülkemizde nüfusun hızla artması  gıda maddelerine olan ihtiyaç ve talebinde aynı nispette artmasını beraberinde  getirmektedir. Dolayısıyla  insanların beslenmesinde et, süt, yumurta gibi hayvansal ürünlerin üretiminin artırılması büyük önem kazanmaktadır. Türkiye sahip olduğu geniş yaylalar, otlaklar ve dağ çayırları nedeniyle zengin bir hayvancılık potansiyeline sahiptir. Yurdumuz hayvan miktarı bakımından dünyada ilk sıralarda yer almaktadır. Hayvan sayımız fazla olmasına rağmen, hayvan başına elde edilen verim çok düşüktür. Hayvancılık işletmelerimizin büyük oranda ölçeklerinin küçük olması, üretimin geleneksel yapıda olması, hayvansal verimin düşük olmasına sebep olmaktadır. Türkiye’de son yıllarda hayvancılığın gerilediği görülmektedir. Devlet hayvancılıkta gerekli destekleri daha fazla sağlamak zorundadır. Hayvanı yetiştirmesini ve bakmasını bilen neslin kaybedilmesi hayvancılığı yok edecektir. Hayvancılığın ticari bir işletme gibi görülmesi ve desteklenmemesi Türkiye’nin et ve süt ürünleri açısından dışa bağımlı duruma gelmesine yol açacaktır.   TÜRKİYE’DE HAYVANCILIĞIN BAŞLICA SORUNLARI 1.Beslenme sorunları : *Otlakların tahrip edilmesi *Yem üretiminin yetersiz olması. Özellikle mera ve çayır alanlarının tahıl üretimine yönelik işlenmeye başlandığı, tarımda traktör ve diğer makine kullanımı seferberliğinin başladığı yıllardan itibaren birim başına verimin artırılması yerine çayır, mera alanları sürülerek ekilebilir alanların artırılması yoluna gidilmiş, sonuçta da hayvan yemi üretimi azalmış fakat kolay gelir getiren tahıl vb. bitkisel üretimler artmıştır. Bu yeni araziler hayvan yemi üretmek üzere hemen hiç kullanılmamış ve hayvancılık ihmal edilmiştir. Ülkemizde yukarıda bahsedilen yanlış tarım politikaları sonucunda toplam tarım arazisi içinde çayır ve mera alanları olarak ayrılan kısım yaklaşık yüzde 4'e indirilmiştir. Bu olumsuz gelişme süreç içinde hayvancılığı olumsuz etkilemiş hem de erozyonun oluşmasına (çölleşme) neden olan faktörlerin başında yer almıştır 2.Hayvan soylarının veriminin düşük olması, soyların ıslah edilmesi 3.Modern hayvancılığın (besi hayvancılığı)yeterli ölçüde gelişmemesi 4.Erken kesimler(süt kuzu ve dana kesimi) 5.Hayvan sağlığı (veterinerlik) hizmetlerinin yetersiz olması 6.Büyük oranda geleneksel,( mera-açık alan hayvancılığı) yöntemlerle yapılan, verimin düşük olduğu doğal koşullara bağımlı hayvancılığın yaygın olması. 7.Tarımsal ürünleri destekleme politikaları 1950'lerden itibaren planlı kalkınma dönemlerinde de, hayvancılık sektörü ve hayvansal ürünler aleyhine devam etmiştir. Bitkisel üretim lehine politika uygulamaları bugün Türkiye'nin hayvancılık sektöründe yaşanan sorunların temel sebepleri arasında yer almıştır. 8.Çiftçilerin eğitilmesi konusunda yeterli çalışmanın olmaması, üretici birliklerinin oluşturulamaması, yeterli kredi desteği sağlanamaması ve pazarlama sorunları.     TÜRKİYE’DE HAYVAN VARLIĞIMIZIN COĞRAFİ DAĞILIŞI VE BUNU ETKİLEYEN FAKTÖRLER Yurdumuzda büyük oranda mera hayvancılığı yapılmaktadır. Geleneksel yöntemlerin egemen olduğu, verimin düşük olduğu bu yöntemde dağılışı belirleyen en önemli faktör iklim olarak karşımıza çıkmaktadır. Arazinin yapısı, yağış miktarı, aylara dağılımı, doğal bitki örtüsü ve diğer ekonomik sektörlerin gelişme düzeyine bağlı olarak hayvan türlerinin dağılışında bölgelerimiz arasında farklılıklar ortaya çıkmaktadır. 2004 verilerine göre yurdumuzda toplam et üretimi,447.153 ton,toplam süt üretimimiz,10.679.407 tondur   TÜRKİYE'DE TÜR VE IRKLARA GÖRE HAYVAN SAYISI   Koyun Kıl Keçisi Tiftik Keçisi Sığır 1980 48.630.000 15.385.000 3.658.000 15.894.000 1985 42.500.000 11.233.000 2.103.000 12.466.000 1990 40.553.000 9.698.000 1.279.000 11.377.000 1995 33.791.000 8.397.000 714.000 11.789.000 1998 29.435.000 7.523.000 534.000 11.031.000 1999 30.256.000 7.284.000 490.000 11.054.000 2000 28.492.000 6.828.000 373.000 10.761.000 … … … … … 2OO4 25.201.155 ... ... 10.069.346   Kaynak: TÜİ Tablo incelendiğinde,1980’li yıllardan itibaren özellikle küçükbaş hayvan sayısında azalma olduğu görülmektedir. Bu azalma Ankara Keçisinde (Tiftik) % 90, kıl keçisinde % 60, koyunda% 40 olarak gerçekleşmiştir. BÜYÜKBAŞ HAYVANCILIK Büyükbaş hayvanlar, sığır, manda, at, eşek, deve ve katırdan oluşmaktadır. Büyük baş hayvanlar içinde en çok yetiştirilen sığırdır. 1.İNEK:Sığırlar içinde en yaygın olan inektir. Yetiştirilmeleri küçükbaş hayvancılığa göre daha zordur. Sığır yetiştiriciliği özellikle Doğu Karadeniz Bölümünün yaylaları ile Doğu Anadolu Bölgesinde Erzurum-Kars Bölümünde gelişmiştir. Bu alanlar yaz yağışları ve ilkbaharda kar erimeleriyle beslenen gür otlakların bulunduğu yerlerdir. Bu nedenle büyükbaş hayvancılık yetiştiriciliği için en uygun yerlerdir. Yurdumuzda yetiştirilen sığır varlığının yarısı buralardan sağlanır. Bu bölgelerimizi, İç Anadolu, Marmara ve Ege Bölgesi izlemektedir. Besihanelerinin özellikle büyük şehirler çevresinde yoğunlaşması tüketimin fazla olmasından, şekerpancarı fabrikalarının çevresinde yoğunlaşması ise buradan sağlanan küspenin yem olarak kullanılmasından kaynaklanmaktadır. 2.MANDA:Sulak ve bataklık alanlarda beslenir. Karadeniz Bölgesi kıyı kesiminde, Güney Marmara Bölümünde yetiştirilmektedir. Et kalitesi düşük olduğundan, daha çok sütünden özellikle yoğurt üretiminde ve gücünden faydalanılır. KÜÇÜKBAŞ HAYVANCILIK 1.KOYUN:Koyunun et, süt, yapağı ve derisinden faydalanılır. Bozkır alanlarının geniş olduğu, düzlük veya hafif eğimli yamaçlar küçükbaş hayvancılık için elverişlidir. İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Marmara Bölgesi’ndeki Ergene havzası küçükbaş hayvancılığın yapıldığı önemli yerlerdir. Türkiye’nin iklim şartları koyun yetiştiriciliğine elverişli özelliklere sahiptir. İç Anadolu’da bozkırların geniş alan kaplaması koyun yetiştiriciliğinin gelişmesini sağlamıştır. Ülkemizde genel olarak, Anadolu’nun iç kısımlarında yağlı kuyruklular, denize yakın bölgelerde ince kuyruklular yaygındır. YURDUMUZDA YETİŞTİRİLEN BAŞLICA KOYUN TÜRLERİ MORKARAMAN:Genel olarak, Doğu bölgelerimizde yetiştirilir. Vücut renkleri kızıldan mora kadar değişmekte baş, burun, karın altı ve bacaklar çıplaktır. Yağlı kuyrukludur. AKKARAMAN KOYUNU:Batıda Eskişehir ve Kütahya’dan başlayarak Doğuda Sivas’a kadar, sahil bölgeleri dışında Orta Anadolu’da ve geçit bölgelerinde yetişir. DAĞLIÇ KUYUNU:Sakarya nehrinden başlayarak, Ege Bölgesinin kıyı kesimlerine kadar uzanan alanlarda yetiştirilir. Kuyruk yağlı olup kalp şeklindedir. SAKIZ KOYUNU:İzmir ve özellikle Çeşme ilçesinde yetişir. Vücut beyaz renkli, kaba-karışık yapağı ile örtülüdür. Uzun yağsız kuyrukludurlar. KIVIRCIK KOYUN:Trakya ve Marmara’nın Güneydoğusundaki alanlarda, Ege Bölgesi’nde Manisa, İzmir ve Aydın’da yetiştirilir. Vücut beyaz renklidir. İnce ve uzun kuyruğu vardır. KARAYAKA KOYUNU:Karadeniz kıyı şeridinde özellikle Sinop, Samsun, Ordu, Giresun ve Tokat’ta yetiştirilir. Kuyruk yağsız ince ve uzundur. İVESİ KOYUNU: Suriye sınır boyunda Şanlıurfa, Gaziantep ve Hatay’da yetiştirilir. Yağlı kuyruklu koyunlardır. Süt verimi 90–155 litredir. KARACABEY MERİNOSU:Balıkesir, Bursa yörelerinde yetiştirilir. Süt verimi 50–55 litredir. Vücut beyaz renkli kuyruk ince uzundur. KONYA MERİNOSU:Vücut beyaz renkli yapağı ile örtülüdür. Kuyruk yağsız ince ve uzundur. Süt verimi 40–50 litredir. MALYA KOYUNU:Vücut beyazdır. Yarım yağlı kuyruklu koyunlardır GÖKÇEADA KOYUNU:Gökçeada ve Çanakkale çevresinde yetişir. İnce uzun kuyruklu, küçük yapılı bir ırktır. Süt verimi 50–60 litredir. TUJ KOYUNU:Türkiye’nin Kuzeydoğusunda, Kars, Ardahan ve Iğdır bölgelerinde yetiştirilir. Süt verimi 55 litredir. HERİK KOYUNU:Sivas, Amasya, Sinop, Samsun, Trabzon ve Çorum çevresinde yetiştirilir. HEMŞİN KOYUNU:Karadeniz sahillerinde Artvin dolaylarında yetişir. Kahverengi olmalarına karşın siyahları da vardır. Et ve yapağı kalitesi düşüktür TAHİROVA KOYUNU:Ege ve Marmara Bölgesinde yetişir. Melezdir. Yavru ve süt verimi yüksektir. ÖDEMİŞ KOYUNU:Batı Anadolu’da Ödemiş çevresinde yetişir. MERİNOS: Güney Marmara Bölümünde yetiştirilir. Yünü için yetiştirilmektedir. 2.KIL KEÇİSİ: Keçi Dünya üzerinde pek çok yerde yetiştirilmektedir. Özellikle, Akdeniz ülkeleri ile Hindistan'a kadar olan ılıman kuşaktaki Orta doğu ülkelerinde yaygın olarak beslenmektedir. Zor doğa koşullarına oldukça dayanıklıdır. Dik yamaçlı dağlık alanlarda rahatlıkla yetiştirilebilmektedir.Birçokçeşidi bulunmasına rağmen en çok yetiştirilen kıl keçisidir. Kıl keçisi bulunduğu bölgelerde orman ekosistemine yaptığı olumsuz etki ve tahribat nedeniyle varlığı en çok tartışılan hayvan türüdür. Bu nedenlerle bazı Akdeniz ülkelerinde kıl keçisi beslenmesi yasaklanmış doğaya daha az zararlı ve daha verimli keçi ırklarının geliştirilmesi sağlanmıştır. Kıl keçileri özellikle, meşe ağaçlarının yapraklarını, genç sürgünlerini ve fidanlarını yiyerek beslenirler. Bu nedenle ormanlara zarar vermektedirler. Tüy yapısı nedeniyle kumaş üretimi açısından elverişli değildir, özellikle urgan, çadır ve çuval üretimi amacıyla kullanılır. Ayrıca süt, peynir ve tereyağı elde edilir. Yurdumuzda özellikle Akdeniz Bölgesi başta gelir. Ayrıca, Doğu Anadolu Bölgelerinin engebeli ormanlık sahalarında yetiştirilmektedirler. 2.TİFTİK(ANKARA)KEÇİSİ: Ana vatanı İç Anadolu Bölgesi’dir. Değerli yünlerinden Angora denilen özel yün ipliği elde edilir. Oldukça dayanıklı, ince, uzun, yumuşak, parlak ve beyaz tüy yapısına sahiptir.Ankara başta olmak üzere İç Anadolu bölgesinde,Orta ve Batı Karadeniz bölümlerinin güney kesimleri ile Güney Doğu Anadolu’da yetiştirilir, Türkiye genelinde Konya, Karaman, Eskişehir, Afyon, Çankırı, Çorum, Kastamonu, Kırşehir, Kütahya, Niğde, Yozgat, Bolu, Siirt, Mardin, Bitlis ve Van’da yetiştirilir. En saf olarak Ankara çevresinde yetiştirilmektedir. En önemli saflık göstergesi alnındaki boynuzlar arasındaki mesafedir. Bu mesafe 1–1,5 cm olmalıdır. Ankara çevresinde yetiştirilen saf Ankara Keçilerinde tüm vücut beyazdır. Konya ve çevresi keçileri krem ve sarı renkli, Doğu ve Güneydoğu illerinde yetiştirilenler gümüşi gri, kahverengi ve siyah renktedir. KÜMES HAYVANCILIĞI Tavuk, hindi, kaz, ördek, tavşan devekuşu gibi, et ve yumurta üretimi amacıyla beslenen hayvanlardır. Kümes hayvanı varlığımızın %95’ini tavuklar meydana getirir. Kümeslerde bakıldığından doğal şartlara bağımlı olmadan bütün bölgelerimizde yetiştirilebilmektedir. Yurdumuzda modern biçimde tavukçuluk 1970’li yıllardan sonra özellikle, tüketim miktarı fazla olan merkezleri olan, büyük kentlerimiz çevresinde yoğunlaşmıştır. Yurdumuzda özellikle Marmara ve Ege Bölgelerinde gelişmiştir. İstanbul, Ankara, İzmir, Bolu, Sakarya, Manisa ve Balıkesir gibi kentler çevresinde modern tavukçuluk gelişmiştir.   ARICILIK Arıcılık; toprağa bağımlı değildir, fazla sermayeye ihtiyaç duyulmadan toplumun her bireyi tarafından yapılabilir ve bir yıl gibi kısa bir süre içinde gelir getirmeye başlar. Bu nedenlerle arıcılık günümüzün en önemli tarımsal faaliyetleri içinde yer almaktadır. Ülkemizin sahip olduğu zengin bir bitki örtüsü ve kısa mesafelerde değişen farklı iklim özelliklerine sahip olması arıcılığın gelişmesini sağlamıştır. Bal arılarından; bal, balmumu, arı sütü, arı zehiri, polen ve propolis gibi insan sağlığı ve beslenmesi açısından çok değerli ürünler elde edilir. Ayrıca tarımsal bitkilerde ve doğal bitki örtüsünde tozlaşmayı sağlayarak doğal denge ve tarımsal üretimde büyük bir görevi meydana getirir. Türkiye kovan varlığı ve bal üretiminde, Çin, ABD ve Meksika'dan sonra 4. sırada bulunmaktadır. Bir bal arısı ailesi, görevleri ve özellikleri birbirinden farklı üç bireyi içerir, bunlar; 1 adet ana arı, sayıları mevsimlere göre değişen işçi arı ve erkek arılardır. Ülkemiz arıcılığındaki temel ürünün bal olmasına karşın, bal üretimi yanında arı sütü veya polen ya da her iki ürünün beraber üretimi arıcılığın karlılığını artırmaktadır. Batı bölgelerimizde, bal üretiminin önemli bir kısmını “çam balı” üretimi meydana getirir. Ancak, iklim şartlarına bağlı olarak çam balı üretim miktarında yıldan yıla önemli farklılıklar oluşur. Dünya genelinde en çok üretilen ve ticareti yapılan temel arı ürünü baldır. Bunun yanında bal mumu, polen, arı sütü ve propolis arı ürünleri olarak Dünya ticaretinde önemli yer almaktadır. Bir diğer arı ürünü olan arı zehrinin üretim ve tüketimi diğer arı ürünlerine göre oldukça sınırlıdır. Ülkemizde arıcılık özellikle Ege Bölgesi ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde gelişmiştir. Muğla, Manisa, İzmir, Balıkesir, Çanakkale,  Ağrı, Erzurum, Hakkâri, Rize(Anzer Balı), Artvin, Ordu ön sıralarda yer almaktadır. PROPOLİS: işçi arılar tarafından ağaçlardan toplanan ve kovanda çatlak yerlerin kapatılmasında, kovana giren ve ölen yabancı böceklerin kokuşmasının önlenmesinde, petek hücrelerinin ve kovan iç cidarının parlatılmasında ve yavru alanlarının hastalıklardan korunmasında kullanılır. Bileşiminde reçine, polen, balmumu, yağlar, değişik organik ve inorganik bileşikler vardır. Üretimi, kovanda, giriş deliği ve çevrelerinde toplanan propolisin kazınması şeklinde yapılır. ANZER BALI:Anzer yaylasında üretilir.Anzer yaylası, Rize’nin İkizdere ilcesine 45 km uzaklıkta bulunan 2000- 3000 metre yüksekliğe sahip büyük bir yayladır. Çok zengin bitki çeşitliliğine sahiptir.450–500 civarında çiçek çeşidi bulunur. Bunlardan 80–90 çeşidi sadece burada yetişir.İklim şartlarına bağlı olarak ağustosun birinci ya da ikinci haftasında sağılma (hasat edilme) denilen işlemle ballar kovanlardan alınır. Hava şartlarının etkisine, çayırların (çimenlerin) erken biçilmesine bağlı olarak bal üretim miktarı değişkenlik arz etmektedir. Üretimin çok az, hatta hiç olmadığı yıllar olmuştur. Anzer yaylasında ağaç yetişmemektedir bu nedenle Anzer balında sadece Anzer yöresinde yetişen endemik çiçeklerin polenleri bulunmalıdır aksi takdirde gerçek Anzer balı oluşmaz. Anzer balına dışarıdan şeker veya herhangi başka bir katkı maddesi verilmemektedir. Anzer balı ısıl işlem görmeden sağılmaktadır. 40°C`nin üzerindeki sıcaklıklar balın içindeki enzimleri ve polenleri etkisiz hale getirdiğinden soğuk sağım yapılmaktadır. Anzer balının sahte olup olmadığını anlamak için polen analizi yapılmaktadır. Anzer balı genellikle hastalıklara şifa niyetiyle tüketilmektedir. Özellikle mide, akciğer, bağırsak hastalıkları, kısırlık tedavilerinde ve daha birçok alanda kullanılmaktadır. İPEK BÖCEKÇİLİĞİ İpek böceği dut yaprağı ile beslenir. İpek, böceğin oluşturduğu kozadan (lifli madde) sağlanır. Özellikle, giyim eşyaları ve halı üretiminde kullanılır. Türkiye dünya koza ve ham ipek üretiminde sırasıyla 10.ve 11. sırada yer almaktadır. Genel olarak dut ağacının olduğu her yerde beslenebilmektedir. Yurdumuzun hemen her yerinde dut ağacının yetişebilmesi ipek böcekçiliği açısından uygun bir ülke olmamızı sağlamıştır. En yaygın yetiştirilme alanı Güney Marmara’dır. Türkiye genelinde, Bursa, Balıkesir, Bilecik, Denizli, Elazığ, Ankara, Diyarbakır ve İstanbul’da çevresinde gelişmiştir. Bu alanlar aynı zamanda ipekli dokumacılığın geliştiği merkezlerdir. SU ÜRÜNLERİ Başlıca su ürünleri; balıklar, kabuklular(ıstakoz, midye, karides, kerevit),yumuşakçalar (ahtapot, kalamar), sünger, deniz yosunu, inci, mercan ve sedef’tir. Su ürünleri beslenme açısından büyük bir öneme sahiptirler. Taze olarak veya dondurulmuş ve konserve olarak tüketilmektedir. Yurdumuzun üç tarafının denizlerle çevrili olması, sahip olduğu akarsular ve göller nedeniyle zengin bir potansiyele sahiptir. Yurdumuzda Balık Üretiminin Denizlerimize dağılımı: 1.Karadeniz % 67 2.Ege Denizi % 13 3.Marmara Denizi % 11 4.Akdeniz % 9 Balık çeşitleri açısından bakıldığında, Karadeniz'de 247, Marmara Denizi'nde 200, Akdeniz'de ise 285 tür balık yaşadığı tahmin edilmektedir. İç sularımızda 26'sı ekonomik değer taşıyan 192 tür balık yaşamaktadır. Bu olumlu potansiyele rağmen su ürünlerimizden yeterince yararlanılmamaktadır. Sanayinin gelişmesi, nüfus artışı, çevre kirliliği gibi sebepler, tüm dünya’da olduğu gibi ülkemiz dede denizlerde ve göllerde balık türlerinin azalması, bazı türlerin yok olma riski ile karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır.Su ürünleri varlığımızın devamlılığı için suların kirlenmesi önlenmeli, yasak olan avlanma mevsimlerinde avlanılmamalıdır. Bilinçsiz avlanma su ürünlerimizin gün geçtikçe azalmasına neden olmaktadır. 1.BALIKÇILIK: Çeşitli kaynaklara göre insanlar, Pleistosen buzul döneminin sonundaki buzul erimesinden sonra oluşan ısınma döneminde, beslenme çeşitlerine balığı eklemişlerdir. Balıkçılık faaliyetleri, çeşitli şekillerde inlenebilir.Bunlar 1.Tatlı su ve kıyı balıkçılığı 2.Açık deniz balıkçılığı olarak sınıflandırıldığı gibi, 1.Denizlerde 2.Kara içinde yapılan balıkçılık olarak da sınıflandırılabilmektedir. Yurdumuzda avlanan balıkların büyük bölümüKaradeniz Bölgesi’nden sağlanmaktadır. En fazla avlanan balık, hamsidir. Diğer avlanan balıklar, istavrit, palamut, lüfer, sar dalya ve mezgittir. Diğer iş imkânlarının gelişmemesi, tarım alanlarının azlığı nedeniyle balıkçılık önemli bir geçim kaynağı durumuna gelmiştir. Akdeniz ve Ege bölgelerimizde daha fazla ekonomik getiriye sahip iş imkânlarının bulunması balıkçılığın gelişmesini engellemiştir. Boğazlar balıkların göç yolları üzerinde yer almaktadır. Boğazlar balıkçılık bakımından oldukça zengin kaynaklara sahiptirler. Yurdumuzda balıkçılık büyük oranda kıyı boylarımızda yapılır. Açık deniz balıkçılığı gelişmemiştir. 2004 verilerine göre yurdumuzda avlanan toplam deniz balığı miktarı,456.752 ton, avlanan diğer deniz ürünleri toplamı,4814 tondur. YURDUMUZDA BALIKÇILIK ÇEŞİTLİ NEDENLERLE İSTENEN ÖLÇÜDE GELİŞEMEMİŞTİR. BUNUN TEMEL SEBEPLERİ: 1.Su ürünleri tüketim alışkanlığının fazla gelişememesi 2.Açık deniz balıkçılığının yapılamaması 3.Denizlerimizde sanayi ve yerleşim yeri atıkları nedeniyle sürekli olarak artan kirlilik 4.Modern işletme ve balıkçılık tekniklerinin gelişmemesi 5.Avlanma yöntemlerinin verdiği zararlar 6.Modern depolama tesislerinin yetersiz olması 7.Mevsimsiz ve aşırı avlanma balık türlerini 8.Kıyılarımızda çoğunlukla daha fazla gelir sağlanan farklı işlerin tercih edilmesi 2.TATLI SU BALIKÇILIĞI: Türkiye, tatlı su balıkları ve balıkçılığı hususunda oldukça zengin bir ülkedir. Ancak mevcut olumsuzluklar tatlı su balıkçılığımızın gün geçtikçe tükenme tehlikesi ile karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır. Tatlı su kaynakları canlı hayatı açısından büyük öneme sahiptir. Akarsularımızın genel olarak boylarının kısa olması ve yaz kuraklığına bağlı olarak seviyelerinin düşmesi balık miktarı açısından zengin olmasını engellemiştir. Tatlı su balıkları bakımından zengin olan ülkemizde 40'ın üzerinde tatlı su balığı türü bulunmaktadır. BUNLARIN BAŞLICALARI:Acıbalık, Turna, Afanyus, Ankara Çamur balığı, Aynalı Sazan, Bıyıklı Balık, Bodur Yayın, Büyükbaş Kayabalığı, Çapak Balığı, Dağ alabalığı, Dere Alabalığı, Dere Kayabalığı, Dere Pisisi, Dikence, Egrez Balığı, Gambusya, Gökkuşağı Alabalık, Göl Alabalığı, Gördek, Gümüş, Havuzbalığı, Gümüş Sazan, Havuz Balığı, Horozbina, İnci Balığı, Kababurun, Kadife Balığı, Kayabalığı, Kırmızı Havuz balığı, Kızıl göz, Kızılkanat, Koca ağız, Kolyoz Balığı, Küçük Kayabalığı, Levkit Balığı, Levrek, Mini İnci Balığı, Noktalı İncibalığı, Ot Sazanı, Pullu Sazan, Sardalya, Somon, Sudak, Siyah Sazan (Çamur Sazanı), Tahta Balığı, Taşaltı Balığı, Taşısıran Balığı, Tatlı Su Kefali, Trakya Levreği, Turna Balığı, Yayın, Yılan Balığı’dır 3.KÜLTÜR BALIKÇILIĞI:Özel yapılmış havuzlarda, Akdeniz ve Ege kıyılarında yapay dalyanlarda oluşturulan balık çiftliklerinde yapılmaktadır. Bu alanlarda balıkların yapay yollarla yumurtlamaları sağlanır. Kültür balıkçılığında üretilen başlıca balık çeşitleri, Alabalık,  aynalı sazan,  çipura, karides,  levrek, midye, somondur. Ülkemizde kültür balıkçılığının mali olarak çeşitli yollarla desteklenmesi nedeniyle gün geçtikçe gelişmektedir.Ülkemizde, denizlerde ağ kafeslerdeyetiştiricilik yapan 245 işletme bulunmaktadır. Bu işletmeler özellikle, Antalya, Aydın, Balıkesir, Çanakkale, Edirne, Hatay, İzmir, Mersin, Muğla, Ordu, Rize ve Trabzon'da yoğunlaşmaktadırlar. Türkiye'de kurulmuş su ürünleri işletmeleri, Su Ürünleri Kanunu ve buna bağlı olarak yayımlanan Su Ürünleri Yetiştiricilik Yönetmeliği’ne göre faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bu işletmelerde uygulanacak projelerde ÇED belgesi istenmektedir. Son yıllarda kurulan işletmelerin tamamı, açık deniz tipi işletmelerdir'' dedi. DÜNYA’NIN EN ÖNEMLİ BALIKÇILIK ALANLARI Dünya’nın en önemli balıkçılık alanları, Kuzeybatı Pasifik, kuzeydoğu Atlantik, doğu-orta Pasifik, güneydoğu Pasifik ve Kuzeybatı Atlantik'te yer almaktadır. Yakın dönemlere kadar en çok işletilen balık yatakları Kuzey Yarıküre’de yer alırken, günümüzde bu yatakların iyice azalması Güney Yarı Küre’de balıkçılığın gittikçe gelişmesine neden olmuştur. Pasifik Okyanusu'nda kuzeybatı yatakları balıkçılık bakımından zengin alanlardır. Sığ denizleri, okyanus akıntılarının birleşme alanları olması, girintili-çıkıntılı kıyılara sahip olması ve uygun ılıman iklim koşulları bu alanın dünyada en çok balık tutulan alan olmasını sağlamıştır. Güneydoğu Pasifik'te, Humboldt akıntısıyla bağlantılı alanlarda serin suların yüzeye çıktığı yerlerde önemli balıkçılık alanıdır. Kuzeybatı Atlantik'te dünyanın en geniş kıta şelfi üzerinde özellikle Kuzey Denizi zengin balıkçılık alanlarıdır. Genel olarak bakıldığında sıcak ve soğuk okyanus akıntılarının karşılaştıkları alanların balık varlığı bakımından dünya’nın en zengin kaynaklarına sahip olduğu görülmektedir.
Haritalarda Yüzey Şekillerinin Gösterilmesi HARİTALARDA YÜZEY ŞEKİLLERİNİ GÖSTERME YÖNTEMLERİ   1.RENKLENDİRME YÖNTEMİ:   Fiziki haritalarda kullanılır.Yükselti ve derinlik basamakları renklerle gösterilir. Eşyükselti eğrileriyle birlikte kullanılır.Fiziki haritalarda yükseltiler genellikle, yeşil, sarı ve kahverenginin çeşitli tonları,derinlikler ise açıktan koyuya mavi rengin tonları ile gösterilir. Fiziki haritalarda kullanılan renkler,yükselti ve derinlik basamaklarını gösterir, yer şekillerini göstermez. Yükselti basamakları (m)  Kullanılan Renkler 0         -   200    Yeşil 200    -   500    Açık Yeşil 500    -   1000  Sarı 1000  -  1500   Turuncu 1500  -  2000   Açık Kahverengi 2000   ve üzeri Koyu Kahverengi     2.TARAMA YÖNTEMİ:   Yer şekilleri kısa, kalın, sık veya ince, uzun, seyrek çizgilerle taranarak gösterilir. Eğimin arttığı yerlerde taramanın boyu kısalır, sıklaşır ve kalınlığı artar. Eğimin azaldığı yerlerde taramanın boyu uzar, seyrekleşir ve incelir.Taramanın yapılmadığı yerler düzlükleri ifade eder.Tarama yöntemi ile harita yapımının zor olması,yükselti ve eğim bulma imkanı vermemesi nedeniyle fazla kullanılmamaktadır.       3.GÖLGELEME YÖNTEMİ:   Güneş ışınlarının yer şekilleri üzerine 45 derece açı ile geldiği kabul edilerek,ışık alan yerlerde herhangi bir işlem yapılmaz gölgelerin açık veya koyu oluşuna göre arazinin eğimi hakkında bilgi verilir.Gölgelerin koyulaştığı yerlerde eğim azalır. Yer şekilleri ayrıntılı bir şekilde gösterilemediği için günümüzde tek başına kullanılmamaktadır.   4.KABARTMA YÖNTEMİ:Yükseltilerin belli oranlarda küçültülerek,yer şekillerinin kabartılarak gösterilmesidir. Yer şekillerini en iyi gösteren haritalardır.Oluşturulması ve taşınması oldukça zor olduğu için kullanışlı değildir.   5.İZOHİPS (EŞ YÜKSELTİ) YÖNTEMİ:   Yer şekilleri izohipsler yardımıyla gösterilir.Haritalarda yer şekillerinin gösterilmesinde en çok kullanılan yöntem izohips yöntemidir. İzohips (Eş yükselti) Eğrisi:Yükseltileri aynı olan noktaları birleştiren eğrilere eş yükselti eğrisi adı verilir. İzohips Aralığı (Eş Aralık-Ekuidistans):İzohipsler haritanın ölçeğine göre belirlenen yükselti aralıkları ile çizilir.Eş yükselti eğrilerinin aralarındaki yükseklik farkı eşittir.Bu özelliğe eş aralık(ekuidistans) adı verilir.Büyük ölçekli haritalarda aralık değeri daha az olur. İzobat(Eş derinlik) Eğrisi:Deniz ve göl yüzeyinden dibe doğru aynı derinlikteki noktaları birleştiren eğrilerdir. İzoterm:Yeryüzünde sıcaklığı aynı olan noktaların birleştirilmesi ile elde edilen eğrilerdir.Bunların kullanılmasıyla oluşturulan ve sıcaklığın yeryüzündeki dağılışını gösteren haritalara izoterm haritaları adı verilir. İzoterm eğrilerini ilk olarak Alman bilim adamı A.Von Humboldt kullanmış ve yeryüzünün yıllık izoterm haritalarını çizmiştir. İlk yapılan aylık izoterm haritaları  H. Doven’in Ocak ve Temmuz aylarına ait izoterm haritalarıdır İzobar:Hava basıncının aynı olduğu yerleri birleştiren eğrilere izobar (eş basınç) eğrisi adı verilir.Basınç haritalarında bu değerler deniz yüzeyine indirgenmiş olarak gösterilir.Bunlar kullanılarak yapılan haritalara Eş basınç haritası(İzobar haritası) adı verilir. İzoseist:Deprem şiddetinin aynı derecede hissedildiği noktaların birleştirilmesi ile elde edilen eğrilerdir. İzohyet:Eşit miktarda yağış alan noktaların birleştirilmesi ile oluşturulan eğrilere izohyet eğrileri adı verilir.     İZOHİPSLERİN ÖZELLİKLERİ 1.İç içe kapalı eğrilerdir. 2.Yeryüzü şekillerinin yükseltilerini ve genel biçimlerini ortaya koyarlar. 3.Aralarındaki yükselti farkı haritanın ölçeğine göre belirlenir ve birbirine eşittir.(Eş Aralık-Ekuidistans) 4.Sıfır metre  izohipsi deniz seviyesinden başlar.(0 m eğrisi kıyı çizgisini gösterir) 5.İzohips eğrileri birbirini kesmez. 6.En alçak yeri en geniş izohips eğrisi, en yüksek yeri en dar izohips eğrisi gösterir.( Yükseltisi en az olan en dışta,yükseltisi en fazla olan en içtedir.) 7.Her izohips eğrisi kendisinden daha yüksek bir izohipsi çevreler.Çukur alanlardabunun tam tersi oluşur. 8.Birbirini çevrelemeyen iki komşu izohipsin yükseltileri aynıdır. 9.İzohips çizgisi üzerinde olmayan bir noktanın  yükseltisi  kesin biçimde tespit edilemez. 10.Aynı izohips üzerinde bulunan bütün noktaların yükseltileri birbirine eşittir. 11.İzohipslerin sıklaştığı yerler eğimin arttığı, seyrekleştiği yerler ise eğimin azaldığı yerleri gösterir. 12.Dağ dorukları(zirve) nokta ile gösterilir.   13.İzohipsler yeryüzü şekillerinin kuşbakışı görünümünü belirler.     14.İzohipsleri dik olarak kesen çizgiler ( ______ )daimi akarsuları gösterir.Kesik çizgiler ise( ---------- )mevsimlik akarsuları gösterir.Akarsu vadileri yükseltinin arttığı yöne doğru girinti oluşturur.   15.İzohipslerin "V" şeklini aldığı yerlerde, oluşan şeklin açık tarafı akarsu akış yönünü gösterir.     KAYNAK:ORAN YAYINCILIK DAİMİ AKARSU…………...1 HALİÇ………………….…....2 BOYUN...........................4 SIRT……….………………...5 DELTA….…………………...6 KAPALI ÇUKUR…..……..8 DORUK(ZİRVE)…..…....11-12 FALEZ OLUŞUMUNAUYGUN ALAN.......................14 KITA SAHANLIĞININ EN DAR OLDUĞU ALAN.....14     DORUK(ZİRVE):Tepe,dağ ve sırtların en yüksek noktasını meydana getirir. Nokta yada üçgen ile gösterilir.Genel olarak yeryüzü şeklinin yükselti değeri bu alana yazılır.   DAĞ:Nispi yüksekliği fazla olan kabarık yeryüzü şekilleridir.   TEPE:Kabarık bir yeryüzü şeklidir.Bir doruk ve bunu çevreleyen yamaçlardan oluşur.Dağdan farkı nispi yükseltisinin daha az olmasıdır.   ÇANAK(ÇUKUR):Merkeze doğru alçalan yamaçları bulunan yüksek kenarlı ve yer yüzü şeklidir.Derinlik yönünde ok işareti konularak gösterilir.Çukur alan okun başladığı yerden başlayarak bittiği yere kadar uzanır.   BOYUN: Doruk çizgisin geçtiği iki tepe arasında kalan ve nispeten alçakta bulunan alana boyun adı verilir.Genelde iki yanında doruk çizgisine dik uzanan vadiler görülür.   SIRT:İki akarsu vadisini birbirinden ayıran ve birbirine ters yönde eğimli yüzeyleri birleştiren yeryüzü şekillerine sırt adı verilir.   YAMAÇ:Yeryüzündeki eğimli yüzeylerdir.Bunlar dağ,tepe,vadi gibi şekillerin ana unsuru olan ve eğimi fazla olan yüzeylerdir.   VADİ:Akarsuyun açtığı,sürekli inişli,birbirine bakan iki yamaçtan oluşan bulunan, uzun, doğal oluktur.İzohips eğrileri kaynak tarafına doğru girinti yaparlar.Girinti vadinin şekline göre değişir. Bu alanlarda eğriler sıklaşır ve sayıları artar.Bu alanlar aynı zamanda boğazları meydana getirirler.   TALVEG: Bir vadinin yada akarsu yatağının en derin noktasını meydana getirir.En derin noktalarının birleştirilmesiyle Talveg çizgisi meydana gelir. Harita üzerinde akarsuyu gösteren çizgiye isabet eder.   DELTA:Akarsuyun taşıdığı maddeleri denize yada göle ulaştığı yerde biriktirmesi ile oluşan yeryüzü şeklidir. Akarsuların delta oluşturdukları yerlerde, izohipsler deniz veya göl yüzeyine doğru çıkıntı yaparlar   FALEZ(Yalıyar):Dalgaların kıyıları aşındırması sonucunda meydana gelen çökme ile oluşan dik kıyı biçimidir.Diğer dik kıyılardan ayrıldığı nokta oldukça kayalık görünüme sahip olmalarıdır.   ŞEV:Farklı yükseklikteki iki  dikliği birleştiren az eğimli yamaçlardır.   BİRİKİNTİ KONİSİ:Dış kuvvetlerin çeşitli malzemeleri aşındırarak taşıyıp, eğimin azaldığı yerlerde biriktirmesi ile oluşur.Bunlar yarım koni şeklindedir.     KONUYA İLİŞKİN ÇEŞİTLİ ŞEKİLLER                           Kaynak: Çalışmanın bazı bölümlerinde KTÜ Jeodezi Mühendisliği çalışmalarından yararlanılmıştır.  
Türkiye'nin Coğrafi Konumu     COĞRAFİ KONUM Herhangi bir noktanın dünya üzerinde bulunduğu yerin tarif edilmesidir.Ülkenin coğrafi konumu, beşeri ve ekonomik özelliklerini büyük oranda belirler. Coğrafi konum matematik ve özel konum olarak iki şekilde ifade edilir.   1.MATEMATİK KONUM Bir noktanın matematik konumu, Yer küre üzerinde olduğu varsayılan çizgilere göre yapılır. Belirlenen noktanın ekvatora, kutuplara ve başlangıç meridyenine göre bulunduğu yerin ifade edilmesidir. Dünya üzerinde olduğu varsayılan bu çizgiler grid sistemi olarak adlandırılır. Matematik konum ifade edilirken enlem ve boylam dereceleri kullanılır.   TÜRKİYE’NİN MATEMATİK KONUMU VE SONUÇLARI: **Türkiye, Kuzey Yarım Küre’de 36° - 42° Kuzey enlemleri, 26°-45° Doğu boylamları arasında bulunmaktadır. **Matematik konumu Türkiye’nin ılıman kuşakta bulunmasına, dört mevsimi yaşamasına neden olmuştur. **Doğu ve Batı noktaları arasından geçen 19 Meridyen (19x4=76) 76 dakikalık yerel saat farkının oluşmasına nedenolmuştur. **Bulunduğu boylam değerleri nedeniyle kışın 2 (30° Doğu), yazın 3 (45° Doğu) numaralı uluslararası saat dilimlerini kullanmasına neden olmuştur. **Dönenceler dışında yer bu nedenle, güneş ışınlarını hiçbir zaman dik açıyla almaz. **Güneş ışınlarının düşme açısı kuzeye gittikçe daralır. **Yurdumuzda herhangi bir noktada bulunan bir cismin gölgesi bütün yıl kuzeye düşer. **Batı rüzgârlarının etki alanındadır. Kuzeyden esen rüzgârlar soğutucu, güneyden esen rüzgârlar sıcaklığı artırıcı etki yapar. **Yurdumuzda en uzun gündüz ve en uzun geceler en kuzeyde yaşanmaktadır. **Doğu-batı yönünde 1565 km (Iğdır Ovası-Biga Yarımadası) uzunluğa sahiptir. **Kuzey-güney doğrultusunda genişliği 650km dir. (Kerempe Burnu-Anamur Burnu) **Kuzeyde İnce burun (Sinop) , güneyde Toprak tutan köyü (Suriye sınırı) arası 680 km dir. **Sahip olduğu alan itibarıyla, Avrupa ülkelerinin tümünden, komşularımız içinde ise İran dışında hepsinden daha büyüktür. **Yurdumuzun izdüşüm alanı 779452 km2, gerçek alanı 818578 km2 dir.     2.ÖZEL KONUM Dünya üzerindeki herhangibir yerin kıtalara, denizlere, dağ sıralarına, komşu ülkelere, önemli ulaşım hatlarına, önemli yeraltı ve yerüstü kaynaklarına ve siyasi bloklara göre bulunduğu yerin açıklanmasıdır. TÜRKİYE’NİN ÖZEL KONUMU VE SONUÇLARI: **Türkiye kuzeyinde; Karadeniz, kuzeydoğusunda; Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan-Nahçıvan, doğusunda; İran, güneyinde; Irak, Suriye ve Akdeniz, batısında; Ege Denizi, kuzeybatısında; Yunanistan ve Bulgaristan bulunmaktadır. Kuzeybatı bölümünün orta kesimlerinde Marmara Denizi yer alır. Marmara Denizi, Çanakkale Boğazı ile Ege Denizine, İstanbul Boğazı ile Karadeniz’e bağlanmaktadır.   Türkiye'nin üç tarafını çevreleyen denizler, dünya okyanuslarına bağlantılıdır. Karadeniz'e komşu olan ülkeler için boğazlar büyük önem taşır. Ayrıca İstanbul Boğazı üzerinde bulunan Boğaziçi ve Fatih köprüleri ile karadan Avrupa ile Asya birbirine bağlanmıştır.   **Avrupa, Asya ve Afrika’nın birleştiği bir noktada yer alan ülkemiz, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel bir köprü durumundadır. **Bu durum Türkiye’nin Asya, Avrupa ve Afrika’nın merkezi bir noktasında yer almasına neden olmuştur. ** Türkiye, İstanbul ve Çanakkale boğazları ile büyük bir öneme sahiptir. Karadeniz çevresinde yer alan ülkelerin deniz yollarını kullanabilmeleri, okyanuslara ulaşabilmeleri Türkiye’yi çevreleyen boğazlardan ve denizlerden geçmelerini gerektirmektedir. Bu durum boğazların önemini arttırmaktadır. ** Ülkemizin sahip oluğu iklim çeşitliliği, toprak çeşitliliği ve kısa mesafelerde bile çok değişken olan arazi yapısı, bitki türlerinin zengin olmasına, önemli su kaynaklarının oluşmasına sonuçta insan yaşamına uygun doğal bir ortamın meydana gelmesine neden olmaktadır. **Ülkemiz özel konumunun olumlu etkileriyle tarihin eski devirlerinden beri yerleşime uğramış, birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bu tarihi miras, tabii güzellikler ve Akdeniz iklimiyle birleşerek önemli turizm potansiyeline sahip olmamızı sağlamıştır. **Genç arazi yapısına sahip olan yurdumuzda, ortalama yükselti oldukça fazladır.(1130 m) Yükselti batıdan-doğuya doğru artış göstermektedir. Bu durum, iklim özellikleri, ekonomik ve sosyal yapı üzerinde etkili olmaktadır. **Genel olarak yükseltinin fazla olması nedeniyle, gerçek alan ve izdüşüm alan arasındaki fark fazla olmaktadır.   TÜRKİYE’NİN JEOPOLİTİK KONUMU VE BUNUN SONUÇLARI **Sahip olduğu coğrafi konum nedeniyle Türkiye hem Asya hem de Avrupa ülkesidir. **Avrupa, Asya ve Afrika’nın birleştiği bir noktada yer alan ülkemiz, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel bir köprü durumundadır. **Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu arasında merkezi bir konuma sahiptir. **Türkiye, İstanbul ve Çanakkale boğazları ile büyük bir öneme sahiptir. Karadeniz çevresinde yer alan ülkelerin deniz yollarını kullanabilmeleri, okyanuslara ulaşabilmeleri Türkiye’yi çevreleyen boğazlardan ve denizlerden geçmelerini gerektirmektedir. Bu durum boğazların önemini arttırmaktadır. **Sanayisi gelişen Avrupa, yeraltı kaynakları ve kullandığı diğer hammaddeler açısından fakir durumdadır. Kafkasya ve Orta Asya’nın sahip olduğu petrol ve doğal gaza ihtiyaç duymaktadır. Türkiye bu kaynakların batıya ulaştırılması açısından, en güvenli koridor durumundadır. Türkiye, farklı nedenlerle birbirine ihtiyaç duyan bu bloklar arasında vazgeçilemez ve üzerinde yapılan hesapların tarih boyunca bitmediği bitmeyeceği bir noktada bulunmaktadır.Bu nedenle, Türkiye bu üç kıtayı birbirine bağlayan besleyen kan damarları konumundadır. **Bağımsız devletler topluluğu ile tarihsel bağları bulunan Türkiye zengin kaynaklara sahip bölge devletlerinin Batı ile olan ilişkilerinde önemli bir köprü görevi görecektir. **Ülkemizin sahip oluğu iklim çeşitliliği, toprak çeşitliliği ve kısa mesafelerde bile çok değişken olan arazi yapısı, bitki türlerinin zengin olmasına, önemli su kaynaklarının oluşmasına sonuçta insan yaşamına uygun doğal bir ortamın meydana gelmesine neden olmaktadır. **Bu şatlar Türkiye’yi tarımsal kaynakları açısından ihtiyaçlarını karşılayacak imkânlara kavuşturmuştur. **Dünyada kullanılabilir su kaynaklarının hızla tükenmesi bu açıdan zengin bir potansiyele sahip Türkiye’yi önemli hale getirmektedir. **Türkiye,sahip olduğu zengin maden çeşitliliği yanında stratejik bakımdan değer taşıyan madenleri nedeniyle önemli bir kaynağa sahiptir. Bu nedenlerle ülkemiz tarihin eski devirlerinden beri yerleşime uğramış, birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bu durum tabii güzellikler ve Akdeniz iklimiyle birleşerek önemli turizm potansiyeline sahip olmamızı sağlamıştır. **Coğrafi avantajlar yanında dinamik ve eğitim oranı yüksek genç nüfusu ülkemizin en önemli avantajlarından birini oluşturmaktadır. **Türkiye, dünyanın en sorunlu bölgelerini oluşturan Balkan ülkeleri,Kafkas ülkeleri ve Ortadoğu ülkeleri arasında yer almaktadır. **Sahip olduğu yeryüzü şekilleri ve bunların uzanış doğrultuları, doğal coğrafi yapının sağladığı avantajlar ülkemizin düşman saldırılarına karşı savunulması açısından avantajlar sağlamaktadır. Sorunlu bir bölgenin merkezinde bulunan Türkiye tüm bu olumsuzluklara rağmen barışçı, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti yapısıyla çevre ülkeleri açısından olumlu bir model oluşturmaktadır. **Bu açıdan bakıldığında dünya’da barışın sağlanabilmesinin Türkiye’nin desteği ile gerçekleştirilebileceği kaçınılmaz bir gerçektir. **Sahip olduğu Jeopolitik konumu nedeniyle, Türkiye’nin taraf olmadığı politikaların uygulamada başarıya ulaşmasının imkânsız olmasına neden olacaktır.
Türkiye'de Sular TÜRKİYE’DE AKARSULAR,GÖLLER,YERALTI SULARI, KAYNAKLAR VE KAPLICALAR   AKARSU:Belli bir yatak içerisinde sürekli yada yılın belli dönemlerinde akan su kütlelerine akarsu denir. POTAMOLOJİ:Akarsuları inceleyen bilim dalıdır. SEYELAN:Yağmur,kar veya buzulların erimesiyle oluşan ve belirli bir yatağa bağlı olmadan,arazi yüzeyini kaplayacak şekilde akan sulara seyelan denir. AKARSU HAVZASI:Akarsuyun bütün kollarını ve su topladığı alana akarsuyun havzası denir. Sularını denize ulaştırabilen akarsuların oluşturduğu havzaya açık havza,sularını denize ulaştıramayan akarsuların oluşturduğu havzalara kapalı havza denir. Akarsu havzasının genişliği:Ana akarsuyun boyuna,iklim şartlarına,ülke genişliğine ve yüzey şekillerine bağlıdır. Kapalı Havzalarımız:Tuz Gölü çevresi,Van Gölü çevresi,Afyon Akarçay, Akşehir, Eber, Karmuk, Çavuşlu Gölü,Göller Yöresinde Burdur ve Acıgöl kapalı havzalarıdır. SU BÖLÜMÜ ÇİZGİSİ:Akarsu havzalarını birbirinden ayıran sınıra su bölümü çizgisi denir. TABAN SEVİYESİ:Akarsuyun döküldüğü deniz veya okyanus yüzeyine taban seviyesi denir.Akarsu aşındırması bu seviyeye kadar devam eder ve son bulur. AKARSUYUN DEBİSİ(AKIM):Bir akarsuyun belli bir alanından bir saniyede geçen su miktarına akarsuyun akımı(debisi)denir.(m3/sn) AKARSU REJİMİ:Bir akarsuyun,yıl içerisinde gösterdiği akım değişikliğine yada su seviyesindeki değişimlere rejim denir. AKARSU REJİMİNİ VE AKIMINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER: 1.İklim 2.Yer şekilleri 3.Zeminin yapısı 4.Bitki örtüsü 5.Yeraltı suları 6.Göller 7.Beşeri faktörler(İnsan) TÜRKİYE’NİN AKARSULARI YURDUMUZDA BAŞLICA AKARSU HAVZALARI: 1.Marmara Havzası: 2.Karadeniz Havzası: 3.Ege Havzası: 4.Akdeniz Havzası: 5.Basra Havzası: 6.Hazar Havzası: KARADENİZE DÖKÜLEN AKARSULAR: Başlıcaları,Yeşilırmak,Kızılırmak,Sakarya,Bartın,Çoruh,Yenice,Doğankent,Melet,Pazarderesi, İkizdere,Fırtına deresi,Değirmendere ve Aksu’dur. MARMARA DENİZİNE DÖKÜLEN AKARSULAR: Susurluk,Kocaçay,Kemalpaşa,Nilüfer,Kocabaş,Gönen ve Biga EGE DENİZİNE DÖKÜLEN AKARSULAR: Meriç ,Gediz, ,Bakırçay,K.ve B.Menderes AKDENİZ’E DÖKÜLEN AKARSULAR: Seyhan,Ceyhan,Asi,Göksu,Manavgat,Dalaman,Kocaçay,Köprüsuyu,Eşençayı HAZAR DENİZİNE DÖKÜLEN AKARSULAR: Aras,Kura BASRA KÖRFEZİNE DÖKÜLEN AKARSULAR: Fırat,Dicle AKARSULARIMIZIN ORTAK ÖZELLİKLERİ 1.Akarsularımızın boyları kısadır.Türkiye’nin bir yarımada ülkesi olması ve dağlarımızın genellikle kıyılarımıza paralel uzanması uzun akarsuların oluşmasını engellemiştir. 2.Akarsularımızın taşıdıkları su miktarı düşüktür. Bunun temel nedeni, yağış miktarının az olması ve akarsu havzalarının dar olmasıdır. 3.Engebeli alanlar fazla olduğundan,yatak eğimleri fazla akış hızları yüksektir.Bu nedenle derine aşındırma güçleri ve hidroelektrik potansiyelleri fazladır. Aynı nedenle ulaşıma elverişli değildirler. Bol miktarda alüvyon taşırlar.Bu nedenle zengin birikim şekilleri meydana gelmiştir. 4.Akarsularım rejimleri genel olarak düzenli değildir. Bunun temel nedeniiklim özellikleridir. 5.Akarsularımız balıkçılık açısından zengin potansiyele sahiptirler. 6.Güney Marmara ve Ege bölgesi akarsuları genel olarak tektonik kökenli havzalara yerleşmişlerdir.Ege bölgesi akarsuları grabenler içerisinden akarlar,yatak eğimleri azdır. Menderes adı verilen büklümler meydana getirmişlerdir. 7.Orta ve Batı Toroslarda bulunan akarsular hem yerüstü hemde yer altı ağlarına sahiptir. 8.Akarsularımızın çoğu ülke sınırları içinde doğarak sınırlarımız içinde denize dökülmektedirler. Fırat,Dicle,Aras,Kura ve Çoruh ülkemizden doğarak sınırlarımız dışında denizlere veya göllere dökülmektedirler.Meriç ve Asi ırmakları yurdumuzun sınırları dışından kaynaklarını alarak sınırlarımız içinde denize dökülmektedirler. TÜRKİYE’NİN GÖLLERİ GÖL:Kıvrılma,kırılma,çökme ve erime sonucu oluşan çanaklar ile doğal olarak yada insanlar tarafından oluşturulansetlerde suların birikmesiyle oluşan durgun su kütlelerine göl denir. Oluşum Kökenlerine Göre Göller A.DOĞAL GÖLLER: 1.Tektonik Kökenli Göller:Tektonik hareketlere bağlı olarak meydana gelen, çökme yada kırılmalar sonucu oluşan çanak­larda meydana gelen göllerdir. Güney Marmara'da, Kuş Gölü, Ulubat Gölü, İznik Gölü, İç Anadolu Bölge­sinde, Tuz, Akşehir, Eber Gölleri Doğu Anadolu Bölgesi'nde,Van, Çıldır, Hazar Gölleri Göl­ler Yöresi'nde, Burdur ve Acıgöl 2.Karstik Kökenli Göller:Karstik erime ile meydana gelen çukurluklarda oluşan göllerdir. Kovada,Eğridir,Salda,Elmalı,Söğüt,Avlan,Karagöl,Müğren,Hafik,Ulaş,Lota,Demiryurt ,Kestel gölleri .Konya’da Obruk ve Düden gölleri. 3.Krater Gölleri:Volkan konileri veya maar kraterlerinde oluşan göllerdir. Nemrut krater gölleridir. Meke Tuzlası gölü (Türkiye,Konya- Ereğli arası) 4.Buzul Gölleri:Buzulların etkili olduğu alanlar ve dağlarda, buzullar çekildikten sonra ortaya çıkan çanaklarda oluşan göllerdir.Bunlar sirk gölü adı da verilir.Yurdumuzda,Buzul,Sat,Karadağ,KaçkarMercan,Aladağlar,Uludağ,Bolkar ve Bingöl dağlarında bu göllere rastlanmaktadır. 5. Set Gölleri:Vadiler veya çöküntü alanlarının önlerinin doğal setle tıkanması sonucu oluşan göllerdir. Lav Seti (Volkanik Set)Gölleri:Volkanik püskürmeler ile çıkan ve akan lavların, bir havzanın önünü, setle kapatması sonucunda oluşan göllerdir. Van,Çıldır,Nazik,Haçlı,Balık ve Erçek Gölü. Heyelan Seti Gölü:Yer kayması sonucu hareket eden ve akarsu vadilerinin önlerini kapatarak kütlenin arkasında oluşan göllere heyelan seti gölü denir. Tortum Gölü, Sera,Abant,Zinav,Sünnet, Borabay ve Yedigöller Alüvyal Set Gölü:Vadilerin akarsular tarafından taşınan alüvyonlarla dol­ması sonucunda oluşurlar. Sapanca,Uzun göl,Akgöl, Köyceğiz,Gölmarmara,Çamiçi(Bafa), Eymir ve Mogan'dır. Buzultaş(Moren) Set Gölleri:Buzulların biriktirdiği moren setlerinin gerisinde biriken sular tarafından oluşturulangöllerdir.Yüksek dağlarımızda çok küçük örnekleri bulunmakla birlikte yurdumuzda etkili olmamıştır. Kıyı Set (Lagün)Gölleri:Deniz kıyılarında, koyların kıyı kordonları ile kapanması sonucu olu­şan göllerdir. Durusu ,Fethiye Ölüdeniz,Büyük ve Küçük Çekmece gölleri. B.BARAJ GÖLLERİ: Dar boğazlardan oluşan akarsu vadilerinin önünün doldurularak meydana getirilen setlerin gerisinde biriken su kütlelerinin oluşturduğu göllerdir. Kızılırmak üzerinde;Hirfanlı, Altınkaya, Kesikköprü, Çubuk, Yeşilırmak üzerinde;Almus, Hasan ve Suat Uğurlu Barajları Sakarya üzerinde;Sarıyar,Gökçekaya barajları, Hasan Polatkan Gediz üzerinde;Demirköprü Barajı Büyük Menderes üzerinde;Kemer Barajı, Adıgüzel Ceyhan üzerinde;Aslantaş Barajı, Menzelet Seyhan üzerinde;Seyhan Barajı Fırat üzerinde;Keban, Atatürk, Karakaya Barajları Manavgat üzerinde;Oymapınar Tarsus Çayı üzerinde;Kadıncık 1–2 Dicle üzerinde;Devegeçidi,Kralkızı Göksu üzerinde;Göksu Aksu üzerinde;Kovada1-2,Kepez YURDUMUZDA BULUNAN GÖLLERİN BAŞLICA ÖZELLİKLERİ 1.Yurdumuz göller bakımından zengin değildir. 2.Göllerimiz belli alanlarda toplanmışlardır.Özellikle,Van Gölü ve Tuz Gölüçevresi ile Göller yöresi ve Güney Marmara’da toplanmışlardır. 3.Bu nedenle göller açısından en zengin bölgelerimiz Doğu Anadolu,Marmara ve Akdeniz’dir.En fakir bölgemiz Güneydoğu Anadolu Bölgesi’dir 4.Oluşum bakımından göllerimizin büyük bölümü tektonik göller durumundadırlar.Doğu Anadolu Bölgesi’nde bulunan göllerin büyük bölümü volkanik set,Karadeniz göllerinin büyük bölümü heyelan set gölü durumundadır. 5.Tektonik göller dışında volkanik,buzul, karstik ve setleşme sonucu oluşan göllerimiz bulunmaktadır. 6.Yurdumuzun en büyük doğal gölü,Van Gölü’dür.Van gölü ilk oluşumu bakımından tektonik bir göldür. Ancak Nemrut dağından çıkan lavlarla oluşan set, gölün bugünkü halini almasını sağlamıştır. Bu nedenle oluşum bakımından hem tektonik hem de volkanik set gölü durumundadır. Bu tür göllere oluşum bakımından karma yapılı göller denir.Sodalı sular nedeniyle büyük bölümünde canlı yaşamına rastlanmaz.Üzerinde feribot aracılığı ile ulaşım yapılmaktadır. 7.Yurdumuzun en büyük yapay gölü Atatürk Hidroelektrik Santralinin oluşturduğu Atatürk Baraj gölüdür.Bu baraj gölümüzdoğal göllerle birlikte ele alındığında ülkemizin üçüncü büyük gölü durumundadır. 8.Tektonik olarak oluşan,Beyşehir,Eğirdir ve Suğla gölleri karstik erimeler sayesinde bugünkü görünümlerinin kazanmışlardır. Bu nedenle hem tektonik hemde karstik göl olarak kabul edilmektedirler. 9.Sularını bir akarsu ile boşaltma imkanı bulunan göllerimizin suları genellikle tatlıdır.Kapalı havzalarda bulunan ve ayağı olmayan göllerimizin suları ise tuzludur. GÖLLERDE YAŞANAN SEVİYE DEĞİŞİKLERİNİN TEMEL NEDENLERİ YÜKSELTEN SEBEPLER: Yağışlar,akarsular,seyelan,yer altı suları ve kaynaklar. DÜŞÜREN SEBEPLER:Buharlaşma,terleme,Gidegenler ve sızmalar. GÖLLERDEN YARARLANMA 1.Ulaşım ve taşımacılıkta faydalanılır. (Van Gölü) 2.Tarımsal alanların sulanmasında veiçme suyu olarak yararlanılır. 3.Kurumuş olan eski göl alanları verimli tarım alanları meydana getirir.(Amik Gölü) 4.Göl ve göl çevresi turizm ve dinlenme açısından önem imkanlar oluşturur.(Abant Gölü, Sünnet, Yedigöller,Kuş (Manyas),Nemrut,Uzungöl) 5.Tatlı su balıkçılığı yapılmasına imkan verir.Ulubat,Eğridir,Beyşehir,Eber,Marmara,Bafa ve Köyceğiz 6.Elektrik üretilmesine imkan verir. Elektrik üretilen doğal göllerimiz,Tortum,Kovada ve Hazar 7.Soda, tuz elde edilir.Tuz,Meke veTuzla göllerinden tuz elde edilmektedir.Van gölü soda üretim potansiyeline sahiptir.   YERALTI SULARI VE KAYNAKLAR YER ALTI SUYU: Yeryüzüne düşen yağışların bir bölümü bitkiler tarafından emilir (interserpsiyon),bir bölümü toprak tarafından emilir,bir bölümü ise yüzeysel akıma geçerek akarsulara ulaşır.Bunların bir bölümü ise kum,çakıl,kireç taşı(kalker) gibi toprak tanecikleri arasındaki küçük boşluklardan, süzülerek derinlere doğru iner.Toprağın derin­liklerine inenbu sular, geçirimli olmayantabakalara ulaştığında (Kil, marn, şist, granit gibi taşlar ise geçirimsizdir), burada birikir.Böylece, yer altı su tabakası oluşur.Yer altı suları altta bulunan geçirimsiz tabaka üzerinde bulunan geçirimli tabakada biriktiklerinde taban suyunu meydana getirirler.Taban suyunun üst seviyesine taban suyu seviyesi veya su tablası adı verilir. Özellikle alüvyal ovaların tabanında ve vadi tabanlarındazengin ve yüzeye yakın olarak bulunurlar. İçme suyu ve tarımsal alanlarda sulama suyu olarak yoğun şekilde kullanılırlar. Yer altı suları özellikle yarı kurak alanlarda tarımsal sulama ihtiyacının karşılanmasında büyük önem taşırlar.     YER ALTI SUYUNUN MİKTARINI VE BESLENMESİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER 1.Yağış 2.Yüzeyin eğimi 3.Bitki örtüsü 4.Zemini oluşturan taşların geçirimlilik derecesi     KAYNAKLAR KAYNAK (GÖZE-BULAK-MEMBA-EŞME-PINAR):Yer altısularının kendiliğinden yeryüzüne çıktığı yerlere kaynak (göze) denir. Bunlar yüzeyeçıktıkları verin özelliğine göre yamaç, fay ve vadi kaynağı gibi adlar alırlar.Kendiliğinden yer yüzüne çıkamayan sulardan da kuyular açılarak ya­rarlanılır. Kaynaklar sıcak yada soğuk su kaynakları olarak iki gruba ayrılırlar.Türkiye’nin oluşumu yakın zamanda gerçekleştiği için, yer kabuğunda kırık ve çatlaklar çok yaygındır. Sıcak su kaynakları ve maden suları­ bu kırık ve çatlak hatlarının çok olduğu alanlarda yoğunlaşmaktadır. 1.ARTEZYEN (BASINÇLI YER ALTI SULARI): İki geçirimsiz tabaka arasında bir geçirimli tabakanın bulunduğu kıvrımlı yapılarda oluşan basınçlı kaynaklardır. Yer yüzüyle temas halinde olan geçirimli tabakaya, yağmur ve kar erimeleriyle sızan sular, iki geçi­rimsiz tabaka arasında birikir. Bu tür yerlerde açılan kuyularda su birleşik kaplar yasası uyarınca yer yüzüne fışkırarak çıkar. Yurdumuzdaki en zengin artezyen kaynakları Trakya’da ve Konya Ovası’nda bulunmaktadır. Artezyen kaynakları Türkiye'de çok yaygındır.Yurdumuzdailk artezyen kuyuları Trakya'da açılmıştır.İlk dönemlerde fabri­kaların su ihtiyacını karşılamak kullanılmış daha sonra yaygınlaşarak içme ve sulama amacıyla da kullanılmaya başlanmıştır.     2.KARSTİK KAYNAKLAR(VOKLÜZ): Kolay eriyebilen taşlar içerisinde özellikle kireç taşı ve alçı taşı arasında oluşankaynaklardır.Türkiye'de çok yaygındır. Özellikle Toros dağlarında Antalya çevresi ve Göller Yöresi, İç Anadolu, Doğu Anadolu, Karadeniz ve Trakya'nın kalkerli arazileri bu kaynaklar açısından zengindir.Karstik kaynakların en önemli özelliği, sularında bol miktarda kireç yada alçıtaşı eriyiği bulunmasıdır. Türkiye'deki yerleşim birimlerinin önemli bir kısmı içme suyu ihtiyacını bu karstik kaynaklardan sağlamaktadır. Bunlar çoğunlukla gür kaynaklardır.Akarsu oluşumuna sebep olabilmektedirler.(Manavgat-Köprü çayı)       3.VADİ KAYNAKLARI: Vadi yada yamaçların yer altı su tablasını kestikleri yerlerde meydana gelirler.                   4.TABAKA KAYNAKLARI: Genellikle vadi yamaçlarında alt kısımların her iki yanından, geçirimli tabakanın yeryüzüne temas etmesiyle yüzeye çıkan kaynaklardır.Özellikle yağış sularıyla beslenirler. Ülkemizde çok fazla görülmektedirler.                 5.FAY KAYNAKLARI: Yer altı sularının fay hatlarından yüzeye çıkmasıyla oluşurlar. Bunlar sıcak veya ılık, mineral bakımından zengindirler.Debileri ve sıcaklıkları yıl içinde fazla değişmez.Özellikle Ege ve Güney Marmarabölümündeki grabenler ile Kuzey Anadolu Fay Kuşağı fay kaynakları bakımından zengin alanlardır.         5.GAYZER KAYNAKLARI: Genellikle etkin volkanların bulunduğu yerlerde gazların basıncıyla, belirli aralıklarla fışkırarak yeryüzü­ne çıkan sıcak su kaynağıdır.Yurdumuzda gayzer kaynağı bulunmamaktadır.     YURDUMUZDA BULUNAN KAPLICA VE MADEN SULARI 1.GÜNEY MARMARA KAPLICALARI: Yalova kaplıcaları,Türkiye'nin ilk modern termal tesisleridir. Romatizma ve bazı sindirim hastalıklarında etkili olduğu kabul edilmektedir. Önemli kaplıca turizmi merkezlerinden biridir.Bursa’da Çekirge kaplıcaları, İnegöl ve Mustafa Kemal Paşa'daki kaplıcaları.Güney Marmara'daki diğer kaplıcalar Balıkesir’de Gönen ,Balya (dağ ılıcası), Burha­niye, Edremit, Susurluk ve Havran'da kaplıcalar bulunmaktadır.Çanakkale'de bulunan başlıca kaplıcalar, Kestanbolu, Çan, Külcüler'de yer almaktadır. 2.BATI VE GÜNEYBATI KAPLICALARI: Ege Bölgesi'nde kırık hatlarının fazla olması, kaplıca ve ılıcaların yaygın olmasına neden olmuştur. Denizli’de Pamukkale ve Karahayıt kaplıcaları,Gölemez'de çamur ılıcası, Kavakbaşı ve Sarayköy ılıcaları,İzmir'de Balçova (Agamemnon kaplıcaları), Çeş­me'de Şifne ve Ber­gama'da kaplıcalar bulunmaktadır.Manisa'da Alaşehir maden suyu ve kaplıcası, Salihli (Kurşunlu kaplıcası ve çamur hamamı) ve Turgutlu'daki kaplıcalarönemli kaplıcalardır.Aydın’da birçok kaplıca vardır. Muğla kaplıca­ları ve Köyceğiz Gölü kenarındaki Sultaniye kaplıcası Sultaniye’de bulunan Kapniç kaplıcası, Türkiye'de radyoaktivitesi en yüksek şifalı su kaynağıdır. 3.İÇ EGE KAPLICA VE MADEN SULARI: En önemli merkez Afyon'dur. Sandıklı'da kaplıca ve çamur banyoları bulunmaktadır.Diğer önemli kaplıcalar Gazlıgöl, Ömerle ,Geçek kaplıcaları,Kütahya'da Yoncalı kaplıcaları, Gediz ilçesinde Murat dağı kaplıcaları, Tavşanlı (Gökbel) ve Simav kaplıcalarıdır. 4.GÜNEY ANADOLU KAPLICA VE MADEN SULARI: İçel'de Mersin içmesi, Tarsus Akçakovalı, Taşbükü içmeleri, Mut ve Saparca kaplıcaları önemli merkezlerdir. Hatay'da Erzin içmesi, Başlamış kaplıca ve içmesi ile Reyhanlı kaplıcası en önemli kaplıca ve içmelerdir. Bunların dışında, İç ve Doğu Anadolu ile Kuzey Anadolu'da birçok kaplıca bulunmaktadır. Eskişehir kaplıcaları,Sakarya Ilıcası, Laçin ve Adahisar içmeleri,Ankara çevre­sinde Kızılcahamam, Ayaş ve Haymana kaplıcaları,Konya, Aksaray, Kayseri, (Tekgöz ve Bayramhacı) Niğde, Kırşehir (Karakurt, Terme, Bulamaçlı) ve Yozgat (Sarıkaya ve Sorgun).Bolu'da büyük ve küçük Bolu kaplıcaları, Ömerler maden suyu, Derdin kaplıca ve İçmesi, Berkköy ve Çepni maden suları en önemli kaplıcalardır.Tokat'ta Sulusaray, Çorum'da Mecit­özü ve Figanî, Havza ve Lâdik kaplıcaları, Malatya'da, Darende ve Balaban içmesi, Diyarbakır'ın Çermik kaplıcası, Mardin Midyat kaplıcaları.Doğu Anadolu'daki başlıca kaplıcalar Erzurum (Ilıca, Dumlu, Pasinler) Bingöl (Kös), Siirt (Sağlarca) ve Ağrı (Diyadin) kaplıcalarıdır.
Küresel Örgütler   KÜRESEL ÖRGÜTLER     Siyasi Örgütler Birleşmiş Milletler Birleşmiş Milletler'in kuruluş amacı, İkinci Dünya Savaşı'nı kazanan ülkeler tarafından savaş sonunda ortaya çıkabilecek anlaşmazlıkları çözmektir. Bunun üzerine dünyada barış ve güvenliği sağlamak amacıyla 51 ülke bir araya gelerek 24 Ekim 1945 yılında Birleşmiş Milletleri kurdular. Türkiye Birleşmiş Milletler'in kurucu üyeleri arasında yer almaktadır. Üye ülkelerden ABD, Çin, Rusya, Fransa ve İngiltere alınan kararlarda veto hakkına sahiptirler. Bu ülkelerin onay­lamadığı kararlar yürürlüğe girmez. BM’ye üye olmayan ülkeler Tayvan, Vatikan ve İsviçre’dir BM’nin 6 ana birimi vardır. Bunlar : 1- Genel Kurul Bir tartışma ve karar organıdır. Üye devletlerin bir oy hakkı vardır. Kararları, hiçbir ülkeyi bağlayıcı nitelikte değildir. Yılda bir kez toplanır. 2- Güvenlik Konseyi Barış ve güvenliğin sağlanmasında asıl etkili olan birimdir. Daimi 5 ( ABD, Çin, İngiltere, Fransa ve Rusya Federasyonu ), toplam ise 15 üyeden oluşur. Daimi üyelerden herhangi birinin veto ettiği bir durumda karar alınamaz. Kararları üye ülkeleri bağlayıcıdır 3- Ekonomik ve Sosyal Konsey 54 üyeden oluşur. Ekonomik konularda Genel Kurula yardımcı olmak için kurulmuştur. 4- Uluslar arası Adalet Divanı 15 üyeden oluşur. Merkezi, Hollanda’daki Lahey şehrindedir. Ülkeler arasındaki hukuki anlaşmazlıklarda görüş bildirmekle yetkilidir.  5- Genel Sekreterlik BM’nin en üst idari birimidir. BM’nin idari işlerini yürütmekle görevli olan genel sekreter aynı zamanda resmi arabuluculuk yetkilerine de sahiptir. 6- Vesayet Konseyi 2. Dünya Savaşı’ndan sonra sömürge topraklarıyla ilgilenmek için kurulmuştur. Günümüzde rolü azalmıştır.  Yardımcı organları: UNESCO  ( BM Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü)       WHO       ( Dünya Sağlık Örgütü ) FAO        ( BM Gıda ve Tarım Örgütü )                    ILO         ( Uluslar arası Çalışma Örgütü ) UNİCEF   ( BM Çocuklara Yardım Fonu )                 IMF          ( Dünya Para Fonu )   Askerî Örgütler NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Rusya'ya karşı ABD'nin desteğini alarak Avrupa'nın güvenliğini sağlamak için kurulmuş siyasi ve askerî bir örgüttür. NATO 9 Nisan 1949 tarihinde Washington'da kurul­muştur. Bu ülkeler­den herhangi birinin toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlığı ve güvenliği tehlikede olduğunda veya üye ülkelerden birine yapılan saldırıda tüm üye ülkelerin birlikte hareket etmesi kararlaştırılmıştır. Türkiye bu örgüte 1952 yılında üye olmuştur   Ekonomik Örgütler OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) Dünya petrol rezervlerinin 2/3'üne sahip olan 5 ülke tarafından 1960 yılında Bağdat'ta kurulan bir konfederasyondur. Kurucu ülkeler Suudi Arabistan, İran, Kuveyt, Irak ve Venezuela'dır. Bu ülkeler aynı zamanda yeni ülkelerin kuruluşa katılmasında veto hakkına da sahiptirler. Katar, Libya, Endonezya, Ekvador, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Nijerya, Gabon ve Angola OPEC'e sonradan katılmışlardır. OPEC, petrol fiyatlarının ve üretim miktarlarının belirlenmesinde etkin bir role sahiptir. Alınan karar­ların üye ülkeler tarafından uygulanması konusunda herhangi bir yaptırım bulunmamaktadır. IMF (Uluslararası Para Fonu) IMF 1947 yılında fiili olarak çalışmalara başlamıştır. IMF ortaya çıkabilecek kısa vadeli ödeme güçlük­leri için devletlere kredi vererek dünya ticaretinin can­lılığını korumayı hedefler. 2007 yılında Sırbistan Karadağ'ın katılımı ile IMF'ye üye ülke sayısı 185 olmuştur. IMF'nin amaçları şunlardır 1.       Dünya para meselelerinin çözülmesi için ülkeler arasında iş birliği sağlamak 2.       Dünya ticaretinin dengeli şekilde gelişmesini sağlaya-rak üye devletlerin istihdamını arttırmak ve yüksek büyüme hızına ulaşmasına imkân hazırlamak 3.       Ülkelerin ödeme güçlüğü çekmemesi için gerekli çözümler üretmek 4.       Devalüasyonlara engel olmak IMF, bilançoları fazla veya açık veren ülkelere müdahale etme imkânına sahiptir. Bunu Guvenörler Heyeti aracılığı ile yapar. Guvernörlerin oy hakkı üye ülkelerin oy gücüyle sınırlıdır. Bu heyete her ülke işti­rak ettiği sermaye ile orantılı oy hakkına sahiptir. Buna göre en fazla oy hakkına sahip ülke, sermayesi ile orantılı olarak ABD'dir. IMF her ülkeye hissesinin % 25'i oranında kredi vermekle mükelleftir. Türkiye, IMF'ye 1947 yılında üye olmuştur. Dünya Bankası Dünya Bankası, II. Dünya Savaşı'ndan sonra uluslararası Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası (IBRD) adıyla kurulmuş, 1947 yılında Birleşmiş Milletler'in özerk uzman kuruluşlarından biri olma özelliği kazanmıştır. Günümüzde 181 ülke Dünya Bankasının üyesidir. Türkiye'nin sermayedeki payı ve oy gücü % 0,5 düzeyindedir. Dünya Bankası Guvernörler Kurulu, İcra direktörleri Kurulu, Başkanlık organları tarafından yönetilmektedir. Guvernörler Kurulu, üye devletlerin atadıkları birer guvernör ve vekilinden oluşmakta ve yılda bir kez toplanmaktadır. İcra Direktörleri Kurulu, iki yıl için görevlendirilen 24 üyeli ve sürekli karar organıdır.   OECD (Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü) 1946 yılında kurulan Avrupa Ekonomik İş Birliğinin temelleri üzerine 14 Aralık 1960 yılında imzalanan Paris Antlaşması ile kurulmuştur. Örgütün başlıca amaçları şu şekilde sıralanabilir: 1.       Gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere tüm üye ülkelerde halkın yaşam standardını iyileştirmek, geliş-meyi sağlayan ekonomik politikalara destek vermek 2.       İşsizliğin ortadan kaldırılmasını sağlamak 3.       Ülkeler arasında ayrım gözetmeden dünya ticaretinin geliştirilmesine destek vermek   Çevre Örgütleri      GREENPEACE Dünya çapında çevre olaylarına duyarlılığı artırmak için 1971 yılında kurulmuştur. Çalışmalarını bağımsız olarak yürütebilmek için devletlerden, şirketlerden ya da siyasi partilerden bağış ve sponsorluk kabul etmez; tüm çalışmalarının kaynağını sadece bireylerden aldığı maddi ve manevi destek oluşturur. Greenpeace (Grinpiis) yaptığı çalışmalarda bilimsel veri ve kaynakları esas alır, şiddete başvurmaz ve çalış­malarını basın yoluyla gündeme getirerek kamuoyu ile paylaşır. 1992 yılında Türkiye ofisini açarak ülkemizde de faaliyetlerini sürdürmektedir. Greenpeace'in başlıca çalışma alanları şunlardır:   1.       İklim  değişikliğini  durdurabilmek  için  fosil  yakıtların  kademeli  olarak  sonlandırılması  ve yenilenebilir enerjilerin teşvik edilmesi, 2.       Ticari amaçlı balina avının kontrol altına alınması, 3.       Nükleer silahlanma ve nükleer kirliliğe son verilmesi, 4.       Küresel ısınmanın durdurulması, 5.       Zehirli kimyasalların ortadan kaldırılması, 6.       Okyanus ve ormanların korunması, 7.       Savaşların önlenmesi şeklinde belirlenmiştir.   Kaynak:MEB 12 Coğrafya
Toprak Oluşumu Ve Türkiye'de Topraklar TOPRAK OLUŞUMU VE TÜRKİYE'DE TOPRAK TİPLERİ   TOPRAK OLUŞUMU TOPRAK:Toprak taşların parçalanması ve ayrışmasıyla meydana gelen,içerisinde çeşitli canlı kalıntıları, hava ve su bulunangevşek yer örtüsüdür. Toprağı oluşturan başlıca unsurlar, kum, kil, kalker,organik maddeler,su ve havadır. HUMUS:Organik kalıntılar ve özellikle bunları çürümesiyle meydana gelen,mikroorganizmalar açısından zengin olan,organik maddedir. HORİZON:Toprağı meydana getiren katmanlara horizonadı verilir.       TAŞLARIN PARÇALANMASI 1.Kimyasal Çözülme: Özellikle sıcak ve nemli iklim bölgelerinde meydana gelir.Genel olarak taşların su tarafından eritilmesidir.Bunun sonucunda taşların kimyasal bileşimlerinde değişme meydana gelir.Kimyasal çözülmede temel etkenler, nem miktarı ve sıcaklıktır.Yağış miktarı ve sıcaklığın artması kimyasal çözülmeyi arttırır.Bu nedenlerle en fazla Ekvatoral iklim alanlarında meydana gelir. 2.Fiziksel (Mekanik ) Çözülme: Taşların kimyasal yapılarında herhangi bir değişme meydana gelmeden,bağlarının zayıflaması parçalara ayrılarak ufalanmasıdır.En önemli etken,sıcaklık farklarıdır.Sıcaklık farkının artması mekanik çözülmeyi arttırır. Özellikle,çöl ikliminin egemen olduğu alanlarda ve sıcaklık farkının fazla olduğu karasal iklim bölgelerinde etkili olmaktadır. 3.Biyolojik Çözülme: Bitki köklerinin taş aralarındaki çatlaklara girerek büyümeleri ve sonuçta taşı parçalamaları ile meydana gelir.Özellikle bitki örtüsünün ve özellikle ormanların zengin olduğu sıcak ve nemli sahalarda etkili olur. TOPRAK OLUŞUMUNU ETKİLEYEN FAKTÖRLER 1.İklim:Sıcaklık ve nemlilik toprak oluşumunu etkiler.Sıcaklık taşların ufalanmave humus oluşum sürecini belirler.Nem,toprak yıkanmasını ve kimyasal çözülme sürecini etkiler.Topraktaki tuz ve kireç miktarını etkiler. 2.Bitki örtüsü:Kökleri ve organik asitler sayesinde ayrışma sürecini hızlandırır,toprakta organik madde oluşumunu sağlar,humus bakımından zenginleşme imkanı verir,toprakların zemine tutunmasını sağlayarak erozyona uğramasını engeller. 3.Yer şekilleri:Eğim,yükselti ve bakı toprak oluşumunu etkiler. Eğimli arazilerde toprak oluşumu daha yavaştır.Yamaçlarda topraklar erozyon gibi sebeplerden dolayı daha incedir.Yükselti iklim elemanlarının özelliklerini belirleyerek toprak oluşumunda etkili olur.Bakı,güneşlenme süresini ve sıcaklığı etkileyerek toprağın nemliliğini ve dolayısıyla oluşumunu etkiler. 4.Taşların özelliği(Ana kaya):Toprağı meydana getiren ana kaya,parçalanma sürecini,toprağın rengini,organik bakımdan zenginliğini ve su geçirimlilik oranını etkiler. Başkalaşım taşlardan oluşan topraklar daha su geçirimliliği fazla olan kumlu toprakları oluşturur.Kil ve kireç oranı yüksek olan ana kayalar,koyu renkli geçirimli toprakları meydana getirir. 5.Zaman:Toprak çok uzun sürelerde oluşumunu tamamlamaktadır.Tam bir toprak oluşumu binlerce yılda gerçekleşmektedir. Oluşum süresi kalınlığı etkiler.   TOPRAĞI OLUŞTURAN KATMANLAR (HORİZON) Toprak kesitinde A , B ,C ve D olmak üzere dörtkatman (horizon)bulunur   A Horizonu:En üstte yer alır.Organik maddeler bakımından zengin vegenellikle koyu renklidir.Su ve besin maddelerinin en fazla bulunduğu ,bitkilerin yetiştiği ve köklerinin en fazla yayıldığı katmandır.   B Horizonu:A katı ile birlikte asıl toprak katını meydana getirir.Üstte yıkanan tuz ve kil gibi maddelerin biriktiği kattır.Bu nedenlebu katmana birikim katmanı adı da verilir   C Horizonu:Ayrışmanın tam olara gerçekleşmediği,ana kayanın özelliklerini taşıyan büyük parçalardan meydana gelir.   D Horizonu:Ana kayanın yer aldığı bölümdür.     TOPRAK ÇEŞİTLERİ   (OLUŞTUKLARI YERLERE GÖRE)   A.TAŞINMIŞ TOPRAKLAR: Toprakların,eğimli sahalarda,oluştuğu ana kaya üzerinden,akarsu, rüzgar,buzullar ve diğer dış kuvvetlerin etkisiyle taşınarak,eğimin azaldığı yerlerde birikmesiyle oluşur.Alüvyon, lös ve moren toprakları taşınmış topraklardır.Taşınmış topraklar, organik ve mineraller bakımından zengin topraklardır. B.YERLİ (ANA KAYA) TOPRAKLARI: Eğimin az olduğu,düz alanlarda,oluştuğu yerde bulunan topraklardır.Oluştuğu alana ait tüm özellikleri taşırlar.İklim,bitki örtüsü,organizmalar,ana kayanın yapısı ve yer şekillerine bağlı olarak oluşurlar.   Yerli topraklar ikiye ayrılırlar:   1.NEMLİ BÖLGE TOPRAKLARI: Yağış miktarının fazla,bitki örtüsünün zengin olduğu alanlarda görülür.Verimli topraklardır.Humus bakımından zengin fakat yıkanmanın fazla olması nedeniyle mineral bakımından fakir topraklardır.   Laterit Topraklar:Ekvator ve dönenceler arasındaki sıcak ve nemli iklim bölgelerinde oluşurlar. Fazla yıkanma nedeniyle humus miktarı az verim düşüktür.   Tundra Toprağı:Kutup altı bölgelerinde görülür.Büyük oranda donmuş haldedir.Yaz mevsiminde erimelere bağlı olarak bataklık halini alır, tarıma elverişli topraklar değildirler.   Podzol Toprağı:Tundra kuşağının güneyinde,soğuk ve nemli bölgelerde iğne yapraklı ormanların yaygın olduğu alanlarda oluşmuşlardır.Aşırı yıkanmaya bağlı olarak besin bakımından fakir,verim değeri düşük olan topraklardır.   Kahverengi Orman Toprağı:Orta kuşağın nemli, ılıman ve geniş yapraklı ormanlarla kaplı sahalarında oluşmuş topraklardır. Humusça zengin,verimli topraklardır.   Terra-RossaToprakları:Akdeniz ikliminin etkili olduğu bölgelerde,kalkerli araziler üzerinde oluşan topraklardır.Kalkerin içerdiği demir oksit nedeniyle kırmızı renklidirler.   2.KURAK VE YARI KURAK BÖLGE TOPRAKLARI:Yağışların az ,bitki örtüsünün zayıf ve buharlaşmanın fazla olduğu kurakbölgelerde oluşan topraklardır. Yağış azlığına bağlı olaraktoprakta yıkanma azdır.Bu nedenle tuz ve kireç oranı fazladır.   Yarınemli bölgelerde oluşan topraklar bitki örtüsünün(stepler) çürümesi nedeniyle humus bakımından zengin verimli topraklardır.   Çernozyomlar (Kara Topraklar):Orta kuşakta , yarı nemli step sahalarında görülür. Esmer renkli, humus bakımından zengin çok verimli topraklardır.   Kestane ve Kahve Renkli Step Toprakları :Orta kuşakta karaların iç kesimlerinde,az yağış alan step sahalarında oluşur.Humus birikimi az,verimi düşüktür.Özellikle tahıl tarımı için uygundur.   Çöl Toprakları :Humus bakımından fakir topraklardır.Kuraklık ve buharlaşma nedeniyle tuz ve kireç toprak yüzeyini kaplamıştır.Verimsiz topraklardır.   TÜRKİYE’DE TOPRAK ÇEŞİTLERİ   **Yurdumuzda çeşitli iklim tiplerinin görülmesi,diğer etmenlerle beraber farklı toprak tiplerinin oluşmasına neden olmuştur.   1.Yarı kurak iklimin etkili olduğu,İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da Kahverengi Step toprakları,   2.Akdeniz ikliminin etkili olduğu ,Akdeniz,Ege ve Güney Marmara kıyılarında terra-rossa toprakları   3.Doğu Karadeniz kıyılarında yağışın fazla olmasına bağlı olarak,podzolik topraklar,   4.Karadeniz kıyılarında,Akdeniz ve Ege’nin ormanlık alanlarında,Kahverengi orman toprakları,   5.Doğu Anadolu’da Erzurum ve Kars çevresinde,Çernozyom toprakları,   6.Tuz gölü çevresinde çöl toprakları yer almaktadır.
Gunban Özel   Değerli öğretmenimiz Güngör ÇOBAN tarafından dizayn edilip Türkçeleştirilen ve tarafından cografyamvehayat sitemize gönderilen animasyonlara, toplu olarak bu alanda yer verilmektedir.Çalışmalarından ve katkılarından dolayı kendisine teşekkür ederiz. Not:4shared sitesinden indirme yapabilmeniz için ilgili DNS değişikliği yapmanız gerekmektedir. PC'nizin DNS ayarlarını aşağıdaki gibi değiştirirseniz paylaşım sitesine ve paylaşılan dosyalara rahatlıkla ulaşabilirsiniz 193.140.100.210 193.140.100.215 Açılmayan bağlantıları lütfen Konuk Defterine bildiriniz   20.yy'ın En Yıkıcı Fırtınaları Atmosferin Katları-Dikey Yapısı Avrupa Ülkeleri-Oyun Dünya'da Bitki Örtüsü Bölgeleri Biyoklimatik Etki Alanlarının Çeşitliliği Buz Erimesi Coğrafi Koordinatlar_1 Coğrafi Koordinatlar_2 İç kuvvetlerden Deprem Deprem-Volkan Kuşakları ve Levha Depremler ve Fay Çeşitleri Deprem ve Deprem Dalgaları Dünya'da Kentleşme-1955-2015 Dünya'da Yağışın Dağılışı-Rüzgarlar Dünya'da Fay Çeşitleri Genç Dağ.-Volkanizma-Deprem-Lev. Gölge Boyu Hesaplama Harita ve Projeksiyonlar(K:D.Ateş) Heyelanlar Nasıl Oluşur? Himalaya Dağlarının Oluşumu Dünya'da İklim Tipleri Biyolojik ve jeolojik değişim Karst Topoğrafyası Kayaç Döngüsü_1 Kayaç Döngüsü_2 Dünya Nüfusu 1950-2010-2050 Küresel Isınma-İklim Değişikliği Son. Depremin Etkileri Volkan-Dağ Oluş. Küresel Iısınmanın Sonuçları Levha-Deprem Oluşumu-Sismograf Litosferik levha Tektoniği Okyanuslar-Denizler-Körfezler Oluşımuna Göre Yağış Çeşitleri Pangea-Geçmişi-Bugünü-Geleceği Pangea ve Kıtaların Kayması Süveyş Kanalı Mesafe Kazanımı Tektonik Levhalar ve Sınırları Tornado ve Etkisi Türkiye'de Depremler-Nedenleri Bir Volkanın Anatomisi_1 Volkanın Anatomisi_2 İç Kuvvetlerden Volkanizma Yerin İç Yapısı Yerin İç Yapısı ve Katmanları Yerin İç Yapısı ve Katmanları   Yerin Katmanları İklim Tipleri-Doğal Bitki Örtüsü                                                                                                                  
Plan ve Kroki PLAN  VE  KROKİ PLAN   PLAN  VE  KROKİ PLAN :Bir yerin kuşbakışı görünümünün belli bir oranda küçültülerek bir düzleme aktarılmasıdır.Planlar büyük ölçekli  haritalardır.Küçültme oranı en az,en dar alanı gösteren ve ayrıntısı en fazla olan haritalardır.   KROKİ :Herhangi bir yerin kuşbakışı görünümünün ölçeksiz olarak bir düzlem üzerine aktarılmasıdır.Bunlar herhangi bir ölçek kullanılmadan kabataslak olarak çizilirler.   PLAN VE KROKİNİN ORTAK ÖZELLİKLERİ:   1.Kuş bakışı olarak çizilmeleri 2.Belli bir düzleme aktarılmaları   PLAN VE KROKİNİN FARKLILIKLARI:   1.Planlar belli oranlarda küçültülerek ölçekli çizilirler 2.Krokiler ölçeksiz olarak yapılan kabataslak çizimlerdir.    
HARİTA ÇEŞİTLERİ HARİTA ÇEŞİTLERİ   A-KONULARINA(FONKSİYONLARINA) GÖRE HARİTALAR   1.GENEL HARİTALAR:Fiziki haritalar,topoğrafya haritaları,siyasi(idari)haritalar, atlaslar, duvara asılan fiziki ve idari haritalar,turistik haritalar ve şehir haritaları bu gruba girmektedir.Toplumun büyük bölümü tarafından kullanılabilen haritalardır.   TOPOGRAFYA HARİTALARI: Topoğrafya haritaları büyük ölçekli haritalardır.Bu haritalar, eş yükseklik eğrileri kullanılarak yer şekilleri başta olmak üzere,akarsular,göller,denizler ve doğal bitki örtüsü gibi yer yüzüne ait fiziksel özellikler ile yerleşme yerleri,yollar,köprüler,maden ocakları,mezarlıklar,ibadet yerleri,harabeler,su kanalları ve sınırların gösterildiği haritalardır.Tüm bu unsurlar  kendilerine özgü simgelerle gösterilmektedirler.   FİZİKİ HARİTALAR:     1.Topoğrafya haritalarından yararlanılarak hazırlanırlar. 2.Yer şekillerini (kabartı ve çukurluklar) gösteren orta veya büyük ölçekli haritalardır. 3.Fiziki haritalar hazırlanırken eş yükselti ve eş derinlik eğrileri geniş aralıklarla çizilir. 4.Fiziki haritalar yükseklik ve derinlik basamaklarının çeşitli renklerle gösterildiği haritalardır.Yükseltiler genel olarak yeşil, sarı ve kahverenginin çeşitli tonları,derinlikler ise açıktan koyuya doğru mavi rengin tonları ile gösterilir.   SİYASİ (İDARİ) HARİTALAR: Siyasi (İdari) haritalar yeryüzünde veya bir kıtada bulunan ülkeleri, bir ülkenin idari bölünüşünü ve yerleşim merkezlerini gösteren haritalardır. Bu haritalardan kullanılarak uzunluk ve alan hesaplamaları yapılır.Siyasi haritalar yer şekilleri hakkında bilgi içermezler.   BEŞERİ VE EKONOMİK HARİTALAR:Nüfus yoğunlukları,dil,din ve ırkların dağılışları ile tarım,maden ve endüstri tesislerinin dağılışlarının gösterildiği haritalardır. ATLAS HARİTALARI :Ülke,bölge yada kıtaların tüm coğrafi özellikleriyle ilgili haritaların bir arada bulunduğu genellikle küçük ölçekli haritalardır. 2.ÖZEL HARİTALAR:Çeşitli alanların jeolojik yapısı,toprak tipleri,iklim bölgeleri,bitki örtüsü,yağış dağılışı,deprem,nüfus yoğunluğu ve  nüfus artışı gibi özel amaçlarla yapılan haritalardır.Bu haritalar belirli mesleki uzmanlığa sahip kişiler tarafından kullanılabilen haritalardır.   B.ÖLÇEKLERİNE GÖRE HARİTALAR 1.BÜYÜK ÖLÇEKLİ HARİTALAR: *1/200.000’den büyük ölçekli olan haritalardır. *Topografya haritaları ve planlar büyük ölçekli haritalardır. *1/20.000 ‘den büyük  olan haritalara plan denir.Planlar en ayrıntılı haritalardır. *Küçültme oranı az olduğundan ayrıntı fazladır. *Haritası çizilen  alan küçüktür. *Aynı alanı gösteren küçük ölçekli bir haritaya göre,kağıt üstünde daha fazla yer kaplar. * İzohipsler arası yükselti farkı(Eküidisdans-sabit aralık-eş aralık) azdır. 2.ORTA ÖLÇEKLİ HARİTALAR: * 1/200.000 ile 1/500.000 arasındaki bir ölçekle çizilen haritalardır. 3.KÜÇÜK ÖLÇEKLİ HARİTALAR: *1/500.000 ‘den daha küçük ölçeğe sahip olan haritalardır. *Atlaslarda bulunan haritalar ve duvar haritaları genelde küçük ölçekli haritalardır. *Ölçeğin paydası büyüktür. *Gösterilen alan geniştir. *Ayrıntı gösterme gücü azdır*Aynı alanı gösteren büyük ölçekli bir haritaya göre,kağıt üstünde daha az yer kaplar.*İzohipsler arası yükselti farkı fazladır.   HARİTALARDAN YARALANMA Haritalardan yararlanılarak yapılan çeşitli hesaplamalarda, yapılacak işlemin çeşidiyle harita yapılırken kullanılan projeksiyon şeklinin uyumlu olması doğru sonuçlara ulaşılması açısından büyük önem taşımaktadır.Alan hesaplamalarında alan koruyan,açı hesaplamalarında,açı koruyan,uzunluk hesaplamalarında uzunluk koruyan projeksiyon kullanılarak yapılan haritalardan yararlanmak doğru sonuçlara ulaşılmasını sağlayacaktır.Tüm haritalardan alan ve uzunluk hesaplamaları yapılarak yön belirlenebilir.Ancak profil çıkarma,eğim ve yükselti belirleme işlemleri sadece fiziki haritalardan yapılabilir.
Küresel Örgütlerin Amaçları KÜRESEL VE BÖLGESEL ÖRGÜTLERİN AMAÇLARI   20. yy.da meydana gelen I. ve II. Dünya Savaşlarında milyonlarca insan yaşamını yitirmiş, binlerce insan sakat kalmış ve telafisi imkânsız büyük maddi zararlar meydana gelmiştir. Bu olumsuz durumun bir daha yaşanmaması için çeşitli siyasi örgütler kurulmuştur. İlk olarak I. Dünya Savaşı'ndan sonra Cemiyet-i Akvam kurulmuş fakat bu cemiyet II. Dünya Savaşı'nın yaşanmasına engel olamamıştır. II. Dünya Savaşı'ndan sonra başta BM olmak üzere birçok uluslararası siyasi, askerî ve ekonomik örgüt kurulmuştur.         Kaynak:MEB        
Coğrafya Nedir? COĞRAFYA’NIN TANIMI VE KONUSU   Coğrafya teriminin ilk kez, eski Mısır’ın İskenderiye kentinde yaşamış olan Eratosthenes tarafından Geographica adlı eserde kullanıldığı kabul edilmektedir.   Coğrafya, yeryüzünü ve onun farklı karakterdeki bölgelerini, insanların yaşam alanı olarak inceleyen ve tanıtan bilimdir. (Prof. Dr. SIRRI ERİNÇ)   Coğrafya, dünyanın doğal özelliklerini ve doğal ortamla insan arasındaki ilişkileri inceleyen bilimdir. ( Prof. Dr. İBRAHİM ATALAY)   Coğrafya, bütün çeşitlilikleriyle yeryüzüne bağlı olayları tanıtan, bunları açıklayan bilimdir. ( Prof. Dr. REŞAT İZBIRAK)   Coğrafya, yeryüzünde yaşamakta olan insanı etkileyen olayları nedensellik, dağılış, ilgi-bağlılık prensiplerine göre inceleyen bilimdir. ( Prof. Dr. CEMALETTİN ŞAHİN)   Coğrafya, kökleri ile komşu bilimlerden ham maddesini alan, yapraklarında fotosentez yolu ile imal eden bir organizmadır. (Prof. Dr. NECDET TUNÇBİLEK)   COĞRAFYA KADERDİR (İBNİ HALDUN)   Bilim adamlarımızın tanımlamaları incelendiğinde coğrafya biliminin oldukça geniş bir araştırma sahasına sahip olduğu görülmektedir. Genel olarak bakıldığında coğrafya; doğal, beşeri ve ekonomik olayları inceleyen, ancak her türlü çalışmada mevcut olaylar ile insan arasındaki ilişkiyi, karşılıklı etkileşim sürecini ve sonuçlarını ortaya koyan bilimler grubu olarak karşımıza çıkmaktadır. O halde coğrafi çalışmaların tamamında ana odak, insan ile çevresi arasındaki etkileşim sürecinin gözlenmesi ve sonuçlarının ortaya konmasıdır. Ancak dikkat edilmesi gereken bir noktada coğrafya bilimi içinde incelenen birçok farklı alanın yer almasıdır.   Bu açıdan bakıldığında ,coğrafya ……………..inceleyen bilimdir demek, coğrafyayı hak etmediği dar bir çerçeveye sokmak olacaktır. Bu nedenle coğrafya bilimini bilimler topluluğu olarak tanımlamak sahip olduğu geniş inceleme sahasını ifade etmek açısından doğru olacaktır. Coğrafyanın ele aldığı konular dikkate alındığında gerek fen bilimleri gerekse sosyal bilimlerin sahasına giren unsurlar dikkat çekmektedir. Bu durum coğrafya biliminin hangi alana dâhil edileceği konusunun tartışılmasına neden olmaktadır. İnsan odaklı inceleme teknikleri coğrafyayı bu alanların kesiştiği bir merkez konumuna getirmektedir. Bu durum coğrafyanın fen bilimleri ile sosyal bilimler arasında ortak paydaları bir araya getiren ve köprü görevi gören bir nitelik kazanmasına neden olmaktadır.     DÜNYA ÜZERİNDE ÇOK ŞEYİ DEĞİŞTİREBİLİRSİNİZ FAKAT DÜNYAYI İŞLETEN YASALARI DEĞİŞTİRMEK KUDRETİMİZİN DIŞINDADIR.DÜNYA BİZE LAZIM OLDUĞU SÜRECE OLUŞUM İLKELERİNİ ÇOK İYİ BİLMEK BUNLARIN TERSİNE GİTMEKTEN KAÇINMAK,BİR ZORUNLULUKTUR. BU GERÇEĞİ BİZE ÖĞRETEN BİLİM, COĞRAFYA’DIR. ( Prof. Dr. NECDET TUNÇBİLEK)     COĞRAFYA’NIN BÖLÜMLERİ VE İNCELEME ALANLARI   A.GENEL COĞRAFYA:Doğal, beşeri ve ekonomik olayları ayrı ayrı, dünya genelinde veya belli bir alanda inceler.   1.FİZİKİ COĞRAFYA: JEOMORFOLOJİ: Yer yüzünün şekillenmesinde etkili olan iç ve dış kuvvetleri inceler ve yer şekillerinin oluşumunu açıklar. KLİMATOLOJİ: İklim elemanlarının yeryüzünde dağılışını, iklim elemanlarının oluşumunu sağlayan temel faktörleri ,iklim tiplerini ve bunların çevre ile ilişkilerini ele alarak açıklar. HİDROGRAFYA: Yer altı ve yer üstü sularını inceler. BİYOCOĞRAFYA: Bitki ve hayvan topluluklarının yeryüzüne dağılışını ve bu dağılışta etkili olan faktörleri inceler. KARTOGRAFYA: Coğrafi bilgilerin harita,grafikler ve diyagramlarla gösterilmesi üzerinde durur.   2.BEŞERİ COĞRAFYA: YERLEŞME: Yerleşmelerin dağılışını, yerleşme şekillerini, bunda doğal ve beşeri ortamın etkilerini inceler. NÜFUS: Nüfusun artışı,yoğunluğu,kır ve kent olarak dağılımı ile bunları etkileyen faktörleri inceler.   3.EKONOMİK COĞRAFYA: TARIM: Tarımsal faaliyetleri (ekim-dikim-hayvancılık-balıkçılık) bunların insan hayatına etkilerini, yeryüzünde dağılışını ve bunda etkili olan faktörleri inceler. SANAYİ: Sanayi bölgelerinin dağılışını,iklim,yeryüzü şekilleri,ulaşım ve ham madde kaynaklarının buna etkilerini inceler. ULAŞIM: Ulaşımın üretim,tüketim ve nüfus alanları ile olan ilişkilerini,ulaşım üzerinde etkili olan yer yüzü şekilleri ve iklimin etkilerini inceler. Ekonomik Coğrafya’da ayrıca ,ticaret,turizm ve madencilik gibi konularda ele alınarak dağılışları, çevreyle etkileşimi ve bunun sonuçları incelenmektedir.   B.YEREL COĞRAFYA: Coğrafi konuların belirli bir alanda ( Kıt’a, Ülke, Bölge) incelenmesini içerir. 1.KIT’A COĞRAFYASI 2.ÜLKE COĞRAFYASI 3.BÖLGE COĞRAFYASI
Coğrafi Animasyonlar COĞRAFİ ANİMASYONLAR   AŞAĞIDA BULUNAN ANİMASYONLAR ÇEŞİTLİ KAYNAKLARDAN DERLENEREK YARARLANMANIZA SUNULMUŞTUR. ÖZELLİKLE MESLEKTAŞIMIZ SAYIN ERCAN ÇELİK,SAYIN GÜNGÖR ÇOBAN(GUNBAN) VE SAYIN TURGUT KAZAN İLE İSİMLERİ YER ALMAYAN DİĞER ARKADAŞLARIMIZA EMEKLERİNDEN DOLAYI TEŞEKKÜR EDER,PAYLAŞIMCI ANLAYIŞLARINDAN DOLAYI KUTLARIZ.  ANİMASYONLARI TIKLAYARAK HEMEN İZLEYEBİLİR VEYA SAĞ TUŞ KULLANARAK HEDEFİ KAYDET İŞLEMİYLE BİLGİSAYARINIZA İNDİRİP YARARLANABİLİRSİNİZ. NOT: ÇALIŞMALARI KULLANILAN ARKADAŞLARIMIZIN İLETİŞİM BÖLÜMÜNE BELİRTMELERİ  DURUMUNDA YAYINDAN KALDIRILACAKTIR   Biyomlar1 Akarsu Aşındırması Akarsu Gerilemesi Akarsu Taşıması Basınçlar Antiklinal Senklinal Artezyen Kaynağı Dalga Aşındırması Deprem Oluşumu Deprem Dalgaları Dev Kazanı Ekinoks Oluşumu Falez Oluşumu Fay Tipleri Yamaç Yağışı Gayzer Oluşumu Güneş Sistemi Havza Oluşumu Hidrolojik Döngü KAF Depremleri   Karstlaşma Kıtaların Oluşumu Lagün Oluşumu Menderes Oluşumu Ria Kıyı Tipi Sismograf Su Döngüsü Sürekli Rüzgarlar Taraça Oluşumu Vadi Oluşum Volkanizma Yıllık Hareket1   Yıllık Hareket2  Tsunami Su(TEMA)                                                    
Öss-Lys- Ygs Soru ve Cevapları ÖSS-LYS- YGS SORU VE CEVAPLARI Soru ve Cevaplar için ayrı ayrı tıklayınız Soru kitapçıkları sitemizde barındırılmamaktadır soruları yayınlayan resmi ve özel kurumların sayfalarına link verilmektedir 2011 LYS SORU VE CEVAPLARI 2011 Coğrafya-1 Testi Soru ve Cevapları 2011 Coğrafya-2 Testi Soru ve Cevapları 2011 YGS SORULARI...CEVAPLARI 2010 LYS SORU VE CEVAPLARI 2010 Lisans Yerleştirme Sınavı-3 (Edebiyat-Coğrafya)   Coğrafya-1 Testi Soru Kitapçığı ve Cevap Anahtarı   2010 Lisans Yerleştirme Sınavı-4 (Sosyal Bilimler)   Coğrafya-2 Testi Soru Kitapçığı ve Cevap Anahtarı     2010 YGS SORU VE CEVAPLARI   Türkçe Testi   Sosyal Bilimler Testi   Temel Matematik Testi   Fen Bilimleri Testi   Cevap Anahtarı   2009 ÖSS SORU VE CEVAPLARI   Türkçe Testi (Tür)   Sosyal Bilimler Testi (Sos-1)   Matematik Testi (Mat-1)   Fen Bilimleri Testi (Fen-1)   Edebiyat Sosyal Bilimler Testi (Ed-Sos)   Sosyal Bilimler Testi (Sos-2)   Matematik Testi (Mat-2)   Fen Bilimleri Testi (Fen-2) Cevap Anahtarı   Kaynak: ntvmsnbc.com 2008 ÖSS SORU VE CEVAPLARI Türkçe Testi (Tür)   Sosyal Bilimler Testi (Sos-1)   Matematik Testi (Mat-1)   Fen Bilimleri Testi (Fen-1)   Edebiyat Sosyal Bilimler Testi (Ed-Sos)   Sosyal Bilimler Testi (Sos-2)   Matematik Testi (Mat-2)   Fen Bilimleri Testi (Fen-2)   Cevap Anahtarı   Kaynak: milliyet.com     2006 ÖSS SORU VE CEVAPLARI Sosyal Bilimler Testi (Sos–1) Sosyal Bilimler Testi (Sos–2) Edebiyat Sosyal Bilimler Testi (Ed-Sos)     2005 COĞRAFYA SORULARI…CEVAPLARI     2004 COĞRAFYA SORULARI…CEVAPLARI     2003 COĞRAFYA SORULARI…CEVAPLARI     2002 COĞRAFYA SORULARI…CEVAPLARI     2001 COĞRAFYA SORULARI…CEVAPLARI     2000 ÖSS SORU KİTAPÇIĞI TAMAMI   18 HAZİRAN     2000 ÖSS Soru Kitapçığı Tamamı   25 HAZİRAN     2000 YDS  Soru Kitapçığı Tamamı   1999 ÖSS SORU VE CEVAPLARI   2 Mayıs     1999 ÖSS Soru Kitapçığı Tamamı   6 Haziran 1999 ÖSS Soru Kitapçığı Tamamı 1998 ÖSS SORU VE CEVAPLARI 1997 ÖSS SORU VE CEVAPLARI 1996 ÖSS SORU VE CEVAPLARI 1995 ÖSS SORU VE CEVAPLARI 1994 ÖSS SORU VE CEVAPLARI 1993 ÖSS SORU VE CEVAPLARI 1992 ÖSS SORU VE CEVAPLARI 1991 ÖSS SORU VE CEVAPLARI 1990 ÖSS SORU VE CEVAPLARI 1989 ÖSS SORU VE CEVAPLARI 1988 ÖSS SORU VE CEVAPLARI 1987 ÖSS SORU VE CEVAPLARI 1986 ÖSS SORU VE CEVAPLARI 1985 ÖSS SORU VE CEVAPLARI   Kaynak:1985-1998 Arası Sorular geobilim.com Teşekkürler   
Siyasi Coğrafya SİYASİ COĞRAFYA Genel olarak bakıldığında dünyada yaşanan tüm siyasal, ekonomik ve sosyal olayların fiziki ortamla yakından ilişkisi olduğu görülmektedir. Temelde gelişmenin ve daha rahat bir yaşam sürmenin yaşanılan ortamı tanımakla mümkün olacağı tartışılmaz bir gerçektir. Aslında insanlığın günümüze kadar verdiği mücadelede temel amacın bu olduğu görülmektedir.   Bu gerçek insanlığı sürekli olarak yaşadığı çevreyi tanımaya bu konuda mücadele etmeye zorlamıştır. Ülkelerin siyasi yapıları ile uluslar arası ilişkilerinin şekillenmesinde sahip oldukları coğrafi şartlarının ve imkânlarının temel bir etken olması kaçınılmazdır.   İlk defa siyasi coğrafyanın bilimsel olarak ele alınması ve ayrı bir coğrafi bölüm olarak incelenmesinin gerektiği fikri Harold J. Mackinder tarafından ifade edilmiştir. Rudolf Kjellen bu konuda önemli çalışmalar yaparak incelemelerinde ilk defa Jeopolitik ifadesini kullanmıştır. Kjellen’e göre güçlü bir siyasal organizmanın üç şartı vardır:  1.Genişlik 2. Hareket serbestîsi 3. İçeride birlik ve beraberlik.   Değişik tanımlamalara bakıldığında; Jeopolitiğin devletin yaşadığı yer ile ilişkisi, coğrafi çevrenin siyasi olaylara etkisi, coğrafi unsurların aktifleşmesi olarak açıklandığı görülmektedir. Jeopolitik konum dünya üzerindeki herhangi bir noktanın önemli güç merkezlerine, askeri ekonomik ulaşım ve siyasi sınırlara göre bulunduğu yeri ifade eder. Jeopolitik bu özellikleriyle coğrafya bilimi ile siyaset bilimi arasında önemli bir köprü durumundadır. Jeopolitiğin önem kazanmasında yeryüzündeki kaynakların eşit dağılmamasının temel etken olduğu açıkça görülmektedir. Uluslararası mücadelelerin temelinde de bu kaynaklardan daha fazla yararlanma arzusunun yattığı tartışılmaz bir gerçektir.   TÜRKİYE'NİN JEOPOLİTİK KONUMU VE BUNUN SONUÇLARI   **Sahip olduğu coğrafi konum nedeniyle Türkiye hem Asya hem de Avrupa ülkesidir. **Avrupa, Asya ve Afrika’nın birleştiği bir noktada yer alan ülkemiz, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel bir köprü durumundadır **Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu arasında merkezi bir konuma sahiptir. **Türkiye, İstanbul ve Çanakkale boğazları ile büyük bir öneme sahiptir. Karadeniz çevresinde yer alan ülkelerin deniz yollarını kullanabilmeleri, okyanuslara ulaşabilmeleri Türkiye’yi çevreleyen boğazlardan ve denizlerden geçmelerini gerektirmektedir. Bu durum boğazların önemini arttırmaktadır. **Sanayisi gelişen Avrupa, yeraltı kaynakları ve kullandığı diğer hammaddeler açısından fakir durumdadır. Kafkasya ve Orta Asya’nın sahip olduğu petrol ve doğal gaza ihtiyaç duymaktadır. Türkiye bu kaynakların batıya ulaştırılması açısından, en güvenli koridor durumundadır. Türkiye, farklı nedenlerle birbirine ihtiyaç duyan bu bloklar arasında vazgeçilemez ve üzerinde yapılan hesapların tarih boyunca bitmediği bitmeyeceği bir noktada bulunmaktadır.  Bu nedenle, Türkiye bu üç kıtayı birbirine bağlayan besleyen kan damarları konumundadır. **Bağımsız devletler topluluğu ile tarihsel bağları bulunan Türkiye zengin kaynaklara sahip bölge devletlerinin Batı ile olan ilişkilerinde önemli bir köprü görevi görecektir. **Ülkemizin sahip oluğu iklim çeşitliliği, toprak çeşitliliği ve kısa mesafelerde bile çok değişken olan arazi yapısı, bitki türlerinin zengin olmasına, önemli su kaynaklarının oluşmasına sonuçta insan yaşamına uygun doğal bir ortamın meydana gelmesine neden olmaktadır. **Bu şatlar Türkiye’yi tarımsal kaynakları açısından ihtiyaçlarını karşılayacak imkânlara kavuşturmuştur. **Dünyada kullanılabilir su kaynaklarının hızla tükenmesi bu açıdan zengin bir potansiyele sahip Türkiye’yi önemli hale getirmektedir. **Türkiye,  sahip olduğu zengin maden çeşitliliği yanında stratejik bakımdan değer taşıyan madenleri nedeniyle önemli bir kaynağa sahiptir. Bu nedenlerle ülkemiz tarihin eski devirlerinden beri yerleşime uğramış, birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bu durum tabii güzellikler ve Akdeniz iklimiyle birleşerek önemli turizm potansiyeline sahip olmamızı sağlamıştır. **Coğrafi avantajlar yanında dinamik ve eğitim oranı yüksek genç nüfusu ülkemizin en önemli avantajlarından birini oluşturmaktadır. **Türkiye, dünyanın en sorunlu bölgelerini oluşturan Balkan ülkeleri,  Kafkas ülkeleri ve Ortadoğu ülkeleri arasında yer almaktadır. **Sahip olduğu yeryüzü şekilleri ve bunların uzanış doğrultuları, doğal coğrafi yapının sağladığı avantajlar ülkemizin düşman saldırılarına karşı savunulması açısından avantajlar sağlamaktadır. Sorunlu bir bölgenin merkezinde bulunan Türkiye tüm bu olumsuzluklara rağmen barışçı, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti yapısıyla çevre ülkeleri açısından olumlu bir model oluşturmaktadır. **Bu açıdan bakıldığında dünya’da barışın sağlanabilmesinin Türkiye’nin desteği ile gerçekleştirilebileceği kaçınılmaz bir gerçektir **Sahip olduğu Jeopolitik konumu nedeniyle, Türkiye’nin taraf olmadığı politikaların uygulamada başarıya ulaşmasının imkânsız olmasına neden olacaktır.
Harita Nedir? HARİTA NEDİR:   HARİTA :Dünya’nın tamamının yada bir bölümünün kuşbakışı görüntüsünün belli bir oranda küçültülerek bir düzlem üzerine çizilmesine harita denir. Yeryüzünün bir parçasının gökyüzünden kuşbakışı görünümünün matematik yöntemlerle küçültülerek ve üzerine özel işaretler koyarak bir düzlem üzerine çizilmiş şekline HARİTA denir.           KARTOGRAFYA:İzdüşüm yöntemleri ve bunlardan yararlanarak harita çizimi yapan bilim dalına kartografya adı verilir. FOTOGRAMETRİ:Haritaların yapımında havadan çekilen fotoğraflardan yararlanılmaktadır.Bu yönteme fotogrametri adı verilir.   BİR ÇİZİMİN HARİTA  ÖZELLİĞİ TAŞIYABİLMESİ İÇİN 1.Kuşbakışı görünümün esas alınması 2.Çizimin belirli bir ölçeğe göre yapılması 3.Küresel yüzeyin düzlem üzerine geçirilmesiBir çizimin harita niteliği taşıyabilmesi için mutlaka ölçek bulunmalıdır.Ölçeksiz olarak yapılan çizimler harita olarak kabul edilmez.   BİR HARİTA OLUŞTURULURKEN ÖNCELİKLE BELİRLENMESİ GEREKEN UNSURLAR   1.Haritanın kullanım amacının ve  uygun konu başlığının belirlenmesi 2.Haritası yapılacak yerin alanına ve kullanılacak düzlemin büyüklüğüne uygun küçültme oranının(ölçek) belirlenmesi 3.Çizim yönteminin belirlenmesi(Projeksiyon) 4.Kuşbakışı görünümün sağlanması 5.Coğrafi koordinatların(paralel ve meridyenlerin) gösterilmesi 6.Coğrafi koordinatların gösterilmediği küçük alan çizimlerinde yön işareti konulmalıdır. 7.Özel işaretler (Lejant) bölümü belirlenmelidir.Bu bölüm,haritalarda kullanılan tüm işaret ve renklerin ne anlama geldiğini gösterir.
İz Düşüm(Projeksiyon) İZ DÜŞÜM(PROJEKSİYON) Dünya’nın küresel şeklinin düzlem üzerine aktarılması sırasında izdüşüm (tasvir)uzunluk, alan ve açılarda bozulmalar(deformasyon) meydana gelir. Engebenin fazla olduğu ve geniş alanların gösterildiği haritalarda hata oranı artar.Engebenin az olduğu ve küçük alanların gösterildiği haritalarda hata oranı daha az gerçekleşir. Bu coğrafi unsurların aynı haritada tamamen doğru gösterilebilmesi  bu gün için mümkün değildir. Ancak bozulmaların azaltılması amacıyla projeksiyon adı verilen çizim yöntemlerinden faydalanılır. Küre yüzeyinin düzlem üzerine aktarılması sırasında meydana gelen bozulmalar; 1.Açılarda 2.Uzunluklarda 3.Alanlardaoluşabilmektedir. Meydana gelen bozulmalar çizim ölçeğine, ölçülecek bölgenin yerine ve büyüklüğüne bağlı olarak değişen ölçülerde oluşabilmektedir.Alan koruyan projeksiyonlar büyük açı deformasyonlarına, açı koruyan projeksiyonlar ise büyük alan deformasyonlarına neden olurlar. Bu bozulmaların azaltılması amacıyla  açılabilir bir yüzey üzerine kürenin projeksiyonu yapılır.Açılabilir bu yüzey bir düzlem, bir silindir veya bir koni olabilir. PROJEKSİYONUN YÜZEYİNE GÖRE A.SİLİNDİRİK PROJEKSİYON(ŞEKİL KORUYAN PROJEKSİYONLAR): Saydam küre üzerine kıtaların sınırları ile paralel ve meridyenler çizilir,kürenin merkezine bir ışık kaynağı yerleştirilir.Işığa duyarlı kağıt, silindir haline getirilerek küre üzerine sarılır.Kağıt üstüne düşen gölgeler belirlenir. BU YÖNTEMDE: 1.Özellikle Ekvator ve çevresi gerçeğe yakın biçimde çizilebilmektedir. 2.Meridyenler paralelleri dik olarak keser bu nedenle açılar, gerçek durumuna uygun olarak çizilebilir. 3.Ekvatordan kutuplara doğru gidildikçe alanlarda bozulma meydana gelir. (Gerçekten daha büyük görünür) Bu haritalarda,Görönland Adası Avustralya kıtası kadar görünür. 4.Bu yöntem deniz ve hava yolu ulaşımında kullanılan haritaların hazırlanmasında kullanılır.     B.DÜZLEM PROJEKSİYON(AÇI KORUYAN PROJEKSİYONLAR): Bir düzlemin kutup noktasına teğet biçimde küre üzerine yerleştirilmesiyle elde edilir.         BU YÖNTEMDE: 1.Bozulmanın en az olduğu alan kağıdın küre yüzeyine temas ettiği (kutuplar çevresi)yerde gerçekleşir.Bu noktalardan uzaklaşıldıkça bozulma artmaktadır. 2.Açılar korunur. 3.Şekil ve alanlarda bozulmalar meydana gelir. 4.Özellikle dar alanların ve büyük ölçekli haritaların çiziminde kullanılır.     C.KONİK PROJEKSİYON(ALAN KORUYAN PROJEKSİYONLAR): Işığa duyarlı olan kağıt koni biçiminde kullanılır.Kağıt orta enlemlere değecek biçimde küre üzerine yerleştirilir.       BU YÖNTEMDE: 1.Bozulmanın en az olduğu alanlar orta enlemlerdir.Bu nedenle özellikle orta enlemler ve çevresindeki alanların çiziminde kullanılır. 2.Orta enlemlerden kutuplara ve Ekvatora doğru gidildikçe şekillerde büyüme ve bozulmalar meydana gelir. 3.Bu projeksiyonlarda meridyenler kutuplarda birleşir.Bu nedenle alanlar gerçeğe yakın olarak çizilir. 4.Meridyenler paralelleri her yerde dik kesmediğinden şekil,açı ve bunlara bağlı olarak uzunluk oranlarında bozulmalar meydana gelir. 5.Alan hesaplamalarında bunlar kullanılmalıdır.Aksi halde doğru sonuçlara ulaşılamaz.       Projeksiyonlar projeksiyon şeklinin duruş biçimine göre ve ışık kaynağının yerine göre de sınıflandırılmaktadırlar: PROJEKSİYON ŞEKLİNİN DURUŞ BİÇİMİNE GÖRE 1.Kutupsal(normal)Projeksiyonlar:Projeksiyon yüzeyi kutba teğettir. 2.Ekvatoral(transversal) Projeksiyon: Projeksiyon yüzeyi Ekvatora teğettir. 3.Eğik(oblik)Projeksiyonlar: Projeksiyon yüzeyi herhangi bir noktaya teğettir. 4.Kesici Projeksiyonlar: Düz,silindirik veya konik yüzeyli projeksiyonlar küreyi kesiyorsa,kestikleri noktalara göre isim alırlar,Kutupsal kesici,Ekvatoral kesici,eğik kesici projeksiyonlar. IŞIK KAYNAĞININ YERİNE GÖRE 1.Ortografik Projeksiyonlar:Işık kaynağının sonsuzda olduğu ve paralel geldiği kabul edilir. 2.Stereografik Projeksiyonlar:Işık kaynağının küre yüzeyi üzerinde bulunur. 3.Merkezi Projeksiyonlar:Işık kaynağı kürenin merkezindedir.
Nemlilik Ve Yağış NEMLİLİK VE YAĞIŞ     A.NEMLİLİK: Resim:Su Kristali Suyaşamın en önemli öğesidir.Su katı, sıvı ve gaz halinde bulunur.Atmosferde bulunan su buharı havanın nemini meydana getirir.Nem, miktarı sıcaklığa ve zamana göre değişen bir gazdır.Nemin temel kaynağı, denizler, okyanuslar, göller ve bitkilerin terleme yaparak atmosfere verdikleri su buharıdır.Nem miktarının genel dağılışına bakıldığında,Ekvator’da ve kıyılarda fazla,çöllerde, karaların iç kısımlarında ve dağların yüksek kesimlerinde az olduğu görülür. Sıcaklık arttıkça buharlaşmada artar.Buharlaşan suyun çevreden aldığı ısıya gizli ısı denir.Bu ısı tekrar yoğunlaşma meydana geldiğinde açığa çıkar.Nem, aşırı ısınma ve soğumayı engeller,dengeleyici bir rol oynar.Bu durum günlük ve yıllık sıcaklık farklarını azaltıcı bir etki yapar. Mutlak Nem:1 m3 hava içerisinde bulunan su buharının gram cinsinden ağırlığına mutlaknem denir. Mutlak nemin en fazla olduğu yer Ekvator ve çevresi,en düşük olduğu yerler, kutuplardır. Ekvator’dan kutuplara doğru gidildikçe mutlak nem azalır. *Mutlak nemsıcaklıkla doğru orantılıdır. * Basınçla mutlak nem arasında da doğru orantı vardır. *Yükseltiye bağlı olarak sıcaklık ve basınç azalır,bu nedenle mutlak nemde azalır. *Su kaynaklarından uzaklaşıldıkça mutlak nem azalır.   Maksimum Nem (Doyma Miktarı):1 m3 havanın belli bir sıcaklıkta alabileceği en yüksek nem miktarına maksimumnemdenir. Hava alabileceği en yüksek neme ulaşmışsa neme doygun hale gelmiştir.Isınan hava genişler,nem alma kapasitesi artar bu nedenle maksimum nemartar. Soğuyan hava daralır,bu nedenle nem alma kapasitesi azalır.Sıcaklık arttıkça havanın taşıyabileceği nem miktarı yani maksimum nem artar. Sıcaklık azaldıkça havanın taşıyabileceği nem miktarı azaldığından, maksimum nem düşer. Sıcaklığın yüksekolduğu tropikal bölgelerde ve sıcak çöllerde maksimum nem fazla,sıcaklığın düşük olduğu kutup çevresi ve yüksek dağlarda düşüktür.Sonuç olarak,sıcaklıkla maksimum nem doğru orantılıdır.   Bağıl Nem (Nispi Nem):Havadaki mevcut nem miktarının (mutlak nem), havanın belli bir sıcaklıkta en fazla taşıyabileceği nem miktarına (maksimum nem) oranına bağıl nem denir. Bağıl Nem=Mutlak Nem.100 Maksimum Nem *Bağıl nem ve sıcaklık arasında da ters orantı vardır. Sıcaklık arttıkça bağıl nem azalır. *Bağıl nem ile mutlak nem doğru orantılıdır. Mutlak nem arttıkça bağıl nemartar, azaldıkça bağıl nemazalır. *Bağıl nem ile maksimum nem arasında ters orantı vardır. Maksimum nem arttıkça bağıl nem azalır. *Havadaki mevcut nem miktarı ile maksimum nem arasındaki farka nem açığı (doyma açığı) denir. Nem açığıazaldıkça bağıl nem artar. *Bağıl nem,kara içleri ve çöl bölgelerinde az, Ekvatoral bölgeler ve su kütlelerinin kıyılarında fazladır. B.YOĞUNLAŞMA: Havadaki su buharının sıvı yada katı hale dönüşmesine yoğunlaşma denir.Yoğunlaşmanın oluşmasında temel şart soğuma meydana gelmesidir.Bağıl nem yüzde 100'e ulaştığında hava kütlesi doyma noktasına ulaşır.Doyma noktasına ulaşmış yada yaklaşmış havanın sıcaklığı düşmeye devam ederse doyma noktası aşılarak,yoğunlaşma meydana gelir.Bunun sonucunda, su buharı sıvı yada katı hale dönüşür.Hava kütlesinin,yükselmesi,soğuk bir hava kütlesi ile karşılaşmasıveya soğuk yeryüzüyle temas etmesi,sıcaklığını azaltır,soğuma meydana getirir. SİS OLUŞUMU VE SONUÇLARI Yeryüzüne yakın alanlardabulunan su buharının soğuması sonucunda yoğunlaşarak havada asılı halde meydana getirdiği su damlacıkları veyabuz kristallerine sis adı verilir.Stratus bulutunun yerde veya yere yakın seviyede oluşması ile meydana gelir.Sis başka bir ifade ile bulutun yeryüzüne dokunan biçimidir.Sis sırasındayatay görüş mesafesi 1 km.nin altına düşer. Yerle temas eden hava içindeki su buharının yoğunlaşması veya donarak kristalleşmesi sonucu ortaya çıkan çok küçük su damlacıkları veya buz kristallerinden meydana gelmiştir. Sis çisenti biçimindeki hafif yağışlara nedenolabilmektedir. Sisler tarımsal ürünler ve diğer bitkileraçısından yararlıdır.Ancak,görüş mesafesini düşürdüğünden,deniz, kara ve hava ulaşımında aksamalara neden olmaktadır. Sis Çeşitleri: 1.Hava Kütlesi Sisleri:Hava kütlesinin geldiği alandaki sıcaklığın düşük olması sonucunda,sıcaklığının düşmesiyle meydana gelen sislerdir. 2.Kara Sisleri:Açık ve durgun kış gecelerinde yerde ısı kaybı fazla olur, buna bağlı olarakyüzeye yakın hava kütlesinin soğuyarak yoğunlaşmasıyla sis oluşur.Bunlara kara sisleri denir.Gece yoğunluğu artan bu sisler, gündüz havanın ısınmasıyla, öğleye doğru ortadan kalkar. 3.Oroğrafik (Yamaç) Sisleri:Yatay yönde hareket eden nemli hava kütlelerinin yer şekillerinin etkisiyle (yamaçlar) yavaş yavaş yükselerek soğuması sonucunda meydana gelir. 4.Cephe Sisleri:Orta enlemlerde karşılaşan iki farklı hava kütlesinden (gezici basınçlar) sıcak olanın soğuk hava kütlesi üzerinde yükselerek soğuması sonucunda meydana gelen sislerdir. BULUTLAR Yükselen havada bulunan su buharının yüksek kesimlerde soğuması ve buna bağlı olarak yoğunlaşmasıyla meydana gelir.Bulutluluğun fazla olması güneşlenme süresini azaltır.Bu durum iklim özelliklerini ve tarımsal faaliyetleri etkiler. ANA BULUTLAR VE ÖZELLİKLERİ A.YÜKSEK BULUTLAR: Sirus:Beyaz renkte,dar şeritler şeklinde bağımsız bulutlardır.Bu bulutlar çok küçük buz kristallerinden meydana gelmiştir.Yağış oluşturmazlar. B.ORTA YÜKSEKLİKTEKİ BULUTLAR: Kümülüsler (Küme Bulutu):Kümeler biçimindeki bulutlardır.Siyah renklidir.Yoğunlaşma aynı seviyeden başladığından alt kısımları düzdür.Sağanak şeklinde şiddetli yağmurlara neden olurlar C. ALÇAK BULUTLAR: Stratüs (Tabaka Bulutları):Yavaş yükselmeye bağlı olarak yere yakın alanlarda oluşurlar.Koyu renkli,düzgün bir görünüme sahip olan bulutlardır.Çisenti biçiminde yağışlara yol açarlar. Nimbüs (Yağmur Bulutu): Kalın ve yoğun bulutlardır.Yağmur ve kar yağışı meydana getirirler. YAĞIŞ BİÇİMLERİ Atmosferde bulunan su buharının yoğunlaşarak yerçekiminin etkisiyle sıvı yada katı halde yeryüzüne düşmesine yağış denir. A.YÜKSELEN HAVA KÜTLELERİNİN OLUŞTURDUĞU YAĞIŞLAR: 1. Yağmur:Havada,0°C üstünde meydana gelen, su damlacıkları biçimindeki yoğunlaşmalar yağmuru meydana getirir. 2. Kar:Havada, 0°C altında meydana gelen, buz kristalleri biçimindeki yoğunlaşmalara kar denir. 3. Dolu:Dikey olarak hızlı biçimde yükselen havanın aniden büyük ölçüde (0°C altında) soğuması sonucunda su damlalarının donmasıyla oluşan buz parçacıkları biçimindeki yağışlara doludenir. B.HAVANIN SOĞUYAN ZEMİNE DOKUNMASIYLA OLUŞAN YAĞIŞLAR: 1. Çiy:Havadaki su buharının soğuk zeminlere dokunmasıyla,zemin üstünde su tanecikleri şeklinde oluşan yoğunlaşmalardır. Çiy, 0°Cüstünde meydana gelir.Gece ve gündüz sıcaklık farklarının bulunması ve gündüzlerin sıcak olması uygun koşulları oluşturur.Özellikle ,ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde sabahları oluşur. 2. Kırağı:Havadaki su buharının 0°C’den daha düşük sıcaklıklarda soğuk cisimler üzerinde, kristaller şeklinde yoğunlaşmasıyla oluşur. Özellikle sonbahar ve kış mevsimi başlarında meydana gelir. 3. Kırç:Havadaki su buharının 0°C’den daha düşük sıcaklıklarda (-8°C’nin altında)çok soğumuş ağaç dalları, tel, direk gibi cisimlere temas ederek bunların üstünde yoğunlaşmasıyla meydana gelen buz tabakasıdır.Kırağıdan farkı tabakalar halinde oluşmasıdır. OLUŞUMLARINA GÖRE YAĞIŞ ÇEŞİTLERİ 1.Yamaç Yağışları (Orografik Yağışlar):   Yatay yönde hareket eden nemli hava kütleleri dağ yamaçlarına çarptığında yükselir ve soğur.Bunun sonucunda özellikle yamaçların orta (500 - 1000 m)bölümüne düşen yağışlara orografik (yamaç) yağış denir. Dünya'da en çok görüldüğü yerler,Muson rüzgarlarının etkisinde kalan Güneydoğu Asya'dır.Ayrıca Orta kuşak karalarının batı kıyılarında ve sıcak kuşak karalarının doğu kıyılarıdır. Türkiye'de özellikle, Toros Dağlarının güneybatıya, Kuzey Anadolu Dağları’nın kuzey ve kuzeybatıya bakan yamaçlarında oluşur.     2.Konveksiyonel Yağışlar (Yükselim Yağışları): Alttan ısınan hava kütleleri,genişler,hafifler ve yükselir.Yükselme sonucunda soğuma ve yoğunlaşma meydana gelir.Bu yağışlara konveksiyonel yağışlar denir. Dünya'da en çok görüldüğü yer, Ekvatoral bölgedir.(Yıl boyunca). Ülkemizde, İç Anadolu Bölgesi'nde İlkbahar sonları ve yaz mevsiminde oluşurlar.Bu yağışlara kırkikindi yağışları adı verilir.             3.Cephe Yağışları (Frontal Yağışları): Sıcak ve soğuk hava kütlelerinin karşılaşma alanlarında sıcak hava soğuk havanın üstüne doğru yükselir.Yükselme sonucunda soğuma ve yağış meydana gelir.Bu yağışlara cephe yağışları denir. Dünya'da özellikle, Orta kuşakta oluşurlar.Türkiye'de, kış mevsiminde görülen yağışların büyük bölümücephe yağışlarıdır.               YERYÜZÜNDE YAĞIŞIN DAĞILIŞI Yeryüzünde yağış her yerde farklı miktarlarda oluşur.Yağışın dağılışını gösteren haritalara,eş yağış (izoyet) haritaları denir. En çok yağış alan bölgeler: 1.Ekvatoral bölge(sürekli termik alçak basınç alanı daimi yükselmeler) 2.Muson bölgeleri(yaz musonları) 3.Orta kuşak karalarının batı kıyılarıdır(batı rüzgarları) 4.Tropikal bölgede kıtaların doğu kıyıları(alize rüzgarları) En az yağış alan bölgeler : 1.30° enlemlerindeki çöller (Dinamik yüksek basınç-daimi alçalma) 2.Orta kuşak karalarının dağlarla çevrili iç kısımları 3.Kutup çevreleri YAĞIŞ REJİMİ Belli bir merkezde yıl boyunca oluşan toplam yağış miktarının,mevsimlere ve aylara dağılımına yağış rejimi denir. 1.DÜZENLİ YAĞIŞ REJİMİ:Yılın her mevsiminde belli miktarda ve düzenli biçimde yağış düşmesidir. Ekvatoral bölge, Okyanusaliklimler ve yurdumuzda Karadeniz Bölgesi ,düzenli yağış rejimine sahip alanlardır. 2.DÜZENSİZ YAĞIŞ REJİMİ:Yağışın mevsimlere düzenli olarak dağılmadığı kurak dönemlere sahip yağış rejimidir.Savan,Akdeniz,Step,Tundra iklim bölgelerinde düzensiz yağış rejimi egemendir. YAĞIŞ REJİMİNİN ETKİLERİ: 1.Bitki örtüsünün zengin yada fakir olmasınıetkiler. 2.Akarsu rejimlerinibelirler.Yağış rejimi düzenliyse bölgede bulunan akarsu rejimleri de büyük oranda düzenli olur. 3.Yağış rejiminin düzenli olduğu alanlarda genelde sulamaya gerek kalmaz 4.Akarsu rejiminin düzenli olduğu alanlarda, nadas uygulamasına gerek kalmaz 5.Yetiştirilen tarım ürünlerini ve bunların verim durumunu etkiler. 6.Toprak oluşumunu ve yıkanma nedeniyle topraktaki tuz ve kireç miktarını belirler.  

Forumdan Son Mesajlar

Cemal ARİF ALAGÖZ
Perşembe, 28 Temmuz 2011
Cemal Arif Alagöz 17 Mart 1902 yılında İstanbul Beşiktaş’ta dünyaya gelmiştir. İlk öğrenimi Beşiktaş’ta ki Afitab-ı Maarif ve Mekteb-i Ümit isimli özel Barbaros Numune... Devamı...
IMAGE
Doç. Dr.Ülkü ESER ÜNALDI
Perşembe, 28 Temmuz 2011
Doç. Dr.Ülkü ESER ÜNALDI Doğum Tarihi ve Yeri: 22 Ocak 1965 - Zile   Eğitim Bilgileri Lisans: İstanbul Üniversitesi Coğrafya Bölümü, 1985 Yüksek Lisans: İstanbul... Devamı...
Ord. Prof. Dr. Ali TANOĞLU
Perşembe, 28 Temmuz 2011
Ord. Prof. Dr. Ali TANOĞLU (1904-1974) 1904 yılında Kosova'nın (Yugoslavya'da) Seniçe ilçesinde doğdu. 1929 da İstanbul Darülfünunu Coğrafya Bölümünü bitirdi. 1929-1933... Devamı...
IMAGE
Prof Dr. İhsan BULUT
Perşembe, 28 Temmuz 2011
Prof Dr. İhsan BULUT 1985 - Atatürk Üniversitesi Lisans 1988 - Atatürk Üniversitesi Beşeri ve İktisadi Coğrafya Yüksek Lisans 1992 - Atatürk Üniversitesi Beşeri ve İktisadi... Devamı...
IMAGE
Prof Dr. Nazmiye ÖZGÜÇ
Perşembe, 28 Temmuz 2011
Prof Dr. Nazmiye Özgüç   İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladıktan sonra, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’ne... Devamı...
IMAGE
Prof. Dr. ALİ SELÇUK BİRİCİ
Perşembe, 28 Temmuz 2011
    Prof. Dr. ALİ SELÇUK BİRİCİK Doğum Tarihi : 20 Eylül 1946. E-Posta: aselcukbiricik@marmara.edu.tr Lisans: Fizikî Coğrafya İstanbul Üniversitesi 1969 Y. Lisans:... Devamı...
Prof. Dr. Erol TÜMERTEKİN
Perşembe, 28 Temmuz 2011
Prof. Dr. Erol TÜMERTEKİN 23 Temmuz 1926 tarihinde İstanbul’da doğdu. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra,... Devamı...
IMAGE
Prof. Dr. İbrahim ATALAY
Perşembe, 28 Temmuz 2011
  Prof. Dr. İbrahim ATALAY   Doğum Yeri ve Tarihi:Malatya-06.05.1947 Uzmanlık Alanı :Fizik Coğrafya-Coğrafya Eğitimi-Ekoloji B. EĞİTİM DURUMU: Lisans : İ.Ü. Edebiyat... Devamı...
Prof. Dr. İsmail Yalçınlar
Perşembe, 28 Temmuz 2011
Prof. Dr. İsmail Yalçınlar 1915 (1331) senesinde Uşak'ta dünyaya gelmiştir. Babası tüccardan Osman Ağa, Uşak'ın eşrafından Kasaposmanoğullarından Hacı Veli'nin Oğludur.... Devamı...
IMAGE
Prof. Dr. M. Celâl ŞENGÖR
Perşembe, 28 Temmuz 2011
Prof. Dr. M. Celâl Şengör A. M. Celâl Şengör 24 Mart 1955’te İstanbul’da doğdu. 1973 yılında Robert Academy’yi bitirdi, 1978’de State University of New York at... Devamı...
IMAGE
Prof. Dr. M. Yıldız HOŞGÖREN
Perşembe, 28 Temmuz 2011
Prof. Dr. M. Yıldız HOŞGÖREN Doğum Yeri ve Tarihi: İstanbul, 1941 Medeni Durumu: Evli, 2 Çocuk Babası Askerlik Görevi: Yedek Subay Öğretmen, Midyat, 1962-1964 Lisans Öğrenimi:... Devamı...
Prof. Dr. Mecdi EMİROĞLU
Perşembe, 28 Temmuz 2011
Prof. Dr. Mecdi EMİROĞLU "Mecdi Emiroğlu 26 Eylül 1923 tarihinde, İstanbul’un Üsküdar İlçesinin Salacak semtinde dünyaya gelmiştir. İlk öğrenimini ve Orta öğreniminin bir... Devamı...
IMAGE
Prof. Dr. Mikdat KADIOĞLU
Perşembe, 28 Temmuz 2011
Prof. Dr. Mikdat KADIOĞLU EĞİTİM Lisans: İTÜ, Türkiye, 1984 Y. Lisans: University of Missouri-Columbia, ABD, 1987 Doktora: University of Missouri-Columbia, ABD, 1991 KISA... Devamı...
Prof. Dr. Necdet TUNÇDİLEK
Perşembe, 28 Temmuz 2011
Prof. Dr. Necdet TUNÇDİLEK 1921 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk ve orta eğitimini İstanbul’da yaptıktan sonra, 1942’de İstanbul Üniversitesi Coğrafya Enstitüsüne... Devamı...
IMAGE
Prof. Dr. Oğuz EROL
Perşembe, 28 Temmuz 2011
  Prof. Dr. Oğuz EROL 1926 yılında Bursa’da doğmuştur. İlk ve Orta Okul eğitimini İstanbul’da, Lise eğitimini Ankara’da tamamlayan EROL, 1947 yılında Ankara... Devamı...
Prof. Dr. Özdoğan SÜR
Perşembe, 28 Temmuz 2011
Prof. Dr. Özdoğan SÜR 1929 yılında Ankara’da doğan Özdoğan H. Sür ilk öğrenimini Ankara İltekin İlkokulunda, orta öğrenimini ise Ankara Atatürk Lisesinde tamamlamıştır.... Devamı...
IMAGE
ALFRED WEGENER
Cuma, 29 Temmuz 2011
ALFRED WEGENER: (1880 – 1930) Alman yerbilimcidir. Kıtaların kayması kuramını ilk kez ortaya attı. Wegener, başlangıçta tüm kıtaların Pangea adında tek bir kıta olduğunu,... Devamı...
IMAGE
Ali KUŞÇU
Cuma, 29 Temmuz 2011
Ali KUŞÇU: ( ... — 1474) Semerkand'da doğmuştur. İstanbul'un enlem ve boylamını ölçerek güneş saatleri yapmıştır. Astronomi ve matematik konusunda iki önemli eseri vardır.... Devamı...
IMAGE
AMASYALI STRABON
Cuma, 29 Temmuz 2011
AMASYALI STRABON: (M.Ö.58-M.S.21) Amasya'da doğmuş ve burada ölmüştür Dünyanın ilk coğrafyacısı olarak kabul edilmektedir.  Sardunya ve Etiyopya'nın sınırlarına kadar... Devamı...
IMAGE
ANAKSİMENES
Cuma, 29 Temmuz 2011
ANAKSİMENES (MİLETLİ)(İÖ 585–525) Yeryüzünü bir dikdörtgene benzeterek, dairesel bir denizin onu çevrelediğini savunmuştur. Gecelerin yüksek dağların güneş... Devamı...
IMAGE
ARİSTO
Cuma, 29 Temmuz 2011
ARİSTO: (İÖ 384-İÖ 322) Aristoteles, mantık biliminin kurucusu olarak kabul edilir.13 yaşındaki Büyük İskender'e öğretmenlik yapmıştır. Dünyanın yuvarlak olduğu... Devamı...
IMAGE
ARKHİMEDES
Cuma, 29 Temmuz 2011
ARKHİMEDES: ( İÖ 290*280 - İÖ 212* 211) Arkhimedes, ilkçağda önemli bir astronomi bilgini olarakta tanındı. Çeşitli, gökcisimlerinin yerden uzaklığı ile ilgili olarak bazı... Devamı...
IMAGE
BATLAMYUS
Cuma, 29 Temmuz 2011
BATLAMYUS ve BATLAMYUS'UN DÜNYA HARİTASI (PTOLEMAİOS) Mısır'ın İskenderiye kentinde yaşadı.  Dünya'nın evrenin merkezinde hareketsiz durduğuna ve yıldızların Dünya'nın... Devamı...
IMAGE
Biruni
Cuma, 29 Temmuz 2011
BİRUNİ: (973 – 1051) 11. Yüzyıla damgasını vurmuş büyük Türk bilgini olan Biruni Batı Harezm’in başkenti Kas' da 973 yılında doğmuş ve 1051 yılında Gazne' de... Devamı...
IMAGE
CARL RİTTER
Cuma, 29 Temmuz 2011
CARL RİTTER: (1779–1859)Carl Ritter Beşeri coğrafyanın kurucusu olarak kabul edilmektedir. Coğrafyacı kimliği yanında tarihçi ve felsefeci olarak tanınmıştır. Coğrafya... Devamı...
IMAGE
COPERNİCUS
Cuma, 29 Temmuz 2011
Polonya'da doğdu. Hukuk ve tıp öğrenimi görmüş, eğitimini tamamladıktan sonra papaz olarak atanmıştır. Copernik modern astronominin kurucusu olarak bilinir. De Revolutionibus... Devamı...
IMAGE
ERATOSTHENES
Cuma, 29 Temmuz 2011
ERATOSTHENES: (M.Ö. 284 – 192) Uzun yıllar İskenderiye Kütüphanesi'nin yöneticiliğini yaptı. Dünya’nın düz değil yuvarlak olduğunu ileri savunmuş, gezegenimizin çevresini... Devamı...
IMAGE
Evliya Çelebi
Cuma, 29 Temmuz 2011
Evliya Çelebi, 1611 – 1682 yılları arasında yaşamış ünlü bir seyyahtır. Evliya Çelebi, Seyahatname adlı eserinde gezip gördüğü yerlerin sosyal ve ekonomik durumunu, ilgi... Devamı...
IMAGE
FRİEDRİCH RATZEL
Cuma, 29 Temmuz 2011
FRİEDRİCH RATZEL: (1844 – 1904) İnsan ve çevre arasındaki ilişkileri ele alarak bu konudaki ilk olma özelliğine sahip olan Beşerî Coğrafya (Antropocoğrafya) adlı eseri... Devamı...
IMAGE
GALİLEİ
Cuma, 29 Temmuz 2011
LE OPERA Dİ GALİLEO GALİLEİ(1564–1642) Yaptığı teleskoplarla, mercek yüzeylerinin eğrilik derecesini denetlemek amacıyla geliştirdiği yöntem sayesinde, astronomi... Devamı...
HEKATUS
Cuma, 29 Temmuz 2011
HEKATUS: (İÖ 550–480) Mısır ve Asya'da incelemeler yapmıştır. Yeryüzünün Tanımı veya Dünyanın etrafında yolculuk (Periegesis veya Periodos Ges)adlı eserlerinde, Hazar... Devamı...
IMAGE
HEREDOT
Cuma, 29 Temmuz 2011
HEREDOT: (İÖ 440–425) Tarihin babası olarak kabul edilen Heredot, aynı zamanda coğrafya biliminin gelişmesinde önemli katkılarda bulunmuştur. Trakya, Anadolu ve Asya ülkelerine... Devamı...
IMAGE
28 Mart ve Turgutlu
Salı, 20 Eylül 2011
28 MARTI HATIRLAMAK  ACILARDAN DERS ALMAK GEDİZ DEPREMİ (28 MART 1970)  VE TURGUTLU’DA DEPREM GERÇEĞİ     Baharın ılık güneşi altında Gediz’de yine pazar... Devamı...
IMAGE
Bin Tepeler(Lidya)
Salı, 20 Eylül 2011
ANADOLU’NUN PRAMİTLERİ ‘’BİN TEPELER’’ (Lidya Kral Mezarları) Salihli (Manisa) ilçesinin kuzeybatısındaki Marmara Gölü’nün güney kıyısı boyunca uzanan ve... Devamı...
IMAGE
Çal Dağı Nikel Madeni ve Gediz Ovası'nın Geleceği
Pazartesi, 15 Ağustos 2011
ÇAL DAĞI NİKEL MADENİ VE GEDİZ OVASI’NIN GELECEĞİ   NİKEL: Yer kabuğunun belli başlı elementlerinden olan nikel doğada çoğunlukla demirle birlikte olmak üzere... Devamı...
IMAGE
Coğrafyacı Gözüyle
Pazartesi, 15 Ağustos 2011
ENGİN OK  Merhaba, ‘’COĞRAFYA HAYATTIR’’ sloganıyla yayına başlayan sitemiz geçen zaman içerisinde temel çıkış  noktası olan coğrafya içeriği yanında... Devamı...
IMAGE
Kula Emir Kaplıcaları
Pazartesi, 15 Ağustos 2011
KULA EMİR KAPLICALARI    Kula Emir Kaplıcaları Manisa’nın Kula İlçesine bağlı Şehitoğlu Köyü sınırları içerisinde, Gediz Nehri’nin kolu olan Geren Çayı... Devamı...
IMAGE
Organik Tarım
Pazartesi, 15 Ağustos 2011
ORGANİK TARIM   Tarım faaliyetlerinde kullanılan ilaç ve gübrelerin insan ve toplum sağlığı üzerindeki zararları günümüzde şiddetini arttırarak hissettirmeye... Devamı...
IMAGE
Sardes Artemis Tapınağı-Sard_Manisa
Pazartesi, 15 Ağustos 2011
SARDES ARTEMİS TAPINAĞI SARD-MANİSA   Sardes’te (Sard) bulunan tapınak günümüze kadar en iyi durumda korunmuş Artemis Tapınaklarından biridir. Tapınağın kalıntıları... Devamı...

Fotoğraf Galerimizden Seçmeler

Son Mesaj

alp
Sİte kurucusuna ; Bilgiler çok işime yaradı.ve cok ıyı bir site olmuş herşey için teşekkürler allah razı...

Yararlı Linkler

 

Üye Giriş-Yeni Kayıt

Site Sayacı

Bugün
Toplam
343
1125012

21 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi